Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen ve milli parkları 99 yıllığına özel şirketlerin işletmesine açmayı planlayan kanun teklifi, koruma gerekçesiyle hazırlansa da doğa örgütleri ve muhalefet tarafından “yetki merkezileşmesi ve özelleştirme riski” nedeniyle sert eleştirilerin hedefi oldu. Teklif, korunan alanlarda planlama, izin, denetim ve yaptırım süreçlerini Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde toplarken, milli park ve tabiat parklarının kullanım sınırlarının genişleyebileceği endişesini beraberinde getirdi. Düzenlemenin en tartışmalı yönlerinden biri, denetim ve ceza mekanizmasının aynı yapıya bağlanması oldu. Genel Kurul’dan geçen ilk maddelerle biyolojik çeşitlilik ve sulak alan ihlallerinde hem denetim hem idari yaptırım yetkisi tek kurumda toplandı. Bu durum, sahayı denetleyenle cezayı kesenin aynı olması nedeniyle bağımsız denetimin zayıflayabileceği ve şeffaflığın azalabileceği eleştirilerine yol açtı.
GERİ DÖNÜŞÜ ZOR MÜDAHALELER OLABİLİR
Genel Kurul’da tartışmaların odağındaki başlıklardan biri de korunan alanlarda verilecek izinlerin kapsamını genişleten düzenlemeler oldu. Teklif, milli park ve tabiat parklarında gerçek kişiler ve özel şirketlere verilebilecek izinlerin çerçevesini yeniden tanımlarken, bu izinlerin usul ve esaslarını belirleme yetkisini de doğrudan Genel Müdürlüğe bırakıyor. Metinde “sınırlama” vurgusu yapılmasına rağmen, izin mekanizmasının tek elde toplanması milli parkların işletmeye açılabileceği ve özel kullanımın artabileceği yönündeki kaygıları büyüttü. Teklifte ayrıca altyapı ve yatırım başlıklarında dikkat çeken düzenlemeler yer alıyor. Korunan alanlarda ulaşım, enerji iletim hatları, boru hatları ve su altyapısı gibi projelere izin verilebilmesi, “koruma rejiminin esnetilmesi” olarak yorumlanmaya açık. Özellikle bazı projelerde plan şartının esnetilebileceğine ilişkin hükümler, korunan alanlarda geri dönüşü zor müdahalelerin önünü açabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor.
‘KORUMA DEĞİL YÖNETME MANTIĞI’
Teklifin bir diğer tartışmalı boyutu ise işletme modeli. Düzenlemede yer alan “işletilir ya da işlettirilir” yaklaşımı ve döner sermaye yapısı, milli parkların kamu hizmeti anlayışından uzaklaşıp gelir odaklı bir modele kayabileceği yorumlarına neden oldu. Uzmanlara göre bu durum, korunan alanların kamusal koruma statüsünden çıkarak turizm ve yatırım baskısına daha açık hale gelmesi riskini taşıyor. Avcılığa ilişkin maddelerde de benzer bir ikili tablo dikkat çekiyor. Cezalar artırılırken, belgesi iptal edilen avcıların belirli şartlarla yeniden belge alabilmesine imkân tanıyan düzenlemeler, yaban hayatı üzerindeki baskının artabileceği endişesini beraberinde getirdi.
‘KEYFİ UYGULAMALARA KAPI ARALAYABİLİR’
Genel Kurul görüşmelerinde muhalefet partileri milli parklar düzenlemesine sert tepki gösterdi. Saadet Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, “Kendi projesini hazırlayan, onaylayan, işleten ve denetleyen bir yapı kuruluyor” diyerek düzenlemenin keyfi uygulamalara kapı aralayabileceğini savundu. CHP’li Şenol Sunat da Türkiye’de korunan alanların gerçekte daha sınırlı olduğunu savunarak bazı milli parklarda odun üretimi yapıldığını ileri sürdü. Doğal sit alanlarında taş ocağı girişimlerine tepki gösteren Sunat, koruma politikalarının zayıfladığı görüşünü dile getirdi. İstanbul Milletvekili Birol Aydın da düzenlemenin geçmiş çevre tartışmalarını hatırlattığını belirterek milli parkların turizm ve ticari faaliyetlere açılacağı endişesini dile getirdi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise teklifin kamu kaynaklarının ticari kullanıma açılacağını savunarak milli parkların uzun süreli tahsislerle özel kullanıma devredileceğini öne sürdü.
