Kandilli Rasathanesi’nin 126 yıllık tarihsel kayıtları, Karadeniz Bölgesi’nin sanılanın aksine ciddi bir sismik hareketlilik içerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeoloji Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Bektaş, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Trabzon ve Rize sahil şeridinde büyüklüğü 3’ten fazla olan depremlerin süreklilik arz etmesinin, bölgede aktif bir fay zonuna işaret ettiğini vurguladı. Bu veriler, bölgedeki yerleşim yerleri ve stratejik kamu yatırımları için yeni bir güvenlik tartışmasını beraberinde getirdi.
KANDİLLİ KAYITLARI VE 126 YILLIK VERİ ANALİZİ
Prof. Dr. Osman Bektaş’ın analizine göre, Kandilli Rasathanesi tarafından tutulan bir asrı aşkın kayıtlar, Doğu Karadeniz kıyı şeridinin tektonik olarak durağan olmadığını kanıtlıyor. Trabzon ve Rize hattı boyunca gözlemlenen ve büyüklüğü 3’ü aşan depremlerin belirli bir sistematik içinde devam etmesi, yer kabuğunun bu noktada aktif bir kırılma süreci yaşadığını gösteriyor. Bektaş, bu depremselliğin sadece münferit sarsıntılar olmadığını, derinlerde işleyen ve "aktif fay zonu" olarak nitelendirilen bir yapının varlığını tescillediğini ifade ediyor.
DAĞ KUŞAĞINDAKİ TEKTONİK ÇÖKME VE RİZE DEPREMİ
Bölgenin jeolojik yapısındaki en büyük risklerden biri, yükselen dağ kuşağının yerçekimi etkisiyle denize doğru hareket etmesidir. Prof. Dr. Bektaş, bu durumu "basamaklı normal faylar" olarak tanımlıyor. Dağlık kütlenin ağırlığı ve tektonik baskılar, kitlelerin kıyıya doğru çökmesine ve bu süreçte orta ölçekli depremlerin tetiklenmesine neden oluyor. 2024 yılında Rize’de meydana gelen 4,8 büyüklüğündeki deprem, bu tektonik kökenli kitle hareketlerinin en güncel ve somut örneği olarak kayıtlara geçmiş durumdadır. Bu tür sarsıntılar, zemin deformasyonunu hızlandırarak yerleşim birimleri üzerindeki baskıyı artırmaktadır.
KIYI DOLGULARI VE KRİTİK YAPILARDAKİ ZEMİN TEHLİKESİ
Haberin en can alıcı noktası ise deniz dolgusu üzerine inşa edilen devasa projelerin karşı karşıya olduğu zemin riskidir. Tektonik deformasyona açık olan bu bölgelerdeki kitle hareketleri, özellikle mühendislik ömrü uzun olması gereken yapılar için büyük bir tehdit oluşturuyor. Prof. Dr. Bektaş, özellikle şu yapı gruplarına dikkat çekiyor:
Deniz dolgusu üzerine inşa edilen bölge hastaneleri
Kıyı şeridinde yer alan stadyumlar ve spor kompleksleri
Uluslararası standartlarda hizmet veren havalimanları
Yoğun nüfuslu sahil yerleşim alanları
SADECE DEPREM BÜYÜKLÜĞÜ DEĞİL ZEMİN RİSKİ ÖNEMLİ
Bilimsel verilere göre, bir depremin yıkıcılığı sadece onun büyüklüğü ile ölçülmüyor. Prof. Dr. Bektaş, asıl meselenin deprem büyüklüğünden ziyade, tektonik deformasyona açık zeminler üzerine kurulan kritik yapılar olduğunu hatırlatıyor. Doğu Karadeniz’in heyelanlara yatkın yapısı ve kıyı dolgularının sarsıntı anındaki davranış bozuklukları, düşük şiddetli depremlerde bile ciddi hasarların oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle, bölgedeki stratejik yapıların güvenlik protokollerinin ve zemin etütlerinin bu yeni sismik veriler ışığında yeniden gözden geçirilmesi hayati önem taşıyor.
