Görüşler

Medyanın Suriye konusundaki sorunlu dili

Medyanın Suriye konusundaki sorunlu dili

Prof. Dr. Hakan Temiztürk, Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin Türk basınının yaklaşımını yazdı. Temiztürk iktidara yakın basının, basının geri kalanını ve siyasetçilerin kullandığı ifadeleri hedefe koyup eleştirmesini hatalı, yanlış, kötü ve haksız bir üslup olarak değerlendiriyor.

YPG/SDG’li teröristler Halep’in birkaç mahallesinde gerçekleştirdiği saldırılarda çok sayıda sivili katletmiş ve kısa süreli bir ‘iç savaş’a sebep olmuştu. Suriye ordusunun karşı harekâtıyla birkaç gün içinde püskürtüldükten sonra yıllardır elinde tuttuğu kasaba ve şehirleri kaybederek geri çekilmişti.

Bunlar Fırat’ın batısında olmuştu. Oysa Türkiye ve Suriye YPG/SDG’yi Fırat’ın batısı şöyle dursun doğusunda bile görmek istemiyordu. Ama sahadaki durum Türkiye için de Suriye için de beklentilerin zıddına, YPG/SDG lehine bir görüntü veriyordu. IŞİD örgütlenmesini gerekçe gösteren ABD’nin desteğini alan YPG/SDG, bölgenin kontrolünü yaklaşık 10 yıldır elinde tutmuştu. ABD, 2014’ten itibaren Suriye’de IŞİD ile mücadelede YPG/SDG’yi en önemli müttefiki olarak görmüş, muazzam silah desteği vermişti.

Suriye’deki iç savaş ve istikrarsızlık da onların işini kolaylaştırmıştı. Uluslararası konjonktürün Türkiye ve Şam karşıtı, ABD, Rusya, İsrail destekçisi olması da cabasıydı…

BAĞIMSIZLIK BEKLERKEN…

BBC’nin hatırlattığı gibi, Mayıs 2017’de dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Jonathan Cohen, ülkesinin YPG ile ilişkilerini “geçici, ortak çıkarlara bağlı ve taktiksel” olarak nitelendirmiş ve “YPG’ye hiçbir şey vadetmedik. Bu mücadelede yer almak istedikleri için savaşıyorlar” demişti!

Trump etkisinin yeni yeni hissedilmeye başladığı dönemdeki bu sözlerin benzerleri ilerleyen süreçte fazlasıyla sarf edilecekti; üstelik sadece Kürtler için değil kriz bölgelerindeki bütün ülkeler için. Çünkü Trump sadece öngörülemez ve çılgın bir siyasetçi değil aynı zamanda iyi bir ‘satıcı’ idi!

Son olaylardan sonra Kürtleri satmakta bir an bile tereddüt etmeyecekti. 20 Ocak’ta yaptığı açıklamada, “Kürtleri seviyorum” diyecek ama ardından, “Onlara muazzam paralar ödendi. Petrol ve başka şeyler verdik. Bunu bizim için yaptıklarından daha fazla kendileri için yapıyorlardı” ifadelerini kullanmakta beis görmeyecekti.

Suriyeli Kürtlerin bölgedeki istikrarsızlıktan istifade ederek ABD desteğiyle bağımsızlık elde etme hayallerine kapılması bir kez daha boşa çıkacaktı.

(PYD’li Salih Müslim Eylül ayında bu hayalini dışa vuran şu açıklamayı yapmıştı: “Yeni Suriye hükümeti adem-i merkeziyetçiliği tanımayı reddederse, bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız!” Aralık sonlarında bianet’e yaptığı açıklamada ise Ankara’nın Şam hükümeti üzerindeki etkisini çözüm odaklı kullanması için çağrı yapmıştı. Aynı açıklamada “Türkiye’nin ‘PKK’lılar, PYD’ye katılır’ kaygısı bitmeli, bizim gücümüz bize yetiyor!” sözleriyle adeta meydan okumuştu.

Benzer bir şekilde 10 Mart mutabakatına imza atan Mazlum Abdi de sahadaki durumun kendi lehlerine olduğunu düşünmüş ve Suriye ordusuna entegre olmak yerine Kuzey’de kendi devletlerini kurabilecekleri zehabına kapılmıştı. Entegrasyona razı olmayan, başka hedefler peşine düşen, bunun için son olarak Halep ve çevresinde bir kere daha silaha başvuran Mazlum Abdi ve çevresindekiler, bağımsızlık bir tarafa Fırat’ın batısındaki yerlerinden olmakla kalmayıp Fırat’ın doğusundaki küçücük bir alana sıkıştırıldı.)

Arap aşiretlerin Suriye ordusu ile birlikte hareket etmesi, -yine BBC’nin bir ABD’li yetkiliden aktardığına göre- ABD’nin NATO müttefiki Türkiye ile karşı karşıya gelmekten ve gelecekte Suriye’nin iç yapısına müdahale etmekten kaçınması, Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşu ile YPG/SDG elindekilerini de kaybetti.

