tarihinin en büyük yıkımlarından birinin yıl dönümünde, bölgedeki demografik yapı ve yaşam koşulları mercek altına alındı. Kalıcı konut projelerinde büyük mesafe katedilmesine ve binlerce anahtar teslimi yapılmasına rağmen, "geçici barınma" dönemi beklenenden uzun bir sürece yayıldı. Bölge genelinde yapılan saha araştırmaları ve nüfus projeksiyonları, her 10 kişiden birinin halen yaklaşık 21 metrekarelik metal modüllerde hayata tutunmaya çalıştığını gösteriyor.
ŞEHİRLERİN SOSYOLOJİK YAPISI DEĞİŞİYOR
Ekonomim'in haberine göre, konteyner kentler artık sadece birer "acil barınma merkezi" değil, kendine has çarşısı, okulu ve sosyal alanları olan küçük ölçekli uydu kentlere dönüşmüş durumda. Uzmanlar, nüfusun %10 gibi azımsanmayacak bir bölümünün bu alanlarda yaşamasının beraberinde getirdiği sosyolojik etkileri şöyle özetliyor:
Kentsel Entegrasyon Sorunu: Şehir merkezindeki yıkım ve yeniden inşa süreci devam ederken, nüfusun önemli bir kısmının çeperlerdeki konteyner alanlarında kümelenmesi şehirle olan bağı zayıflatıyor.
Ekonomik Zorluklar: Esnafın ve iş gücünün konteyner çarşılarda faaliyet göstermesi, ticari hayatın normale dönme hızını yavaşlatıyor.
Yaşam Koşulları: Mevsimsel zorluklar, kısıtlı alan ve mahremiyet sorunları, konteyner nüfusu üzerinde psikososyal baskı oluşturmaya devam ediyor.
KONUT TESLİMATLARI YARIŞIYOR, İHTİYAÇ SÜRÜYOR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinesinde yürütülen kalıcı konut seferberliğinde teslim sayıları her geçen ay artsa da, rezerv alan ve yerinde dönüşüm süreçlerindeki teknik zorluklar konteynerden kalıcı konuta geçiş süresini uzatıyor.
Özellikle Hatay ve Adıyaman gibi yıkımın en yoğun yaşandığı illerde, konteyner nüfus oranının bölge ortalaması olan %10'un da üzerine çıktığı tahmin ediliyor.
