Bugün yapay zekâ geometrik olarak iyileşmekte, nüfus artışı ise durma noktasına gelmektedir. Böyle bir dünyada bizleri neler beklemektedir? Yani birçok şeyde olduğu gibi nüfus açısından da yeni bir kırılma noktasında mı bulunuyoruz?
Ülkeler için nüfus önemli bir unsurdur. Yapay zekânın ise her şeyi etkileme ve dönüştürme gücü şimdiden herkesin malumudur. Acaba yapay zekâ teknolojileri nüfusun yapısını ve gelecekteki seyrini nasıl etkileyecektir? Önce nüfusla ilgili bazı konulara değinelim, sonrasında nüfusun yapay zekâ ile kesişme noktalarını ele alalım.
Nüfusun varlığı ve yapısı öteden beri hep ilgi konusu olmuş ve en azından ekonomik faaliyetlerin en başat unsuru olarak değerlendirilmiştir. Acaba yapay zekâ gelişip bazı tartışmaları da beraberinde getirince bugünden sonra da öyle olacak mıdır? Döneminde nüfusun ve gıdanın artış hızlarını gözlemleyip, “nüfus geometrik, gıda ise aritmetik artıyor, işler böyle giderse gıda artışı nüfus artışına yetişemez ve kıtlık olur” diyerek son derece karamsar bir tablo çizen R. Malthus (1766-1834) haksız mı çıkmıştır? Yoksa dünya nüfusu ilk kez Malthus’un yaşadığı zamanda bir milyarı aşmış olduğu için mi üstat telaşa kapılmıştır? Sanki nüfus biraz paraya benziyor, çok olunca dert, olmadığında ise yaraya dönüşebiliyor. Malthus’un yanıldığı nokta nüfusun artışında olmamış, gıdanın bu nüfusa yetecek kadar hızlı bir artış göstermesinde olmuştur. Yani gıda nüfusa oranla daha hızlı artmıştır. Bugün, gıdanın ve nerede ise her kaynağın herkese ulaşamaması gıda yokluğundan değil, ulusal ve uluslararası organizasyon yeteneğinin noksanlığı ve mevcut ekonomik düzenin böyle tasarlanmış olması yüzündendir.
Nüfus artışı arz ve talep tarafıyla ekonominin her alanını etkileme gücüne sahiptir. Ekonomik canlılıktan üretime, askeri güç olmaktan daha fazla vergi toplamaya, kültürel üretimden sanatsal yaratıcılığa ve sportif faaliyetlere kadar her şey nüfusun varlığı ile mümkün olmaktadır. İyi de bu unsurlar bundan sonra da böyle devam edecek midir? Diğer yandan kaynaklar iyi yönetilmediğinde nüfus artışı çok rahatlıkla bir dert kaynağına dönüşebilir. Kaynaklar var olan nüfusa zar zor yeterken (çok az bir şanslı kesimi saymazsak) bundan sonraki nüfus artışına yetecek midir? Şimdiden sekiz milyarı geçen (8.3 milyar) dünya nüfusunun bundan sonra da gereğinden fazla artması su, gıda ve enerji yokluklarına neden olmaz mı? Artan nüfusa orantılı bir şekilde alt yapı geliştirilemezse ulaşım, sağlık ve eğitim alanında bir dizi noksanlıklar yaşanmaz mı? Artan nüfusa gerekli iş imkânları sağlanamazsa ekonomik ve sosyal açıdan sıkıntı çekileceği kesindir, fakat aynı zamanda çevresel göstergeleri iyileştiremezseniz bu ve benzeri problemler katlanıp çoğalmaz mı? İşte bu yazının konusu; her olay ve olguyu derinden etkileyen yapay zekâdaki sıçrayışların nüfusun geleceğini ve hatta nüfusun var olup olmayacağını etkileyip etkilemeyeceğidir.
Yapay zekâya geçmeden vurgulamak gerekirse, yapılan orta ve uzun vadeli projeksiyonlar dünya nüfusunun on milyarı, Türkiye nüfusunun ise yüz milyonu geçemeyeceği yönündedir. Nüfus artışının giderek azalmasında ve nihayetinde durmasında ekonomik, sosyal, kültürel, demografik, siyasal ve çevresel birçok nedenin olduğunu bilmek gerekir. Bunlardan bazıları şöyledir: ekonomik güvencelerin yetersizliği, bireyselleşme, kadınların eğitim seviyelerinin artması, kentleşme, doğurganlık oranlarının düşmesi, çocuk bakım hizmetlerinin yetersizliği, siyasi istikrarsızlıklar ve çevresel değişiklikler sayılabilir. Bütün bunlara rağmen şu an halen nüfusu artan özellikle Çin ve Hindistan gibi ülkelerin de 2050’li yıllarda nüfuslarının bırakın artmasını azalışa bile geçeceği tahmini yapılmaktadır. Gelişmiş ülkeler içerisinde nüfusu artan tek ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. O da göçmen politikası ile bunu yapmaktadır. Eskilere oranla bugünlerde bir güç ve prestij olarak nüfusu ile övünen ülke kalmamış durumdadır.
Yapay zekâ, elbette bir sınırlama getirilmezse, nüfusun miktarını artırmak ya da azaltmak yönünde etki yapmayacaktır. Yapay zekânın nüfusa etkisi daha ziyade nüfusun yapısına, ortalama yaşam süresine, işgücü piyasalarına ve bu nüfusun nerede yerleşeceğine olacaktır. Malthus’un bakış açısını biraz değiştirerek söylersek, bugün yapay zekâ geometrik olarak iyileşmekte, nüfus artışı ise durma noktasına gelmektedir. Böyle bir dünyada bizleri neler beklemektedir? Yani birçok şeyde olduğu gibi nüfus açısından da yeni bir kırılma noktasında mı bulunuyoruz? Şimdiye kadar nüfusun ne kadar çoğalacağı, bu nüfusa gıda, sağlık ve eğitimin nasıl yetirileceği tartışma konusuyken -ki dünyanın büyük bir bölümünde bu sorunlar halen olduğu gibi varlığını devam ettirmektedir-, bundan sonra ise nüfusun dağılımının nasıl olacağı, var olan nüfusa hangi iş imkânlarının sağlanacağı, yapay zekânın ellerinden işlerini aldığı ve büyük bir boş zamana kavuşacak olan bu insanlara ne tür oyalanma imkânları bulunacağı tartışılır olmuştur.
Görünen o ki yapay zekâ nüfusu dört açıdan etkileme gücüne sahiptir: Yaşlanan nüfus ve bakım ekonomilerinin ne olacağı, sağlık alanında görülecek baş döndürücü gelişmelerle ortalama yaşam sürelerinin uzaması ve bunun sonuçları, istihdam yapısındaki değişmeler ve bölgesel göç eğilimindeki değişmeler ile son olarak dijital nüfusta patlama.
Şimdi bu dört ana unsura biraz daha yakından bakalım. Çünkü başka bir devrimci teknolojiye kadar şimdilik nüfusla ilgili önümüzde duran ana akslar bunlardır.
Sağlık koşullarının iyileşmesi, hastaneye ve doktora ulaşımın ülkemizde ve dünyada giderek daha olanaklı olması ve salgın hastalıklara hızlı müdahale gibi önlemlerle ortalama ömür uzamıştır. Bu gelişmelerin sonucunda dünyada ve ülkemizde yaşlı nüfus giderek fazlalaşmıştır. Doğal olarak bakım hizmetlerinin daha ziyade yapay zekânın yardımı ile hızlı ve etkili yapılması olanaklı olmuştur. Yapay zekâ teknolojileri yaşlı bireylere ilaçlarını hangi zamanlarda almaları gerektiğini hatırlatabilir. Yine yapay zekâ teknolojileri yaşlılarla konuşarak onların sosyal yalnızlıklarına bir nebze de olsa çare olabilir. Dahası yapay zekâ bazı fiziksel aktivitelerde yaşlılara yardım edebilir. Yapay zekâ, yaşlıların normalin üzerindeki uzun süre hareketsiz kalmaları durumunda bunu bir sorun olarak görüp ilgilileri uyarabilir. Ayrıca yapay zekâ yaşlılara uzakta olan akrabaları ve tanıdıklarıyla konuşmalarını sağlayabilir. Bu faydalı liste uzar gider. Fakat her nimetin bir de külfeti vardır. Yapay zekânın bazı sağlık çalışanlarının işlerini ellerinden alacağı kesindir. Yaşlıların bazı ihtiyaçlarının otomatik olarak yapay zekâ tarafından karşılanması, bu insanlar için bazı bireysel tercihlerin ortadan kalkmasına neden de olabilir. Biliyoruz ki bir insan için tercih yapabilme özgürlüğü en büyük değerdir. Bunun yanında yapay zekânın yaşlılarla ilgili bazı bilgileri yanlış yorumlama ihtimalini de akılda tutmak gerekir. Dahası bu teknolojiye ekonomik olarak gücü yetmeyenlerin olabileceğini aklımızda tutmalıyız.
Yapay zekâ erken teşhis uygulamaları ile zamanında hastalara müdahale ederek yaşam sürelerini uzatabilir. Kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları yapay zekâ ile daha fazla mümkün olmaktadır. Bildiğiniz gibi ilaç ve aşı geliştirme süreçleri yıllarca sürmekte, yığınlarca test aşamasının başarılı bir şekilde tamamlanmasını gerekli kılmaktadır. Yapay zekânın bu süreleri kısaltacağı kesin gibidir. Doğumdan başlamak üzere ölünceye kadar yapay zekâ teknolojilerinden faydalanmak nüfusun yaşam konforunu ve yaşam sürelerini etkileyecektir. Bu ve benzeri konularda inisiyatifi tam olarak yapay zekâya bırakmadan ondan destek almak şimdilik en doğrusu gibi görünmektedir.
Nüfusla yapay zekânın ilişkili olduğu diğer bir konu nüfusun coğrafi dağılımıdır. Daha önce de aşina olduğumuz ama pandemi ile iyice hayatımıza giren uzaktan çalışma deneyimi yapay zekâ uygulamaları ile iyice artacağa benziyor. Artık birçok faaliyet fiziki mekân önemli olmadan yapılabiliyor. Bu ise insanların en azından çalışmak için bir noktadan başka bir noktaya taşınmasını zorunluluk olmaktan çıkarıyor. Gelecekte çalışma algoritmalarında ve otomasyon süreçlerinde devrimsel süreçlerle karşılaşabiliriz. Ofis olmadan birçok mesleğin yapılabileceği şimdiden belli oldu: Yazılım, tasarım, danışmanlık, pazarlama ve müşteri hizmetleri şimdiden uzaktan çalışma ile yapılabiliyor. Gelecekte muhasebe, bankacılık ve eğitim hizmetleri gibi birçok alan uzaktan çalışma ile yapılabilir. Belki bir öğretmen bir yere tayin olmadan eğitim hizmeti verecek, bir pazarlamacı başka bir şehirdeyken bu işi çok kolaylıkla yapabilecek, bir muhasebeci bütün hizmetleri uzaktan verebilecektir. Bu alanda sorun bu insanların sosyalleşemedikleri için yaşayacakları psikolojik sorunlar olabilir. Bu bir anlamda şimdiki iş amaçlı yapılan bütün göç dalgalarının durması ve tersine göçün başlaması anlamına gelecektir. Bu aşamadan sonra yapay zekâ coğrafi, iklimsel ve demografik olarak yaşamaya daha elverişli olan gıdaya ve doğaya daha kolay erişilebilecek şehirlere doğru tersine göç dalgası başlatabilir. İş dünyasında bilgisayar devriminin ardından bazı işlerin yok olması ve yeni birçok iş dalının ortaya çıkması durumunun bir benzerini yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle de yaşayabiliriz. Ben bu konuda çok karamsar değilim. Yeter ki yapay zekâ ile elde edilen katma değerin bölüşümünü adilce yapabilelim. Yapay zekâ ile şimdiden hayatımıza giren Apple Siri, Google Asistan, Amazon Alexa, Samsung Bixby ve bankaların dijital asistanları gibi örnekleri gelecekte çok daha fazla görme imkânımız olacak.
Yapay zekâ ve nüfusun kesişme noktalarında yukarıda değinilen konular göz önüne alınıp başta aileler olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve üniversiteler gibi eğitim kurumları ve ilgili kamu kurumlarının şimdiden politika geliştirmesi gerekir.
TURGUT BAYRAMOĞLU
2018’de İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat alanında doçent ve 2023’te profesör unvanını aldı. Halen Bayburt Üniversitesi’nde görev yapmakta olan Bayramoğlu’nun çalışma alanı kalkınma ekonomisi, enerji ekonomisi ve iklim ekonomisidir.

