Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol Partisi'nin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Hem iktidar partisine hem de Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) yönelik "muhasebe" çağrısında bulunan Davutoğlu; devlet aklı, derin devlet, siyaset aklı ve derin millet kavramları üzerinden iç ve dış politikadaki gelişmeleri değerlendirdi. Siyasete müdahale eden yargı kararlarına tepki gösteren Davutoğlu, Türkiye’nin içinden geçtiği krizlerden çıkabilmesi için yedi temel devrimin şart olduğunu vurguladı.
DÖRT TEMEL KAVRAM VE "DERİN DEVLET" ELEŞTİRİSİ
Konuşmasına son dönemde kamuoyunda sıkça tartışılan uluslararası gelişmeler ve iç siyaset vizyonuyla başlayan Davutoğlu; devlet aklı, derin devlet, siyaset aklı ve derin millet olarak sıraladığı dört kavram üzerinden zihinsel bir açıklık getirilmesi gerektiğini ifade etti. Günlerdir devlet aklının, derin devletin ve kimlerin ne planladığının sorgulandığını belirten Davutoğlu, Yeni Yol Partisi Genel Başkanı Erkan’ın dile getirdiği "Trump'ın İbrahimi anlaşmalarına katılımın ön şartları nelerdir? Biz bir uluslararası kumpasın parçası mı oluyoruz?" sorularının gündemde olduğunu hatırlattı.
Devlet aklı ile derin devlet arasında kurulan bağın keskin bir şekilde kırılması gerektiğini belirten Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Devlet aklı, kurumsal tecrübenin getirdiği akıldır ve son derece doğrudur, gereklidir. Ama bazen belli çevreler siyasetin zayıfladığını hissettikleri anlarda 'Devlet aklını biz temsil ediyoruz' diyerek çıkarlar ve siyasetin alanını daraltırlar. Kendilerine de derin devlet derler, hiçbir derinliği olmayan bazı zümreler. Bunu Türkiye çok gördü. Ben bunun karşısına iki şey daha koyuyorum: Siyaset aklı ve derin millet. Derin millet, asırların getirdiği değerleri hazmetmiş, onunla yaşayan milletin vicdanıdır. Siyasi akıl ne? Siyasi akıl, devleti yönetme iddiasında olan siyasetçilerin üretmek zorunda oldukları düşünce özgürlüğüne dayalı vizyoner akıldır."
CHP'YE KURULTAY VE "DERİN MİLLET" ÜZERİNDEN MUHASEBE ÇAĞRISI
Cumhuriyet tarihinden örnekler veren Davutoğlu, Kuvayımilliye kurulduğunda Osmanlı'dan intikal eden devlet erkanının önemli bir kısmının İttihatçı olduğunu, bu kadroların Kahramanmaraş'ta, Şanlıurfa'da ve Gaziantep'te hiçbir yerden talimat almadan ayağa kalkan derin millet ile buluşarak önce İstiklal Savaşı'nı yürüttüğünü, ardından da Cumhuriyeti kurduğunu söyledi. Ancak tek parti döneminde bu ittifakın bozulduğunu ve kendilerini devletin sahibi olarak gören bir anlayışın milletin derin değerlerinden koptuğunu savunan Davutoğlu, bu durumun CHP’yi milletten kopardığını ifade etti.
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı'na yönelik verilen "mutlak butlan" kararına değinen ve partideki iç tartışmalara dikkat çeken Davutoğlu, muhalefete şu sözlerle seslendi:
"Bugün Cumhuriyet Halk Partisi içindeki ihtilaflara bakan değerli dostlarıma sesleniyorum: Derin millet ile tekrar buluşmadan Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olma şansı çok zordur. Cumhuriyet Halk Partili dostlarımıza, Cumhuriyet Halk Partili bugün kendi içinde karşılıklı tartışma yaşayanlara... Cumhuriyet Halk Partisi önemli bir kurumdur, önemli bir siyasi yapıdır ve bu yapının korunmesi veya kendi içinde bir mücadelede yok olmaması için önce bu muhasebeyi bir yapmaları lazım. Bir zihinsel arınmaya ihtiyaç var."
