Görüşler

İki sütun üzerine mahkum ülke siyasetinde yeni bir Tanzimat’ı tartışabilmek

İki sütun üzerine mahkum ülke siyasetinde yeni bir Tanzimat’ı tartışabilmek

Ekopolitik Düşünce Merkezi’nin kurucusu Tarık Çelenk “Belki de artık 1839’dan sonra artık 2024 model ikinci bir Tanzimat’ı tartışmak zamanı geldi” önermesi üzerinden değerlendirmede bulunuyor.

İbni Haldun, İslam ülkelerinde siyaset toplumun kamu kaynakları üzerinden zengin olma veya geçinme aracıdır der. Sanırım bu tanım sadece yöneticiler değil yönetilenleri de kapsamaktadır. Kamu rantından zengin olmaya, malum argoda yağma veya talan da denilmekte. Yağma veya talan ile eksiltilen kamu kaynaklarının sürdürülebilirliği sorunsalı bugünkü söz konusu ülkelerin temel problemi. Öncelikle bu tür ülkelerde sürdürülebilir bir yağma-talan düzeni metot olarak da şeffaflığın-hesap verilebilirliğin veya güncel tabirle demokrasinin olmamasını gerektirmekte. Sadece devlet rantı değil ücretlilerin ve sosyal yardımların da kamu kaynaklarından finanse edilebilmesi bu tür yönetimlerin yoksullar indinde sempatik kılmakta. Seçimle gelinen otoriterlik için halkın rızası sadece sandık için de olsa da gerekli olmakta. Toplumun belirli oranda rızasını da almak gerekmekte. Buna, toplum ve otoriter yöneticilerin bu konudaki akitlerine, bizlerde rıza temelli sandık demokrasisi veya literatürde otoriter pazarlık da denilmekte.

resim.jpg

***

Güvenlikçi anlayış sahibi atanmış veya veteran bir gurubun ise seçilenlerle otoriter ittifak yapmak üzerinden halkın rızasını almak ise kendi politikalarının rahat uygulanabilirliği açısından bu durumu kendilerine cazip hale getirmekte. Tabi ki otoriter pazarlığın devam edebilmesi bir şekilde sürdürülebilir kamu rantına bağımlı olmakta. Rusya ve Ortadoğu ülkelerinin bir kısmındaki sonsuz denilebilecek enerji kaynakları bu ülkelerde otoriter sürdürülebilirlik için önemli rol oynamakta. Bizim gibi demokrasi geleneği kısmen olan ülkeler için ise inşaat sektörü ve alt yapı yatırımlarıyla hazine arazilerinin rantı özellikle yoksullar için bu sürdürebilirliğin temel bir diğer unsuru.

***

Enerji kaynakları veya hazine rantı üzerine kurulan bir ekonomi, otoriter bir yönetim ve bunu taşıyabilecek popülist bir bekacı ideolojiyi gerekli kılmakta. Katma değer üreten -rekabetli-yüksek teknoloji ve orta üst sınıf meslek sahibi beyaz yakalılar ise otoriterlerin çıkar ve ideoloji olarak ilgi alanlarında değil. Bu tür özellikteki gerçek burjuvanın ise yönetimle ilişkileri her zaman yönetim açısından belli riskleri taşıtmakta. Bu nitelikli gurupları da otoriterler, kolayca seslerini batı işbirlikçisi ve Sorosçu gibi yaftalarla kısabilmekte veyahut beyin göçüyle ülkeden ayrılmalarına dolaylı teşvik de edebilmekteler.

***

Ülkemizde son 20 yılda verilen maden özelleştirme ruhsatları 385 bin civarında. Halbuki Cumhuriyetin ilk 80 senesinde bu verilen ruhsatların miktarı 1100’ü geçmiyordu. Bu bile son yıllarda ülkenin otoriter pazarlık konusunda kaynak kullanımına dair ilginç bir gösterge olabilmekte. Demokrasi ve çoğulculuktan ayrılıp otoriter pazarlık çevrimine giren Türkiye gibi ülkelerin refah liginde serbest düşüşe geçmeleri veyahut gelir dağılımı adaletsizliğinde yükselişe geçmesi sürpriz olmamakta. Sinan Ateş cinayeti örneğinde yaşanan adaletsizlik ve vicdanları yaralayan toplumun gözü önünde gerçekleşen siyasi pazarlık görüntülerinin seçmende pek karşılığı olmamakta. Bunda da toplumun hukuk ve demokrasinin olmaması ile yoksulluk arasındaki doğru orantılı ilişkiyi idrak ettirilmemesi rol oynamakta. Belki de popülist beka ideolojisinin gerektirdiği sorgulanamaz bir derin hikmetin toplum tarafından bu işin içinde olduğu da var sayılmakta.

***

Türkiye’de siyasetin belirleyiciliği 1950 seçimlerinden bu yana ara vesayetlere rağmen halkın rızası üzerine. Belirttiğimiz siyaset üzerinden zenginleşmenin kaynağı, köyden kente sürekli teşvik edilen göç ve hazine arazilerinin yağmalanması üzerine. Bu durum bize açgözlü imar değişim planları ile karşımıza mega kentleri değil mega kasabaları ve tersine gelişmiş köylülüğü çıkarmakta. Bu finansman modelinin yolsuzluk üzerinden bir hizmet üretmesi de muhafazakar mahallede yolsuzluğu önemsizleştirmekte.

***

Ülkemizde İbni Haldun’un tabiriyle “siyasetin asabiyesi” devletten bir kamu finansman, zenginleşme veya geçinme modeli olarak coğrafi ve sosyolojik iki temel sütün üzerinde durmakta.

Birincisi, Kuzeydoğu Karadeniz üçgeninin temsil ettiği inşaat-müteahhit lobisi. İkinci sütun ise Gümüşhane-Bayburt-Erzurum- Erzincan veya K. Maraş-Osmaniye-Adana gibi üçgenlerin temsil ettiği Dr. Mustafa Çalık’ın doktora tezinde 1bahsettiği “Refleksif Kasaba milliyetçiliğidir”. Bu milliyetçiliğin kökeninde İmparatorluktan buyana kurucu unsur ve ülkenin gerçek sahibi olup kan bedelini ödediği halde takdir göremediklerini inanan bir toplumsal tabanın dışlanmışlık duygusu söz konusudur. Dedeleri Yemen’den Galiçya’ya asker yazılmış bu coğrafyanın insanlarının torunlarının da samimi duygularının çetelerce kullanılmaması için kapalı kaldıkları kasaba milliyetçiliğinden kentli bir vatanseverlik anlayışı içeren kültür milliyetçiliğine dönüşümleri elzemdir. Bu unsurun genç milliyetçi aktivistlerinin- aydınların büyük kesiminin dil bilmemesi, dış dünya pencerelerinin kapalı olması ve kendi kütüphanelerini bile tam değerlendirememeleri bugünkü örnekleriyle ilgili handikabın temelini teşkil etmektedir. Zaman zaman şiddetle kendini ifade bu genç kesim için kendilerini kullananların gelecekleriyle oynadıkları anlatılmalıdır. 68-78 kuşağının Sağ ve Solda vuruşanları bu kullanma hikayesini acı örnekleriyle yaşamışlardı. Bu üzücü bir durumdur. Çalık kitabında bunu “Kasaba toplumunun şiddet alışkanlığı: mahalle ve bölgecilik kavgalarından militanlığa giden yol” bölümünde izah etmektedir. Her şeye rağmen görünmeyen ama kendini hissettiren dış dünyaya açık Muhafazakar ve devlet dönüşümünü elzem gören Milliyetçi harekette ciddi bir Milliyetçi ve girişimci demokrat aydınların da varlığına şahit olmaktayız. Bunların varlığı aynı yapı içindeki malum irtibatlı unsurları rahatsız etmektedir. Milliyetçi demokrat aydın siyasetçi ve gençlerin ülkenin geleceğine ve söz konusu gençlere yapabilecekleri katkı da sorumluk da tartışılmazdır.

Bu iki sütun arasında bazı ortak özellikler mevcut. Öncelikle bu gurupların kendi coğrafyaları içinde ciddi feodal toprak rantları ve gelirleri mevcut değildir. Bu koşullarda bu iki sütun ile temsil edilen toplumsalın bireyi ya kendi ayaklarının üstünde durmaya çalışacak mücadelesini verecek ya da devlete sırtını dayamak isteyecektir. Karadeniz insanı çalışkanlığı ve mücadelesinde, diğer söz konusu Anadolu üçgenlerindeki ilgili parti üzerinden kutsal devlet kapısı ekmek kapısı anlayışlarını da bunlara bağlamak gerekebilir. Belki de bu durumun amiyane politik trajik sonucunu da devlet rantından faydalanan ilgili bir kısmın Karadeniz müteahhit lobisi ve ilgili partinin de bürokrasideki gücü olarak da özetleyebiliriz. Yoksuldan zengine kadar sürdürülebilir ve sürekli yapılandırılabilir bir devlet rantının yönetiminin ancak merkez Sağ becerikliliğine de muhtaç olduğunu da bu arada hatırlatmak gerekir. Siyasi tarihimiz de bunu bize göstermiştir.

İki sütun arasındaki bir diğer ortak özellik de rekabete açık nitelikli bir meslekliler, işbirlikçi olmayan beyaz yakalılar ve ilgili burjuvanın eksikliğidir. Bu durum da şu anki siyasete hakim olan iki sütun tabanlı bu koalisyonun ekonomik ve sosyal sorunlara kalıcı çözüm üretemeyeceği kaygısını bizlere taşıttırmaktadır. Ülkemiz hızla milletler liginde irtifa kaybetmektedir.

***

Muhalefet 3. bir sütunu diğer iki sütunu da ikna ederek inşa edebilecek mi? Temel soru budur. 3. Sütun başta yaşanmış tarihin yeniden gerçekleriyle irdelenerek ortak aidiyetle geleceğin birlikte inşasından başlar. Muhalefet de sorunun özde bir metodoloji sorunu olduğunu görememektedir. Sorun sadece bir iktidar veya iktidarın değişimi sorunu değildir. Sorun devleti, değerleri ve niteliği toparlama sorunudur. Belki de artık 1839’dan sonra artık 2024 model 2. bir Tanzimat’ı tartışmak zamanı geldi. Ne dersiniz?

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum
Bunlar da İlginizi Çekebilir