İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Sözcü TV’de katıldığı programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Dervişoğlu; seçim ve erken seçim tartışmaları, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş arasındaki görüşme, muhalefetin olası cumhurbaşkanı adayları, belediyeler ve devam eden bazı soruşturmaların yanı sıra “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Erdoğan, Rize'de vatandaşlara seslendi: Yaklaşan seçimleri başarıyla atlatacağız
ERDOĞAN-YAVAŞ GÖRÜŞMESİ: “YADIRGANACAK BİR TARAFI YOK”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la bir araya gelmesi ardından başlayan tartışmalar sorulan Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Ben öncelikle bu fotoğrafları yorumlamaya muhtaç hâle getiren siyasi ortamdan şikâyetçiyim. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Sayın Cumhurbaşkanı’yla görüşmesi, konuşması, bazı meselelerle ilgili fikir alışverişinde bulunmasının yadırganacak bir tarafı yoktur. Ancak muhalefet ile iktidar arasında diyalog kopuk olunca bu görüşmelerin arkasından farklı anlamlar aranacağı hâle geliyor. Aslında burada sorumluluk alması gereken muhalefet kadar iktidardır da. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın bir siyasi partinin genel başkanıyla, bir büyükşehir belediye başkanıyla yapmış olduğu konuşmanın ya da görüşmenin; Türkiye’de spekülasyon konusu olmaması gerekiyor. Asıl düzeltilmesi, üzerinde konuşulması ve tartışılması gereken konu budur. Tayyip Erdoğan’la mazisi kendisine kefil Mansur Yavaş'ın, özel bir görüşme esnasında neleri konuşup tartıştıkları eğer toplumun merakını mucip oluyorsa, soru işaretlerini ortaya çıkaran olumsuzlukların ortadan kaldırılması durumu söz konusu olmalı."
“BU YETKİLER ATATÜRK’E BİLE VERİLMEYECEK YETKİLERDİR”
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ilişkin geçmiş dönemde yaptığı eleştiriler hatırlatılan Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"Bu sistem istikrarı sağlayacak diye getirildi. Hatırlarsanız çok partili demokratik hayat ve parlamenter sistem yürürlükteyken koalisyonlar seçimlerden sonra kuruluyordu. Şimdi koalisyonlar ve ittifaklar, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin yüzde 50 artı 1 arayışı yüzünden maalesef seçimlerden önce kuruluyor. Birbiriyle hiç yan yana gelemeyecek siyasi partileri iktidar karşıtlığı münasebetiyle de aynı safta barındırıyor. Şimdi yüzde 49,5'i 50'ye tamamlamak için gerekli olan 0.5'lik oy, bu sistemde 0.5 eşittir 100'e tekabül ediyor. Dolayısıyla bunun getireceği tehlikeleri önceden görmek için kahin olmak gerekmiyor. Ayrıca bunun yanında siyasetin taşıyıcı kolonları görevini üstlenen merkez düşünceli siyasi partileri de marjinal alanlara çekmek gibi bir tehlikeyi beraberinde getiriyor. Ben bugün bunu yaşıyorum mesela. ‘Bir alanın müttefiklerini bir araya toplayın’ iddiası bana karşı siyasi bir argüman olarak kullanılıyor. Oysa ben toplumun bütün kesimlerinin kucaklanması gerektiğine inanan bir siyasiyim. Sistem bizi buraya getiriyor. Cumhur İttifakı deyince onun bileşeni partileri birbirinden ayırabiliyor musunuz? Ayıramıyorsunuz. Diğer tarafta da bu sistemle mücadele edenle, birbirinden çok farklı düşüncelere sahip olmalarına rağmen özdeşmiş gibi gösterebiliyor. Bugün müttefik oldukları parti üzerinden bugün muhalefeti ‘yakınlaşıyorlar’ iddiası ile itham edenler bugün onlarla beraber. ‘Elektrik saatlerini PKK’lılar okuyacak’ diyorlardı. Toplumsal fay hatlarını harekete geçirebilecek malzemelerden yararlanıyorlardı."
"Bu sistem, Sayın Erdoğan’ın karakteristik özelliklerine göre kurulmuş bir sistem. Ona göre dikilmiş bir elbise’ diyen Dervişoğlu, "Yani Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını bildikleri kadar ne yapmayacağını da bilenlerin verdiği yetkiler bunlar. Bu yetkilerin kimin elinde ne hâle geleceğini kestirebilmek mümkün değil. Türkiye’nin bugün de kapalı kapılar ardında konuşulan ama yarın alenileşeceğine inandığım en önemli sorunlarından birisi bu. Tayyip Erdoğan sonrası bu yetkiler birilerinin eline geçer ve o yetkiyi eline alan bunu Tayyip Bey’den daha nobranca kullanırsa; bu kimlerin iştahını kabartır, kimlerin işine yarar? Buna 'Bu yetkileri Tayyip Erdoğan kullanacak.' diye karşı değilim sadece. Bu yetkiler Atatürk’e bile verilmeyecek yetkilerdir. Ayrıca bu yetkiler teklif edildiğinde Atatürk bunu reddetmişti zaten” ifadesini kullandı.
MANSUR YAVAŞ’IN ADAYLIĞINA İLİŞKİN MESAJ
Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi durumunda İYİ Parti’nin tavrı sorulan Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Buna şimdiden bir şey söyleyebilmen mümkün değil. Adaylık kararını verecek olan Mansur Bey'dir. Bir siyasi partinin cumhurbaşkanı adayı ya da 100 bin imzayla cumhurbaşkanı adayı olabilir. Kendi siyasi geleceğini bir tarafa bırakır, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili bir karar verebilir. Benim şimdiden sadece Mansur Bey için değil, başka muhtemel adaylar için de onların stratejisine zarar verecek beyanlardan azami ölçüde uzak durmam gerekir. Bunu siyasi bir sorumluluk olarak görüyorum. Örneğin Sayın İmamoğlu’nun adaylık açıklamasını, kendi partisinin içindeki bir oylamayla belirlediler. O zaman muhtemel tehlikeleri işaret etmiştim ama belki algılanmadı, belki anlaşılamadı. 31 Mart seçimlerinden hemen sonra muhalefet erken seçim talebinde de bulunmuştu. Bu durumun rejimin kurucularının iştahını kabartacağı endişesini dile getirmiştim. O endişelerim, o tehlike gerçek oldu. Diploması münasebetiyle Sayın İmamoğlu'nun elinden cumhurbaşkanı adaylığı imkânı kaldırıldı.
Muhalefetin tedbirle hareket etmesi gerekiyor. Muhalefetin iktidara karşı ortaklaştığı bir aday da olabilir. Muhalefet seçimlere müstakil de girebilir. Ama ortak bir düşüncenin tanımlanması gerekiyor. Bu sistem Türkiye'ye yük ve külfet. Bu sistemden kurtulabilmek adına bir siyasi birlikteliğe ihtiyaç varsa -ki ben buna bütünleşik muhalefet diyorum; yani neleri değiştireceğimizde hemfikir olacağız ama kendi özgün değerlerimizi de muhafaza edeceğiz. Bu yolda atılması icap eden adımların tamamına tereddütsüz dahil olacağımı söyleyebilirim."
ÜSKÜDAR BELEDİYESİ TEPKİSİ
Üsküdar Belediyesi’nin AK Parti’ye geçmesine değinen Dervişoğlu, "İki belediye meclis üyesini alıp tutukluyor, dört tanesini devşiriyorsunuz. Milletin size vermediği bir makamı almakla yetinmeyip gösteri yapıyorsunuz. Sonra da milli irade diye bağırıyorsunuz. Kim inanır size" diye sordu.
ERDOĞAN’IN SEÇİM SÖZLERİNE: “SEÇİMİ BİR TEHLİKE GÖRÜYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’deki “Yaklaşan seçimleri başarıyla atlatacağımıza olan inancımı yineliyorum" şeklindeki açıklaması sorulan Dervişoğlu, şunları söyledi:
"Seçimi bir tehlike görüyor. Seçim her siyasetçi açısından risklidir. Çünkü beklediğiniz vatandaşın oyu ve kararıdır. Dolayısıyla herkes açısından, her siyasi parti açısından, her yönetici açısından kendi içinde bir risk barındır. Ama mahsurlu olan; o riski ortadan kaldırabilmek adına hukuk dışı yollara tevessül etmek, demokrasinin gelenekleri ve teamülleriyle yan yana gelmeyecek adımları atmak ve planlamaktır. Bu hükümetin eleştirdiğim yanlışlarından biri de odur. 6 defa gidecekseniz 7’nci defa gelirim diyenlerin rejimidir demokrasi; ‘Geldiğim yerde kalırım, gidersem de dönemem’ diyenlerin değil. Bu endişe Sayın Cumhurbaşkanı'nı çepeçevre sarmış durumda. Ayrıca sadece Sayın Cumhurbaşkanı da değil. Kendisinin etrafında kümelenmiş bir grup Sayın Cumhurbaşkanı'na kalkan oluyorlarmış edasıyla hareket ediyor. Oysa onların korudukları Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi değil, onların korudukları kendileridir"
ERKEN SEÇİM TARTIŞMALARINA TEPKİ
Erken seçim tartışmalarına değinen Dervişoğlu, “Siz normal seçimin tarihine bir ay kala seçim yaparsanız, bu durum anayasanın arkasına dolanmak anlamına gelir. Seçime bir ay kala yapılan seçim, erken seçim sayılamaz. Hukuki olur, kanuni olur ama meşru olamaz. Sayın Cumhurbaşkanı’nı da, anayasanın arkasına dolanmış bir siyasi parti genel başkanı konumuna taşır. Bu sıfat da onu Cumhurbaşkanlığı’nda ziyadesiyle uzaklaştırır. Bu ülkeyi yöntenler açısından Türkiye'nin demokrasi yolunda doğru bir adım atması hesaplanıyorsa; bunun formülü anayasanın arkasından dolanmak, siyasi manipülasyonlar yapmak, siyasi partilerin içine el atmak, siyasi partilerin içinden adam devşirerek arzulanan meclis aritmetiğini elde etmek değildir. Burada yapılması gereken şey demokrasinin geleneklerini hukuk ve adalet çerçevesinde ele alarak Türkiye'nin kurtuluşunu temin etmektir” ifadesini kullandı.
MELİH GÖKÇEK SORUŞTURMASI: “ARASINDA FARK YOKTUR”
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in de ifade verdiği soruşturmaya ilişkin bir soru üzerine Dervişoğlu, “Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor. Bu iktidar 25 yıldır iş başında. 25 yıldır iş başında olan bir iktidarın kendi hatalarını düzelterek toplumdan takdir beklemesi benim tarafımdan kabul edilebilir bir şey değil. Gökçek, 9 yıl önce görevinden alınmıştır ve biz onun ne sebeple görevinden alındığını hala bilmiyoruz. Ayrıca Gökçek hakkında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde yapmış olduğu yolsuzluklar ve usulsüzlüklerle ilgili 94 ya da 96 suç duyurusunda bulunulmuştur. Kamuoyu bu zamana kadar bunlarla ilgili ne tür işlemler yapıldığı konusunda da fikir sahibi değildir. Bu yargılamaları maalesef bir iletişim kampanyası gibi yönetiyorlar. Bu da adalet duygusunun zedelenmesine ve aşınmasına gerekçe teşkil ediyor. Gökçek hakkında yapılan bu tahkikat oğlu ve gelini ile ilgili. Gökçek'in aleyhindeki iddialarla ilgili adalet huzuruna çıkarıldığına henüz şahitlik etmiş değiliz" diye konuştu.
"İktidar kendine yakın olanları da yargılıyor" yaklaşımına tepki gösteren Dervişoğlu, "Bir Melih Gökçek’in yargılanmasıyla bu iktidarın üzerindeki gölgelerin tamamının kaldırılacağını düşünüyorsak büyük bir yanılgı içerisindeyizdir. 'Ankara'yı birilerine parsel parsel vermekle', 'Ne istediler de vermedik' demek arasında bir fark yoktur bana göre. Dolayısıyla kafanın ve bakış açısının sorgulanması gerekir" ifadesini kullandı.
DAVUTOĞLU HAKKINDAKİ SORUŞTURMAYA TEPKİ
Ahmet Davutoğlu hakkındaki soruşturmaya ilişkin de Dervişoğlu, "Bunu son derece yanlış bulduğumu söylemeliyim. Çünkü siyasi şahsiyetler kampanya dönemlerinde maksadı aşan ifadelerde de bulunabilirler. Bir başbakanın, bu tarz söylemlerden ötürü Cumhuriyet Savcılığı tarafından resen soruşturmaya tabii tutulması kabul edilebilir bir şey değildir ama bu başka şeyleri de beraberinde getirir. Bu aktüel insanların durumlarının magazinel bir biçimde ele alınmasını son derece yadırgıyorum" dedi.
Günümüzde iktidar cephesindeki isimlerin geçmiş dönemde AK Parti’yi hedef alan sözlerini hatırlatan Dervişoğlu, "Numan Kurtulmuş, HAS Parti Genel Başkanı'yken AK Partilileri hırsızlıkla suçlamış, ‘Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular.’ demiş. Bunun Davutoğlu'nun söylediğinden bir farkı yok. Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Demokrat Parti Genel Başkanı'yken ‘Bu iktidarın paçalarından yolsuzluk akıyor.’ demiş. Bugün Cumhur İttifakı'nın ortağı olan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘Külliye, haramın, günahın ve kirlenmişliğin fildişi kulesidir.’ demiş. Eğer meseleyi bu laflar söylendikten birkaç yıl sonra ele alır da bu kabil soruşturmalar yaparsanız, bugün muarızlarınız olduğu kadar muvafıklarınızın da üzerinde demokrasi kılıcını sallıyor olursunuz. Bu durum herkesi tehdit etmek anlamına gelir" ifadesini kullandı.
İYİ PARTİ İÇİN “YÜZDE 10” MESAJI
İYİ Parti’nin önümüzdeki seçimlerdeki beklentisine yönelik bir soru üzerine de Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Partimize olan yönelişin, takdirin ve teveccühün tercihe doğru dönüşmeye başladığını gözlemliyorum. Gerçekleştirdiğim yurt gezilerinde de bunu görüyorum. Bu sevginin ve yönelişin konjonktürel olmadığı kanaatini de taşıyorum. Genel Başkan olduğumda ‘Tanınan bir siyasetçi olmayabilirim ama en azından kötü tanınan bir siyasetçi değilim’ demiştim. Tanınma oranımız arttıkça, Türk siyasetinde yerleşik bir ağırlığımız olacak.
Bizi 3’lerde 5’lerde gösteren kamuoyu araştırmaları yüzde 10’lara çıktığımızı söylüyor. Biz yüzde 10’u iki defa aldık zaten. Yüzde 10’lar, 15’ler bize yetmez. İYİ Parti’nin Meclis’te kapsamlı bir sandalye sayısıyla temsil edilmesi gerekiyor. İYİ Parti hakkettiği sandalye sayısıyla temsil edilirse; Türkiye'nin ve Türk milletinin beklentisinin hilafına kararları Meclis’te çıkarabilmek mümkün olmaz."
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİNE ELEŞTİRİ
"Terörsüz Türkiye" adıyla yürütülen sürece tepki gösteren Dervişoğlu, "Bu süreç vatandaşın hiçbir derdinin çözümüne taalluk etmeyecek. Süreç, yasal düzenlemelerin altyapısına baktığınızda sadece teröristlerin işine yarayacak bir biçimde sürüyor" dedi.
Türkiye'de süreçle ilgili atılmış adımların, terör örgütünün bütün unsurlarıyla birlikte silah bırakmasının gerekliliğine işaret ettiğini söyleyen Dervişoğlu, "Ancak bakıyoruz, Suriye’de böyle bir silah bırakma gerçekleşmiş değil. PYD-YPG tasviye mi oldu yoksa devletleşti mi onu tartışırız. Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin tezi şuydu; bireysel teslim olma, bireysel entegrasyon. PKK'nın uzantısı YPG-PYD, Suriye ordusunun içinde devletleşti. Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığı kişiler de Suriye’de devlet görevlisi kisvesine büründü. Dolayısıyla oradaki meseleyi örgütün tasfiyesi ya da Suriye’ye entegrasyonu olarak görmüyorum. Tugaylar halinde Türkiye'nin sınırına yakın bir yerde konuşlanmış olmaları da birtakım endişeleri beraberinde getiriyor" ifadelerini kullandı.
Terör örgütünün bütün unsurlarıyla silah bırakmasını devletin temennileri üzerinden ele alamayacağını ekleyen Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"Bunları, örgütün yöneticilerinin beyanlarına bakarak değerlendirebilirim. Örgütün yöneticileri ‘Çerçeve yasa bizim silah bırakmamızı gerektirecek boyutta bir yasa değil’ diyor. ‘Biz silah bırakmayız’ diyor. Ayrıca İran’daki PJAK rejime karşı ayaklanma yolunda silahlanmaya devam ediyor. Irak’taki PÇDK’nın durumu da belli. Dolayısıyla bu sürecin kısa vadeli siyasi istifade alanlarının dışında toplumsal faydaya vesile olacağı kanaatinde değilim. Peki hangi zararları verecek? En başından bu yana söylüyorum; Türkiye'nin tartışılmaz değerlerini tartışma masasına yatıracak. İşte o sebepledir ki bugün milli kimliğimiz tartışılıyor, vatandaşlık tanımımız tartışılıyor. İki dil arayışları var. Terör örgütü uzantısı siyasi partinin dört parçalı Kürdistan beyanları var.
En başında ‘salt milliyetçi reflekslerle hareket etmiyorum’ dedim. Ben kaygılarımı dile getiriyorum. Niyetlerini değiştirdiklerine de inanmıyorum. Nitekim bunun bir şımarıklığa vesile olabileceği endişesi de yaşıyorum. Aynı endişe ülkeyi yönetenlerde de var. Bu örgüt bana göre sıradan bir örgüt değil. Narko terör örgütü. Bu zamana kadar hep ‘hangi suçu işleyenler ne zaman tahliye olacak’ ya da ‘Abdullah Öcalan canisi yararlanacak mı’ türünden konuşuldu.
"ÖCALAN'A YENİ BİR EV YAPILDIĞINDAN BAHSEDİLİYOR"
Öcalan'ın kanundan yararlanmayacağıyla biz teselli edilmeye kalkışıldık ama Öcalan'dan daha tehlikeli 9 bin insan eğer bu yasal düzenleme gerçek anlamıyla yaşama geçirilirse hayatımıza girecek. Ayrıca kimse bu zamana kadar bu narko-terör örgütünün mali kaynaklarının nasıl tasviye edileceğine dair bir değerlendirme yapmadı. Dolayısıyla bu örgütün finansman yapısının tasviye edilmesi için başka devletlerle de iş birliği gerekiyor. Mesela yine kimse konuşmuyor. Öcalan'a yeni bir ev yapıldığından bahsediliyor. Resmi bir açıklama var mı? Yapılmadı diyen var mı? Hatta Türkiye tarafından aranan birtakım insanlarla orada görüştüğü söyleniyor. Bu kabil süreçler ya çok kapalı ya da çok şeffaf yönetilir. Yarı kapalı yönetirseniz, açıklık ve kapalılık mekanizmasının siyasete yansımaları üzerinden hesabınız vardır hissiyatı oluşur."