Türkiye ve Suriye ile anlaşmak, coğrafyanın yerlileri ile bir arada yaşamanın çarelerini aramak yerine müstemlekelerden ve müstemleke valisi gibi hareket eden ABD’li elçilerden ve sırtlarını sıvazlayan ABD’li askerlerden medet ummak kaybettirdi. Kürt sanatçı Şivan Perver’in ağlamaklı bir şekilde ABD’ye tepki göstermesi işe yaramayacak; zira Suriyeli bir Kürdün dediği gibi “Amerika müttefiklerini, barbarlara ve teröristlere karşı güç bir savaş verip binlerce şehit veren müttefiklerini ilk kez terk etmiyor”du. Bu, hep olan şey… Bundan sonra daha kötülerini de yapacaktır ABD hiç şüphesiz. Ve bunu sadece Kürtlere değil herkese yapacaktır; zira artık ABD en tehlikeli siyasi tipin yönetiminde…

Yaşanan son gelişmelerin ‘terörsüz Türkiye’ sürecini etkilememesi lazım. Ama bunun bir temenniden öteye geçmesi zor görünüyor. Çünkü süreç bugüne kadar ağır aksak bir şekilde ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dışında kimsenin risk almaktan kaçındığı bir düzlemde yürüyor. İktidar temsilcilerinin çekingen tavrı, DEM yöneticilerinin yüksek beklentileri, buna karşılık sonuncusu Nusaybin’de olmak üzere yer yer kendini dışa vuran provokasyonlar süreci bir çıkmaza sürüklüyor gibi… Medyanın ikircikli, tutarsız, provokatif yaklaşımları da süreci tehdit ediyor.

Suriye’de, Halep ve çevresinde son olayların yaşandığı günlerde Diyarbakır’da bir gazete patronu ile sözlerinden DEM’li olduğu anlaşılan bir siyasetçinin olayları değerlendirirken sarf ettikleri sözler ve takındıkları tavır Türkiye’deki bazı Kürt grupların da Suriye’de olan bitenden nemalanmaya, kendilerine pay çıkarmaya çalıştıklarını gösteriyordu. Türkiye’deki siyaset ve medya çevrelerinin Halep’teki olayları aktarma ve yorumlama tarzından rahatsız olduklarını dile getiren siyasetçinin “Bu süreç son şans. Başarıya ulaşmazsa haritalar yeniden çizilir. Suriye’deki durum (o günlerde YPG/SDG lehine görünen durumu kastediyor) Türkiye’yi de etkiler ve buradaki Kürtler de harekete geçer” şeklindeki sözleri dikkat çekiciydi.

(Gazete patronu ve söz konusu siyasetçinin medyadaki “Suriye ordusu YPG’yi süpürüyor” söylemini kendileri açısından rahatsız edici bulmaları anlaşılabilir bir şey. Zira sorunlar, olaylar ve genel anlamda süreç medyanın merkezinin bulunduğu İstanbul’dan göründüğü gibi değil; bölgenin dinamikleri, tecrübeleri, hassasiyetleri Türk medyası tarafından çoğunlukla göz ardı ediliyor.

Aslında Türk medyasının bu süreçteki dili, üslubu ve genel tavrı çok sıkıntılı. Kimi zaman Abdullah Öcalan’a ‘terörist, cani, bebek katili’ diyenleri sürece ihanet etmekle suçlayan bir yaklaşım, kimi zaman CHP’li siyasetçileri ya da mesela Karar gazetesini “‘SDG’ mi dedi, ‘YPG’ mi?” sorgulamasına tabi tutan kibirli dil, her adımda, her gelişmede, her olayda kendilerinden saymadıkları yorumcunun, siyasetçinin, habercinin niyetini hedefe koyan kirli üslup.. bunların hepsi hatalı, yanlış, kötü ve haksız…)

Suriye’nin kuzeyine yerleştiğinden beri hem Türkiye için hem Suriye için ama belki en çok da bölgenin Türkmen, Kürt ve Arap halkı için sorun çıkaran, şiddet ve terör üreten YPG/SDG varlığı/tehdidi artık sadece Türkiye ve Suriye için değil, Kürtler için de önemli bir kötülük. Onların kötülüklerinden kahramanlık öyküsü çıkarmaya çalışmak abesle iştigal. Gelinen noktada sırtını ABD ve/veya İsrail gibi kötünün kötüsü güçlere dayayanların kaybettikleri bir kere daha görüldü. Bunu gören Suriyeli ve Türkiyeli Kürtlerin, Kürt grupların, Kürt siyasi hareketlerinin ABD ve/veya İsrail’den medet ummak yerine bu coğrafyada ilelebet birlikte yaşayacakları halklarla birlik beraberlik içinde bölgenin huzur ve refahı için mücadele etmesi tek çıkar yoldur…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir