Üsküdar Üniversitesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen Yüksek İnsani Değerler Ödülleri’nin 11’incisi gerçekleştirildi. Daha önce merhum Tarihçi İlber Ortaylı’nın da ödül aldığı program, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın konuşmasıyla başladı. Programda, günümüz dünyasında değerlerin korunması ve güçlendirilmesi gerekliliği öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
'DEĞERLERİMİZİ GÜÇLENDİRMEK SOSYAL SORUMLULUĞUMUZ'
Tarhan konuşmasında, insanın değerlerle şekillenen bir varlık olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“İnsan, doğduğunda insanlığı bilmez; kimlik ve karakter ancak sağlıklı bir sosyal ortamda, değerler aracılığıyla inşa edilir. Ancak teknoloji çağında pek çok değerin hızla aşındığı görülmektedir. Buna en çarpıcı örneklerden biri “vahşi çocuk” vakalarıdır. İnsanlardan uzak büyüyen çocukların bilişsel gelişiminin geri kalması, insanlığın yalnızca biyolojik değil, değer aktarımıyla mümkün olduğunu gösterir."

"Geçmişte bu aktarım aileler aracılığıyla sağlanırken, bugün giderek dijital ekranlara kaymaktadır. Bu durum küresel ölçekte bir değer aşınmasına yol açarken, üniversitelerin sorumluluğunu artırmaktadır. Toplumsal değerleri güçlendirmek, ruh sağlığını desteklemek ve güven duygusunu pekiştirmek kadar, teknolojiyi değerlerle uyumlu şekilde yönlendirmek de büyük önem taşımaktadır.”
TAHA AKYOL’A “YÜKSEK İNSANİ DEĞERLER” ÖDÜLÜ
Gazetemiz yazarı Taha Akyol, gazetecilik ve yazarlık hayatı boyunca ortaya koyduğu ilkeli duruş nedeniyle Üsküdar Üniversitesi Seçici Kurulu tarafından Yüksek İnsani Değerler Ödülü’ne layık görüldü.
Akyol’un ödüle layık görülme gerekçesinde; hukukun üstünlüğünü, demokratik değerleri ve çoğulculuğu önceleyen yaklaşımı, toplumsal meseleleri sağduyu ve tarihsel perspektifle ele alması, farklı görüşler arasında köprü kurmayı hedefleyen yapıcı üslubu ve kamuoyunun bilinçlenmesine sunduğu katkılar vurgulandı.
Akyol’a ödülünü Prof. Dr. Nevzat Tarhan takdim etti.

Ödülünü aldıktan sonra konuşan Taha Akyol, gençlere hitap ederek şu ifadeleri kullandı:
“Benim yaşıma gelmek için sizin önünüzde en az 60 yıl var. Önümüzdeki 60 yılı nasıl yaşayacağınıza şimdiden karar vermelisiniz. Bu süre zarfında toplumdaki yerinizin ne olacağı, sosyal çevrenizin size nasıl bakacağı gibi konuları bugünden düşünmeniz gerekir.”
“TÜRKİYE DERİN BİR DEĞERLER KRİZİ YAŞIYOR”
“Türkiye çok ağır, derin ve şiddetli bir değerler krizi yaşıyor. Bu durum yalnızca çevremizde hissettiğimiz ahlaki erozyonla sınırlı değil; bilimsel araştırmaların da ortaya koyduğu acı bir gerçektir. Hızlı sanayileşme, şehirleşme ve kapitalizmin gelişimi, geleneksel değerlerimizi aşındırıyor. Kasaba ve şehir hayatında sahip olduğumuz “büyüklere saygı, küçüklere sevgi”, utanma ve “ayıp olur” gibi değerler kaybolurken, modern şehir yaşamının gerektirdiği yeni değerleri de henüz yeterince edinemiyoruz. Bu durum, bilimsel literatürde “anomi”, yani normların ve değerlerin çözülmesi olarak tanımlanıyor.”

“UTANMA DUYGUSUNUN KAYBI ÖNEMLİ BİR SORUN”
“Değerlerin aşınması, siyasette aşırı kutuplaşmayı da beraberinde getiriyor. Çünkü siyaseti dengeleyecek ahlaki değerler ve erdemler zayıflamış durumda. Böylece hem insani, hem zihinsel hem de fiziksel enerjimiz bu kutuplaşma içinde adeta buharlaşıyor. Bu nedenle Türkiye’nin Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin performansını yakalaması zorlaşıyor.
Türkiye’de değerler o denli aşındı ki, sayıları 200’ü aşan üniversiteler arasında değerler eğitimini sistemli biçimde gündeme alan tek kurumun Üsküdar Üniversitesi olduğunu görüyoruz. Buraya gelmeden önce üniversitenin belirlediği 24 altın kuralı okudum. Bu değerlerden özellikle iki tanesi üzerinde durmak istiyorum. Birincisi, toplumd ve adalet sisteminde büyük ihtiyaç duyduğumuz dürüstlüktür. İkincisi ise çoğu zaman göz ardı edilen ama son derece önemli olan utanma duygusudur. Uzun yıllar süren gazetecilik ve yazarlık hayatım boyunca katıldığım pek çok etkinlikte, utanma duygusunun bu denli önemli bir değer kaybı olarak ele alındığını ilk kez burada gördüm. Eskiden yanlış yaptığımızda utanırdık; komşunun camını kırdığımızda ya da bir arkadaşımıza kötülük yaptığımızda ailemizden çekinirdik. Bugün ise akran zorbalığı gibi ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Aile değerlerinin yeni nesillere yeterince aktarılamaması bu tablonun önemli nedenlerinden biridir.”
“MİLLİ VİCDANIN TEŞEKKÜL ETMEMESİ”
"Sosyolog Ziya Gökalp’ın ifadesiyle “milli vicdanın teşekkül etmemiş olması”, yani toplumda neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair ortak bir kanaatin zayıflaması, bu sürecin temel göstergelerinden biridir. Özellikle kasaba ve küçük şehirlerde var olan utanma duygusunun, metropol yaşamında kaybolması iş hayatındaki verimsizliğe kadar uzanan sonuçlar doğuruyor. Gelişmiş ülkelerde bir kişi bir saatlik çalışmayla yüksek katma değer üretirken, bizde bu oran daha düşük kalıyor. Bunun temelinde iş ahlakı, disiplin, verimlilik ve rekabet kültürünün yeterince gelişmemiş olması yatıyor."

"Dürüstlük konusunda ise geçmişte sıkça yayınlanan bir reklamda Alman Bosch firmasının kurucusunun şu sözü yer alıyordu: “Her şeyinizi kaybedin ama insanların güvenini kaybetmeyin.” Çünkü maddi kayıplar yeniden telafi edilebilir; ancak güven kaybı telafi edilemez. Önünüzdeki uzun yaşam sürecinde bu ilkeyi unutmamanız gerekir. Utanma duygusunu korumak sizi ahlaklı ve prensipli kılar; dürüstlük ise insanların size güven duymasını sağlar ve mesleki olarak yükselmenize katkıda bulunur."
“TEK KİŞİLİK DEVRİMİN SOMUT ÖRNEĞİNİ NEVZAT TARHAN HOCAMIZ ORTAYA KOYDU”
“Konuşmamı bitirmeden önce Nevzat Tarhan hocadan da söz etmek isterim. Matbaanın kurucusu olarak bilinen Jan Gutenberg, 1444 yılında Almanya’da ilk İncil’i basmıştır. Kendisi bir bilim insanı değil, bir demir ustasıydı. Ancak insanların kitaplara ulaşmakta zorlandığını fark ederek yaratıcı zekâsını kullanmış ve büyük bir dönüşüm başlatmıştır. Bu da 24 değer arasında yer alan “yenilikçilik” ilkesinin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Tek bir insanın gözlemi ve düşüncesi, tarihin en büyük devrimlerinden birine yol açabilir. Nitekim sosyolog Ziya Gökalp da matbaayı en büyük devrimlerden biri olarak tanımlar. Önünüzdeki 60 yıl boyunca bir kişinin neler başarabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Nevzat Tarhan hocanın kurduğu bu üniversite de bunun somut bir örneğidir. Değerler temelli bir yaklaşımı merkeze alan bu tür çalışmalar, bireyin ve toplumun geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Hepinize üstün başarılar diliyorum.”
