Görüşler

İran’da alevler yükselirken İslâm dünyası ne düşünüyor?

İran’da alevler yükselirken İslâm dünyası ne düşünüyor?

Prof. Dr. Fikret Karaman, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaliyle başlayan ardından Arap Baharı sırasında Libya ve Mısır’da yaşananlar ile son olarak da İran’a yapılan saldırılara sessiz kalan İslam dünyasını eleştirdi. İslam İşbirliği Teşkilatı’nı “Bu ve benzeri gelişmeler karşısında İslam dünyası haklılığını ve mağduriyetini gündeme getiremezse yarın oluşacak haksızlıklar karşısında daha zayıf kalacağı tartışmasızdır” diye uyardı.

3 Şubat 2026 tarihinde “Akademik Akıl” da yayınlanan bir yazımızda İran’ın “istihbarat zafiyeti” başta olmak üzere bazı eleştiri ve endişelere dikkat çekilmişti. O yazıdan beş gün sonra ABD ve İsrail birlikte İran’a saldırmaya başladılar. Şu anda o gün yazdıklarımı parantez içine alarak iki zorba gücün son çeyrek yüzyılda İslam coğrafyasındaki tahribat ve insanlık dışı vahşetlerini biraz irdelemeye çalışacağız. Hatırlanacağı üzere ABD 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin kitle imha silahlarına (nükleer, biyolojik, kimyasal) sahip olduğu iddiasıyla Irak’ı işgal etmiş ve bir milyona yakın insanın öldürülmesinden sonra ülkenin petrol kaynaklarına ortak olmuştur. 30 Aralık 2006 tarihinde ise Kurban Bayramı’nın ilk gününde Saddam Hüseyin idam edilmiş ve gerekçe gösterilen silahlardan artık söz edilmemiştir. 2011 yılında başlayan “Arap Baharı” sürecinde de Libya devlet başkanı Muammer Kaddafi 20 Ekim 2011’de linç edilerek öldürülmüştür. 17 Haziran 2019 tarihinde ise sıra Mısır’a gelmişti. Önce Devlet Başkanı Muhammed Mursi görevden alınmış ve yargılandığı mahkeme salonunda bilincini kaybettiği ifade edilerek hastanede vefat ettiği açıklanmıştır. Afganistan ve Suriye’de ise olup bitenlerden sonra suların ne zaman durulacağı henüz belli değildir. Şimdi de ABD demokrat senatörlerinin “aptal” olarak tanımladıkları Trump ile 75 bin Gazzeli’nin katili Netanyahu ikilisi zulümde el kaldırarak İran savaşını başlatmışlardır. ABD’nin dini hayatında söz sahibi olan Evanjelikler de boş durmamış kontrolünü kaybederek Nobel ödülüne umutlanan liderleri için oval ofiste düzenledikleri dua seanslarıyla kutsamaya devam etmektedirler.

EVRENSEL HUKUK KURALLARINA SAYGI

ABD başta olmak üzere Hıristiyanlık dünyasının en büyük argümanı hukuk, demokrasi, insan hakları, özgürlük ve çevre gibi değerlerle övünmeleridir. Oysa ki sahada özellikle İslam alemiyle ilgili konularda bunun karşılığını görmek mümkün değildir. Örneğin ABD, Umman’da İran ile yürüttüğü diplomatik görüşmelerin ikinci etabının, karşılıklı rıza ile Cenevre’de yapılması için karar almalarına rağmen ertesi gün İsrail’in hazırladığı saldırı planıyla Tahran’a bomba yağdırmışlardır. Böylece ilk saatten itibaren savaş hukuku ve kuralları çiğnenmiş, ülkenin 85 yaşındaki Ruhani Lideri Ali Hamaney ile komuta kademesindeki üst düzey yöneticileri öldürülmüşlerdir. Daha üzücü olanı aynı gün Minab’ta bir okula düzenlenen füzelerle 175 masum kız öğrenciyi öldürmeleridir. Bu vs. eylemler sadece kuralların ihlali değil aynı zamanda savaş ve insanlık suçudur. Yeri gelmişken bir hususu da hatırlatmakta yarar vardır. Bilindiği üzere Cahiliye döneminde bile Ramazan ayının aralarında bulunduğu haram aylarda zulüm ve savaş yasaklanmıştır. Fakat Siyonist İsrail ve hamisi ABD Müslümanların hassasiyetini görmezlikten gelerek Ramazan ayı ve bayram gibi kutsal günleri hiç tanımamıştır. Özellikle cuma günleri ve Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya giden Müslümanlara her türlü şiddet ve psikolojik baskılar uygulanmaktadır.

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI NE İŞ YAPAR?

Halen 60 civarında İslam ülkesinin üye olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı adıyla çatı bir kuruluş bulunmaktadır. Bu teşkilat NATO gibi silahlı bir organizasyon olmamakla birlikte İslam ülkelerinin eğitim, kültür, siyasi, ekonomi ve diplomatik çıkarlarını korumak gibi bir sorumluluğu olmalıdır. Zira yaşadığımız çağ, haberleşmenin/iletişimin, propagandanın en hızlı ve etkin olduğu bir çağdır. Yaşanan olaylarla ilgili kamuoyunun anında ve doğru bilgilerle aydınlatılması hayati önem arz etmektedir. Buna göre geçmişte Irak bugün için İran hakkında iddia edilen imha silahlarının daha tehlikeli olanları ABD ve İsrail’de üretilip pazarlanmaktadır. Dolayısıyla bütün canlıları hatta tabiatı yok eden kimyevi silahlar konuşulacaksa önce ABD ve onun Orta Doğu’da öncü karakol görevini yapan İsrail ile işe başlamak gerekir. Ayrıca ABD İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, “İsrail’in Orta Doğu’nun tamamı üzerinde kontrol sağlamasının kabul edilmesi gerekir” mealindeki açıklaması de diplomasideki kırmızı çizgiyi çoktan aşmış ve İslam ülkelerinin egemenliğini yok saymıştır. Bu ve benzeri gelişmeler karşısında İslam dünyası haklılığını ve mağduriyetini gündeme getiremezse yarın oluşacak haksızlıklar karşısında daha zayıf kalacağı tartışmasızdır. Oysa ki insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav) savaşlarda; kadınların, çocukların, hastaların, sakatların/özürlülerin, yaşlıların, ibadet yerleri ile kendi işlerini yürütmekte olan çiftçi, işçi ve iş adamlarının öldürülmesini yasaklamıştır. Buna göre; “İslam İşbiriliği Teşkilatı” başta olmak üzere İslam ülkeleri ve sahip oldukları sivil toplum örgütlerinin her biri kendi adına genelde bütün dünyayı özelde İslam coğrafyasının barış ve huzurunu dinamitleyen, hak, hukuk ve insanlığa saygı duymayan, kendi halklarının bile güvenini kaybeden sözlükte karşılığını bulmakta zorlandığımız bu iki sadist ve zorba insanı durdurmanın zamanı gelmiş ve geçmektedir.


İKİYÜZLÜ BATI HİÇ DEĞİŞEMİYOR

Batı genellikle Müslüman ülkelerde meydana gelen olaylarda ABD ve İsrail’in yanında durmayı tercih etmektedir. Ancak hem Filistin hem İran konusunda İspanya İslam ülkelerinden daha cesur ve değerli bir duruş sergileyerek ABD ile İsrail’in haksızlığını açıkça dile getirmiştir. Fakat diğer ülkeler şaşırtmadı ve saldırgan gücü destekler mahiyette açıklamalarda bulunmuşlardır. Oysa ki dünya kamuoyu doğru bir empati yapmış olsaydı, Şii inancı özelinde İran’ın dini/ruhani liderlerinin öldürülmesi Hristiyan dünyasını temsil eden Papa’nın öldürülmesinden çok farklı değildir. Bir an için varsayalım Papa için böyle bir olay gerçekleşmiş olsaydı acaba Hıristiyan dünyası ne yapardı ve neler söyleyecekti? Bunları tahmin etmek ve okumak zor değildir. Her defasında demokrasi ve insan haklarıyla başkalarına ders vermeye kalkan bu ülkeler, 85 yaşındaki dini lider ile 175 kız öğrenciyi katlederek açık savaş suçunu işleyen ve kanla beslenen iradeyi kınamaya cesaret edememişlerdir.

BÖLGEDEKİ ABD ASKERİ ÜSLERİ

Bu yeni savaşla birlikte ABD askeri unsurlarının körfez ülkeleri başta olmak üzere İslam coğrafyasının en stratejik noktalarına kadar nasıl yerleştikleri bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Yakın mesafelerle kurulan bu üslerin, bulundukları ülkenin güvenliğinden çok İsrail’in emniyetini sağlamaya yönelik olduğundan şüphe yoktur. ABD ve İsrail’in menfaati söz konusu olduğunda bu üslerin kullanılmasında bir sakınca görülmeyecektir. Tıpkı şu anda İsrail lehine bir güvence, İran’a karşı ise büyük tehdit oluşturduğu gibi. Doğal olarak saldırıya maruz kalan İran, 10 bin km uzaklıktaki ABD kaynaklarına ulaşmayacağına göre bölgedeki düşman üslerini hedef seçmesi kadar meşru bir hak olamaz. Şu var ki İran bu hakkını kullanırken komşu ülkelere zarar vermemeye özen göstermelidir. Müslüman ve komşu ülkelerin de dünyanın en güçlü silahlarına karşı savaşan İran’ın tutumunu anlayışla karşılamaları gerekir. İstenmeyen olaylar yaşansa bile ikili görüşmelerle ve sühuletle çözümlenmelidir. Aksi halde bu süreçte İslam ülkeleri arasında meydana gelebilecek bir anlaşmazlıkta en çok ABD ve İsrail mutlu olacaktır. Canları kıymetli askerlerini kaybetmeden başarı elde etmek isteyen bu zorba güçler, bölgedeki Kürtleri ve bazı komşu ülkeleri bile vekaletle İran’a karşı savaşmalarını istemektedirler. Zira dünyayı avuçlarında tutmak isteyen asi ve azgın güçler, amaçlarına ulaşmaları için her şey mubahtır.

*Prof. Dr. Fikret Karaman, Eski Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı ve Malatya İnünö Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir