Milyonlarca vatandaş bayram tatili için yollara düşmeye hazırlanırken, güzergahlardaki radar ve Elektronik Denetleme Sistemi (EDS) noktalarında olağanüstü bir artış yaşanıyor. Kamu maliyesi ve vergi hukuku uzmanı Prof. Dr. Murat Batı, T24'te kaleme aldığı makalesinde sürücüleri yakından ilgilendiren çarpıcı gerçeği gözler önüne serdi. Artan trafik cezalarının ardındaki hasılat paylaşım modelini deşifre eden Batı, "Bu sistem gerçekten güvenlik için mi, yoksa giderek bir gelir modeline mi dönüşüyor?" sorusunu gündeme taşıyarak yola çıkacak vatandaşları uyardı.
50 KİLOMETREDE 8 FARKLI RADAR KURULDU
Tatil rotalarında denetimlerin şimdiden yoğunlaştığına dikkat çeken uzman isim, sabah saatlerinde 50 kilometrelik kısa bir güzergahta bile sekiz ayrı radar aracıyla karşılaştığını belirtti. Bayram tedbirleri kapsamında kurulan bu sistemlerin büyük bir çoğunluğunu EDS'ler oluşturuyor. Hız, kırmızı ışık ve hatalı park gibi ihlalleri anında tespit eden bu kameralı sistemlerde cezayı yasal olarak Emniyet Genel Müdürlüğü kesse de, işin arka planındaki finansal boyut sürücüleri şaşırtacak detaylar barındırıyor.
BELEDİYELER VE ÖZEL ŞİRKETLER CEZALARDAN PAY ALIYOR
2016 yılında yapılan yasal düzenlemeyle birlikte EDS sisteminin tamamen şekil değiştirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Batı, kesilen cezalardan ciddi bir payın yerel yönetimlere ve özel şirketlere aktarıldığını ifade etti. İhale yoluyla özel şirketlere kurdurulan sistemde uygulanan "hasılat paylaşım modeli" kapsamında kesilen cezaların dağılımı şu şekilde gerçekleşiyor:
- EDS'nin kurulum ve yatırım maliyeti tamamen karşılanıncaya kadar kesilen ceza gelirlerinin yüzde 30'u ihlalin yapıldığı yerdeki belediyeye aktarılıyor.
- Yatırım maliyetleri karşılandıktan sonraki süreçte ise ceza gelirlerinin yüzde 15'i "hizmet bedeli" adı altında ilgili belediyelerin kasasına giriyor.
- Sistemi belediyeden aldığı ihaleyle kuran ve işleten özel şirketler de elde edilen bu devasa ceza gelirleri üzerinden kendi paylarını alıyor.
HIZ SINIRLARINI KİM BELİRLİYOR, TUZAK MI KURULUYOR?
Sistemdeki en büyük tartışma konusu ise, cezalardan doğrudan gelir elde eden belediyelerin aynı zamanda hız sınırlarının belirlenmesinde de aktif söz sahibi olması. Karayolları Trafik Kanunu genel limitleri belirlese de, il ve ilçe trafik komisyonlarında yer alan belediyeler bu sınırların esnetilmesinde ve değiştirilmesinde kilit rol oynuyor. Birçok noktada aniden düşen hız sınırlarının sürücüler tarafından bilinçli bir "tuzak" olarak algılandığını belirten Batı, aynı nitelikteki yollarda birbirinden farklı hız limitlerinin uygulanmasının bu şüpheleri daha da artırdığına dikkat çekiyor.
SİSTEM GÜVENLİKTEN ÇIKIP GELİR MODELİNE DÖNÜŞTÜ
Teoride can güvenliğini sağlamak ve kazaları önlemek amacıyla kurulan bu sistem, uygulamada kısa mesafelerdeki ani hız düşüşleri ve yüksek ceza tutarları nedeniyle asıl hedefinden sapıyor. Cezayı Emniyet kesse de gelirin belediyeler ve özel şirketler arasında paylaştırılması, sistemi güvenlik ekseninden çıkarıp adeta bir kazanç kapısına dönüştürüyor. Tatil yolundaki milyonlarca sürücüye "hız sınırlarına ve tuzak radarlara karşı dikkatli olun" uyarısında bulunan makale, denetimin artması ve cezaların çoğalmasıyla birlikte faturanın yine vatandaşa kesildiğini ortaya koyuyor.