İKTİDARA "VESAYET" SORUSU VE KIBRIS HATIRASI
Muhalefetin yanı sıra iktidar partisinin de benzer bir nefis muhasebesi yapması gerektiğini kaydeden Gelecek Partisi Lideri, "Şimdi AK Partililerin de aynen Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir nefis muhasebesi yapması lazım. Kendilerini iktidar yapan derin milletin vicdanıyla barışıklar mı? Siyaset aklı devlet aklını yönetebiliyor mu? Yoksa birileri Beştepe'ye çöreklenerek yeni bir vesayet sistemini mi kuruyor?" diye konuştu.
Geçmiş devlet tecrübelerinden örnek veren Davutoğlu, Kıbrıs müzakereleri döneminde Abdullah Gül ile birlikte süreci yürütürken Genelkurmay Başkanlığı’ndan müzakerelerin derhal kesilmesi yönünde "milli menfaatlere aykırı" ibareli bir yazı geldiğini ve o günlerde bir gazetede "Genç subaylar rahatsız" manşetinin atıldığını hatırlattı. O dönem verdikleri yanıtı aktaran Davutoğlu, "Bizim kanaatimiz şuydu: Kıbrıs müzakerelerine devam edersek Rumlar 'çek' diyecek ve 'hayır' diyecek. Bir yazı yazdık karşılığında o zaman: 'Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikasını ve ali menfaatlerini sadece seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti hükümeti belirler' diye cevap verdik. İki mektup da devlet arşivlerinden çekildi" dedi.
28 Şubat’tan sarkan o akılla otoriterlik adına değil, demokrasiyle ve siyaset aklı üreterek mücadele ettiklerini söyleyen Davutoğlu; Afrika açılımı yaptıklarında kendilerine "hayalperest", Hamas ile görüştüklerinde "İslamcı", Türk Konseyi’ni kurmak istediklerinde ise "Enver Paşacı" denildiğini ancak kendi siyaset akıllarının yenilemediğini ifade etti.
GENÇLERE MESAJ: DEVLET SİZSİNİZ
Konuşmasında gençlere de özel olarak seslenen Davutoğlu, toplumda yaratılmak istenen "her şeyi kontrol eden bir derin devlet var" algısının hayat damarlarını kestiğini belirterek şunları söyledi:
"Biz özneyiz. Biz geleceği belirleriz, biz düşünürüz, biz vizyon üretiriz, biz siyaset üretiriz, dediğimiz gün siyaset aklını bulur. Ben yurt dışından geldiğimde, 95 yılında üniversitede görev bulamadım. İki üniversite rektörü beni almak istedi, almadılar 28 Şubat'ta. Eşim başörtülüydü, beni de dindar biliyorlardı. Ama aynı Davutoğlu, 2005 Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ni yazarken katkıda bulundu. 2010'u Dışişleri Bakanı olarak bizzat yazdı, 2015'te de Başbakan olarak hem okudu hem onayladı. Kimse ümitsizliğe kapılmasın. Ey gençler, 'Birileri derinden plan yapıyor, bize alan yok' diye düşünmeyin. Devlet sizsiniz ve devletin geleceğini belirleyecek olan da sizlersiniz. Kimse sizleri dışlayamaz, kimse sizin kaderinize ömür biçemez. Kimse 'Ben devlet aklını temsil ediyorum' diyemez. Devlet aklını bugün biz, yarın siz temsil edeceksiniz."
"YARGI KARARLARIYLA SEÇİMLER TARTIŞMAYA AÇILMAMALI"
Son dönemde yargı mekanizması üzerinden geliştirilen "kayyum" ve "butlan" gibi kavramların sistemi öngörülemez hale getirdiğini ifade eden Davutoğlu, siyasete müdahale eden her yargı kararına karşı olduklarını ancak bütün yolsuzlukların da sonuna kadar gidilmesi gerektiğini savundu. Davutoğlu, yasal süreçlerin geciktirilmesine ve YSK kararlarının tartışmaya açılmasına şu sözlerle tepki gösterdi:
"Şimdi yarın bu butlanla, bir önceki kongrenin iptal edildiği gibi birisi, 'Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin referandumunda da birtakım şaibeler vardı' deyip bilmem kaç sene sonra bir dava açsa, bütün bu süreç içindeki devlet işlemleri geçerliliğini kaybetse ne olur? Eğer bir yolsuzluk, bir yanlışlık var idiyse iki buçuk sene niye beklediniz? Yüksek Seçim Kurulu anayasal bir kurum. Yüksek Seçim Kurulu'nun nihai kararı tartışmaya açılırsa hangi seçim kendini emniyette hisseder? Seçmen nasıl kendini emniyette hisseder? Sayın Bahçeli de rahatsız, çünkü devlet aklı olarak doğru bir şekilde 'Terörsüz Türkiye' dedi ama bir anda devlet aklı buharlaştı."
ERDOĞAN’A "SİYASİ AHLAK YASASI" VE DIŞ POLİTİKA ÇAĞRISI
Sistemik yolsuzluk düzeninin her yere sirayet ettiğini iddia eden Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Emaneti ganimet olarak görenlerle mücadele edeceğim" yönündeki açıklamalarına atıfta bulunarak somut adımlar atılması çağrısı yaptı:
"Sayın Cumhurbaşkanım, çok doğru bir söz, alkışlıyorum. Ama, ama eğer emaneti gerçekten ganimet görenlerle mücadele edecekseniz işte rehberi burada. Yapacağınız iş belli: Hakkımda MKYK'de imza toplama talimatı verildiği gün Meclis'e sevk ettiğim siyasi ahlak yasasını çıkarın. Teşvikleri gözden geçirin. İhale yasasını istisnasız bir ihale yasası hâline getirin. İmar yasasını uygulayın. Çok kolay. 23 yıldır iktidardasınız Sayın Cumhurbaşkanı. Emaneti şu ana kadar ganimet haline getirenlerin kimlerden hesap sorduğunu bir kamuoyuyla paylaşın bakalım. İş adamlarından 750 bin avro hediye alanların hesabını bir görün bakalım."
Dış politikada ise Türkiye'nin dış etkilere açık hale geldiğini ve "Amerika'yı razı etmeden iktidarda kalamazsınız" anlayışının yerleştiğini savunan Davutoğlu, Trump’ın onur kırıcı sözlerine sessiz kalındığını iddia etti. 1 Mart tezkeresinden önce bir Amerikan yetkilinin AK Parti’nin dağılacağına yönelik mühendislik planlarını anlattığını aktaran Davutoğlu, "Gazzeli kardeşlerimizin kanları Gazze'de dökülürken biz İsrail'le değil barışmak, tek bir söz dahi konuşmayız diyecek gür bir ses duymak istiyorum" ifadesini kullandı.
"KURTULUŞ İÇİN YEDİ TEMEL DEVRİM ŞARTTIR"
Türkiye’nin önümüzdeki seçimlerde muhafazakar görünümlü otokrasi ile rövanşist bir laikçi otoriterlik arasında ikili bir kıskaca sokulmak istendiğini ileri süren Davutoğlu, ülkenin bu durumdan çıkabilmesi için hayata geçirilmesini önerdiği yedi temel devrimi şu şekilde sıraladı:
Ahlak Devrimi: Ahlak devrimi şarttır, farzdır, vaciptir.
Adalet Devrimi: Adalet devrimi şarttır. Devletin dini adalettir ve bugün yaşananların hepsi adaleti yerle bir etmektir.
Üretim ve İstihdam Devrimi: Üretim ve istihdam devrimi şarttır. Üretmeyen bir ülke haline dönüştük. Son büyüme rakamlarında sanayi büyümedi, küçüldü.
Gelir Adaleti ve Sosyal Devlet Devrimi: Gelir adaleti ve sosyal devlet devrimi şarttır. Haziran enflasyonu düşük çıkacak. Neden? Temmuzda zam gelecek. Ya bu nasıl bir zulümdür. TÜİK'e söylüyorum: İşinizi yapın işinizi, milletin ekmeğiyle oynamayın.
Liyakata Dayalı Kurumsal Devrim: Liyakata dayalı kurumsal devrim şarttır. Devlet kurumlarını yeniden inşa edeceğiz.
Eğitim ve Kültür Devrimi: Eğitim ve kültür devrimi şarttır. Eğitim bir felaket haline gelmiş.
Sistem Devrimi: Nihayet sistem devrimi şarttır. Bu Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin paradigması içinde, otoriterlik içinde hiçbir yere bu ülkenin gitmesi mümkün değildir.
