Görüşler

Yağışlar unutuldu çağlayan dereler türkülerde kaldı

Yağışlar unutuldu  çağlayan dereler  türkülerde kaldı

Sosyolog Dr. Dursun Ayan, dünyanın bugün ve gelecekte en büyük sorunu halin egeleceği belirtilen kürsel iklim değilişkiği ile birlikte değişen yağış rejimini yazdı. ‘Çağlayan dereler’in artık türkülerde kaldığını belirten Ayan, artan sıcaklıklara, azalan yağmurlara ve artan kuraklığa dikkat çekti.

MEVSİMSİZ SOĞUKLAR

Meteoroloji verileri Dünya genelinde yağışların 2000’li yılların başından beri azalmaya başladığını, havanın ise Dünyada ortalama 1℃ dereceye, Avrupa’da 2,5℃ kadar ısındığını göstermekte. Yaklaşık çeyrek asırlık bu kuraklık döneminde insan hafızasının belli başlı fırtına günlerini, kar-yağmur hareketlerini unuttuğu anlaşılmaktadır. Halk arasında sayılı günler denilen yağışlı ve fırtınalı günlerin folklorik malzeme olarak ya da duvar takvimlerindeki sağlam bilgiler olarak unutulduğu görülmektedir. Bu durum 2026 Nisan ve Mayıs aylarındaki kar yağışlarının halkta yarattığı şaşkınlıkla kendini göstermişti. Abrul Beşi Soğuklarını (15-25 Nisan arası soğuklar) soğuk ve karla hatırlayarak biraz da şaşkınlık yaşamıştık. Unutulan, nadir de olsa, Hıdırellez’deki kar yağışı bu yıl kendini gösterdi, dere taşkınları, toprak kaymaları, köprülerin sele kapılması, aşırı rüzgârdan düşen reklam tabelaları, güneş enerji panelleri ve uçuşan çatılar kara, rüzgâra eşlik etti. Buna Kara Hücre diye isim takmaktan da geri durmadı insanımız.

Halk arasındaki tabirle yaza giriyoruz; duvar takvimleri buna Hızır Günleri diyor. 6 Mayıstan Kasım ayının ilk haftasına yani Pastırma Sıcaklarına kadar nasıl bir sıcaklık seyri olacak bunu göreceğiz. Tahmin olarak şunu demek mümkün 2026 geçen 20 yıla göre bu yıl dört mevsimi göstermeye başladı; yazın da hatırı sayılır olması mümkün. Avrupa’nın ısınması Türkiye’de nasıl bir etki gösterecek ya da Çöl sıcakları denilen havalar güneyden gelerek Türkiye coğrafyasının iç kesimlerine nasıl yansıyacak? Akdeniz sahillerine güney Akdeniz ve Kızıldeniz’in can yakan balıkları gelecek mi?

Hıdırellez ile yaz başlasa da havaların pek durulmayacağı sayılı günlerde kendini birkaç fırtına ile Haziran başına kadar gösteriyor. Gündönümü Yağışları (21 Haziran) da akılda tutulmalı. Fırat suyunun artması, Çiçek Fırtınası, 7 Mayıs: fırtına, yağmurlar, 10 Mayıs: (doğu) Şark Rüzgarlarının Esmesi, 12-13 Mayıs: Mevsimsiz Soğuklar, 16 Mayıs: Kokulya Fırtınası ve Filiz Kıran Fırtınası. 17 Mayıs gül mevsimi olarak geliyor gelmesine ama güller açana kadar havanın, suyun hali oldukça canlı. Hesapta olmayan soğukları bugünkü gazete ve tv haberleri yeni bir şeymiş gibi verse de takvimler işin farkında; binlerce yıllık tecrübeye dayalı meteoroloji bilgisini aktarıyor.

DERELER ÇAĞLAR OLDU

“Dereler çağlar oldu gözlerim ağlar oldu”. Bu türkü aslında insanda duyguların canlandığı ama koşulların bu duyguların gerçekleşmesine engel olduğu şeklinde yorumlanabilir. Dereler gerçekten çağlıyor ama dere yatakları, bazı arazi kesimleri hele ki şehir içinde kalan dere yatakları ve yakınları pek de uygun değil. Mayıs başında Fırat suyunun artması diye yağışlara işaret eden bilgi aslında bu nehre akan dereleri anlatıyor. Fırat suyu taşar da Kızılırmak, Yeşilırmak ve adını sayamayacağımız kadar büyük ırmak ve ona su taşıyan dereler çağlamaz mı, taşmaz mı? Derenin taşacağını yirmi yıldır unutsak da dere yolunu biliyor; halk demez mi “Su akar yolunu bulur” Dereler yolunu bulmaya, taşmaya, çağlamaya yeniden başladı. Ama dere yatağında ev var, sosyal tesis var, iş yeri var hatta metro hattı var. Yol yapılmış dere bir daha oralara uğramaz diye. “Dere ağzına ev yaparsan sel için ihtiyarlıkta genç alırsan el için” atasözü bunu insana söylemiş ama belediye teşkilatları insan olmadığı için bu sözü duymamış, duysa da unutmuş. Eski sel yatakları, dere boyları iskana açılmış, teknoloji sayesinde taşkınlar kontrollü beton dere yataklarında zarar vermeden epeyce senedir akıp gelmiş.

Ankara’nın Kavaklıdere’si, Dikmenderesi Sıhhıye’de, Bülbülderesi, İmrahorderesi Kolej’de buluşarak gözden ıraklaşmış sadece adları kalmış. Ama bu derelerden gelen sular eski binalarda, şehrin düşük rakımlı yerlerindeki kanalizasyonlarda kendini hatırlatıyor. Gençlik Parkı ile Yenimahalle İstanbul Yolu arasında yüksek binaların uzun süre yapılmaması bu bataklık bölgenin park ve spor alanlarına ayrılması, kestane, akasya, salkımsöğüt, çınar, dişbudak ağaçlarıyla kurutulmaya çalışılması tarihi 1927’lere dayanan bir coğrafya ve iklim bilgisinin sonucudur. İskana açılmaması insanı korumak için bir önlemdir. Kızılay ve Sıhhıye’deki mazgallar, Balgat köyü, Sincan Köyü, Etimesgut köyü düzlüğündeki yer altı geçitleri büyük binaların yükselmesiyle teknoloji sayesinde kendini kurtarıyor.

İstanbul’a diyecek sözüm yok Yahya Kemal tepelerden bakmış ama derelerini, bu yataklara gecekondu yapan gurbetçi evlerini şiirine taşımamış. Nazım Hikmet’in Yedi Tepeli Şehir’inde ayrılık ve güller var. İstanbul’dan ayrılmayanların gecekondu kaderi Keşanlı Ali Destanı (Haldun Taner) ve Gurbet Kuşları (Kemal Tahir) adlı eserlerle edebiyata taşınıyordu. Gazete haberleri ise dere yataklarında evlerini su basanları mevsimlik olarak belirtip gelecek sele kadar kaderine terk ediyordu.

Maçkaderesi ağzına yapılan Dolmabahçe Sarayı dönemin yüksek teknolojisini zeminde uygulamak için yüksek masraflar yapılarak ihtişamıyla ayakta dururken, Dolmabahçe Stadyumu çok büyük masraflarla ayakta tutulmaya çalışılmakta, adı değiştirilerek jeolojik-coğrafi özelliği hafızalardan silinmektedir. İstanbul Boğazı’na, Marmara’ya ve Haliç’e akan dere yataklarındaki ıslah ve kanalizasyon çalışmalarının büyük masrafları belediye ve devlet bütçelerinde önemli gider kalemleri oluşturuyor. Mühendislik ve teknolojinin yüzü suyu hürmetine ve azalan yağışlar nedeniyle durumu kurtarsak da Alibeyköy ve Kağıthane dereleri zaman zaman kendini hatırlatıyor.

Büyük şehirlerde sokaklar asfalt, diğer yerler beton; kar ve yağmur toprak ile buluşamayacağı için zaten şimdilik ayağını buralardan kesmiş görünüyor. Şehirlilerin bazı yerlerde yağmur duasına çıkması bu yüzden kendini gösteriyor. Gelince de zaten olanlar oluyor toprağın ememediği yağmur ve kar suları yayvan asfalt yollarda dere gibi şehrin engin yerlerine doğru sel olup gidiyor.

BEREKETİN BEDELİ

Uzun yıllar yeterince kendini göstermeyen ancak 2026 baharında artan yağmurlar dereler başta olmak büyük akarsularda, kurak arazilerde, kuruyan ya da kurumaya yüz tutmuş göllerde, Anadolu’nun kurak havzalarında, barajlarda ve göletlerde kendini göstermeye başladı. Bir haber: “Yağışlar 2026’nın 7 aylık döneminde son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Meteorolojik kuraklık değerlendirmelerine göre son aylarda ülke genelinde etkili olan yağışlarla birlikte meteorolojik kuraklığın şiddetinde azalma gözlendi.” Derelere meyilli yamaçlardaki toprak zaman zaman tek başına kayarken bazen de üzerindeki evlerle, büyük binalarla, istinat duvarlarıyla, bina temelleriyle yağmurlara dramatik şekilde eşlik etti. Dere sadece çağlamakla kalmıyor üzerinde akıp gittiği toprakla beraber hareket edebiliyor, dere kenarlarındaki toprak alanları peşine takıp sürükleyebiliyor.

Barajlarda su azaldığı için son on-onbeş yıldır objektiflere takılan istimlak edilmiş köy evleri ve minareler bu yıl tekrar sulara altında kalarak baraj alanlarının gerçek su seviyelerini hatırlatmış oldu. Su altındaki bazı arazi kesimleri, kaç senedir yağmıyor diye kullanılmayan, ekim yapılan diğer tarım alanları emek verenleri üzerek sular altında kalıyor. Doğa kendini hatırlatıyor.

Bu kadar zamandır kuru kalan arazide gözle görülmeyen pek çok şeyin toprak altında da olacağını hesaba katmak gerekiyor. Âdem’in çamuru olan su ve toprak pek çok canlı için hayati öneme sahip. Acaba topraktan sular çekildiği için mi yılanlar toprak üstünde su ararken dijital çekimlere yansıdı, görüntüye geldi; hem de havaların serin olduğu zamanlarda bile. Susuzluk onları da mı etkiledi? Bazı bölgelerde yıllardır hayvanlarla birlikte yaşayıp can almayan keneler neden insan zehirlemeye başladılar? Yer altında yaşayan canlıların dili olsa da bir de onlardan dinlesek kuraklığı? Bir de sular çoğalınca, dereler çağlayınca hissettiklerini, bünyelerinde nelerin değiştiğini anlatabilseler. Bilim adamları onların diyemediğini anlamak çabasında. Jeoloji, zooloji bu nedenle önemli. Ya doktorlar; kurak havaların insan bünyesinde yarattığı su kaybını nasıl izlediler, doğanın suyu çekilirken doğanın parçası olan insan bedeninden de sular çekildi mi? Nöro-biyoloji, anatomi yeterince sulu gıda alamamanın etkilerini nasıl değerlendiriyor.

DUA VE TEKNOLOJİ

Derelerin çağlaması bir bereket ve buluşma olarak Türk halk türkülerinde ifadesini bulmakta. Yağmur ve kar suyunun rahmet ve bereket olarak halk arasında kabul edilmesinin ezgi ve şiir içeriği olarak doğa üzerinden bir hikmet bir anlam alanı oluşturduğu anlaşılmaktır. Bereketin genellikle yiyecek ve para olarak dualara yansıdığı bilinmekte ama buğday olarak tarımsal anlamı karla, yağmurla, derelerde çağlayan su ile bir bütünlük göstermektedir.

Berekete neden olan su derelerin deli deli çağlaması, çayların coşkun coşkun akması ile sellere ve felakete de neden olmakta; insanlar sele kapılmakta, köprü ve geçitleri yıkılmakta. Doğanın gücü insan oğlunu bereket ile felaket arasında hemen hemen her zaman imtihana etmekte, doğal felaketler karşısında önlem almaya zorunlu kılmaktadır.

Türkiye topraklarının en uzun ırmağı Kızılırmak da zaman zaman suyu azalırken zaman zaman taşkınlara neden olmakta, canlar almaktadır. Aşık Veysel bu nedenle Kızılırmak’a türkülerinde sitem ettiği gibi devlet adamlarını da köprü yapmaya davet etmektedir usulü dairesinde. Aşık Veysel’in sitemi felaketler artınca insani bir önlemi, teknolojik bir zorunluluğu işaret ederek kızgınlığa, ırmağı cezalandırmaya dönüşmektedir: Belki bir barajı ya da bir hidroelektrik santralini kastederek “Fabrikaya tutsam seni” dediği gibi son aşamada canlar almasın diye “Deniz olsam yutsam seni” demeyi de ihmal etmez.

Dere dereliğini, Kızılırmak ırmaklığını yapmaya yapacak da insan oğlu bereket ile felaket arasında nasıl bir tavır takınacak? İnsanoğlu üretmek, beslenmek, su depolamak için, yağmur bereketini toprakla buluşturmak hatta suyu enerjiye çevirmek için daha çok teknolojiye ihtiyaç duymakta. Dere yataklarına yakın kurulan su değirmenleri, küçük göletler, köprüler üretim, sulama ve selden korunmak için mütevazı örnekler olurken barajlara, santrallere ve geçitlere ilham vermiş.

Gün gelip yağmur duasına çıkmak toprak sulansın, dereler çağlasın diye, gün gelip taşkın dereye köprü yapmak felaket önlensin diye. Hayatın bitimsiz fizik-metafizik ikilemi.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir