Dervişoğlu: 'Dostum' dedikleri, 'Kardeşim' dediği liderleri devirdi: Allah Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun

Dervişoğlu: 'Dostum' dedikleri, 'Kardeşim' dediği liderleri devirdi: Allah Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun

İYİ Parti Lideri Dervişoğlu, Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun kaçırılmasını değerlendirirken Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış politikasını eleştirdi. Dervişoğlu, "Kaddafi, Esad, Maduro... Hepsi Sayın Erdoğan’ın bir dönem 'kardeşim' dediği isimler. Ve bugün ne tesadüf ki, hepsi 'diktatör' olarak anılan devrik liderler. Ne hikmetse bunlara da hep 'dostum' dediği ABD başkanları vesile oldu. Allah Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun" dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD operasyonuyla kaçırılması ve küresel sistemdeki hukuksuzluklar üzerinden iç ve dış politikaya dair sert eleştirilerde bulundu. Dervişoğlu, Türkiye’nin iç cephesini güçlendirmesinin yolunun şahıs odaklı yönetimden değil, Cumhuriyet değerleri ve hukuk devletinden geçtiğini vurguladı.

Dervişoğlu, dünyada hukukun caydırmadığı, diplomasinin ikna etmediği ve salt gücün hâkim olduğu bir döneme girildiğini belirterek, bu durumu 19. yüzyıl emperyalizminin modern tekniklerle geri dönüşü olarak nitelendirdi.

"ERDOĞAN’LA YAKIN İLİŞKİ KURANLARIN SONU"

Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte "kardeşim" dediği liderlerin akıbetine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

Kaddafi, Esad ve Maduro gibi isimlerin bir dönem Sayın Erdoğan ile yakın ilişki kurduğunu ancak bugün hepsinin "diktatör" olarak anılan devrik liderler olduğunu belirtti. Bu liderlerin devrilmesine veya kaçırılmasına, Erdoğan’ın "dostum" dediği ABD başkanlarının vesile olduğunu savundu.

"ALLAH ERDOĞAN’LA YAKIN İLİŞKİ KURANLARIN YARDIMCISI OLSUN"

Dervişoğlu, "Allah Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun. 'Kardeşim' der, derdest edilir" sözleriyle mevcut dış politika anlayışını eleştirdi.

Dervişoğlu, 2016 yılından itibaren Türkiye’de Cumhur İttifakı tarafından yürütüldüğünü iddia ettiği "hukuksuzluk düzeninin" artık küresel bir boyuta ulaştığını ifade etti.

Hukuksuzluğa bel bağlayan tek adam sistemleriyle ülkelerin ayakta kalamayacağını belirten İYİ Parti lideri, güçlü ülkelerin ancak kurumlarını ve kurallarını koruyanlar olacağını söyledi. İçeride hukuku askıya alan bir iktidarın, dışarıdaki hukuksuz fırtınalara dayanamayacağını; dış politikayı iç siyasetin aparatı haline getirmenin, iç siyaseti dış güçlere paspas yapmak anlamına geldiğini vurguladı.

"Korku ve yoksulluk sarkacı"nın yüzyılın hâkim tekniği olduğunu söyleyen Dervişoğlu, bunun bir şantaj siyaseti eseri olduğunu dile getirdi.

MADURO VE TRUMP ELEŞTİRİLERİNE "ŞARK KURNAZLIĞI" NİTELEMESİ

Venezuela’da yaşanan hadisenin meşruiyet tartışmalarına da değinen Dervişoğlu, her iki tarafın tutumunu da ilkesiz bulduğunu belirtti:

"Maduro'yu meşru görerek yapılan Trump eleştirisi ile Trump'ı meşru görerek yapılan Maduro eleştirisi arasında bizim için hiçbir fark yoktur. İkisi de şark kurnazlığı kokan beyanlardır" dedi.

Bir rejimin istikrarının "Ben kazandım, oldu" denilen seçimlerle değil; kurumların gücü ve toplumsal rıza ile ölçülebileceğini savundu.

"ALLAH BU ÜLKEYİ ŞAHISLARLA YÖNETİLMEKTEN KURTARSIN"

Konuşmasının sonunda, doğal kaynak zengini olup demokrasiye sahip olmayan ülkeleri örnek gösteren Dervişoğlu, halkları yönetmektense şahısları yönetmenin emperyalist güçler için daha kolay olduğunu söyledi. Dervişoğlu, "Allah bu ülkeyi şahıslarla yönetilen ülke olmaktan korusun ve kurtarsın. Çünkü hukuksuzlukla, adaletsizlikle ve kutuplaşmayla iktidarda kalmak, madde bağımlılığı gibidir, acı son kaçınılmazdır" diyerek sözlerini tamamladı.

Dervişoğlu'nun açıklamaları şu şekilde:

"İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılandırılmış 'devletler sisteminin' ikinci perdesi de milyarlarca masum insanın üzerine bilinçli ve vahşice kapatılmak üzeredir ve bu kapanış aslında 19. yüzyıl emperyalizminin 'Ya dediğimi yaparsın ya da bedelini ödersin' hoyratlığının ve haydutluğunun 21. yüzyılda yeni tekniklerle, küresel iletişim stratejileri ile yeniden yürürlüğe konulması halidir.

Liberalizmin birtakım idealleri çoğu zaman, soğuk savaş gerekçesiyle maskelenmiş bir tertipti. Bir tarafında 'refah devleti', bir tarafında ise 'Birleşmiş Milletler hukuku' vardı. 1990’larda soğuk savaş bitince refah devleti tasfiye edilmek istendi. Bugün ise uluslararası hukukun son kalıntıları ortadan kaldırılıyor. Hem de bizzat öncü aktörü Amerika tarafından. Ortaya çıkan bu 'ilkel haraç düzeninin' aslında hiç de yabancısı değiliz.

"KORKU VE YOKSULLUK SARKACI, YÜZYILIN HAKİM TEKNİĞİDİR"

Türkiye’de 2016’dan beri, bizzat Cumhur İttifakı tarafından yürürlüğe konulmuş sistematik hoyratlık, hukuksuzluk ve kötülük düzeninin, şantaj ve gasp siyasetinin şimdi küresel haline şahit oluyoruz. Böyle bir dünyada, hukuksuzluğa bel bağlayan tek adamlarla ve onların kurguladıkları sistemlerle ülkeler ayakta kalamaz. Aksine, böyle bir dünyada güçlü olan ülkeler, onuruyla ayakta kalan milletler, kuralları ve kurumlarını koruyanlar olacaktır. Hukuku güçlü olanlar toplumsal rıza üretebilenler olacaktır. Herkes şunu bilmeli ve emin olmalıdır ki içeride, hukuku askıya alan bir iktidar dışarıda, hukuksuzluğun sağladığı imkânlarla yaşayamaz.

Bu olsa olsa iktidar ve güç bağımlılığının, gerçeklerden kopuşun sanrılarıdır. Açıktır ki, iktidarda kalmak için içeride toplumu sürekli olarak kutuplaştıran, düşmanlık ve ayrılık üreten, vatandaşlık bağını zayıflatan, devleti partiye ve saraya indirgeyen bir anlayış, dışarıda da bu zafiyetlerinin kurbanı olacaktır. Bugün dünyada ve çevremizde yaşananları biz işte bu bilinç ve farkındalıkla okuyoruz. Ve işte tam da bu yüzden Türkiye’nin içine sürüklendiği her tartışmayı, dış politika, iç siyaset ve ekonomi başlıklarını, birbirinden koparmadan ele alarak değerlendirmek zorundayız. Çünkü mesele sadece dışarıda ne olduğu değil, içeride de nasıl yönetildiğimizdir. Korku ve yoksulluk sarkacı, yüzyılın hakim tekniğidir ve şantaj siyasetinin eseridir.

"BU DİLİ DAHA ÖNCE DE GÖRDÜK, İZLEDİK"

Defalarca söyledik, yeri geldi bağırdık, yeri geldi tane tane anlattık. Dış politikayı iç siyasetin aparatı hâline getiren anlayış, iç siyaseti de dış güçlere paspas yapmış demektir. İşte bugün yaşadıklarımız da tam olarak budur. Her seferinde, bu kürsüden uyardık; 'Dünya kuralsızlığa gidiyor' dedik, 'Güç siyaseti geri dönüyor' dedik, 'Bölgemiz yeniden dizayn ediliyor' dedik. 'Bizi bugüne kadar koruyan Cumhuriyettir ve milli kimliğimizdir' dedik. 'Eğer Türkiye, içeride hukuku ve kurumları zayıflatırsa, dışarıda bu fırtınaya dayanamaz' dedik.

Bu fırtınaya aşinayız. Bu dili daha önce de gördük, izledik. Irak’ta, Arap Baharı’nda, Mısır’da, Libya’da, Lübnan’da gördük. Suriye’de gördük. Bölgemizdeki her gelişmede Türkiye bunun öznesi mi yoksa nesnesi mi sorusunun cevabını aradık. Cevap vermesi gereken iktidar ise her seferinde aynı hatada ısrar etti. Kısa vadeli hesaplarla, günü kurtarma refleksiyle, devlet aklını zayıflatan, milletin rızasını pazarlığa açan tercihler yaptı.

"BİR DEVLET BAŞKANI, YOZLAŞMIŞ VE OTORİTER DE OLSA BÖYLESİ BİR HOYRATLIK MEŞRULAŞAMAZ"

Kaddafi, Esad, Maduro hepsi Sayın Erdoğan’ın bir dönem 'kardeşim' dediği isimler. Ve bugün ne tesadüf ki, hepsi 'diktatör' olarak anılan devrik liderler. Şimdi soruyorum; sizce de bu işte bir terslik yok mu? Biri idam edildi, biri kaçak, biri devrildi, biri kaçırıldı. Ne hikmetse bunlara da hep 'dostum' dediği ABD başkanları vesile oldu. 'Ortak' alır, terörist çıkar; 'dostum' der, işgalci çıkar, 'kardeşim' der, derdest edilir. Allah Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun.

Elbette, 'Ya dediklerimizi yaparsın, ya da işini bitiririz' doktrini, sadece barbarlıktır. Bir devlet başkanı, yozlaşmış ve otoriter de olsa böylesi bir hoyratlık meşrulaşamaz. Meşrulaşmamalıdır. Tıpkı, 'Ya beni seçersiniz ya da sizi mahvederim' siyasetinin de bir hoyratlık, bir barbarlık olduğu gibi.

"İÇ CEPHENİN GÜÇLENDİRİLMESİ, CUMHURİYETİN GÜÇLENDİRİLMESİDİR"

Maduro'yu meşru görerek yapılan Trump eleştirisi ile, Trump'ı meşru görerek yapılan Maduro eleştirisi arasında bizim için hiçbir fark yoktur. İkisi de ilkesiz, yaşanan hadiseyi kendi siyasi pozisyonundan değerlendiren, şark kurnazlığını kokan beyanlardır. Mesele doğru okunmalıdır. Bu hadisenin özeti şudur; bir rejimin istikrarı, 'Ben kazandım, oldu' denilen seçimlerle ölçülmez. Bir devletin gücü, kurumlarının ve kurallarının gücünden bağımsız değildir. Bir ülkenin en hayati savunma sistemi ise partizanlığa değil, toplumsal rızaya dayalı siyaset üretilmesidir. İç cephenin güçlendirilmesi cumhuriyetin ve onun değerlerinin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. Söyledik biz, 2017 referandumuna başımıza ne gelebilir diye.

Emperyalist güçler tarafından dışardan bakıldığında tek adamlıkla yönetilen bir ülkenin hedef tahtasına konulabilme ihtimalini de altını çize çize anlattık. Milletin ortak rızasına boyun eğen bir iktidarın, başka hiçbir güce boyun eğmesine de gerek yoktur. İçeride sertleşerek güç kazanıldığını zannedenler, dışarıda daha kırılgan hâle gelirler. Bugün iktidarın yaşadığı tam olarak budur. Tek bir iradeye indirgenen devlet, içeride hızlı karar alır gibi görünebilir ama dış baskılar karşısında da en zayıf hâline gelir. Bugün dünyada yaşanan her gelişme, bize bu gerçeği bir kez daha göstermektedir.

"DEVLETİN VE MİLLETİN İSTİKBAL VE İTİBARINI, BİZZAT ÇİĞNEMEK İÇİN KENDİLERİNİ DEVLET ADDETTİLER"

Gel gelelim bir ülke üzerinde, dış emeller olması, başka emellerin sonsuza kadar at koşturabileceği manasına gelmez. Hukuksuz bir düzende, düşman geliyor denilerek sonsuza kadar iktidarda kalınamaz. Biz dış emelleri de, onun iç aparatlarını da bu haddin, cüretin nereye varabileceğini de şüphesiz 15 Temmuz’da gördük. Devlet, içeriden kemirilerek muazzam bir zafiyete maruz bırakıldı. Kurumlar ve kurallar çökertildi. Milletin o gün sebat edip kurtardığı şeyse iktidardakilerin koltuğu değildi. Devletin ve vatanın itibarı, namusu ve istikbali idi. Oysa bunlar o devleti, kendi üstüne geçirdiler. Devletin ve milletin istikbal ve itibarını, bizzat çiğnemek için kendilerini devlet addettiler. Ve nedamet getirmek şöyle dursun, o zafiyeti, kural haline getirdiler. Milleti ikiye bölerek, rejimi tekleştirdiler.

"ABD BAŞKANI, HALEN SİZİN EN BÜYÜK DOSTUNUZ NASIL OLUYOR"

Artık devlette zafiyet oluşmuyor, zaaf ve zafiyetler, maalesef devleti yönetiyor hale geliyor. Adına da Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi deniyor. Bir beka meselesi varsa, Türkiye’ye yönelmiş tehditler ve riskler varsa, en baştaki tehlike budur. Tüm bunları niye söylüyorum, bu endişelere niye sahibiz? Niye Türkiye’den bir okyanus ve binlerce kilometre uzaktaki bir ülkede olanlarda akla Türkiye geliyor? Niçin bugün Türkiye, bir diktatörün sürgün yeri olarak öneriliyor. Niçin? Niçin, başarıymış gibi paketlediğiniz, marifetmiş gibi anlattığınız, her meselenin sonunda Türkiye zararlı çıkıyor? Ve niçin her 'dostum' dediğinizin sonunu bizzat ABD müdahalesi getirdi de ABD Başkanı, halen sizin en büyük dostunuz nasıl oluyor? Soruyorum.

"ALLAH BU ÜLKEYİ ŞAHISLARLA YÖNETİLEN ÜLKE OLMAKTAN KORUSUN VE KURTARSIN"

Türkiye’yi yönetenler milleti, nefret edenler ve biat edenler olarak ikiye bölerken, bilerek ya da bilmeyerek kurşun sıkmadan, vatan teslim eden ülkelerin' modelini benimsiyorlar. İşte tehlike budur. Bakın etrafınıza, bunu görmüyor musunuz? 3–5 milyonluk cici demokrasiler veya petrol emirliklerine değil, hakikate bakın. Rejimleri diktatörleştiriyorlar, sonra da suçlu ilan ediyorlar. Bakın dikkat edin, fukaralığı yaratıyorlar yönetiyorlar. Suçu da yaratıyorlar ve yönetiyorlar. Bundan da besleniyorlar. Bu emperyalist aklın ve kafanın değişmemesi ve bu kafadan uzak durulmaması halinde bizi de büyük sıkıntılar beklediği aşikardır.

Bu bahsettiğim ülkelerin hiçbirinde hukuk yok, hiçbirinde adalet yok. Refah, özgürlük, güven yok. Vatandaşlık mefhumu yok. Kimlikler var, çıkar grupları var, rantiye rejimler var. Memleketi soyan bir avuç hırsız ve ekmeğe muhtaç milyonlar var. Netice? Sürekli müdahale tehdidine maruz kalan ülkeler sefalete mahkum milyonlar, asla kurulamayan düzen ve istikrarsızlık var. Doğal kaynak zengini olan ülkelere bir bakınız. Hiç birisinde demokrasi yok. Çünkü halkları yönetmekten daha kolaydır şahısları yönetmek. Allah bu ülkeyi şahıslarla yönetilen ülke olmaktan korusun ve kurtarsın. Çünkü, kolaydır bazı işler tek adamla yapılırsa. Çünkü hukuksuzlukla, adaletsizlikle ve kutuplaşmayla iktidarda kalmak, madde bağımlılığı gibidir, acı son kaçınılmazdır. Sadece iktidarlar için değil, maalesef milletler için de bu böyledir."

YORUMLAR (9)
9 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN