İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasının 28. gününde, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren tutuklu sanık Adem Soytekin’in savunması alındı. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No’lu salonda görülen duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun ile İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.
Beyoğlu Belediyesi’ne ilişkin dosyanın da davayla birleştirilmesinin ardından sanık sayısı 92’si tutuklu olmak üzere 414’e çıkmıştı.
Tutuklu sanıklar salona jandarma eşliğinde getirildi. İmamoğlu ve Mehmet Pehlivan’ın salona alınması sırasında tutuklu sanıkların ayağa kalktığı, izleyici bölümünden ise alkışlar ve sloganlar yükseldiği aktarıldı.
SAVUNMA SIRASI ÖNE ALINDI
Duruşma, saat 10.59’da Adem Soytekin’in savunmasıyla başladı. Soytekin’in daha önce mahkemeye dilekçe sunarak, “Birçok kez ifade vererek dosyanın aydınlatılmasına katkı sundum. Gerginlik nedeniyle duruşmalara katılmakta zorlanıyorum” dediği ve savunma sırasının öne alınmasını talep ettiği öğrenilmişti.
Mahkeme heyeti de savunma listesinde 105. sırada bulunan Soytekin’in talebini kabul etmişti.
Soytekin’in avukatı Simge Büyük, savunma öncesinde mahkemeye bir klasör sunacaklarını belirterek, müvekkilinin sözünü ettiği evrakların klasörde yer aldığını söyledi. Büyük ayrıca savunmanın sonunda gösterilmek üzere bir flaş bellek bulunduğunu ifade etti.
“BEN İŞ YAPAN VE YAPTIĞI İŞİN KARŞILIĞINI ALAN MÜTEAHHİDİM”
Savunmasına iş geçmişini anlatarak başlayan Soytekin, çocukluğundan bu yana inşaat işiyle uğraştığını, 2000 yılından beri ticaret yaptığını ve bugüne kadar 10 milyon metrekarenin üzerinde taahhüt işi gerçekleştirdiğini söyledi.
Kendi şirketleri ve ortaklıkları aracılığıyla 4 bin 500 konut ve iş yeri inşa ettiğini belirten Soytekin, bugüne kadar hiçbir işi yarım bırakmadığını, ayıplı ya da süresinde teslim edilmeyen bir işinin olmadığını savundu.
Soytekin, dosyada yer alan birçok suçlamanın temelinde Beylikdüzü Belediyesi döneminde yapılan kamu yapılarının bulunduğunu belirterek, okul, kreş, cami, yurt binası, taziye evi, köprü, kavşak ve yaşam alanı gibi yapıların kendisi tarafından inşa edildiğini söyledi.
“Ortada hayali bir iş yok” diyen Soytekin, şunları savundu:
“Yapılar gerçektir, teslimler gerçektir, binalar gerçektir, kamunun kullanımındadır ve bunların karşılığı olan hak edişler de gerçektir. Ben bir rüşvet organizasyonu kuran, yöneten ya da buna aracılık eden biri değilim. Ben, iş yapan ve yaptığı işin karşılığını alan bir müteahhidim.”
“BELEDİYE İLE CARİ HESAP VARDI”
Soytekin savunmasında, belediye adına yapılan bazı işlerde kamu bütçesi kullanılmadığını, işlerin bağışçı ya da üçüncü kişiler üzerinden yürütüldüğünün kendisine söylendiğini belirtti.
Kendisinin bu işler için maliyet çıkardığını, inşaatları tamamladığını, hak edişlerini ise kimi zaman nakit, kimi zaman çek, kimi zaman da daire veya dükkan devri şeklinde tahsil ettiğini savunan Soytekin, belediyeyle aralarında “cari havuz” bulunduğunu söyledi.
Soytekin’e göre sistem şöyle işliyordu: Belediye kendisine bir iş veriyor, örneğin kreş, kültür merkezi ya da yurt yapmasını istiyordu. Bu işlerden doğan alacaklar belediye nezdinde bir cari hesaba yazılıyor, daha sonra belediyenin yönlendirdiği kişilerden daire, dükkan, çek ya da nakit alınarak bu alacaklar düşülüyordu.
Soytekin, belediye ile üçüncü kişiler arasındaki ilişkinin niteliğini bilmediğini, “bağış mı, sosyal donatı katkısı mı, rüşvet mi, başka bir borç mu” olduğunun kendi bilgisi dışında kaldığını savundu.
Ancak bu ödemeleri yapan kişilerin belediyeyle işi olan müteahhitler olduğunu bildiğini de ifade eden Soytekin, “Bu ödemelerin her durumda herhangi bir zorlama olmaksızın gönüllü bağış olarak verilmediğini tahmin edebilecek durumdayım” dedi.
ETKİN PİŞMANLIK AÇIKLAMASI: “BASKIYLA İFADE VERMEDİM”
Soytekin, etkin pişmanlık süreciyle ilgili kendisine yöneltilen “iftiracı” ve “baskı altında ifade verdi” eleştirilerini reddetti.
İfadesinin hiçbir aşamasında baskıyla karşılaşmadığını söyleyen Soytekin, etkin pişmanlıktan suç işlediği için değil, kendisini anlatmak ve dosyanın aydınlatılmasına katkı sunmak için yararlandığını savundu.
19 Mart sabahı evinde gözaltına alınmadığını, o sırada Tuzla’daki şantiyesine gittiğini belirten Soytekin, Mali Şube polisleriyle Zeytinburnu’nda buluştuğunu ve gözaltına alındığını anlattı. Vatan Emniyet’te dört gün kaldığını, ardından tutuklanarak önce Silivri’ye, sonra Tekirdağ Cezaevi’ne gönderildiğini söyledi.
Soytekin, etkin pişmanlık sürecinin başlamasında, bazı müteahhitlerin “Fatih Keleş’e para, Adem Soytekin’e daire ve dükkan verdik” şeklindeki beyanlarının etkili olduğunu belirtti. Bu açıklamaların kendisini rahatsız ettiğini söyleyen Soytekin, belediye tarafının bu konuda açıklama yapmaması üzerine “Madem öyle, tüm bunları kendim açıklarım” dediğini aktardı.
11. MAHALLE PROJESİ: “DAİRELERİ CARİ ALACAĞIMA MAHSUBEN ALDIM”
Soytekin, “Eylem 1” kapsamında 11. Mahalle Projesi’nden aldığı dairelere ilişkin suçlamaları da yanıtladı.
Kuvayi Milliye Camisi’nin yapımı sırasında dönemin Beylikdüzü Belediye yetkililerinden Mehmet Murat Çalık’ın kendisini Zafer Gül’e yönlendirdiğini söyleyen Soytekin, 2,5 milyon liralık bağıştan söz edildiğini, para olmadığı için daire verilebileceğinin ifade edildiğini anlattı.
Bu kapsamda 9 daire seçtiğini, bedellerinin 2 milyon 540 bin lira olduğunu ve bu daireleri belediyeden olan cari alacağına mahsuben aldığını savundu.
Daha sonra Ali Gül ile Esenyurt’taki ortaklıktan ayrılma konusu nedeniyle 4 dairenin daha gündeme geldiğini belirten Soytekin, toplam 13 daire verildiğini, ancak 4 dairenin üzerindeki ipoteklerin kaldırılamaması nedeniyle bu daireleri iade ettiğini söyledi. İade karşılığında başka projelerden 3 daire ve 200 bin lira nakit aldığını aktardı.
Soytekin, Beylikdüzü’nde imarsız arsa alımı, imar plan değişikliği ya da ruhsat sürecine hiçbir zaman dahil olmadığını da savundu.
KUBİST İDDİASI: “İSKANDAN 18 AY SONRA VERİLEN DAİRE RÜŞVET OLAMAZ”
“Eylem 2” kapsamında Kubist Projesi’ne ilişkin iddialara da yanıt veren Soytekin, Metin Gül’ün beyanlarını “somut delille desteklenmeyen kurgu” olarak nitelendirdi.
Soytekin, Kubist Projesi’nin iskanının 23 Mart 2015’te alındığını, rüşvet olduğu iddia edilen daire devirlerinin ise 9 Eylül 2016’da yapıldığını belirterek, arada yaklaşık 18 ay bulunduğunu söyledi.
Gül ailesinden bugüne kadar 200’ün üzerinde iş karşılığı daire aldığını ifade eden Soytekin, iskan alındıktan bir buçuk yıl sonra devredilen dairelerin iskan karşılığı rüşvet olarak gösterilemeyeceğini savundu.
DENİZ İSTANBUL: “DURSUN KELEŞ’İ TANIMIYORUM”
Soytekin, “Eylem 5” başlığı altında Deniz İstanbul Projesi’nden adına üç bağımsız bölüm devredildiğini kabul etti. Ancak bunun rüşvet olmadığını, yaptığı işlerin karşılığı olduğunu söyledi.
Bu dairelerin CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının tadilatı kapsamında verildiğini, sürecin dönemin Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı Veysel Erçevik tarafından yürütüldüğünü savundu.
Hakkındaki iddianın Dursun Keleş’in beyanlarına dayandığını söyleyen Soytekin, Keleş’i tanımadığını ve kendisiyle hiçbir görüşmesi olmadığını belirtti. Keleş’in, kendisini aradığını, Deniz İstanbul’daki ofisine gittiğini ve yanında Ekrem İmamoğlu’nu aradığını söylediğini aktaran Soytekin, dosyada buna ilişkin HTS veya ortak baz kaydı bulunmadığını savundu.
WESTSİDE: “İŞ ALMAK İÇİN KİMSEYİ ARATMADIM”
“Eylem 6” kapsamında Westside Projesi’nden iş almak için baskı yaptırdığı iddiasını reddeden Soytekin, bu projeyle ticari ilişkisinin 2013’te başladığını, ilk taşeronluk işini de aynı yıl aldığını söyledi.
Westside’tan aldığı gayrimenkullerin Cevat Güleç ve Ömer Halis Demir okullarının hak edişlerine karşılık verildiğini savunan Soytekin, bazı taşınmazları Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olmasından önce, 2013’te satın aldığını belirtti.
Soytekin, 2015 ve 2017’deki taşınmaz alımlarına ilişkin protokol, çek, ödeme ve tapu kayıtlarının dosyaya sunulduğunu ifade etti. Rüşvet iddiasının tarihsel olarak çelişkili olduğunu savunan Soytekin, “Ruhsat 2014’te, bazı tapular 2019’da; iddia edilen ilişki hayatın olağan akışına aykırı” görüşünü dile getirdi.
Okulların zorla yaptırıldığı iddiasını da reddeden Soytekin, bu süreçleri Şahinler’in genel müdürü olarak bildiği Ramazan Bey ile yürüttüğünü, tanık olarak dinlenmesi halinde savunmasını doğrulayacağını söyledi.
MEYDAN YAKUPLU: “MAL KAÇIRMA İDDİASI GERÇEK DIŞI”
“Eylem 7” kapsamında Meydan Yakuplu Projesi’ne ilişkin açıklama yapan Soytekin, projenin Muzaffer Beyaz’ın kendisini arayıp teklif istemesiyle başladığını belirtti.
Projeye rant amacıyla girmediğini, “Bana kat karşılığı gelse yapmazdım” sözleriyle anlatan Soytekin, inşaat sürecinde Beyazlar adına proje müdürü ve inşaat mühendisinin şantiyede bulunduğunu söyledi.
Muzaffer Beyaz’ın “Başkan bu projeyi istiyor” iddiasını reddeden Soytekin, herhangi bir daire devri yapılmadığını savundu.
Bu eylemdeki “aklama” iddiasının Mehmet Şahin’in şirketine sattığı 4 daireyle ilgili olduğunu belirten Soytekin, satışın 8 Mayıs 2023 tarihli protokol ve 55 parça çekle yapıldığını, çeklerin tahsilinden sonra tapu devrinin gerçekleştiğini söyledi. İşlemin soruşturmadan aylar önce yapıldığını savunarak, mal kaçırma iddiasını reddetti.
KÖPRÜLÜ KAVŞAK: “HAK EDİŞİMİ ÇEKLERLE ALDIM”
“Eylem 8” kapsamında köprülü kavşağın Metin Gül’ün Kalekent Projesi ile Muzaffer Beyaz’ın Teraspark Projesi’ne ulaşım kolaylığı sağladığını belirten Soytekin, işin yapılmasını bu isimlerin istediğini söyledi.
İlk hak edişin yaklaşık 2 milyon lira olduğunu, bunun 1 milyon 250 bin liralık kısmının Kalekent, 750 bin liralık kısmının ise Teraspark tarafından çeklerle ödendiğini anlattı. Bu çeklerin tamamını dosyaya sunduğunu belirten Soytekin, Fatih Keleş’le birlikte Metin Gül’ün yanına gitmediğini ve bu yöndeki beyanların gerçek dışı olduğunu savundu.
EYLEM 10: “MAHSUP VE KAPAMA ÇEKİ RÜŞVET GİBİ GÖSTERİLDİ”
Soytekin, “Eylem 10” başlığında Hamit Demir’in ifadelerinin birbiriyle çeliştiğini savundu.
Demir İnşaat’tan alınan gayrimenkullerin belediyeyle aralarındaki cari hesaba mahsuben alındığını, Hamit Demir’in de sonradan bunu doğrular yönde ifade verdiğini belirten Soytekin, dosyaya sunduğu çeklerin kapama çeki olduğunu söyledi.
Soytekin, belediyeye iş yapan ve ödemesini uzun vadede alamayan firmaların, belediyeye harç ya da ödeme yapacak firmalarla mahsuplaşma yöntemine başvurabildiğini söyledi. Bu eylemin de kendi sunduğu belgeler sayesinde dosyaya yansıdığını belirtti.
EYLEM 11 VE 12: “BENİ BURADA TUTAN ŞEY KAMU YARARINA YAPTIĞIM YAPILAR”
Soytekin, “Eylem 11 ve 12” kapsamında okul, kreş, cami, yurt, taziye evi, kent meydanı, kültür merkezi, gençlik merkezi, köprü, kavşak ve geçici deprem konutları gibi kamu yararına kullanılan yapıları inşa ettiği için suçlandığını savundu.
Bu işlere ilişkin hak ediş kapaklarını, ödeme tablolarını, ticari kayıtları ve belgeleri dosyaya sunduğunu belirten Soytekin, müşteki-şüphelilerle hiçbir temasının bulunmadığını, aralarında iletişim ya da tanışıklık olmadığını söyledi.
Soytekin, bu yapıların kamu kaynağıyla yapılıp yapılmadığının, birim fiyatlarının ve toplam tutarlarının bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkarılmasını talep etti.
ÜST GEÇİTLER: “2 MİLYON LİRAYI FATİH KELEŞ’E VERMEDİM”
“Eylem 23” kapsamında Metin Gül’ün 2022’de kendisini arayarak iki üst geçit için görüşmek istediğini anlatan Soytekin, Avenue Projesi’nin yönetim ofisinde bir araya geldiklerini söyledi.
Sözleşme bedelinin 16 milyon 101 bin lira artı kâr payı olduğunu belirten Soytekin, şirketi adına sözleşmeyi Bülent Yılmaz’ın imzaladığını ve iş takibini de onun yürüttüğünü ifade etti.
Soytekin’e göre sözleşme kapsamında nakit avans verilmesi gerekirken 10 milyon liralık uzun vadeli çek verildi. Metin Gül’ün daha sonra bu avansın 2 milyon lirasını Fatih Keleş’e vermesini istediğini söyleyen Soytekin, nakit para gelmediği için bu talebi reddettiğini ve Fatih Keleş’e hiçbir ödeme yapmadığını savundu.
EYLEM 25: “DEKONTU SUNAMAMAMIN NEDENİ KAYYUM YÖNETİMİ”
Soytekin, “Eylem 25”in de soruşturma aşamasında sunduğu belgelerle ortaya çıktığını söyledi. Bu eylemde iki çeki dosyaya sunduğunu ancak banka dekontunu sunamadığını belirten Soytekin, bunun nedeninin ev hapsinde olması ve şirketlerinin kayyum yönetiminde bulunması olduğunu savundu.
Bu ödemelerin Eylem 11’de bahsedilen kamu adına yapılan yapılardan doğan hak edişlerine ilişkin olduğunu ifade eden Soytekin, ödemelerin hangi amaçla yapıldığını bilmediğini, kendisinin kamu görevlisi değil “işini yapan müteahhit” olduğunu söyledi.
EYLEM 27: “TEHDİT İDDİASI HAYAL ÜRÜNÜ”
“Eylem 27” kapsamında Bahattin Uçar’ı 2015 yılından, yan yana şantiyelerden tanıdığını söyleyen Soytekin, Florya’da ortak bir arkadaş aracılığıyla buluştuklarını anlattı.
İhalesi 8 ay önce yapılmış, başlanmış ve Uçar’ın tek başına yürütmediği bir projeye sonradan ortak olunamayacağını bilecek kadar meslek erbabı olduğunu söyleyen Soytekin, İBB üzerinden tehdit iddiasını reddetti.
KİPTAŞ şantiyelerinde İBB’nin kontrol yetkisi olmadığını, işlemlerin KİPTAŞ tarafından yürütüldüğünü belirten Soytekin, “Kimseyi tehdit etmedim” dedi.
KİPTAŞ YEŞİLPINAR EVLERİ: “ALİ KURT 500 BİN DOLAR İSTEDİ”
Soytekin’in savunmasındaki en dikkat çeken başlıklardan biri “Eylem 28, KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri” oldu.
Soytekin, 2022 başlarında KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri Yerinde Dönüşüm Projesi’nde müteahhit payına düşen 352 dairenin 300’ünün satıldığını, peşinatların KİPTAŞ hesabında toplandığını söyledi.
Bu paraların müteahhitlere aktarılması aşamasında dönemin KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’un kendilerinden 500 bin dolar istediğini iddia etti.
Soytekin, kasasında bu miktarda hazır nakit olmadığı için şirket çalışanı Altan Gözcü’yü ortağı Erdal Tokmakçı’ya gönderdiğini, 400 bin doları oradan aldırdığını, üzerini kendisinin tamamladığını ve paranın Murat Erenler aracılığıyla Ali Kurt’a ulaştırıldığını savundu.
“İddiamın arkasındayım” diyen Soytekin, istenen para verilmeseydi KİPTAŞ hesabındaki parayı zamanında alamayacaklarını ileri sürdü.
PENDİK İGDAŞ ARKATLI EVLERİ: “İHALESİZ ALDILAR İDDİASI GERÇEK DIŞI”
“Eylem 30” kapsamında Pendik İGDAŞ Arkatlı Evleri Projesi’ni anlatan Soytekin, ALK-ASOY-Kurumsal adi ortaklığı olarak KİPTAŞ’a ait olduğunu bildikleri arsayı kapalı zarf usulü ihaleyle aldıklarını söyledi. İhaleye 5 ya da 6 firmanın daha katıldığını belirterek, “ihalesiz aldılar” iddiasını reddetti.
Soytekin, ortaklıkta tek başına temsil yetkisi olmadığını, her işlemin üç imzayla yapılabildiğini ifade etti.
Projede satış onayı bekledikleri 350 daireden 100’ünün KİPTAŞ tarafından ayrıldığını, bu dairelerin KİPTAŞ, İBB personeli ve bazı CHP yöneticilerine verileceğinin kendilerine söylendiğini iddia etti. Metrekare fiyatının 10 bin lira, ödeme koşullarının ise düşük peşinat ve vade farksız taksit şeklinde belirlendiğini anlatan Soytekin, buna itiraz ettiklerini ancak sonuç alamadıklarını söyledi.
Kalan 30 dairenin üç ortak arasında paylaşıldığını, kendi payına düşen 12 daireyi şirket çalışanlarının üzerine aldığını belirten Soytekin, bunun menfaat ilişkisi olmadığını ve rayicin altında satış yapılmadığını savundu.
Soytekin ayrıca satışları durdurup projeyi kendi finansmanlarıyla ilerlettiklerini, daha sonra metrekare fiyatlarının 50 bin, 60 bin ve 65 bin liraya kadar çıktığını belirterek, bu kararların KİPTAŞ’ın gelirini artırdığını savundu. Bu nedenle kamu zararı değil, kamu kârı olduğunu ileri sürdü.
EYLEM 31, 33, 38 VE 43: “KİMSEYİ TANIMIYORUM”
Soytekin, “Eylem 31, 33, 38 ve 43” için ortak savunma yaptı. Bu başlıklardaki hususların da etkin pişmanlık ifadesinden sonra kendi sunduğu belgelerle dosyaya girdiğini belirtti.
Bu işlerde kamu kaynağı kullanılmadığını, kendisinin belediye ile firmalar arasındaki ilişkinin niteliğini bilmediğini savunan Soytekin, firma sahiplerini tanımadığını söyledi.
Saraçhane’ye yıllar içinde yalnızca iki kez gittiğini, belediye içinde idari bir görevi ya da yetkisi bulunmadığını belirten Soytekin, dosyadaki ödemelerin inşaat faaliyetlerinden doğan hak edişlerin tahsiline ilişkin olduğunu savundu.
“4 AYDA TAMAMLADIK, ÖDEMEYİ 8-10 AY SONRA ALDIK”
“Eylem 46” kapsamında Hatay Geçici Yaşam Alanı’nı anlatan Soytekin, projenin 6 Şubat depremlerinden sonra barınma sorununa çözüm sağlamak amacıyla yapıldığını söyledi.
Yaklaşık 60 dönümlük HATSU’ya ait arazide 111 adet 2+1, 90 adet 1+1 olmak üzere toplam 201 konut yapıldığını belirtti. Projede altyapı, elektrik, mekanik işler, yollar, basketbol ve voleybol sahaları, çocuk oyun alanları, kreş, sağlık ocağı, kütüphane, kitap kafe, ticari dükkanlar, yaşlı bakım merkezi ve idari ofislerin de yer aldığını aktardı.
Soytekin, projenin dört ayda tamamlanarak HATSU’ya teslim edildiğini, bağışçının ise daha sonra bulunduğunu ve ödemelerin işe başladıktan 8-10 ay sonra alınabildiğini söyledi.
Bu işte de rüşvete aracılık etmediğini, yalnızca hak edişini aldığını savundu.
SULKAN İNŞAAT: “HAYALİ İŞ YOK, KAMU ZARARI TESPİTİ YOK”
Soytekin, “Eylem 85 ve 89” kapsamında Sulkan İnşaat’a ilişkin iddiaları da yanıtladı.
Sulkan İnşaat’ın pazarlama ve ticaret yapan, faaliyetlerini yasal çerçevede sürdüren bir firma olduğunu söyleyen Soytekin, firmanın örgütsel bağlantısı olduğu iddialarını reddetti.
Reklam araçlarının belediyeye kiraya verildiğini ve hizmetin fiilen sunulduğunu belirten Soytekin, yapılmamış iş ya da hayali kazanç bulunmadığını savundu. Kamu zararına ilişkin bilirkişi raporu, teknik inceleme ya da mali tespit olmadığını söyledi.
ALİ KURT VE MEHMET PEHLİVAN İDDİALARINA CEVAP
Savunmasının son bölümünde Ali Kurt’un iddialarına da cevap veren Soytekin, KİPTAŞ’a verilen rüşvete aracılık suçlamasının kendi ifadesinden önce dosyada yer aldığını söyledi. 16 Haziran 2025’te etkin pişmanlık ifadesi verdiğinde Ali Kurt’un yaklaşık 20 gündür tutuklu olduğunu belirten Soytekin, “Benim beyanım yokken savcılık zaten durumdan haberdardı” dedi.
Araç alımı meselesinde Ali Kurt’la hiçbir dönemde satın alma sürecinde görüşmediğini savunan Soytekin, ifadesinde ne söylediyse arkasında olduğunu belirtti.
Mehmet Pehlivan’a ilişkin iddialarda ise toplantının “hayal ürünü” olmadığını savundu. Pehlivan’ın yanında yapılan telefon görüşmesini ve Ali Nuhoğlu ile ilgili mal varlığına tedbir konulup konulmadığına ilişkin görüşmeleri anlattığını söyleyen Soytekin, Ali Nuhoğlu’nun ifadesinin de kendi anlatımını doğruladığını ileri sürdü.
ONUR BÜYÜKHATİPOĞLU VEKALETİ: “İLK VEKALET 6 ŞUBAT 2025”
Soytekin, 5 Şubat 2025 tarihli telefon görüşmesinin mevcut İBB dosyasıyla değil, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen ayrı bir soruşturmayla ilgili olduğunu savundu.
Mehmet Pehlivan’ın yönlendirmesiyle 6 Şubat 2025’te Avukat Onur Büyükhatipoğlu’na vekalet verdiğini belirten Soytekin, bu tarihten önce Büyükhatipoğlu’na verilmiş bir vekaleti olmadığını söyledi.
2014 ve 2018’de verdiği vekaletlerin başka avukatlara ait olduğunu ifade eden Soytekin, avukatların kendi aralarında yaptığı “tevkil” işleminin kendisine doğrudan vekalet ilişkisi olarak yüklenemeyeceğini savundu.
Soytekin, şirketlerine ait bir duruşma tutanağının dosyaya nasıl girdiğinin de ayrıca araştırılması gerektiğini belirterek, kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi iddiasıyla şikayet hakkını saklı tuttuğunu söyledi.
“SONUÇ OLARAK RÜŞVET ALMADIM, ARACILIK ETMEDİM”
Soytekin savunmasını, hakkındaki iddiaların büyük bölümünün kendi sunduğu belgelerle dosyaya girdiğini belirterek tamamladı.
Kendisinin kamu görevlisi olmadığını, belediye ile üçüncü kişiler arasındaki ilişkileri denetleyen bir makamda bulunmadığını söyleyen Soytekin, yaptığı işlerin karşılığında hak edişlerini aldığını savundu.
Soytekin, “Ben bildiğim işi yaptım. İnşaat yaptım. Kamuya yararlı yapılar inşa ettim. Ne rüşvet pazarlığına dahil oldum ne örgütsel yapının parçası oldum ne de kamu gücünü kullanarak menfaat temin eden bir sistemin içinde yer aldım” dedi.
ADEM SOYTEKİN SAVUNMASININ TAMAMI
Avukat Simge Büyük: Sayın Başkan hem sizlere hem iddia makam Savcı Bey'e bir klasör sunacağız. Ama ben kendi savunmamı yaparken diğer meslektaşlarla, o esnada sunacağız. Müvekkilimin de söylediği bütün evraklar, bu klasörde mevcuttur. Tekrar sunuyoruz, bilginiz olsun diye, kayıtlara geçmesi adına ifade etmek istedim. Bir de bir flaşımız var. Adem Bey’in ifadesinin sonunda gösterilecek. Adem Bey'in adının yer aldığı bir klasör.
Adem Soytekin: Sayın Başkan, değerli Heyet; öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; ben çocukluğumdan bu yana babamın mesleği olan inşaat işiyle uğraşan bir iş insanıyım. Hayatım boyunca emek verdiğim, içinde yetiştiğim ve icra ettiğim tek iş inşaattır. Meslek hayatım boyunca 10.000.000 metrekarenin üzerinde taahhüt işi gerçekleştirdim. Bunun haricinde kendi şirketlerim ve kurduğum ortaklıklar aracılığıyla 4.500 konut ve iş yeri inşa ettim.Bunların çok büyük kısmı satılmış, teslim edilmiş ve tamamlanmış işlerdir. Bugüne kadar yaptığım hiçbir işi yarım bırakmadım; ayıplı hiçbir iş yapmadım. Süresinde teslim etmediğim hiçbir işim olmamıştır. Hayatım boyunca maaşlı çalışan olmadım; kimsenin memuru, çalışanı ya da adamı olmadım. Ben 2000 yılından bu yana ticaret yapan, risk alan, yatırım ve üretim yapan bir müteahhidim.
Şirketlerim; makine, ekip, ekipman ve kurmuş olduğumuz organizasyon sistemi bakımından kendi alanında ülkemizin önde gelen firmalarındandır. Ayrıca belirtmek isterim ki; kaba yapıda kullandığım kalıp malzemelerini kullanıcı olarak yurt dışından, yani Rusya ve Ukrayna’dan gemi bazında ithal ederek getiren ülkemizdeki tek firmayım. Bugün dahi bunu yapabilen yoktur. Bu ithalatların 2014 öncesi olduğunu da vurgulamak isterim. İthalat belgeleri şirket kayıtlarımızda mevcuttur; mahkemenizin gerektirmesi halinde dosyaya sunabiliriz. Bugüne kadar iş almak için kimsenin kapısına gitmedim, birilerinin nüfuzuna sığınarak iş istemedim. Aksine yaptığım işlerin kalitesi, kapasitem ve piyasadaki bilinirliğim nedeniyle her zaman iş seçen taraf oldum. Bugün burada bulunmamın sebebi de aslında budur; yani hayatım boyunca en iyi bildiğim işi, inşaat yapmayı sürdürmüş olmamdır. Dosyada yer alan birçok hususun temelinde; belediye döneminde kamuya yönelik yapılan okul, kreş, cami, yurt binası, taziye evi, köprü, kavşak ve yaşam alanı gibi yapıların tarafımdan yapılmış olması yatmaktadır.
Nitekim bizzat "Eylem 11"de de yaptığımız işler yazmaktadır. Bu yapılar bugün de yerindedir ve hâlâ kamu tarafından kullanılmaktadır. Yani ortada hayali bir iş, kağıt üzerinde kalmış bir imalat veya yapılmamış bir yapı yoktur. Yapılar gerçektir, teslimler gerçektir, binalar gerçektir, kamunun kullanımındadır ve bunların karşılığı olan hakedişler de gerçektir. Benim dosyanın başından beri söylediğim temel husus şudur: Ben bir rüşvet organizasyonu kuran, yöneten ya da buna aracılık eden biri değilim. Ben, iş yapan ve yaptığı işin karşılığını alan bir müteahhidim. O dönemde belediye adına yapılan bazı işlerde kamu bütçesi kullanılmadığı, işlerin bağışçı ve üçüncü kişiler üzerinden yürütüldüğü tarafıma söylenmiştir. Biz de bu işlerin maliyetlerini çıkarıp işe başlamışızdır. İşleri tamamladıktan sonra hak edişlerimizi kimi zaman nakit, kimi zaman çek, kimi zaman da daire veya dükkan devri şeklinde tahsil ettik. Benim bilgim ve iradem dahilindeki kısım sadece burasıdır.
Kaldı ki bu işler, şirket ciromun %5’ini dahi geçmemektedir. Dosyada çok sayıda eylem bulunduğu için tek tek savunmalarıma ayrıca geleceğim; ancak bu eylemlerin ortak yönü, aslında benim Beylikdüzü bölgesinde müteahhitlik yapmamdan doğan durumlardır. Ben, 2000 yılından bu yana müteahhitlik yapmaktayım. İmamoğlu İnşaat ile de kaba yapı ve anahtar teslim işlerini yaptık. Ticari ilişkimiz 2008 yılında Panorama 360 projesi ile başlamıştır. Burada çalışma yöntemimizden de bahsetmek isterim. Çünkü bu yöntem, aslında benim bugün bu dosyada ve karşınızda bulunmamın bir anlamda müsebbibidir. O dönemde Beylikdüzü Belediyesi, her belediye gibi pek çok kamu hizmetine tahsis edilecek tesisler yapmaktaydı. Hâlen bütün belediyeler bu tesisleri yapmaktadır ve yapmaya devam edecektir. Genelde belediyeler, hepimizin bildiği gibi bu tesisleri kendi kaynaklarıyla yapmazlar. Doğrudur ya da yanlıştır; bu başka bir meseledir. Ancak bu tesisler, genellikle bağışlarla yapılır. Adına gönüllü bağış, sosyal donatı katkısı veya her ne denirse densin, bu işlerin yürüyüşü böyledir ve bu durum herkesin malumudur. İşte ben, Beylikdüzü Belediyesi’nin yaptırdığı bu tesisleri inşa eden müteahhidim.
Az önce anlattığım tanışma süreci ve akabinde, Beylikdüzü Belediyesi’nden hemen hemen tamamı ihalesiz olarak yapılan bu işleri aldım ve yaptım. Benim bu tesisleri yaptığım sabittir. Nereden sabittir? İddia makamının yazdığı Eylem 11'deki beyanlardan sabittir. Ayrıca burada sizin önünüzde, "Evet biz bu işleri bu şekilde yaptırdık; bu suç değildir, suçsa da biz bu suçu işledik ve işlemeye devam edeceğiz" diyen belediye yetkililerinin beyanlarından da sabittir. Başka nereden sabittir? Bizzat rüşvet verdiğini veya kendisinden zorla bağış adı altında rüşvet alındığını iddia eden müşteki iş insanlarının beyanlarından da sabittir. Evet, ben bahsettiğim işleri yaptım; fakat belirtmek isterim ki bunları tek başıma yapmadım. Bir yapının inşası 300’ün üzerinde bileşenden oluşur ve bunları tek başıma yapma ihtimalim yoktur. Bunların tedarikçileri, taşeronları ve yüzlerce çalışanı vardır; durum onlardan da sabittir.
Peki, şimdi gelelim bu tesisleri nasıl yaptığım meselesine; yani belediye ile hangi çalışma prensibi dahilinde çalışmaktaydık? Burada sistem şu şekildeydi: Belediye bize işi verir; örneğin "şurada kreş, kültür merkezi veya yurt yapacaksın" der. Devamında, buradan doğacak hak edişlerimizi "şu kişilerden kimi zaman daire, dükkan veya çek şeklinde alacaksın" diyerek bizi yönlendirirdi. Ben bu sürece dahil olduğumda; belediye ile ilgili kişi arasındaki adına rüşvet, bağış, pazarlık ya da sosyal donatı katkı payı ne derseniz deyin, o süreç çoktan bitmiş ve taraflar anlaşmış olurdu. Bu arada belirteyim ki, bu durum her seferinde yaptığım işin karşılığını doğrudan o işi yaptıran müteahhitten almak şeklinde olmazdı. Şöyle ifade edeyim: Bizim belediyeyle bir cari havuzumuz vardı. O caride benim yaptığım işlere karşılık belediyeden olan hak edişlerim birikir. Sonra belediyenin beni yönlendirdiği kişilerden bu hak edişlerime karşılık bahsettiğim gibi daire, dükkan, gayrimenkul veya çek alır ve bu tutarları carimden düşerim.
Burada şunu da belirtmeliyim: Az önce anlattığım gibi aldığım daire, çek, nakit vesaire her zaman bunları veren kişilerin belediyeye yaptığı bağışların karşılığı olmak zorunda değildir. Bunu bir örnekle izah etmeliyim: Örneğin belediye, A kişisiyle kreş veya okul yapımı için anlaşmış olsun. Benim yaptığım ya da yapacağım inşaatın mutlaka belediyenin bu kişiyle anlaştığı kreş ya da okul olması gerekmez. Belediye gelir ve örneğin benden bir muhtarlık binası inşa etmemi ister; ben de bu binayı inşa ederim. Yani müteahhitle yapılan anlaşma benim yaptığım işle birebir aynı olmak zorunda değildir. Bunun karşılığı olarak o iş insanı, belediyeye olan kreş veya okul borcunu bana —bahsettiğim gibi— kimi zaman daire, dükkan, nakit veya çek şeklinde öder. Ben de aldığım bu bedeli belediyeyle yaptığım işlerin cari hesabından düşerim. Bu noktada, bu kişilerin belediyeye verdikleri bedellerin tam olarak neyin karşılığı olduğunu bilmem. Çünkü dediğim gibi; o aşamaya gelene kadar anlaşmalar çoktan yapılmış, bitmiş olur. O iş insanlarından aldığım bu bedelleri belediyedeki cari hesabımdan düşer, zaman zaman da mahsuplaşırız. Sistem böyle işlemektedir. Görüldüğü üzere ben burada sadece yaptığım işlerin karşılığını almaktayım.
Elbette bu noktada; bağış adı altında belediyeye bu ödemeleri yapan kişilerin, o dönemde o bölgede iş yapan, yani belediye ile işi olan müteahhitler olduğunu da bilmekteyim. Dolayısıyla bu ödemelerin her durumda herhangi bir zorlama olmaksızın, gönüllü bağış olarak verilmediğini hem meslek erbabı olmam hem de aynı işleri yaparken benzer muamelelerle karşılaşmam nedeniyle tahmin edebilecek ve bilecek durumdayım. Bunu net olarak söylüyorum. Ancak dediğim gibi, ben iş bu aşamaya gelene kadar sürece dahil olmam. Taraflar anlaşır; verilecek şeyler ve yapılacak tesis belirlenir. Ben o tesisi yapmaya başlarım ve hak edişlerimi belediyenin yönlendirdiği kişilerden alırım. Benim süreçteki rolüm tamamen bundan ibarettir. İddianame boyunca üzerime yüklenen hususlar; tarafımca gerçekleştirilen ve büyük ölçüde kamu yararı olan işlerin karşılığında, tarafıma yönlendirilen firmalardan hak edişlerimi tahsil etme usulü ve yöntemlerime ilişkindir. Hakkımdaki tüm suçlamalar bunun üzerine kurgulanmıştır. Oysa ben bu ödemelerin tamamını gizlemedim; tam tersine, soruşturma aşamasında bizzat kendim anlatıp belgeleriyle dosyaya sunmuş biriyim. Eğer benim suç gizlemek, delil saklamak veya ilişkileri örtmek gibi bir niyetim olsaydı, bugün dosyada eylem olarak yazan birçok husus zaten benim sunduğum belge ve beyanlarla ortaya çıkmazdı. Bu noktada dahi benim tavrım bir suç örgütü mensubu tavrı değil, gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen sorumlu bir Türk vatandaşı tavrıdır.
Ayrıca dosyada aleyhimde yer alan bazı kişilerin beyanlarının, teknik ve maddi delillerle çeliştiği açıktır. Benimle hiç görüşme kaydı bulunmayan, ortak baz kaydı olmayan; üstelik tarih anlatımlarıyla bile kendi içinde çelişen, hiç tanımadığım ve tanışmadığım kişilerin soyut beyanları üzerine çok ağır ithamlar kurulmaktadır. Oysa hukuken anlattıklarını belgelemeleri gerekmez mi? Hakkımda rüşvete aracılık ettiğim, devleti planlı şekilde zarara uğrattığım, kamu gücü üzerinden menfaat temin ettiğim, örgüt yönettiğim, tehdit veya baskı ile iş aldığım yönündeki bütün iddiaları açık ve kesin şekilde reddediyorum. Çünkü hayatımın tamamı ortadadır. Ticari geçmişim, yaptığım işler ve kapasitem ortadadır. İş almak için nüfuz ticaretine ihtiyacım olmadığı, bugüne kadar gerçekleştirdiğim iş azminden açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim sadece İstanbul'da değil; Ankara, İzmir, Bursa ve Muğla gibi pek çok şehirde şirketlerim tarafından büyük işler yapılmıştır. Biz nüfuz ticaretiyle uğraşan değil; ulusal ve uluslararası ticaret yapan, 2013 yılından beri yurt dışında yapı marketi de olan bir şirketiz.
Diğer yandan, yaklaşık 1 yıldır çok ağır tedbirlerle karşı karşıya bulunmaktayım. Şirketlerime kayyum atanmış; mallarıma, emekli maaşıma kadar tüm kişisel gelirlerime tedbir uygulanmıştır. Oysa az önce ifade ettiğim gibi, dosyaya konu edilen işlerin toplamı ticari hacmim içindeki oranın %5’ini dahi geçmemektedir. Buna rağmen uygulanan tedbirlerin şirketlerim, çalışanlarım, devam eden projelerim ve ticari itibarım üzerinde çok ağır sonuçlar doğurduğu ortadadır. Bugün huzurunuzda saklanmadan, kaçmadan ve çelişmeden tek bir şeyi anlatıyorum: Ben bildiğim işi yaptım; inşaat yaptım. Kamuya yararlı yapılar inşa ettim. Yapılan işlerin karşılığında sadece hakedişlerimi aldım. Bunun dışında ne bir rüşvet pazarlığına dahil oldum ne bir örgütsel yapının parçası oldum ne de kamu gücünü kullanarak menfaat temin eden bir sistemin içinde yer aldım. Ayrıca belirtmek isterim ki; yargılanmakta olduğum örgüt iddiası kapsamında, Beylikdüzü dönemine ilişkin tarafıma "örgüt yöneticiliği" isnadı yüklenmektedir. Keza bu kapsamda aleyhimde ifade veren bazı müteahhitler, işlerini belediye nezdinde benim çözdüğümü iddia etmektedir. Ancak ne gariptir ki —belki bunu Ekrem Bey de yeni duyacaktır— Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde, Beylikdüzü Belediyesi'nin tarafıma açmış olduğu bir davadan mahkumiyet hükmü almış biriyim. Bunun belgelerini de dosyaya sunmaktayız. Avukatım da savunmasında bu süreci daha detaylı izah edecektir. Bu durumda; belediye karşısında kendi işini dahi çözemeyen birinin, "örgüt yöneticisi" olarak diğer müteahhitlerin problemini çözen kişi olarak gösterilmesi kendi içinde açık bir çelişki değil midir?
Sayın Başkan, sayın heyet; eylemlere geçmeden önce bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum ki bu konu benim açımdan çok önemlidir. Şöyle ki; "etkin pişmanlık yapan iftiracıdır, yalancıdır, iftira atıyor" ya da "önüne konan önceden hazırlanmış belgeleri imzalayarak tahliye edildi, baskı altında ifade verdi" şeklindeki söylemleri kendi adıma kesin bir dille reddediyorum. Çünkü ben aldığım ifadenin hiçbir aşamasında baskıyla ya da "şunu imzala, evine git" gibi bir söylemle karşılaşmadım. Peki, "Ben neden etkin pişmanlık yaptım?" sorusuna gelirsek: Suç işlemediğimi anlatabilmek, eğer bir örgüt iddiası varsa ve ben bilmeden de olsa bu örgütün içindeysem "pişmanım" demek için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandım. Peki, etkin pişmanlık yapmasaydım ne olacaktı? Zaman zaman bu soruyu ben de kendime sordum ve cevabını savunmamın sonunda vereceğim.
Sayın Heyet; yeri gelmişken etkin pişmanlık sürecini de anlatmak istiyorum. Dosyada gelinen aşamada, bu sürecin gelişim şekli benim açımdan çok önemlidir. Ben, 19 Mart günü sabah saat 05.00 veya 06.00'da bir şafak baskınıyla gözaltına alınmadım; çünkü polisler beni evimde bulamamıştı. Ben, trafik durumundan kaynaklı olarak sabah erken saatlerde şantiyeleri gezen biriyim. 19 Mart sabahı da Tuzla şantiyesine gitmiştim. Sabah saat 07.00'de beni telefonla arayan Mali Şube polisleriyle bir saat sonra Zeytinburnu'nda buluştuk ve gözaltına alındım. Sonrasında 4 gün Vatan Emniyet'te kaldım ve tutuklandım. Önce Silivri, sonra Tekirdağ Cezaevi'ne gönderildim. Nisan sonu Mayıs başı gibiydi; dosyada ifade veren bazı Beylikdüzümüteahhitlerinin beyanları basında yer almaya başladı. Bu müteahhitler, "Şu kadar rüşvet verdim; parayı Fatih Keleş'e, daire ve dükkanları ise Adem Soytekin’e verdim" şeklinde ifadeler veriyorlardı. Bu durum, beni aşırı derecede rahatsız etti ve ediyordu. Bunun üzerine, o dönem vekaletli avukatlarımdan biri olan ve belediye tarafındakilerle de irtibatı bulunan Onur Büyükhatipoğlu aracılığıyla durumun izah edilmesini istedim.
Basında bu şekilde çıkan haberlerde, bazı müteahhitlerin belediyeye yaptığım işlerin hak edişi olarak bana verdikleri çek ve taşınmazları "rüşvet" olarak nitelendirdiklerini, bunun gerçeği yansıtmadığını ve beni çok rahatsız ettiğini belirttim. Durumun böyle olmadığını en iyi belediye yetkililerinin bildiğini, gerekirse tüm belgeleri, faturaları ve belediyeyle olan cari tablomuzu kendilerine gönderebileceğimizi ilettim. Bu konuda ivedi olarak bir açıklama yapmaları gerektiğini söyledim; çünkü böyle bir açıklama beni ailem, medya ve kamuoyu nezdinde doğru yerde konumlandıracaktı. Gerçek de zaten buydu; onlardan olmayan bir şeyi söylemelerini istememişimdir. Ancak Onur Bey, belediye tarafıyla görüştüğünü ve böyle bir açıklamanın yapılmayacağını bana iletti. Nedenini sorduğumda sadece yapılmayacağını yineledi. Ben de bunun üzerine, "Madem öyle, tüm bunları kendim açıklarım" dedim. Hatta kendisi, "Etkin pişmanlık yapacaksan senin savunmanı üstlenmem" dedi. İşte benim etkin pişmanlık sürecim böyle başladı. Yaptığım tüm işlerin hak edişleri olarak aldığım bedellerin rüşvet olarak yansıtılması ve bunu en iyi bilen belediye yetkilileri tarafından bu konuda yalnız bırakılmam üzerine, kendimi ailemle ve kamuoyuna anlatma motivasyonuyla ben etkin pişmanlık sürecine başladım.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; ben İstanbul'un farklı bölgelerinde bağış yapmış birisiyim. Bunu iki örnekle de çok kısa anlatmak istiyorum müsaadenizle. 2020 yılında bitirdiğim bir projenin iskanını almak için ilgili belediye yetkilisiyle görüşmeye gittim. Konuşmamızda bana bölgeye katkı yapmak isteyip istemediğimi sordu. Ben de nasıl bir katkı olduğunu sordum. Bölgede bağışlarla devam eden bir cami inşaatının eksiklerinden bahsetti; hatta ekip gönderip kendim bile tamamlatabileceğimi belirtti. Ben de bir yapının farklı ekiplerle farklı zamanlar içerisinde yapılmasının işletme aşamasında ciddi sorunlar çıkartacağını ve sorumlusunu bulamayacağımızı söyledim. "Siz mevcut müteahhidi bana yönlendirirseniz ben kendisiyle anlaşırım" dedim. Sonrasında bana gelen müteahhitle anlaşarak çeklerini verdim. Yapım aşamasında da şirketimizden görevlendirdiğim bir çalışma arkadaşımla takip ettirdim.
İkinci olay ise 2023 yılında 6 Şubat depremi sonrası, benim de şantiyem olan bölgenin ilçe belediyesinin düzenlediği bir toplantıda benden 100 tane konteyner istendi. Ben de "10 tane olsun", "20 tane olsun" dedim; 30 tanede anlaştık. Sonrasında biz o anda yoğun olarak AFAD'a üretim yapılması nedeniyle konteyner bulmakta zorlanınca bize ilgili belediyenin yönlendirdiği firmayla anlaştık, parasını gönderdik. Firma konteynerleri üretip Adıyaman'a teslim etti. Şimdi sormak istiyorum: Benim bu iki olayda cami için ilgili müteahhide verdiğim çekler veya konteyner için üretici firmaya yaptığım ödemeler rüşvet midir? Elbette değildir. İrtikap mıdır? O da değildir; çünkü bunları rızamla yaptım. Üstelik neyi, ne zaman, ne kadar ve hangi yöntemle bağış olarak vereceğime de ben karar verdim. Ancak velev ki bunu ben rüşvet olarak vermiş olayım, ilgili belediye yetkilileri de rüşveti rüşvet olarak almış olsunlar. Şimdi bu caminin müteahhidi ve konteynerların üreticisi anasının ak sütü gibi helal olan hak edişlerini almışken, sonra ben bir gün çıkıp da bunlara bu paraları rüşvet olarak verdiğimi söylersem onlar da rüşvete aracılık etmiş olacaklar mı? İşte benim elinizdeki dosyada aldığım tüm çek, gayrimenkul, nakit vesaire ödemeler tam olarak böyledir. Benim pozisyonum da birebir bu örnekteki müteahhit ve üreticinin pozisyonu ile aynıdır.
Eylemlere geçmek istiyorum Sayın Başkanım. Burada önce belirtmeliyim ifadelerim üç bölümden oluşuyor: Giriş, eylemler ve sonuç bölümü diye. Eylem 1; Uğur Güngör taraf olan 11. Mahalle Projesi. Sayın Başkan, az önce genel savunmamda ifade ettiğim gibi o dönemde kreş, yurt binası, okul, cami şeklinde çok sayıda yapıyı belediye adına inşa etmemden kaynaklı, Beylikdüzü Belediyesi'yle aramda sürekli bir cari hesap bulunmaktaydı ve bu hak edişlerimi genelde belediyenin bizi yönlendirdiği üçüncü kişiler tarafından mahsup-çek-nakit olarak ödendi. Ancak bunların belediyenin bizi yönlendirdiği bu kişiler ve firmalar tarafından bağış olarak mı verilmiş, rüşvet karşılığı olarak mı verilmiş yoksa başkaca bir borca mı sayılmış, bunun detaylarını bilmemekteyim. İşte yine bu kapsamda o dönem yapımına devam ettiğimiz Kuvayi Milliye Camisi'ni yapıyorduk. Biz bu caminin inşaatına başlamadan henüz bağışçı belli değildi. İmalatlar belli bir seviyeye geldikten sonra, ben dönemin BeylikdüzüBelediye yetkililerinden olan Mehmet Murat Çalık'a buraya bağışçı olup olmadığını sorduğumda, beni eylemde adı geçen 11. Mahalle Projesi'nden Zafer Gül'e yönlendirdi. 2,5 milyon TL'lik bir bağış konuştuklarını, fakat paraları da olmadığı için daire verebileceklerini söyledi. Sonrasında hatırladığım kadarıyla birkaç gün sonra 11. Mahalle satış ofisinde Zafer Gül'le buluştuk. Toplam 9 tane daire seçtim. Bu dairelerin bedeli 2.540.000 TL'dir. Ve ben bu daireleri Beylikdüzü Belediyesi olan cari alacağıma mahsuben seçtim.
Daha sonraki bir tarihte Ali Gül Bey de arayarak, yine ortak 11. Mahalle'nin ortaklarından bir tanesi, 11. Mahalle satış ofisinde buluşabilir miyiz dedi. Hatırladığım kadarıyla aynı gün akşam üzerine doğru satış ofisinde buluştuk. Aynı dönemde Ali Gül'le Esenyurt'takiortaklıktan ayrılma konusuyla ilgili bir gündemimiz de vardı. Ali Gül bana "buradan 4 tane daire ilave edelim, Esenyurt'taki ortaklıktan alman gereken payı, anlaşabilirsek bu şekilde ödeyelim" teklifinde bulundu. Ben de bu teklifi kabul ettim. Çünkü Ali Gül ve Gül ailesiyle çok eskiden beri ticaretim vardı. Hatta devamında eğer anlaşırsak daireleri Esenyurt'takiortaklığına sayarız, olmazsa da ben bizzat iade ederim şeklinde konuşup anlaştık. Böylece toplam 13 daire olarak tarafıma verildi. Nitekim kendisiyle olan bu ortaklığımı ortaya koyan belgeleri de dosyaya sunduk. Ancak bana verdikleri bu 4 dairenin üzerinde Şekerbank lehine ipotek vardı ve bu ipotekleri aradan bir süre geçmesine rağmen kaldıramadılar. Bu da beni bu daireleri nakde çevirmem konusunda zora soktu. Soktuğu için bu 4 daireyi kendilerine geri vererek, bunların karşılığında yine Gül İnşaat'ın yapmış olduğu, hatta kaba inşaatlarını da benim yapmış olduğum Bahçeşehir Sopho projesinden bir tane, Gül Park Avcılar Butik projesinden bir tane ve Sefaköy'de yapmış oldukları projeden bir tane olmak üzere toplam 3 daire ve 200.000 TL nakit karşılığı olarak anlaştık, aldığım 4 daireyi kendilerine iade ettim.
Hatta bu süreçte çok önemli bir husus olarak belirtmek isterim ki, çok iddia var bu konuda çünkü, tapu iade işlemlerini benim adıma Ali Gül ve Zafer Gül'ün bizzat kendi akrabaları olan Mustafa Gül adında bir kişiye satış vekaleti vermem suretiyle gerçekleştirildi. Benim hiçbir şekilde tapu dairesine gitmem ve bu işlemleri takip etmem kesinlikle söz konusu olmadı. Ve kesinlikle bu iade karşılığında kendilerinden hiçbir para almadım. Ayrıca bu eylemde bir diğer iddia da Uğur Güngör'ün ifadesinde yer alan Beylikdüzü bölgesinde imarsız arsa arazi alım suretiyle kişilere verildiği de sonrasında imara açıldığı şeklindeki iddiaya karşı olarak şunu söylemek isterim: Ben bugüne kadar hiçbir imar sürecine dahil olmadım. İmar plan değişikliği, ruhsat süreci, imara açma işlemi ya da bu yönde bir başvuru sürecimde hiçbir rolüm olmamıştı. Ne şahsım adına ne de şirketlerim adına imarsız arsa alımı yapmadım. Bu iddia dayanaktan yoksun olup tamamen gerçek dışıdır. Böyle bir durumun varlığı ileri sürülüyorsa bunun somut bilgi ve resmi belgelerle ortaya konulmasına gerekmektedir. Kaldı ki bu konuda rahatlıkla ortaya çıkabilecek bir konudur. Tüm samimiyetimle belirtmek isterim ki benim alnım aktır. Ayrıca belirtmek isterim ki 2014 sonrasından bugüne kadar kendi adıma ne de şirketlerim adına arsa niteliğinde hiçbir taşınmaz olmamıştır Beylikdüzü bölgesinde. Tarafımca hiçbir imar başvurusu yapılmamış olup hiçbir kat karşılığı işim de olmamıştır. Bu eylemdeki rolüm de bundan ibaret başkanım.
Eylem 2; Kubist. Bu eylemde yer alan iddialar bağlamında Metin Gül'ün tamamen kendi kurgusuna dayanan, gerçekten uzak, hiçbir somut delille desteklenmeyen beyanlarını kesin olarak reddediyorum. Benim bu iddia edilen rüşvet organizasyonu içinde yer almam söz konusu değildir. 16.06.2025 tarihli ifademde açıkça belirttiğim üzere Metin Gül ile iddia edilen tarihlerde Kubist projesinin bulunduğu bölgede hiçbir şekilde bir araya gelmedim. Dosya ekinde yer alan HTS baz çalışmaları incelendiğinde bu beyanın doğruluğu anlaşılacaktır. Metin Gül'ün bir diğer asılsız iddiası ise Kubist projesinden 3 dairenin iki tanesini iş karşılığı, bir tanesini de iskan için verdiğim yani rüşvet olduğu yönündedir. Oysa Kubist projesinin iskanı 23.03.2015 tarihinde alınmış, rüşvet olduğu iddia edilen daire devirleri ise 09.09.2016 tarihinde yapılmıştır. Arada yaklaşık 18 ay vardır. Burada belirtmeliyim ki ben bugüne kadar Güllerden 200'ün üzerinde iş karşılığı daire almışımdır. İskan aldıktan 1,5 yıl sonra verilen daireleri iskan karşılığı rüşvet olarak gösterilmesi mantık ve hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır.
Eğer iddia edildiği gibi bir rüşvet söz konusu olsaydı bunun iskandan önce veya eş zamanlı verilmiş olması gerekmez miydi? Bu durum bizzat kendi beyanlarında rüşvet işlemini öncesinde veya eş zamanlı olarak verildiğini söyleyen bu kişiler kendileriyle çeliştikleri de açık bir göstergedir. Dolayısıyla dava dosyasına sunduğumuz iskan belgesi Metin Gül iddialarında tamamen çürütmektedir. Açıkça görülmektedir ki Metin Gül yargı makamlarını yanıltıcı ve gerçeğe aykırı bilgi vermektedir. Eylem 11'de de adı geçen ihalesiz bağış yöntemiyle yürütülen işlere ilişkin olarak tarafımıza farklı müteahhitlerden devredilen tüm taşınmazları soruşturma aşamasında savcılığa eksiksiz şekilde bizzat ben sundum. Dolayısıyla benim bu noktada sakladığım, izlediğim ya da açıklamaktan imtina ettiğim hiçbir konu bulunmamaktadır. Bu eylem için de söyleyeceğim bu kadardır.
Eylem 5. Deniz İstanbul. Bu eylem kapsamında hakkımda ileri sürülen iddia, Deniz İstanbul projesinden adıma ve benzeri üç bağımsız bölüm üzerinde rüşvet ilişkisi kurulduğu yönündedir. Öncelikle açıkça ifade etmek isterim ki; Deniz İstanbul projesinden adıma üç adet bağımsız bölüm devri yapılmıştır. Bu hususu hiçbir aşamada inkar etmedim. Etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadelerde de açıkça belirttim. Ancak bunun rüşvet olarak gösterilmesini kabul etmiyorum. Zira söz konusu daireler, diğer işlerde olduğu gibi, o dönemde yapımını yaptığım işlere karşılık alınmıştır. Bu daireler, o dönem yapımına devam ettiğimiz Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul il binasının tadilatı kapsamında verildiğini bana bizzat dönemin Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı Veysel Erçevik tarafından ifade edilmiştir ve bütün bu daire devir süreçleri de bizzat Veysel Erçevik tarafından yürütülmüştür.
Hakkımdaki iddia, esasen Dursun Keleş’in beyanlarına dayanmaktadır. Ben Dursun Keleş’i tanımıyorum. Kendisiyle hiçbir görüşmem de olmamıştır. Söyledikleri gerçeği yansıtmamaktadır. Bunu ona inanmayın bana inanın mantığıyla da söylememekteyim. Şimdi izah edeceğim üzere kendisi yalan beyanlarda bulunduğunu da ispatlayacağım. İlk olarak şununla başlamak istiyorum. Kendisi ifadesinde aynı gün kendisini aradığımı, akabinde kendisinin Deniz İstanbul projesindeki ofisine gittiğimizi, yanımdan Ekrem Bey'i arayarak telefonu hoparlöre verdiğimi iddia etmektedir. Böyle bir iddia doğruysa hem kendisini aradığım için bir HTS kaydı hem de o ofisine gittiğim için bir sıfır ortak baz kaydı bulunması gerekirdi. Oysa dosyada Dursun Keleş'i aradığıma dair hiçbir HTS kaydı yoktur. Olması da mümkün değildir.
Dosyaya sunulan dosyada Dursun Keleş'le hiçbir şekilde sıfır baz kaydım da bulunmamaktadır. Ayrıca 2020 yılında ben Ekrem Bey'i hiç aramamışım. Buna ilişkin olarak dosyada bu yönde hiçbir HTS kaydımın da olmadığı yapılan çalışmalarda açıkça ortadadır. Belirtmek isterim ki bu dosyada en çok önem verilen analizlerden birçok tutuklamaya gerekçe gösterilen HTS ve baz çalışmalarının benim lehime yorumlanması gerekirken hiç dikkate alınmamıştır. Dursun Keleş'in hakkımdaki ifadesi mesnetsiz söylemlerden ibarettir ve tamamen kurgudur. Bu yalan ifadesi sebebiyle beni, sanki Ekrem Bey adına baskı ve şantajla tahsilat yapan birisiymiş gibi göstererek, iddianamede “yönetici” yazılmama sebebiyet veren tek ifadedir. Daha önce de belirttiğim gibi Dursun Keleş'in hakkımdaki asılsız beyanlarının sebebi benim bu arada Keleş ailesiyle olan husumetimden de kaynaklı olma ihtimali çok yüksektir.
Eylem 6. Westside. Öncelikle Eylem 6 üzerinde hakkımda verilen ifadeye değinerek benim bu ifadeleri geçersiz kılacak somut verilerle mahkemenizle paylaşmak istiyorum. Benim Westside projesinden iş almak amacıyla herhangi bir baskı yaptırdığım ve birilerini arattığım iddiası asılsız ve üzücü bir iftiradan ibarettir. Projenin kaba inşaatının yapımına ilişkin olarak Westside projesiyle ticari ilişkim 2013 yılında başlamıştır. Ben Westside’ın ilk taşeronluğuna 2013 yılında başladım. Bununla ilgili 2013 yılında yapılan hak ediş, kesilen fatura ve gelen ödemelerin olduğu dosyaya dava dosyasına tarafımızca sunulmuştur. Bu belgeler, taraflar arasındaki ticari ilişkilerin başlangıcını ve sürekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Şunu önemle vurgulamak isterim ki benim taşeronluk işi almak için birini aratmama gerek yoktur. Hiçbir zaman da olmamıştır. Çünkü şirketimin kaba yapı alanındaki makine yatırımları, ekip ekipman yatırımları da yatırımlarıyla Türkiye'nin önde gelen firmalarından olup, bu alanda faaliyet gösteren Türkiye'nin ilk üç firmasından birisidir. Bu durum bugüne kadar yapımını tamamladığımız yaklaşık 10 milyon metrekare inşaatla da sabittir. Ben yaptığım işleri tek tek anlatsam günlerce sürer.
Biz İstanbul, Ankara, İzmir, Muğla şehirleri başta olmak üzere birçok şehirde kaba yapı ve anahtar teslim işleri layıkıyla yaptık. Biz adımızı itibarımızı yaptığımız işler sayesinde hiçbir zaman iş arayan konumunda olmadık. Her zaman aranan ve iş seçen konumunda olduk. Bu nedenle hakkımdaki bu asılsız ve onur kırıcı iddiayı kesin ve kesin bir şekilde reddediyorum. Bir diğer iddia Westside'tan tarafıma devredilen gayrimenkullerin durumu. Westsideprojesinden aldığım gayrimenkullere gelince izahı şu şekildedir: 16.06.2025 tarihli savcılıktaki ifademde de açıkça belirttiğim gibi, belediyeyle aramızdaki cari hesaplara mahsuben bize bazı gayrimenkuller verilmiştir ve bu gayrimenkullerin satış bedelleri bizim o dönem yapımını üstlendiğimiz Cevat Güleç ve Ömer Halis Demir okullarının hak edişlerine karşılık verilmiştir. Belirtmek isterim ki bu bahsedilen gayrimenkullerin iki tanesi 2013 yılında, yani şu anda yargılanmakta olduğum suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’na bile gelmesinden önce. Ben bizzat ilk satış lansman döneminde satın aldım. Hatta peşinatlarını da kredi kartımla ödedim. Nitekim bunun belgesini dosyaya sundum. Nereden bilebilirdim ki burada bir sonraki seçimde belediye değişir, bunlar da daha bundan da yıllar sonra buna rüşvet derler. Bilseydim eğer Westside'ınsokağından bile geçmezdim.
Diğer üç dükkan ise 21.12.2015 tarihinde gıda şirketim olan Asoy Gıda adına satın aldım. Karşılığında ise kısmen kendi çekimizi, kısmen de müşteri çekine verdik. Sonrasında ise verdiğimiz müşteri çeklerinin karşılıksız çıkması dolayısıyla ek bir protokol daha yapıp yeni bir ödeme şeklinde kısmen nakit kısmen de Westside'ta devam eden taşeron hak edişlerinden kesilerek ödenmesi üzerine anlaştık. Nitekim protokol de dosyaya sunuldu. Burada şöyle bir gerçek var, kendi çeklerimizi ödüyoruz müşteri çekleri verdiğimiz firma batıyor o dönem. O firmanın o güne kadar yazılan iki tane üç tane çeki yazılıyor o yazılan çekleri iade ediyoruz yani alıyoruz Westside'tan geriye onlara nakit ödüyoruz. Geriye kalan çekleri de iade alıp yazıldığı için onlara da devam eden kaba inşaat hakedişimizden kesilmesi şeklinde anlaşıyoruz. Bir diğer dükkan ise 27.02.2020 tarihinde Westside ile elektrik işlerini yapan Sevinç Elektrik firmasından kısmen nakit ve iki tane de araç takası karşılığı yani bedelini ödeyerek aldık. Bunun da belgelerini dosyaya sunduk. Tüm bu sunduklarım somut delil niteliğindedir ve benim beyanlarımı kanıtlamaktadır. Adına dükkan mı desem büfe mi desem bir tanesi 13 metrekare. Bir tanesi de 23 metrekare olan iki dükkanı da Westside'taki taşeron işlerimin karşılığında aldım. 192 metrekarelik bir dükkan ve iki daire ise 17.01.2017 tarihinde yani okulların protokolünü yaptığımız tarihte tarafımıza verilmiştir. Dosyada sunulan tapu kayıtları, belgeleri, tapuların devir tarihleridir.
Ön ödemeli veya iş karşılığı alınan daire veya dükkanların sözleşmeleri anlaşma tarihinde yapılır. Tapular da iş bitince verilir. Yani bu eylemdeki tapu tarihleri baz alınmasına ilişkin olarak 2013, 2015 ve 2017 yıllarında aldığım gayrimenkullerin tapuları da 2019 yılında aldığım görülmektedir. Esası sözleşme tarihleridir. Bizim ülkemizde ön ödemeli veya iş karşılığı konut anlaşması sözleşme yapılır. Burada sormak istediğim şudur: Taşınmazları 2017 yılında rüşvet olarak verdik diyen bu müteahhitler, 2017 yılında 2014 yılındaki ruhsatın mı rüşvetini verdiklerini dediklerini veya bunlar 2019'da daha almadıkları iskanın mı rüşvetini vermektedirler. Kaldı ki bu müteahhitler, bizzat kendi beyanlarında; işlerin görülebilmesi için rüşveti önceden verdiklerini ve işlemlerin sonradan yapıldığını söylemektedirler. Dolayısıyla tüm bu çelişkiler ve tarihsel uyumsuzluklar göz önünde bulundurulduğunda, rüşvet iddiası asılsız bir iftiradan başka hiçbir anlam ifade etmemektedir.
Ayrıca belirtmek isterim ki; 2017 yılında yaptığım 2 tane okul bulunmaktadır. Okulların yapımı ve gayrimenkul devri tarihlerine bakıldığında, gayrimenkulün satışı ile okulların protokol tarihinin tamamen uyumlu olduğu görülecektir. Dosyaya sunacağımız protokollerle bu savunmamın teyidi yapılabilir. Bu durum, söz konusu gayrimenkulleri okullardaki hak edişlerim karşılığında aldığımı doğrulamaktadır. Kemal Şahin’in, okulların zorla yaptırıldığına dair iddiası gibi bir diğer gerçekten uzak beyanı ise; Santur üzerinden hesabımıza gelen paranın hakediş ödemesi olduğudur. Özellikle belirtmek isterim ki; Cevat Güleç Okulu için gelen ödemeler, cari kapama amaçlı yapılmış işlemlerdir. Dikkatle bakıldığında; bu ödemelerin hakedişle hiçbir ilgisi ve uyumu olmadığı; hep aynı rakamların aynı gün içinde "yatır-çek" şeklinde döndüğü açıkça görülecektir. Ayrıca hiçbir ödemenin okulun yapım sürecinde gerçekleşmediği, aksine okulun açılışından 1 yıl sonraya kaldığı ortadadır.
Okullar konusunda gerek protokol, gerek yapım, gerekse kapama aşaması dahil tüm süreçleri Şahinler Genel Müdürü olarak bildiğim Ramazan Bey ile yürüttüm. Kendisinin tanık olarak dinlenmesi halinde bu anlattıklarımı teyit edebilecektir. Ayrıca belirtmek isterim ki; Kemal Şahin ile okullar döneminde hiç görüşmedim. Bize bu okulların zorla yaptırıldığı iddiası tamamen gerçek dışıdır. Dürüstçe ve tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki; Beysideprojesi için kimseyle ruhsat dönemi veya iskânla ilgili hiçbir görüşme yapmadım. Böyle bir toplantıya katılmadım ya da görüşmeye aracılık etmedim. Dosya ekindeki HTS çalışmaları da beyanlarımı kanıtlamaktadır; bu konuda gerekirse bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ederim. Belirtmek isterim ki buradaki proje ortaklarının hepsi "tekli ama oldu" tanınmış kişilerdir. HTS baz kayıtlarına bakıldığında bu durum açıkça görülecektir. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda; hakkımdaki ifadelerin kurgulanmış, planlı ve organize şekilde verildiği, hiçbir somut delile dayanmadığı ortadadır. Ben kimseye rüşvet vermedim, kimsenin rüşvetine aracılık etmedim ve hiçbir ruhsat ya da iskân sürecine müdahil olmadım.
Eylem 7 kapsamındaki Meydan Yakuplu projesi; Muzaffer Beyaz’ın beni araması ve bu proje için teklif istemesi üzerine gerçekleşti. Yaklaşık 10-15 gün içinde proje maliyetlerini hesaplayıp nakit-takas tablolarını hazırlattım. Muzaffer Beyaz’ı aradım, beni Engin Dülger’e yönlendirdi. Engin Dülger’in yanına gittiğimde Tuncay Yılmaz da oradaydı; Beyazlar’ınAvcılar ofisinde bir araya geldik. Orada, "Daireler maliyeti karşılıyor ama satış olmazsa zorlanırım" dedim. Buna karşılık, "Biz finansman konusunda seni destekleriz" dediler ve bu güvenceyle işe başladım. Burasının rant elde edilecek veya yüksek gelir sağlanacak bir proje olmadığını özellikle belirtmek isterim; bana kat karşılığı gelse yapmazdım.
İnşaat sürecinde, Beyazlar adına görevlendirilmiş bir inşaat mühendisi ve proje müdürü sabit ve tam zamanlı olarak şantiyede bulunmaktaydı. Söz konusu proje müdürü, yapılan imalatları ve hak edişleri kontrol ediyor, işi Beyazlar adına denetliyordu. Zaman zaman Tuncay Beyler de geliyordu ve ben bu durumu olağan karşılıyordum; çünkü aynı kişilerin daha önce ortak olduğu Teras Park projesinde de çalışmış ve o projeyi tamamlamıştım. Benim buradaki görevim yalnızca işimi yapmak, yani inşaatı gerçekleştirmekti. Ben bildiğim işi yaptım. Muzaffer Beyaz’ın bu noktada benim aracı olduğuma dair; "Adem Soytekin bana geldi, 'Başkan bu projeyi istiyor' dedi, sonrasında da bir daire karşılığında payımı Adem Soytekin’e devrettim" şeklindeki beyanı doğru değildir. Kaldı ki Muzaffer Beyaz’ın oraya harcadığı para bir daireden çok daha fazladır; çünkü inşaat ruhsatı, ruhsat harcı, proje bedelleri, yapı denetim bedellerinin ilk kısmı ve arsanın çevrilmesi o dönem en az 3 daire bedeli ederdi. Ayrıca belirtmek isterim ki herhangi bir daire devri de yapılmamıştır.
Bu eylem kapsamındaki bir diğer iddia olan "aklama" iddiası ise Mehmet Şahin’in şirketine sattığım 4 tane daire ile ilgilidir. Belirteyim ki bu tamamen ticari bir işlemdir. Tarihsel süreci anlatmak olayın açığa çıkmasını kolaylaştıracaktır: Bu dairelerin satışını 08.05.2023 tarihinde protokol yaparak, 55 parça çek alarak gerçekleştirdik. İlk çekin vadesi 30.09.2023, son çekin vadesi ise 31.12.2023'tür. Son çek ödendikten sonra tapu devirleri yapılmıştır. Çekler şirket kayıtlarındadır. Protokol, mevcut soruşturmadan yaklaşık 11 ay önce yapılmış; ilk çek soruşturmadan 8 ay önce, son çek ise 3,5 ay önce tahsil edilmiştir.
Bu zaman çizelgesi açıkça göstermektedir ki; bu işlem soruşturmadan kaçmak veya mal kaçırmak amacıyla yapılmamıştır. Satış açık, kayıtlı ve banka sistemi üzerinden yürütülmüştür. Bunların tamamı belgeli olup tarafımızca dosyaya sunulmuştur. Ayrıca "mal kaçırma" gibi bir niyetim olsaydı, Yakuplu’daki 4 daireyle uğraşmazdım; hesabımda bu dairelerin bedelinin en az 20 katı tutarındaki parayı kaçırmam çok daha kolay olurdu. Şirketimizin aktifinde yer alan birçok aracın değeri dahi bu 4 dairenin toplam bedelinden yüksektir. Böyle bir amaç olsaydı, şirketim adına kayıtlı çok daha yüksek bedelli araçlar ve taşınmazlar üzerinde tasarrufta bulunurdum. Bu tablo karşısında mal kaçırma iddiası hayatın olağan akışıyla bağdaşmamaktadır. Bu suçlamayı kesinlikle reddediyorum. Be,n inşaat yapan bir müteahhidim ve bildiğim işi yaptım. Her işlemim sözleşmeye, resmi kayıtlara ve ticari taahhütlere uygundur. Örgütsel bir yapı içerisinde yer aldığım, aracı olduğum ya da mal kaçırdığım yönündeki iddiaları kabul etmiyorum.
Eylem 8. Köprülü Kavşak. Öncelikle eyleme konu köprülü kavşağın yapılmasını, Metin Gül ve Muzaffer Beyaz'ın istediğini belirterek açıklamama başlamak isterim. Çünkü bu kavşaklıköprü, Metin Gül'ün Kalekent projesiyle Muzaffer Beyaz'ın Teraspark projesinin ulaşım konusunda doğrudan fayda sağlamış ve rahatlatmıştır. Köprünün yapım aşamasında ilk hak edişimiz 2 milyon TL civarındaydı. Bunun yaklaşık 1 milyon 250 bin TL'sini Kalekent yani Metin Gül, 750 bin TL'sini ise Teraspark yani Muzaffer Beyaz çek olarak ödediler. Bu çekler sıralı ve uzun vadeli çeklerdi. Bu çeklerin tamamını dosyaya sunduk. Ayrıca bu süreçte Fatih Keleş'le birlikte Metin Gül'ün yanına hiçbir şekilde gitmedim. Hiçbir şekilde böyle bir görüşme de yapmadım.
Şunu özellikle vurgulamak istiyorum ki 16.06.2025 tarihli etkin pişmanlık kapsamındaki verdiğim ifademde tüm bu hususları açıkça anlattım. Tarafımıza verilen çeklerin görsellerini dosyaya bizzat sundum. Gizlediğim hiçbir şey yoktur. Ayrıca bu eylemde hakkımdaki ifadelere değinmek istiyorum. Metin Gül, ifadesinde gerçek dışı beyanlarda bulunarak plan ve kurgu çerçevesinde tarafımın olayın içine dahil edilmesi yönünde çaba göstermektedir. Dahası kendisinin köprünün sonradan ihale ile yapıldığı dahi söyleyebilmiştir. Basit bir sorguyla açığa çıkabilecek bu konuda dahi ne yazık ki tarafıma suç isnadı için yalan söylenmektedir. İlgili belediyeden bahse konu yerin inşası için ihale yapılıp yapılmadığı sorgulanarak bu durum rahatlıkla öğrenilebilir. Sonrasında iddia edilenin aksine bir daha hiç birarayagelmedim. Hatta köprü için verilen çekleri de almaya ben gitmedim. Kendileriyle 2017 yılında bir husumet yaşamış olmamızdan ötürü hakkındaki iddiaların somut delillerle desteklenmediği sürece dikkate alınmamasını talep ederim. Gerek ihalesiz olduğu açık olan bir işin sonradan ihale edildiğini söyleyerek gerekse uzun vadeli çeklerle ödenen bir meblağın nakit ödendiğini söyleyerek ayan beyan yalan söyleyen bu kişinin beyanlarına itibar edilmeyeceği de ortadadır.
Şunu önemle vurgulamak istiyorum ki Teraspark'ta Muzaffer Beyaz ve Ekrem İmamoğlu resmi ortaklardı. Dolayısıyla köprü için verilen 750 bin TL'nin bir kısmı zaten Ekrem İmamoğlu'nun payıdır. Hal böyleyken benim Ekrem Bey'in ortağına gidip beni ortağın gönderdi gibi bir şey söylemem akla ve mantığa, hayatın olağan akışına da aykırıdır. Bu eyleme konu olan köprüyü ben layığıyla olabilecek en iyi şekilde vaktinde ve akan trafik içinde yaptım. Hak edişlerimi de beni yönlendirdikleri firmadan tahsil ettim. Yönlendirildiğim firmalar ve hak edişlerime karşılık olarak aldığım çeklerin tamamını da tüm samimiyetimle dosyaya sunmuştum. Yani karşınıza açık yüreklilikle belirtmek istiyorum ki ben sadece işimi yaptım ve bunun karşılığında yalnızca hak edişimi aldım. Durum benim açımdan bundan ibarettir.
Sayın Başkanım, Sayın Heyet. Eylem 10. Özellikle şunu belirtmek istiyorum bu eylem tamamen 16.06.2025 tarihli etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadeden sonra dosyaya sunduğum belgeler sayesinde ortaya çıkmıştır. Bu hususun önemle dikkate alınmasını gerektiğini arz ederim. Konuya Hamit Demir'in birbiriyle çelişen ifadeleriyle başlamak istiyorum. Dosyaya belgeleri sunduğum 01.08.2025 tarihi öncesinde Hamit Demir'in 22.04 ve 28.04.2025 tarihlerinde iki defa savcılıkta ifade vermiş ve bu ifadelerinde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmuş ve maddi gerçeği gizlemiştir. Sonrasında ise benim gerçekleri tüm açıklığıyla anlatmam üzerine Hamit Demir ifadesini tamamen değiştirmiş şöyle ki Demir İnşaat'ta verilen gayrimenkullerin olduğu, bu ifadede geçen Esenyurt Ayışığı Butik Projesi'nden 8 adet gayrimenkulün bu gayrimenkulleri belediyeyle aramızdaki cariye mahsuben aldığımızı fakat Hamit Demir'in bunları belediyeye neyin karşılığında verdiğini bilmediğini beyan edip beyanımı doğrular belgeleriyle dosyaya sunmam üzerine delilleri dosyada mevcuttur Hamit Demir'in verdiği ilk ifadesiyle hiçbir ilgisi olmayan bambaşka bir ifade vermiştir. Bu anlamda Hamit Demir son ifadesinde adaletin doğru şekilde tecelli etmesine yönelik de yanıltıcıdır. Şöyle ki Hamit Demir'in dosyaya sunduğu çekler kapama çeki olduğunu net bir şekilde bilmektedir. Nitekim çekleri bize verdiği gün de banka yoluyla Hamit Demir'in hesabına para gitmiştir. Bununla ilgili dekontları dosyaya sunduk. Fakat Hamit Demir ifadesinde nakit ve çek olarak verdim dediği bu paraların banka dekontunu bilinçli olarak sunmayarak bize vermiş olduğu kapama çeklerini rüşvetmiş gibi göstererek yine gerçeği gizlemeye çalışmıştır.
Bu noktada huzurunuzda sistemin işleyişini anlatabilmek adına bu eylemde yer alan mahsup diye bilinen yöntemin işleyişinden kısaca bahsetmek istiyorum. Belediye bize 2 milyon TL alacağımıza karşılık 2 milyon TL'yi bize gönderir. Biz de o parayı aynı gün içinde Demir İnşaat'a göndermişizdir. Demir İnşaat da bu parayı belediyeye göndermiştir. Biraz karışık anlattım sanırım. Böylece Demir İnşaat belediyeye borcunu ödemiş olur. Belediye de Demir İnşaat'tan alacağını almış olur. Keza belediye bize olan borcunu da ödemiş olur. İşlem sonucunda ise Demir İnşaat bize borçlanmış olur, bu borcunu da verdiği çeklerle kapatmış olur. İşte tarafıma rüşvet olarak verildiği suçlaması yapılan çekler tamamen mahsup ve kapama amaçlı çeklerdir. Bu işleyiş belediyeye iş yapan ve belediyelerden dönem dönemödemesini uzun vadede alamayan firmaların kendi bulduğu belediyeye harç ödemesi olan firmalarla yaptığı kapama mahsup yöntemidir. Tekrar vurgulamak istiyorum ki bu eylemin ortaya çıkışında dosyaya yansıması ve tamamen benim sunduğum belgeler sayesinde olmuştur. Ben dosyaya belgeleri sunarak tüm gerçeklerden devletimin de haberdar olmasını isterim. Vicdanen de hukuken de rahatlıkla söylüyorum ki ben sadece bildiğim iş olan inşaat yaptım, aldığım bedeller yalnızca emeğimin ve hak edişlerimin karşılığıdır.
Eylem 11 ve 12. Bu eylemler bakımından şunu çok net söyleyebilirim ki benim şu an burada olmamın, yaklaşık bir yıldır özgürlüğümün elimden alınmasının, tek başıma 12 metrekarelik yüksek güvenlikli cezaevinde kalmamın ve bütün şirketlerime kayyum atanmasının sebebiyet veren durum bu eylemlerde adı geçen okullar, kreşler, cami, yurt binası, taziye evi, kent meydanı, kültür merkezi, gençlik merkezi, köprü, kavşak, geçici deprem konutları gibi kamu yararına kullanılan ve bugün dahi hala kamu tarafından kullanılmakta olan bu yapıları inşa etmemdir. Ben 16.06.2025 tarihindeki ifademde bu yapıları yaptığımı ve bedellerini de bize yönlendirilen firmalardan bazen daire veya dükkan karşılığında bazen de uzun vadeli çekler karşılığında bazen ise nakit olarak yapılan ödemeleri aldığımı ifade ettim. Bu noktada yaptığımız işlere ilişkin tüm hakediş kapaklarını, ödeme tablolarını, ticari kayıtları, mevcut belgeleri dosyaya sundum. Dosyada bugün eylem olarak yazılan birçok husus da bizzat benim sunduğum bu belgeler sayesinde oluşturulmuştur. Bu süreçte suç gizlemeye çalışan bir kişinin değil, gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen ve sürece samimiyetle katkı sunan bir Türk vatandaşının tutumudur. Belirtmek isterim ki bu iki eylemin taraflarıyla benim hiçbir temasım bulunmamaktadır.
Bu eylemlerdeki müşteki şüpheli ve bize bu ödemeleri yapan kişilerin ifadelerinde de açıkça beyan ettikleri gibi aramızda hiçbir iletişim bulunmayıp tanışıklığımız dahi yoktur. Nitekim dosyadaki HTS kayıtları da bu durumu doğrulamaktadır. Bu kişilerden bize yapılan ödemelerin karşılığında belediyeyle aralarında nasıl bir anlaşmaya ilişkin ticaret vesaire olduğunu hiç bilmiyorum. Bunun bağış mı, sosyal donatı katkısı mı yoksa rüşvet mi olduğu konusunda bilgim olması mümkün değildir. Ben belediyeyle firma arasındaki ilişkiyi denetleyen bir makam değilim. Ben yaptığım işlerin bedelini alan bir müteahhidim. Ve tüm bu süreçte aldığım çekler ve yaptığım işler, tamamen cari hesap karşılığıdır. Hak ediş bedelleri de ticari faaliyetimin doğal bir sonucudur. Bu noktada; yapımını ihalesiz ve kamu kaynağı kullanmadan gerçekleştirdiğim, bu eylemde adı geçen yapıların dosyaya sunduğum hak ediş kapaklarındaki birim fiyatlarının ve toplam tutarlarının kontrolü ile bu yapılarda kamu kaynağı bulunup bulunmadığının tespiti, yapılacak bir bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkacaktır. Nitekim avukatlarım aracılığıyla 21.01.2026 tarihinde mahkemenize verdiğimiz dilekçede de bu talebimizi ayrıntılı biçimde ortaya koymuştuk. Bilhassa uzman bilirkişiler görevlendirilerek keşif yapılmasını talep etmiştik. Böyle bir bilirkişi incelemesi yapıldığında; burada ileri sürdüğüm savunma ve beyanlarımın birebir doğrulanacağına dair en ufak bir tereddüdüm yoktur. Şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki; ben rüşvete hiçbir suretle aracılık etmedim ve rüşvet almadım. Aldığım bütün ödemeler, alnımın teri kadar helal olan ve hak edilen ödemelerimdir.
Eylem 23. Bu eylemdeki olayı, 16.06.2025 tarihli etkin pişmanlık kapsamındaki ifademde tüm açıklığıyla anlatmıştım. Tekrar değinmem gerekirse; 2022 yılında Metin Gül beni arayarak, konuya konu olan üst geçitlere ilişkin görüşmek istediğini söyledi. Avenueprojesinin yönetim ofisinde bir araya geldik. Metin Gül görüşmede yapılacak olan 2 tane üst geçitten bahsetti, projelerin hazır olduğunu söyledi ve bunları yapmamızı istedi. Akabinde hazırladıkları projeyi Metin Gül’ün şantiye müdürü olan Ali Demirel, bizim şirket müdürümüz Bülent Yılmaz’a gönderdi. Sonrasında fiyatlandırma ve sözleşme aşamasını şirketimizin genel müdürü Bülent Yılmaz yürüttü. Belirtmek isterim ki Bülent Yılmaz, daha önce Metin Gül’ün de şirket müdürlüğünü yapmıştı; bu sebeple süreci beraber yürüttüler. Hatta dosyaya sunduğumuz 16.101.000 TL artı kâr payı tutarındaki sözleşmeyi de şirketim adına Bülent Yılmaz imzalamıştır. Projenin bütün iş takibi Bülent Yılmaz tarafından yapılmıştır; iş takibinin kendisi tarafından yapılması talebinin de Metin Gül’den geldiğini vurgulamak isterim.
Akabinde bize 16.101.000 TL’nin %50’si olan yaklaşık 8.000.000 TL’nin nakit avans olarak verilmesi gerekirken, sözleşmede de görüleceği üzere nakit temin edilememiş; onun yerine tarafımıza 10.000.000 TL bedelli, uzun vadeli ve sıralı çekler avans olarak verilmiştir. Bu çekler de tarafımızdan dosyaya sunulmuştur. Sonrasında bir gün Metin Gül beni arayıp buluşmak istediğini söyledi; bunun üzerine Avenue’nun girişindeki bir kafede buluştuk. Metin Gül bana, avans olarak gelen paranın 2.000.000 TL’sini Fatih Keleş’e vermemi söyledi. Ben de kendisine açıkça böyle bir nakit gelmediğini, gelenlerin çek ve ileri vadeli olduğunu belirttim. "Benim ticaretim seninle, ben kimseye senin adına ödeme yapamam" diyerek talebini reddettim. Bu nedenle aramızda bir gerginlik de oldu; o anda tartışmayı büyütmemek için "tamam" diyerek konuyu kapattım. Zaten Fatih Keleş’e de böyle bir parayı hiçbir zaman vermedim.
Büyük köprünün izinleri yaklaşık 1 yıl uzadı ve bu süreçte maliyetler çok hızlı arttı. Bize gelen projeler ile bizim hazırlattığımız projeler arasında büyük farklar oluştu. Bu sebeple biz küçük olan köprüyü bitirdik; büyük olan köprünün ise ayak imalatlarını yapıp hakedişinidüzenledik ve faturasını kestik. Yani aldığımız 10.000.000 TL'lik avans karşılığında faturayı kesip konuyu kapattık. Nitekim bu faturayı da dosyamıza sunduk. Sonrasında Fatih Keleş bana, Metin Gül’den 2.000.000 TL alacağı olduğunu söyleyerek bu parayı sordu. Ben de öyle bir 2.000.000 TL olmadığını, nakit paranın hiç gelmediğini, aldığım çeklerin vadesinin çok uzun olduğunu ve gelen çeklerin tamamının ancak yaptığım hak edişi karşıladığını belirttim. Alacağı varsa kendisinin Metin Gül’den alması gerektiğini, bunu vaktinde Metin Gül’e de söylediğimi ifade ederek konuyu kapattım.
Bu eylemde konu olan olaylar anlattığım gibi gelişmiş olup, sunduğum belgeler sayesinde iddiaların ötesine geçip somutlaşmıştır. Metin Gül ifadesinde; "Köprüleri ben yaparsam izinleri alırım dediğimi" ve 17.000.000 TL’ye anlaştığımızı, sonra izinler için farklı kişinin devreye gireceğini ve buna karşılık 2.000.000 TL verileceğini iddia etmektedir. Oysa dosyada mevcut yazılı sözleşme bedeli 16.101.000 TL’dir. Ayrıca iddia edildiği gibi "izinleri ben alırım" diyerek bir anlaşma yapılmışsa, sonradan "izinleri Fatih Keleş alacak" denildiğinde Metin Gül’ün buna hiç itiraz etmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır. İlk anlaşmanın temel unsuru değişirken sessiz kalınması ticari hayatın gerçekleriyle bağdaşmaz. Ayrıca yaptığımız köprünün İBB ile bir ilişkisi olmadığı gibi; izin süreci, Metin Gül’ün de yakinen tanıdığı Hasan Akgün’ün başkanı olduğu Büyükçekmece Belediyesi’nin sorumluluğundaydı.
Eylem 25. Sayın Başkanım, Sayın Heyet; savunmamda bu eylemin de soruşturma aşamasında sunduğum belgeler sayesinde ortaya çıktığını belirterek başlamak istiyorum. Şöyle ki; 16.06.2025 tarihli ilk etkin pişmanlık ifademde olaylardan bahsettim. 07.01.2026 tarihinde ev hapsiyle tahliye olduktan sonra dosyaya 01.08.2025 tarihinde birçok belge sundum. Bu belgelerin bir kısmını da şu an konuştuğumuz Eylem 25 oluşturmaktadır. Şunu ifade etmek isterim ki; bu eylemde 2 çeki dosyaya sunarken banka dekontunu sunamadık. Bunun sebebi benim ev hapsinde olmam ve şirketlerimin kayyum yönetiminde olmasıdır. Şirket evraklarına kayyumlar aracılığıyla ulaşabildiğimiz malumunuzdur. Amacım doğruların ortaya çıkmasıdır; gerçekleri gizlemek gibi bir niyetim hiç olmamıştır. Kaldı ki çekleri bizzat sunan taraf olarak dekontu gizlememin mantıklı bir açıklaması olamaz.
Bu süreçte aldığımız tüm ödemeler, Eylem 11'de bahsi geçen kamu adına yaptığımız yapılara istinaden tahakkuk eden hak edişlerimize ilişkindir. Kamu mülkiyetinde bulunan bu yapıların inşasında hiçbir şekilde kamu kaynağı kullanılmamış, ödemeler tarafımıza yönlendirilen firmalar üzerinden yapılmıştır. Yine belirttiğim gibi; bu ödemelerin hangi amaçla yapıldığını ve neyin karşılığı olduğunu bilmemekteyim. Müşteki beyanlarından da anlaşılacağı üzere, aramızda herhangi bir tanışıklık yoktur. Tanımadığım kişilerin belediye ile arasındaki anlaşma sürecini bilmem mümkün değildir. Ben kamu görevlisi değilim; sadece işini yapan ve hak edişini alan bir müteahhidim. Tüm durumum bundan ibarettir.
Eylem 27. Sayın Başkanım, Sayın Heyet; açıkçası ben bu eylemde ne ile suçlandığımı gerçekten anlayabilmiş değilim. İfadeler üzerinden savunma yapmam gerekirse; ben Bahattin Uçar'ı 2015 yılından, yan yana olan şantiyelerimizden bilirim. 2015 yılında ben Güneşli Basın Ekspres bölgesinde Asoy olarak tek başıma 500 konutluk bir proje yaparken; aynı tarihte Bahattin Uçar, diğer 3 ortağıyla birlikte 250 konutluk bir proje yapıyordu. Dolayısıyla birbirimizi ismen tanırdık. Bahattin Uçar ile ortak bir arkadaşımız aracılığıyla Florya'da bir balıkçıda bir araya geldik. Görüşme talebi ortak arkadaşımızın önerisiydi; amacı bizi şahsen tanıştırmaktı. Benim herhangi bir görüşme talebim olmamıştır.
Şunu net olarak belirtmek isterim ki; ben, ihalesi 8 ay önce yapılmış, işe başlanmış ve üstelik Bahattin Uçar'ın tek başına yapmadığı, hatta tek başına söz hakkının bile olmadığı bir projeye ortak olunamayacağını bilecek kadar meslek erbabıyım. Kaldı ki benim bu projeye ortak olmak ya da projeyi almak gibi bir niyetim olsaydı; bir KİPTAŞ müteahhidi olarak davet edilmediğim bu iş için "gerekli rekabet sağlanmamıştır" diyerek ihalenin iptali amacıyla mahkemeye başvururdum. Böyle bir imkan varken aylarca bekleyip bir müteahhide tehdit ederek projeye ortak olmaya çalışmak mantık dışıdır; çünkü bir ortaklık tehdit ile başlamaz. Benim Bahattin Uçar'ı İBB üzerinden tehdit ettiğim iddiası tamamen hayal ürünüdür. KİPTAŞ şantiyelerinde İBB'nin kontrolü belirleyici değildir; İBB kontrol dahi yapmaz, buna yetkisi de yoktur. Bütün işlemler, ifadede geçtiği üzere satış onayı da dahil olmak üzere KİPTAŞ'ınkendisi tarafından yürütülür. Hal böyleyken ben Bahattin Uçar'ı kiminle tehdit edebilirim? Kendisinin arkadaşı olan ve İBB'nin bütün iştiraklerinin başında yer alan Ertan Yıldız'la mı? KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt'la mı yoksa Ekrem İmamoğlu ile mi?
Kaldı ki Ertan Yıldız, 06.05.2025 tarihindeki ifadesinde; kendisinin ve Ali Kurt'un bu işin Adem Soytekin gibi birisine verilemeyeceğini, benim yetersiz kalacağımı düşündüklerini açıkça beyan etmiştir. Elbette hangi firmanın büyük olduğunu bu kişilerin mesnetsiz beyanları veya karalama kampanyaları değil; yapılan işler, cirolar, teslim edilen daire sayısı, müşteri memnuniyeti ve ticari hacimler belirler. Kendi ifadelerine göre beni yetersiz bulan ve bu işi bana vermeyi uygun görmeyen bu kişilerin adını kullanarak benim bir müteahhidi tehdit etmem nasıl mümkün olabilir? Bu kişiler benim yetersiz olduğuma kanaat getirmişler ki beni ihaleye dahi davet etmemişler. Tekrar ifade ediyorum: Bu eylem kapsamında kimseyi tehdit etmedim. İddialar tamamen gerçek dışıdır ve yanımızda bulunan ortak arkadaşımız bu görüşmenin şahididir. Çağrılması durumunda gerçeği anlatacağı kanaatindeyim.
Eylem 28, KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri. Yine bu eylemde 16/06/2025 tarihinde savcılıkta vermiş olduğum etkin pişmanlık kapsamındaki ifadem sayesinde ortaya çıkmıştır. Etkin pişmanlıkta ifade vermemin sebebi gerçeklerin tam açıklığıyla ortaya çıkmasını sağlamaktır. 2022 yılının başlarında KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri Yerinde Dönüşüm Projesi'nde müteahhit payına düşen 352 dairenin 300 tanesinin satışları yapıldı ve peşinatlar KİPTAŞ'ın hesabında toplandı. Her ne kadar bu daireler müteahhit payı olsa da bütün satışlar KİPTAŞ üzerinden yapılırdı ve KİPTAŞ'ın onayına tabiydi. Bu süreçte bu satışlardan toplanan paranın müteahhitlere aktarılması noktasında dönemin KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, bizden 500 bin dolar para istemiştir. O süreçte benim kasamda bu miktarda hazır nakit bulunmaması sebebiyle şirket çalışanlarımdan Altan Gözcü'yü aynı projede ve birçok projede ortağım olan Erdal Tokmakçı'ya gönderdim. 400 bin dolar, 400 bin dolarını oradan aldırdım. Üstüne kendim tamamladım ve Murat Erenler aracılığıyla Ali Kurt'a ulaştırdım. İddiamın arkasındayım. Eğer istedikleri parayı vermeseydim hakkımız olan parayı vaktinde alamayacaktım. Çünkü istenilen o paranın verilmemesi halinde KİPTAŞ hesabında bulunan müteahhitlere aktarılması gereken paranın tarafımıza uzun süre aktarılmayacağı açıkça ifade edilmişti. Alacağımız miktar da oldukça yüksek olup ciddi bir finansal yük altındaydık. Bu sebeple işlerimizin aksamaması için Ali Kurt'un dediğini yapmaya mecbur kaldık.
Bu arada 500 bin doları kim tarafından verildi meselesinde de açıklık getirmek istiyorum. Çünkü Erdal Tokmakçı'nın beyanlarından hareketle bazı savunma yapan sanıkların benim bu konuda beyanlarımın gerçeği yansıtmadığı suçlamasıyla karşılaştım. Olayın olgusu 16/06/2025 tarihindeki etkin pişmanlık ifademde ve az önce beyanımda belirttiğim gibidir. O tarihte bizden istenen 500 bin dolar kasanın, dolardan kasamdan 100 bin dolar çıkarabildim ve kalanı olan 400 bin doları da o dönem o şantiyedeki ortağım olan Erdal Tokmakçı'danaldım. Bu noktada Erdal Bey'in KİPTAŞ tarafından istenen bu 500 bin doların tamamını kendisinin verdiği ne maksatla verdiğini ne maksatla söylediğini açıkçası ben de merak etmekteyim. Kaldı ki bu eylemin beyanları ve sunduğumuz belgeler açığa çıkartan kişi benim. 500 bin doların tamamını Erdal Bey vermiş olsaydı bunu da belirtirdi. Niçin 100 binini ben verdim diyeyim? Zaten kendisiyle olan ortaklığım cari hesaplarında da bu kayıtlarda da bu mevcuttur. Ayrıca ben uydurma bir belge yapsaydım "Kasamda bu para vardı, kasamdan ödedim" desem, bir tane de kendi şirketimin kasa makbuzunu koysam ne olurdu? Yalan olurdu. Yanlış denen beyan, doğru olandır. Beni tanımayanlar yalan söylemediğimi bilmezler.
Eylem 30. Pendik İGDAŞ Arkatlı Evleri. Bu eyleme konu 16 Haziran 2025 tarihinde verdiğim ifadede detaylıca bahsetmiştim, tekrardan değinmem gerekirse: Biz bu üç gün ve bu arada bir araya gelerek kurduğumuz ALK-ASOY-Kurumsal adi ortaklığı olarak Kiptaş'a ait olduğunu bildiğimiz arsayı; Kiptaş'tan garanti hasılat ve gelir paylaşımı şeklinde, kapalı zarf usulü katıldığımız ihaleden aldık. Hatırladığım kadarıyla bizden başka 5 veya 6 tane daha firma ihaleye katılmıştı. Bu noktada müştekinin "ihalesiz aldılar" beyanının gerçek dışı bir beyan olduğu görülmektedir. Akabinde biz garanti ettiğimiz hasılatı yükleyip Kiptaş'ayatırdık. Teminatlarımızı tamamlayıp sözleşme imzaladık ve proje hazırlama sürecine geçtik. Hemen sonrasında yer teslimi alıp işe başladık. Bizim Kiptaş'a arsa tapusunun nasıl edinildiğini sormak gibi bir hakkımız söz konusu dahi değildir. Kaldı ki biz resmi ihaleyle alıyoruz. Dolayısıyla tapunun Kiptaş'a ait olmadığını bilsek bile bu durumu sorgulamaya hakkımız bulunmamaktadır.
Özellikle şunu vurgulamak istiyorum ki; ben bu işi yapmak amacıyla oluşturulan adi ortaklığın 3 ortağından birisiyim. Benim tek başıma hiçbir söz hakkım bulunmamaktadır, temsil yetkim de yoktur. Her işlem 3 imzayla yapılabilmektedir. Biz, Malazlar ve Kiptaşarasında bir sorun olduğunu, açılmış bir dava nedeniyle şantiyemize keşfe gelinmesiyle öğrendik. Bu konuyu öğrendiğimiz gibi hemen ortaklarla toplantı yaparak konuyu değerlendirdik ve akabinde randevu alıp aynı günün içinde Kiptaş'a gidip Ali Kurt'la görüştük. Bize söylenen şu oldu: Arsa karşılığı verilen bazı dairelerin geciktiği için teslim alınıyorlar, karşılığında para isteniyor. Belirtmek isterim ki ben Şükrü Malaz'i hiç tanımadım, kendisiyle bir husumetim de bulunmamaktadır. Fakat ifadelerinden anladığım kadarıyla kendisi şantiyeyi çok sıkı takip etmektedir. Şantiyenin bu denli sıkı takipçisi olan biri, benim şantiyeyi tek başıma yapmadığımı da çok iyi bilecek durumdadır. Buna rağmen hem apaçık şekilde işin ihalesiz alındığını söyleyebilmekte hem de sadece benim şirketimin adını geçirerek, hatta daireleri benim şirketimin teslim ettiği iftirasını atmaktadır.
Şunu da özellikle belirtmek isterim ki satışlarda yasak olduğunu söylemektedir. Satışlarda yasak olduğuna dair bize gelen herhangi bir bildirim veya tebliğ yoktur. Hatta satışlarda banka kredisi kullanan müşterilerimiz de mevcuttur. Ayrıca satış sürecine değinmek istiyorum. Satışa ilişkin hazırlıklarımızı tamamladığımızda Kiptaş'tan satış onayı bekliyorduk. Ali Kurt ortakları çağırıp bize, satış onayı beklediğimiz 350 daireden 100 tanesinin ayrılmış olduğunu gösteren bir liste sundu. Bunların fiyatlarının metrekaresi 10.000 TL olacağını ve ödeme şekillerinin de 2 alternatif şeklinde bulunduğunu söyledi. Ödeme şekillerinden birisi %50 peşin kalanı teslimde vade farksız olarak, diğeri ise %25 peşin kalanı 24 taksit vade farksız olarak belirlenmişti. Bu dairelerin Kiptaş, İBB personeli ve bazı CHP yöneticilerine verileceğini bize Ali Kurt söyledi. Biz hem fiyat hem de ödeme şekillerine ısrarla itiraz ettik, ancak ne kadar dirensek de sonuç alamadık. Bu şekilde bize ait olan bu 100 dairenin bu şekilde satılması bize açıkça zarar ettiriyordu; çünkü bu iş özelinde Kiptaş'ın payı garantiydi. Bunun üzerine biz de "Bari aynı ödeme şartlarıyla ve metrekare fiyatıyla bir daire alalım" diye teklif yaptık. Kiptaş bu 100 dairenin 70'inin kime satılacağını belirledi, kalan 30 daireyi ise biz 3 ortak olarak paylaştık.
Ben, bu 12 daireyi şirket çalışanlarının üzerine aldım. Bu durumu da önceki ifadelerimde detaylı olarak anlatmıştım. Personelin hiçbirinin daire alımını menfaat karşılığı yapmadığı açıkça ortadadır; buna rağmen bir süre tutuklu kalmışlardır. Bu noktada esas önemli husus da bu dairelerin hiçbirinin o dönemdeki rayicin altında tarafımızca Kiptaş'tan satın alınmadığı hususudur. Çünkü bize ait olan daireyi zaten satın almamız da mümkün değildir; biz sadece Kiptaş'ın belirlediği ödeme şekliyle satış izni aldık. Kaldı ki bu satış bedeli de dediğim gibi rayicin altında değildi. Basit bir bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkabilecek bu durum, zaten tarafımıza atılan kamu kurumunu zarara uğratma suçlamasını da tamamen çökertmektedir.
Bu eylem kapsamında kamuyu zarara uğrattığımız iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Az önce söylediğim gibi dairelerin hiçbiri rayicin altında alınmamıştır. Daha önemlisi ise; ben ve ortaklarımın bu işin yapımı ve satışı sürecinde aldığımız ve uyguladığımız kararlar sayesinde garanti ettiğimiz paranın yaklaşık 10 katına yakın para Kiptaş'ın, yani kamunun kasasına girmiştir. Kiptaş'ın bu kadar kar kazandıran başka bir ihalesi olduğunu hiç zannetmiyorum. Şöyle ki; bilindiği gibi kamu kurumu olması sebebiyle gerek teslim ettiği konut sayısı bakımından gerek ise geçmişten gelen marka değerinden ötürü konut satış potansiyeli çok yüksek bir kurumdur Kiptaş. Bugüne kadarki satışlarına bakıldığında, satışa çıktığı projeleri 1 ay içinde satıp bitirdiği görülecektir.
Biz bu projede satışa çıktığımızda 1 haftada 350 daireyi sattık. Eğer ki satışa devam etseydik 1 ay içinde bu projenin de tamamını satardık. Hatta 10.000'den değil 15.000'den, hatta 18.000'den bile satsaydık Kiptaş'ın kasasına bizim taahhüt ettiğimiz paranın maksimum 2 katına yakın bir para girerdi. Biz de bu hazır parayla projenin müteahhitleri olarak şantiyeyi satışlardan gelen parayla çevirir ve ilerletirdik. Sözleşmemizin tamamı ve ihale şartnamesi buna uygundur ama bu kolay olan yoldur. Fakat biz kolay yolu seçmedik. Biz 350 dairenin satışı sonrası satışları durdurduk. Müteahhitler olarak işi kendimiz finanse etmeye karar verdik. Ortaklar olarak hem şantiyeyi hem de Kiptaş'a garanti ettiğimiz taksitleri 1 yılı aşkın süre boyunca kendimiz finanse ettik ve ödedik. Genelde ortaklarım da ben de dönem dönemkredi kullanarak ödedik, finanse ettik. Buna ilişkin somut belgeler de şirket kayıtlarımızda ve banka kayıtlarımızda mevcuttur.
Yaklaşık 1 yılı aşkın süre sonrasında satışa çıktığımızda ise projenin hepsi teslim aşamasına gelmişti. Ayrıca maliyetlerden kaynaklı fiyat artışı da yaşanmıştı. Metrekaresi 15.000 TL'den kapattığımız satışları bu kez metrekaresi 50.000 TL'den satışa açtık. Sırasıyla metrekaresi 50.000, 60.000, 65.000 TL olacak şekilde satışlar gerçekleştirilmiştir. Böylece bizim müteahhitler olarak uyguladığımız bu kararların satış toplam gelirini artırdığı çok net ve açıktır. Uyguladığımız bu karar sayesinde Kiptaş'ın kasasına ihalede taahhüt ettiğimiz paranın yaklaşık 10 katına yakın kadar para girmiştir. Dolayısıyla ortada bir kamu zararı değil, olsa olsa kamu kârı mevcuttur.
Burada bitirmeden şu hususa değinmek isterim ki; tek başıma bir ortaklık yoluyla üstlenilen ve KİPTAŞ'ta tek başıma bir proje, ortaklık yoluyla da iki proje üstlenildi, iki projemiz bulunmaktadır. Bu projelerin hiçbiri lüks semtlerde, lüks segmentte ya da tarafımıza yüksek kazanç sağlayabilecek ihtimali olan projeler değildir. Yani Maslak, Bakırköy, Beşiktaş gibi yüksek gelir potansiyeline sahip projelerde de yer almış değiliz. Sayın Başkanım, Eylem 31, Eylem 33, Eylem 38 ve Eylem 43. Yani bunlardaki her şey aynı olduğu ve kimseyi tanımadığım için bunlara tek savunma yapmak istiyorum. Bu eylemlere ilişkin ortak savunma olarak şunları söyleyebilirim. Eylem 31, Eylem 33, Eylem 38 ve Eylem 43 kapsamında dosyada yer alan bu hususlar 16.06.2025 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğum etkin pişmanlık kapsamındaki ifadem sonrası dosyaya sunduğum belgeler sayesinde ortaya çıkmıştır. Özellikle vurgulamak isterim ki bu eylemlere ilişkin belgeleri, ilişkin bilgileri herhangi bir gizli araştırma veya başkaca bir bildiri sonucu değil bizzat benim kendi hür irademle gerçekleri ortaya çıkarmak amacıyla verdiğim ifademde sunduğum evraklar sayesinde dosyaya girmiştir. Bu durum tek başına dahi benim saklanmak saklamak ya da gizlemek istediğim bir husus olmadığını açıkça göstermektedir.
Şunu özellikle belirtmek isterim ki bizim yaptığımız bu işlerde kamu kaynağı kullanılmamıştır. Yapılan işlerde kamuya yönelik hizmet niteliğinde olmakla birlikte bu işlerin finansmanı doğrudan kamu bütçesinden karşılanmış, buna rağmen söz konusu işler tarafımızca gerçekleştirilmiştir. Bu işler karşılığında doğan alacaklarımızın tahsili ise belediyenin yönlendirdiği üçüncü kişiler tarafından karşılanmıştır. Ancak bu üçüncü kişilerin belediyeyle olan ilişkilerin niteliğini ve yapılan ödemelerin bağış mı, sosyal donatı katkısı mı yoksa başkaca bir ilişkiden mi kaynaklandığı kaynaklandığı hususları benim bilgim dışında kalan konulardır. Dosya kapsamından anlaşılacağı üzere bu ödemeler doğrudan kamu kurumundan değil bize yönlendirilen firmalar aracılığıyla yapılmıştır. Bu durum yalnızca bu eyleme özgü değildir. Bu ödemeler o dönemde yapılan bazı işlerde benzer uygulamalarla karşılaşıldığı karşılaşıldığı görülmektedir. Ancak burada tekrar ifade etmek isterim ki ben bu firma sahiplerini tanımamaktayım. Bu firmanın belediyeyle nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmem mümkün değildir. Bu firmanın hangi sebeple yönlendirildiği, belediye ile arasında nasıl bir ilişki bulunduğu veya bu ödemelerin hangi idari süreç kapsamınca gerçekleştirildiği hususları benim bilgim ve kontrolüm dışında olan konulardır.
Ben kamu görevlisi değilim, belediyeyle herhangi bir görevim, yetkim ya da idari bir sorumluluğum yoktur. Onu belirtmek isterim ki 10 yıl boyunca Saraçhane'ye iki defa gitmişimdir 7 yıl boyunca. İdari sorumluluğum hiçbir zaman da olmamıştır. Bu nedenle belediye içerisinde yürütülen idari süreçlerin hangi şekilde ilerlediğini veya firmalar arasında nasıl bir ilişki kurulduğunu bilmem de mümkün değildir. Benim bu süreçteki konumum son derece açıktı. Ben bir müteahhit olarak en iyi bildiğim işi yaptım, yıllardır olduğu gibi inşaat yaptım, projeler gerçekleştirdim ve yaptığım işler karşılığında doğan hakediş alacaklarımı tahsil sürecinde yer aldım. Dosyada yer alan ödemelerin tamamı da gerçekleştirdiğimiz işler karşılığı doğan alacaklarımızın tahsiline ilişkindir. Bunun dışında herhangi bir menfaat temini, aracılık ya da suç teşkil edecek bir faaliyetin içinde bulunmadım. Kaldı ki dosyada tartışılan bu hususlar benim gizlediğim ya da sakladığım konularda değildir. Tam aksine benim etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadede ve dosyaya sunduğum belgeler sayesinde ortaya çıkmıştır. Eğer gizlemek gibi bir niyetim olsaydı bu bilgileri bizzat kendim dosyaya sunmam hayatın olağan akışına da aykırı olurdu. Sonuç olarak bu eylemlerde yer almamın sebebi herhangi bir menfaat ilişkisi değil yıllardır yaptığım iş olan inşaat faaliyetleri ve bu faaliyetlerden doğan hakediş alacaklarımın tahsil edilmesi sürecidir.
Eylem 46 Hatay Geçici Yaşam Alanı. Sayın başkanım, sayın heyet. 16.06.2025 tarihli etkin pişmanlık kapsamındaki ifademde bu eyleme ilişkin olarak tarafıma ihalesiz ve bağışçı yöntemiyle işler yaptırıldığını beyan etmiştim. Hatay Geçici Yaşam Merkezi Eylem 11'de isimleri geçen işlerden sadece bir tanesidir. Bu proje ülkemizde 6 Şubat 2023 depreminde yaşanan deprem felaketi sonrasında ortaya çıkan barınma sorununa bir nebze de olsa çözüm sağlamak amacıyla yapılmıştır. Söz konusu işin öncülüğünü, proje hazırlığını ve imalat kontrolünü KİPTAŞ yürütmüştür. Yaklaşık 60 dönüm büyüklüğünde ve HATSU'ya ait olan bu arazi üzerinde 111 adet 2+1, 90 adet 1+1 olmak üzere toplam 201 konut yapılmıştır. Bu konutların altyapıları dahil olmak üzere tüm elektrik, mekanik işleri ve bütün ana yolları ve ara yolları, ayrıca basketbol ve voleybol sahaları, çocuk oyun alanları, bunlara ilaveten 1 adet kreş, bir adet sağlık ocağı, bir adet kütüphane, bir adet kitap kafe ve 15 adet ticari dükkan, ayrıca yaşlı bakım merkezi ve idari ofislerden oluşan kompleks bir yaşam alanıdır. O dönemin tüm zorluklarına rağmen 4 ay gibi kısa bir sürede tamamlayarak HATSU'ya teslim edilmiştir.
Bu eylem ile hakkımızdaki diğer eylemler arasındaki benzerlik şudur. Biz önce işe başlıyoruz, ardından işi kendi finansmanımızla tamamlıyoruz ve sonrasında teslim ediyoruz. İşi teslim ettikten aylar sonra bağışçı bulunuyor ve bu firmalar tarafından tarafımıza ödeme yapılarak hakedişimiz ödeniyor. Buna ilişkin tarihlere bakıldığında tarihlerin anlattıklarımı birebir doğruladığı açıkça görülmektedir. Nitekim biz işe nisan ayında başlıyor, ağustos ayında ise teslim ediyoruz. Bu durumu kanıtlar nitelikte teslim tutanakları dosyaya sunuldu. Ayrıca bu noktada belirtmek isterim ki bağışçı hemen bulunmamaktadır. Bu projede bağışçı ödemesini aralık ayı sonunda, ikinci ödemesini ise şubat ayında yapmıştır. Dolayısıyla biz paramızı işe başladıktan yaklaşık 8-10 ay sonra alabilmiş durumdayız.
Benim bu işin içerisinde yer almamın sebebi, sadece ve sadece işimi yapmamdır. Ben, iddia edilen rüşvete aracılık etmedim. Tarafıma yapılan ödemeler bizim hak ediş alacaklarımızdı. Ben yaptığım işin karşılığı olan hak ediş paralarımı aldım.
Sayın Başkanım, Eylem 85 v e Eylem 89. Bu eylemlere dair kısa bir savunma yapacağım. Ne olduğunu anlatacağım. İddianamede Sulkan İnşaat isimli firmanın, sözde bir suç örgütü kapsamında faaliyet gösterdiği ve kamu kurum kuruluşlarını zarara uğrattığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Özellikle, açıkça ifade etmek isterim ki Sulkan İnşaat, pazarlama ve ticaret yapan ticari faaliyetlerini tamamen yasal çerçevede yürüten bir firmadır. Bu firmanın herhangi bir örgütsel bağlılığı, bağlantısı olduğu yönündeki iddiaların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. İddianamede yer alan alt ihalelerin Sulkan İnşaat üzerine verilerek kamu zararına sebep olduğu şeklindeki değerlendirmeler ise tamamen soyut varsayımlara dayanmaktadır. Hangi işin, hangi kurumun, ne şekilde zarara uğradığına ilişkin somut bir tespit ortaya konulmuş değildir.
Herhangi bir bilirkişi raporu, teknik inceleme veya mali tespit bulunmadan bu şekilde sırf ihale alınmış olmasına bağlanan sonuç da kabul edilebilir değildir. Kaldı ki Sulkan İnşaat tarafından burada kamu zararına uğratıldığı denilen yapılan tüm işler fiilen gerçekleştirilmiş işlerdir. Söz konusu eylemlerdeki reklam araçları belediyeye kiraya verilmiş ve karşılığında da bedelleri alınmıştır. Gerçi alınamamıştır, onlara da kayyum atandı da. Yapılan iş ve verilen hizmetler ortadadır. Yapılmamış bir iş, verilmemiş bir hizmet, hayali bir kazanç söz konusu değildir. Dahası, yapılan işin karşılığının da kamu zararına uğrattığı sürette fahiş olduğuna dair herhangi bir değerlendirme veya iddia da yoktur. Yani araba piyasada 10 liradır, ben 15 liraya vermişsem 5 lira kamu zararı olur dersiniz. Böyle bir şey de yoktur Sayın Başkanım. Böylece bu da son eylemdi.
Evet Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, Ali Kurt'un iddiasına ilişkin cevaplarımız. Şimdi Ali Kurt, burada savunmasında, Ali Bey bunu çok kez tekrarladı. Onun meselesine gelince defalarca ben Adem Soytekin’in tutuklandığını öğrendik… Ama doğru değil. Dosyada gerçekten okuyan biri böyle bir şey söylemez. Bu iddianame açıklandıktan sonra dosyayı baştan sona inceledik ve Eylem 28'in eklerinde benim çalışanlarım hakkında 26.05.2025 tarih Savcılık Sevk Yazısı, ekranda da görüldüğü gibi, yazısında açıkça ne yazıyor? Kiptaş'a verilen rüşvete aracılık etme. Tarih 26 Mayıs. O tarihte ben ifade vermiş miyim? Ne ben ifade vermişim ne de çalışanlarım ifade vermiş. Herkes gözaltında. Ali Kurt da gözaltında. Yani ortada benim beyanım yokken savcılık zaten durumdan haberdar ve suçlamayı kurmuş. Bu yüzden de Murat Erenler'i Kiptaş'a verilen rüşvete aracılık etme suçundan suç şüphesiyle tutuklamış.
Ben de 16.06.2025 tarihli ve bu tutuklamadan 20-21 gün sonra etkin pişmanlık ifadesi veriyorum, kapsamlı bir ifade veriyoruz. Orada bana bu iddia soruluyor, ben de açıkça bildiğim ne varsa şeffaflıkla anlatıyorum. Şimdi ben ifade verdiğim gün Ali Kurt 20 günlük tutuklu. Buradan da anlaşılıyor. Yani Ali Bey tutuklandıktan sonra örgüt dosyasından nasıl oluyordu tahliye? Buradaki pek çok kişilerin söylediklerinden biliyorum ben de, hani etkin pişmanlık. Ali Kurt Bey etkin pişmanlığa gitmiş de Savcı Bey kendisine, "Ya senin hakkında Adem'in iddiaları var, dolayısıyla seni bırakamayız mı" demiş? Ya da hani ben hiç yerimde cezaevi, Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'ndeyken Ali Kurt benim yüzümden nasıl tutuklanmış? Yani ben de şöyle mi demeliyim? Eğer bir isnat veya iddia ortaya koyacaksak, ben de başkasının yüzünden tutuklandım. Ya benim ikinci kez tutuklanmamda mesela Veysel Erçelik, Mustafa Keleş, Dursun Keleş'in ortak birbirlerini doğrulayan ifadeleri ve bazı şeyler... Ben bunu hiçbir zaman dillendirmedim. Herkes gelecek burada anlatacak, biz de iki kelam etmemiz gerekiyorsa iki kelam ederiz.
Bir de değinmek istiyorum Ali Bey'le alakalı. Ali Bey iddianamede şunlar olmasına rağmen, bir araba mevzusunu o kadar çok konuştuk ki. Ben Ali Kurt'la hiçbir dönemde satın alma sürecinde araç konuşmadım. Ben ilk alımını Erdal söyledi. Yanımızda başka şahitler de vardı. Gerekli duyulursa Erdal Bey gelip doğrusunu anlatır ya da anlatmazsa yanımızda olan diğer kişiler de gerekirse gelip beyan verirler diye düşünüyorum ya da doğrusunu anlatırlar. Ben o süreçte Ali Kurt'la asla görüşmedim. Ali Kurt bana bir araba alıp falan demedi. Tamamen ifademde açık net belirttiğim gibi ortağım Erdal Tokmakçı demiştir. Yani bana Erdal Tokmakçı dedi. Deseniz ki bana, sen Ali'nin Erdal'a söylediğini duydun mu? Hayır duymadım, görmedim. Ama bu duymadım görmedim diye manşet olmasın akşam bazı havuz şey medya tarafında da. Yani Ali Kurt'un ifademde belirttiğim neyse noktası virgülüne aynıdır.
Mehmet Pehlivan hakkındaki iddialarıyla alakalı bir bakalım ne demiş. Ek 1. Mehmet Pehlivan çıkmış diyor ki benim söylediklerimin tamamen yalan, hatta işi ileriye götürüp hayal ürünü toplantı diyor. Ama gerçek öyle değil. O toplantı hayal falan değil, bal gibi de yapılmış. Burada yapılmış. Bunu da ben değil, kendi taraflarından söylüyor. Dahası var, en son tutukluluğu incelenmesinde kendi vekilleri çıkıp evet bu toplantı yapıldı diyor, üstüne bir de organizasyonu benim yaptığımı söylüyorlar. Beni yönetici yazdılar ya muhtemelen o yüzündendir. Şimdi soruyorum, hem böyle bir toplantı yok diyeceksin hem de kendi avukatların toplantı yapıldı diyecek. Bu nasıl iş? Gerçek ortada. İstediğiniz kadar inkar edinMehmet Bey. Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorsunuz.
İkinci iddia, Ali Nuhoğlu'nun ifadesidir. Ben 16.06.2025 tarihli ifademde ne söylediysem açıkça arkasındayım: Mehmet Pehlivan'ın yanımda telefonla konuştuğunu, sonrasında gelip Ali Nuhoğlu ile görüştüğünü ve ona tedbir geldiğini söylediğini anlattım. Üstelik konuşmanın detayını dinlediğini de özellikle belirttim. Şimdi Ali Nuhoğlu'nun 20.06.2025 tarihli ifadesine bakıyoruz; diyor ki: "Mehmet Pehlivan'la 4-5 kez görüştüm. Bana mal varlığına tedbir konulup konulmadığını sordu. Bu görüşme operasyondan kısa bir süre önce oldu." Ne tesadüf! Burada çelişki nerede? Tam tersine benim söylediğim şey birebir doğrulanıyor. Buna rağmen çıkıp "yalan" diyorsunuz. Kusura bakmayın, ortada yalan yok; sizin görmezden geldiğiniz bir gerçek var. Eğer ortada bir yalan olacaksa, bu benim sözümde değil; bizzat Ali Nuhoğlu'nun kendi beyanıyla anlamlandırılır. Bu dosyada tartışılması gereken asıl mesele şudur: Toplantı yapıldı mı, yapılmadı mı? Mehmet Pehlivan orada var mıydı, yok muydu? Gerçek, net anlatımlarla ortadadır. İftira falan yok; doğrulanmış bir gerçek var ve ne kadar inkar edilirse edilsin bu değişmez.
Bir diğer iddia; İBB soruşturmasını Mehmet Şahin'den öğrendiğimdir. Mehmet Şahin'in 29.04.2025 tarihli ifadesi bu konuyu açıkça ortaya koyuyor. Ne diyor? 05.02.2025 tarihli kayıtlı görüşme, iddia edildiği gibi bu dosyayla ilgili değil; Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nda yürütülen tamamen ayrı bir soruşturmaya aittir. Mehmet Şahin de bunu açıkça söylüyor: Ruskan İnşaat ile yaşadığı şahsi bir mesele nedeniyle ismimin geçtiğini duyduğunu, bu yüzden beni arayıp sadece bilgi verdiğini anlatıyor. Bunun dışında aramızda bir konuşma olmadığını da net bir şekilde ifade ediyor. Ruskan İnşaat kimdir? Eylem 11'in müştekilerinden olan Uğur Güngör'dür. Yani Mehmet Şahin'in Uğur Güngör ile bir problemi var. O tarihte ne oluyor? Yargıtay'daki Eylem 11 dosyası Büyükçekmece Adliyesi'ne iade ediliyor ve orada benim adım geçiyor. Bu kadar açık bir beyan varken bu görüşmeyi alıp mevcut dosyayla ilişkilendirmek gerçekle bağdaşmaz; bu açıkça konuyu saptırmaktır.
Ben 05.02.2025 tarihindeki görüşmeden hemen sonra, Mehmet Pehlivan'ın yönlendirmesi üzerine 06.02.2025 tarihinde Avukat Onur Büyükhatipoğlu'na vekalet veriyorum. Bu da sürecin hangi dosyaya ilişkin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Şunu en başta net söyleyeyim:
Onur Büyükhatipoğlu'na ilk vekaletimi 06.02.2025 tarihinde verdim; öncesinde kendisine verilmiş tek bir vekaletim yoktur. Bu konuyu etkin pişmanlık ifademde de anlattım. Buna rağmen aksi konuşuluyorsa, bu ya dosyayı okumamaktır ya da gerçeği bilerek çarpıtmaktır. 2014 yılında verdiğim vekalet; YTP Hukuk Ofisi'ndeki Avukat Yenal Küçükşengün, Avukat Turan Taşkın Özer, Avukat Ceren Güven ve Avukat Tuğba Kurt… Şirket isim değişikliği nedeniyle 2018'de verdiğim vekalet de yine aynı ofisteki bazı avukatlara aittir; içinde yine Onur Büyükhatipoğlu yoktur. Bu durum belgeli ve çok nettir. Şimdi kalkıp bu avukatların kendi aralarında yaptıkları "tevkil" -adını da bilmiyordum, yeni öğrendim- işlemini bana mal etmeye çalışmak en hafif tabiriyle zorlamadır.
Benim birçok şirketim ve farklı şehirlerde onlarca davam var. Vekaletli avukatlarım, bu davalara temsil yoluyla başka avukatları sokabilir. Bu mantıkla hareket edersek, o duruşmaya giren herkes benim doğrudan vekalet verdiğim avukat mı oluyor? Bir avukatın başka bir avukata yetki vermesi, benim o kişiye doğrudan vekalet verdiğim anlamına gelmez. Onur Büyükhatipoğlu’nun benim bilgim dışında bir duruşmaya katılmış olması üzerinden "önceden vekalet vardı" demek laf kalabalığıdır. Ayrıca şirketlerime ait bir duruşma tutanağının Mehmet Pehlivan tarafından dosyaya nasıl sokulduğu da ayrı bir sorundur. Bu tutanağa nasıl erişilmiştir? Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi meselesini gündeme getirir; bu konuda şikayet hakkımı saklı tutuyorum. Sonuç olarak; vekalet ilişkimiz 06.02.2025 tarihinde başlamıştır. Aksini söylemek ciddiyetle bağdaşmaz. Onur Büyükateşoğlu ifadesinde, onu şirkete almak istediğimi ancak kabul etmediğini beyan etmiştir. Şirketlerimin bugüne kadar 1.000'in üzerinde davası olmuştur ama bir tanesi dahi ceza davası değildir. Kendisi "cezacı" olduğunu söylüyor; bu da durumu yeterince açıklamaktadır. Bu kadar, Sayın Başkanım.
KİPTAŞ GENEL MÜDÜRÜ KURT '500 BİN DOLAR' İDDİASI İÇİN SAVUNMA YAPMIŞTI
KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, 14 Nisan'da hakim karşısında yaptığı savunmada, bu iddia için özetle şunları söylemişti:
"İddiaya göre örgütün amaçları doğrultusunda Erdal Tokmakçı'dan 500.000 dolar rüşvet almışım ben. Savcı Erdal Tokmakçı'ya 500.000 doları soruyor. Erdal Tokmakçı, ‘500.000 doları ticari ilişkimizden dolayı istedi ve ben kendisine şu tarihlerde şu kişi aracılığıyla verdim’ diyor. Erdal Tokmakçı dekont sunuyor ve diyor ki, ‘Ben ticari şeyden dolayı verdim.’
Adem ne diyor? ‘100.000 doları ben verdim, 400.000 doları da Erdal verdi ve benim şoförüm Murat Erenler götürdü’ diyor. Murat Erenler'e soruyorlar, ‘Ne zaman götürdün?’ ‘2023’ diyor. Adem'e soruyorlar: ‘Ne zaman götürdü?’ ‘2021’ diyor. Murat Erenler bir etkin pişman... Diyor ki, ‘Ben 2023 yılında gittim Genel Müdürlük binasında Ali Kurt'a 500.000 dolar verdim.’ Ya bir şoför gelecek, KİPTAŞ Genel Müdürlüğü'ne 4. kata çıkacak ve bana para verecek...
Savcılık ne diyor? ‘Murat Erenler isimli şahsın Ali Kurt isimli şahısla 11 Ocak 2023 ile 8 Aralık 2023 tarihleri arasında farklı lokasyonlarda 0 metre 3 adet bazı var’ diyor. Bakın, ‘Kiptaş’ta' demiyor.
2021'in Mart'ında Adem para verdiğini söylüyor. Bu arada benim Adem Soytekin'le (telefon konuşması) bazım da yok. Ya adamdan 500 bin dolar istediysem en azından bir konuşuruz değil mi, bir şey olur yani. Murat Erenler'le yok, hani bazdı mazdı anlamıyorum da baz dahi yok.
Ben bir gün İzmir’de şantiyedeyim, onu da savcı sordu, onlara da anlattık belgelerle. Sel bastı orayı, seramik ihtiyacım oldu. Ben de Adem'e dedim ki; malzeme seçiyorduk bir ürünle ilgili, destek olmasını istedim. Malzeme satan şirketleri falan var. O tedarik edebileceğini söyledi, sağ olsun tedarik etti ve gönderdi. Dedim ki faturasını gönder, parasını ödeyeceğim. Dedi ki ‘Yok abi, jest olsun.’ Dedim ‘Kardeş, yemek ısmarlarsın jest olur, parasını ödeyeceğim.’
Bakın parasını ödemişim. Ne zaman sayın başkan? 13.12.2021. Ne kadar tesadüf değil mi? 2021'de ben 500 bin dolar alacağım Mart'ta, ama bir seramiğin parasını ödeyeceğim. Yani çöldeki bir kum tanesidir bu kadar çaplı bir inşaatta o kadarlık bir seramik. Ben iş yaptığım hiç kimseyle ticari bir ilişki kurmadım. Kursam, bu kadar otoriter bir yönetici olamazdım, bu kadar da başarılı olamazdım. Olsaydım devlette de bana imkan vermezlerdi.”
