Görüşler

Narin Güran davası: Bir soruşturmanın otopsisi

Narin Güran davası: Bir soruşturmanın otopsisi

Tarihçi Prof. Dr. Levent Yılmaz, Türkiye'nin son dönemde gördüğü en trajik olaylardan biri olan Narin Güran cinayeti davasının röntgenini çekti. Dosya hukuken kapanmış olsa da, sanıklar ceza almış olsa da ortada büyük bir boşluğun olduğunu söyleyen Yılmaz Narin'in kaybolmasından davanın sonucuna kadar tüm gelişmeleri yazdı.

Aşağıdaki sayfalar, Narin Güran’ın öldürülmesinin ve yargılanmasının kronolojisinin bir tarihçi tarafından kaynak doğrulaması kesinleştirilerek, kesine yakın bilgilerimizin nasıl bir resim vereceğini anlamaya çalışmak amacıyla yazılmıştır. Yöntem; microstoria (Ginzburg), Begriffsgeschichte (Koselleck), context analysis (Skinner) ve yazarın kendi tectonic semantics uygulamalarının bir karışımıdır.

Tarih, saat ve sayılar; dosya içi raporlardan, iddianameden, istinaf dilekçelerinden ve dönemin haber ajansı kayıtlarından geliyor. Hangi bilginin nereden geldiğini akışın içinde söyledim. Birinci elden bir haber kaynağına ulaşamadığım bir ayrıntıyı yine de tutmayı tercih ettim — dosyanın görünür yüzünün bir parçası olduğu için — yeri gelince hangi ayrıntı olduğunu söyleyeceğim. İki kaynak farklı bir saat ya da sayı verdiğinde ikisini de yazıyorum; uydurmuyorum, hangisini neden tercih ettiğimi söylüyorum. Yorum azaltıldı; tartışma metnin sonunda, ayrı bölümlerde toplandı. Son bölüm açıkça spekülasyondur, öyle de anılır.

I. 21 AĞUSTOS 2024: KAYBOLUŞ GÜNÜ

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Tavşantepe Mahallesi, kentin yamacında kırsal nitelikte bir köydür. Mahalle muhtarı, Narin’in amcası Salim Güran’dır. Sekiz yaşındaki Narin, yaz tatilinin son günlerinde köydeki Kuran kursuna gitmektedir. 15.15 sıralarında, kursun bittiği saatte Narin dört arkadaşıyla okuldan çıkar; okul kamerası dördünün bir süre yan yana yürüdüğünü, ardından Narin’in evine giden patika yola sapıp gözden kaybolduğunu kaydeder.

Aynı saat dilimi içinde dosyaya giren daraltılmış baz analiz raporu, sanıkların hareketlerini şöyle saptar:

  • 14.28: Anne Yüksel Güran kendi evinde — rapora göre 16.39’a kadar evden çıkmamıştır.
  • 14.30: Ağabey Enes Güran kendi evinde.
  • 14.52: Amca Salim Güran evinden çıkar.
  • 15.08: Komşu Nevzat Bahtiyar, Salim Güran’ı arar; görüşme 42 saniye sürer. Bahtiyar daha sonra bunu, “ev suyunun gelmemesi” üzerine yapılmış bir görüşme olarak açıklayacaktır.
  • 15.10: Bahtiyar evden ayrılır; Arif ile Salim Güran’ın evleri arasındaki parke yola çıkar.
  • 15.15: Narin Kuran kursundan çıkar.
  • 15.18: Bahtiyar Arif Güran’ın evine çok yakındadır.
  • 15.20: Salim Güran Arif Güran’ın evine girer; rapora göre 16.10’a kadar evde ve müştemilatında, ahır dahil, kalmaktadır.
  • 15.26: Bahtiyar Arif Güran’ın evinin önündedir.
  • 15.27–15.35: Bahtiyar Arif Güran’ın evi ve müştemilatında.
  • 15.40: Bahtiyar okul civarında — bu noktadan sonra aracına yönelir.
  • 15.41:56: Bahtiyar’ın 23 AN 630 plakalı kırmızı Şahin marka aracı, çiftliğin güvenlik kamerasının açısına girer.
  • 15.44:43: Araç, Eğertutmaz Deresi yakınındaki toprak yolda durur.
  • 15.52: Salim Güran, telefonda işçisi Mehmet Selim Atasoy ile görüşür; baz raporuna göre Arif Güran’ın evindedir.
  • 15.57: Bahtiyar tarla kısmında; Enes ise Salim Güran’ın evine geçer.
  • 16.00: Bahtiyar, Narin’in cesedinin daha sonra bulunacağı bölgededir.
  • 16.08: Salim Güran, Arif Güran’ın evinin arka tarafındadır.
  • 16.10: Salim Güran, Arif Güran’ın evi ve müştemilatından ayrılır.
  • 16.22:54 civarı: Bahtiyar’ın aracı Eğertutmaz’dan ayrılır — 15.44:43’te durduktan tam 38 dakika 11 saniye sonra.
  • 16.35: Salim Güran Uzunbahçe yönündeki mısır tarlasındadır; Bahtiyar ise Tavşantepe’ye dönmektedir.
  • 16.39’a kadar Yüksel Güran evden çıkmamıştır.

Akşama doğru Narin’in evde olmadığı fark edilir. Enes Güran, kardeşinin kaybolduğunu 19.11’de annesinin “Narin yemeğe gelmedi” sözleriyle öğrendiğini söyleyecektir. 18.59’da Salim Güran’ın aracı köyden ayrılır. 20.00 sıralarında baba Arif Güran, Bağlar İlçe Jandarma Karakoluna giderek kayıp ihbarında bulunur.

Aynı gece 22.35 ile 22.55 arasında Eğertutmaz Deresi’ni gören kameralarda — gece karanlığı yüzünden marka, model ve renk bilgisi seçilemeyen — bir araç, cesedin ileride bulunacağı yere doğru ilerler, 22.48’de durur, 22.55’te döner. Aynı zaman aralığında Salim Güran’ın telefonu Eğertutmaz Deresi yakınındaki mısır tarlasından sinyal verir; HTS analizine göre kameradaki kişi Salim Güran’dır.

II. ARAMA HAFTALARI: 22 AĞUSTOS – 7 EYLÜL

22 Ağustos sabahı Bağlar İlçe Jandarma Komutanlığı, Asayiş Komando Bölük Komutanlığı, Jandarma Özel Harekat, JASAT, İstihbarat Şube, Köpek İz Takip Timi, Su Altı Arama Kurtarma, AFAD, sağlık ve belediye ekipleri köyde aramaya başlar. O günden 8 Eylül’e kadar bölgede toplam on sekiz gün arama sürecektir.

İlk günlerde köyün üst kısımlarında ve köye yakın yamaçlarda iki ayrı çocuk terliği bulunur — biri 22 Ağustos’ta evlerine 3 km, diğeri 28 Ağustos’ta 2 km uzaklıkta — ancak ailenin beyanıyla ikisi de Narin’e ait değildir. Olay günü bölgeden geçtiği saptanan yaklaşık 150 araç sorgulanır.

22–24 Ağustos günleri arasında Nevzat Bahtiyar’ın erkek kardeşi Vecdi Bahtiyar, Hatay’daki bir bazdan sinyal vererek Salim Güran ile Nevzat arasında art arda aramalar yapar. İletişim Tespit Tutanağı’na göre bu aramalar, doğrudan iletişim kurmak istemeyen iki kişi arasında köprü işlevi görmüştür.

26 Ağustos sıralarında Enes Güran’ın kolundaki ısırık izi fark edilir — kayboluştan beş gün geçmiştir.

28 Ağustos’ta Enes Güran, kolundaki ısırık izleri yüzünden gözaltına alınır; ısırıkta Narin’e ait DNA’ya rastlanmaz, ısırığın kime ait olduğu da belirlenemez. Aile, Enes’in olay günü duş aldığını söyler — DNA izinin alınamamasının nedeni bu olabilir. Amca Ali Rıza Güran, ısırıkları “Enes’in sinir krizi geçirip kendini ısırması”yla açıklar. Enes ertesi gün serbest bırakılır.

29–30 Ağustos’ta üç kişilik bir bilirkişi heyeti Tavşantepe’ye giderek ana ve yan baz istasyonları üzerinde daraltılmış baz çalışması yürütür; köyde Türkcell, Vodafone ve Türk Telekom hatları kullanılarak yüzlerce ölçüm alınır. Köyün etrafında en az yirmi iki baz istasyonu sinyal verir. Bu çalışmanın sonuçlarını 21 Ağustos’taki sinyal koşullarına geriye dönük uygulamanın ne kadar geçerli olduğu, savunma cephesinin başlıca itirazlarından biri olacaktır. 21 Ağustos’ta köyde olmayan, ama aramalar sürerken kurulan iki geçici mobil baz istasyonunun varlığı, ek raporda hiç anılmaz.

30 Ağustos’ta yayın yasağı çıkar. Tüm aile çapraz sorguya çağrılır. Anne Yüksel Güran ve baba Arif Güran ifade sonrası serbest bırakılır; aile fertlerinin bir kısmı gözaltında kalır. Aynı dönemde Salim Güran’ın kullandığı araçta inceleme yapılır; aracın kayıtlı sahibi kardeşi Fuat Güran’dır, ama aracı fiilen Salim Güran kullanmaktadır. Van Jandarma Kriminal’in incelemesinde aracın şoför koltuğunda Narin’e ait DNA profili, sağ arka iç kısmında ise Narin’e ait kıl saptanır.

2 Eylül 2024’te — kayboluşun on üçüncü gününde — Salim Güran, Diyarbakır Adliyesi’nde nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklanır. Tutuklama gerekçesi: aracında bulunan Narin’e ait DNA izi ve kıl, telefonundaki silinmiş arama kayıtları ve mesajlar. Suçlamalar “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” ve “kasten öldürme”dir.

4 Eylül’de Nevzat Bahtiyar, Salim Güran’ın HTS kayıtlarında görülen 15.08 araması yüzünden bilgi sahibi sıfatıyla ifade verir. İlk beyanında gün boyu inşaatta olduğunu, telefonda dahi kimseyle konuşmadığını söyler; kolluğun 15.08 görüşmesini hatırlatması üzerine Salim’le su meselesi nedeniyle görüştüğünü kabul etmek zorunda kalır.

III. 8 EYLÜL 2024: CESEDİN BULUNMASI

8 Eylül sabahı 08.45 sıralarında — Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu o gün açıklamasında bu saati verir, dönemin haberleri de — Eğertutmaz Deresi’nde, koordinatı 37 SFB 06008-89639 olarak kayda geçen noktada, derenin toprakla buluştuğu kısımda kayaların altına sıkıştırılmış halde bir çuval bulunur. Diyarbakır Barosu istinaf dilekçesi olay anını “08.30 sıralarında” verir; aradaki on beş dakikalık fark, büyük olasılıkla aramanın o sabahki başlama saati ile cesedin bulunma anının ayrımıdır; bu metinde Vali açıklamasını izledim. Çuvalın üzerinde 30, 25 ve 20 kg ağırlığında, çapı 40-50 cm olan üç ayrı kaya parçası vardır; üzeri çalılarla örtülmüştür. Çuvalın içinde Narin Güran’ın cansız bedeni bulunur. Aynı çuvalın içinde Narin’e ait kurs kitabının, terliklerinin ve çantasının da bulunduğu o günkü haberlerde geçer; bu bilginin birinci elden bir ajans haberinde dolaştığını teyit edemedim, daha çok ansiklopedik özetlerde tekrarlanır halde gördüm — bu yüzden yazdım, ama vurgu yapmıyorum.

Cesedin bulunmasının ardından kamera kayıtları yeniden incelenir. Tavşantepe Mahallesi’nin karşısındaki bir çiftliğin (sahibi Mehmet Sait Tek) güvenlik kamerasının açısına 21 Ağustos saat 15.41:56’da kırmızı bir Şahin marka aracın girdiği, 15.44:43’te dere yakınındaki toprak yolda durduğu, 38 dakika 11 saniye sonra ayrıldığı görülür. Plakanın 23 AN 630 olduğu, aracın fiilen Nevzat Bahtiyar’ın kullanımında bulunduğu saptanır. Bahtiyar gözaltına alınır, Sulh Ceza Hakimliği “kasten öldürme” şüphesiyle tutuklar. Olay günlerinde dolaşan haberler kimi zaman Bahtiyar’ı kendiliğinden ortaya çıkmış bir itirafçı gibi resmeder; Diyarbakır Barosu’nun istinaf dilekçesi sırayı tersinden kurar ve daha tutarlı bir resim verir: kamera kayıtlarından Bahtiyar’ın aracına ulaşılmış, Bahtiyar gözaltına alındıktan sonra ikrarda bulunmak zorunda kalmıştır.

9 Eylül’de Narin’in cenazesi köyde toprağa verilir. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç mezarı ziyaret eder.

Bahtiyar’ın beyanları kovuşturma boyunca beş ayrı şekle bürünür: 4 Eylül 2024 (kolluk, bilgi sahibi sıfatıyla), 9 Eylül 2024 (kolluk, şüpheli sıfatıyla), 10 Eylül 2024 (savcılık), 10 Eylül 2024 (sulh ceza hakimliği), 21 Eylül 2024 (savcılık). İfadelerin ayrıntıları değişir; tek bir nokta yerinde kalır: Narin’i kendisinin öldürmediği, cesedi Salim Güran’dan aldığı.

12 Eylül’de yeni bir tutuklama dalgası gelir: Anne Yüksel Güran, Enes Güran (yeniden), amca Fuat Güran, kuzenler Muhammet Kaya ve Birsen Güran, yenge Maşallah Güran, halasının eşi Mehmet Şevket Kaya ve Salim Güran’ın işçisi Mehmet Selim Atasoy. 13 Eylül’de Salim’in on beş yaşındaki işçisi Ramazan Atasoy, “suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme” suçlamasıyla tutuklanır.

IV. ADLİ TIP VE TEKNİK RAPORLAR

19 Eylül 2024’te Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporu Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir. Tespitler özetle şöyledir:

  • Narin Güran, kaybolduğu gün, yani 21 Ağustos’ta öldürülmüştür.
  • Ölüm nedeni ağız burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılmadır — oy birliğiyle.
  • Cinsel saldırıya uğrayıp uğramadığı tıbben değerlendirilememiştir.
  • Sol diz altındaki bacağın kopmasına yol açan travma ölüm sonrasıdır, hayvanların eseridir.
  • Alt ve üst çenede bazı dişler yerinde değildir, bir kısmı çuvalın içinde bulunmuştur, mevcut dişler de yerlerinden kolayca ayrılmaktadır.

Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren’in açıklamasına göre cinayet 15.15–15.45 arasında işlenmiştir.

16 Eylül 2024 tarihli Van Jandarma Kriminal Laboratuvarı raporu, Salim Güran ile Nevzat Bahtiyar’ın kullandığı araçlardan alınan toprak örneklerinin birbirine benzediğini ortaya koyar.

Aynı dönemde dosyaya giren bir başka kritik bulgu: 21 Ağustos günü Narin Güran’ın evinde standart üzerinde su tüketimi olduğu; halıların Narin’in kaybolduğu gün ya da hemen sonrasında değiştirildiği. Yüksel Güran ifadesinde halıların kirlendiği için beş-altı gün sonra kardeşi tarafından temiz halılarla değiştirildiğini söyler. Bahtiyar’ın ahırı, ilk itiraf tarihi 8 Eylül olmasına rağmen ancak 21 Eylül’de incelenir — on üç günlük gecikme.

6 Ekim’de şüphelilerin telefonlarına ait HTS kayıtları basına yansır. Kritik tespitlerden biri şudur: altı şüphelinin telefon verilerini sildiği, bazılarının telefonunu değiştirdiği, Ramazan Atasoy’un olaydan sonra telefonunu sattığı.

7 Ekim’de Narin’in bir amcasının evinde bir kameranın sabit diski ele geçirilir; on beş günlük kayıt bulunmasına karşın sekiz günlük verinin silindiği açıklanır.

Köyü ve cesedin bulunduğu yeri gören Daran-2 askerî üssünün kamera görüntüleri Mahkeme’ye sunulur. Sabit kameraların yanı sıra üste bir de hareketli (dönen) kamera vardır; ancak bu kameranın 21 Ağustos’a ait kayıtları dosyaya girmemiş, 23 Ağustos ve sonrasındaki günlere ait kayıtlar dosyada yer almıştır. Hareketli kameraya ancak 8 Eylül’de — ceset bulunduktan sonra — bakılır; kamera on beş gün geriye kadarki kayıtları sakladığı için cinayet gününe ait kayıtlara erişilemez. Mahkeme, askerî üs kamera kayıtlarının incelenmesi için dosyayı Ulusal Kriminal Büro adlı özel bir şirkete gönderir.

V. İDDİANAME: 21 EKİM 2024

21 Ekim 2024 tarih ve 2024/3653 sayılı iddianame Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenir. İddianame dört sanığın — amca Salim Güran, anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve komşu Nevzat Bahtiyar — TCK 37/1 (iştirak) delaletiyle TCK 82/1-d-e (çocuğa karşı kasten öldürme) uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep eder.

İddianamenin omurgası şudur: HTS kayıtları ve daraltılmış baz analiz raporu, olay anında dört kişinin Arif Güran’ın evi ve civarında bir arada bulunduğunu gösterir. Köyde yapılan kamera ve plaka taramalarında olay mahalline yabancı kişi ya da araç girişi saptanmamıştır. Bu durumda iddianame, “olayın aile içerisinde gerçekleştiği ve aile tarafından organize biçimde saklanılmaya çalışıldığı” sonucuna varır. Cinayet, “33 dakikada işlenip kayıp süsü verilmiş” bir aile içi eylem olarak tanımlanır. 23 Ekim 2024’te iddianame Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilir.

İddianamenin saik (motive) bölümünde — mahkemenin daha sonra gerekçeli kararda da kabul edeceği üzere — “asıl maksat” açığa çıkarılamaz. Cinayetin neden işlendiği belirsiz kalır.

VI. İLK DERECE YARGILAMA: 7 KASIM – 28 ARALIK 2024

7 Kasım 2024’te Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk celse açılır. Yirmi altı tanık dinlenir, altısı tutukludur. Duruşma yaklaşık on iki saat sürer ve ertesi gün devam eder. Mahkeme, ilk celsede Diyarbakır Barosu’nun katılma talebini kabul eder; baroların ağır suçlarda katılan sıfatıyla bulunabileceğini söyleyen bu yorum, dosyanın daha sonraki seyrini etkileyen önemli bir karar olur.

İkinci celse 26 Aralık 2024’tedir. 28 Aralık 2024’te mahkeme — kayboluştan dört ay, ilk celseden iki ay sonra — kararını açıklar. Salim Güran, Yüksel Güran ve Enes Güran TCK 37/1 ve 82/1-d-e uyarınca iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılır. Nevzat Bahtiyar ise TCK 281/1 uyarınca suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan, takdiren ve teşdiden, 4 yıl 6 ay hapis alır.

Bu son nokta — Bahtiyar’ın iddianamede ağırlaştırılmış müebbet istenmesine rağmen, mahkemece yalnızca delil karartmadan cezalandırılması — dosyanın daha sonraki tüm seyrini şekillendirecek çatlaktır.

VII. GEREKÇELİ KARAR: 23 OCAK 2025

Gerekçeli karar 23 Ocak 2025’te yayımlanır. Sayfa sayısı haberlerde 944 olarak da, 950 olarak da geçer; o tarihte salondan çıkan kopyaların çıktı farkı olmalı, ben 944 değerini esas alıyorum. Kararın dayandığı üç sütun bellidir: sanıkların olay saatinde Arif Güran’ın evi ve civarında bulunduklarını saptayan daraltılmış baz analiz raporu; Mehmet Sait Tek’e ait çiftliğin kamerasında Bahtiyar’ın aracının dere yakınında 38 dakika 11 saniye durduğunu gösteren görüntü; bu görüntülerin analizini yapan Ulusal Kriminal Büro raporları. Yanına eklenen daha küçük çaplı unsurlar: Salim Güran’ın aracında bulunan Narin’e ait DNA ve kıl örneği, telefonlardaki silinmiş kayıtlar, ev içerisinde olaydan sonra yıkanan halı, standart üzeri su tüketimi.

Gerekçeli kararda saik açığa çıkarılamaz — bu nokta hem ilk derece mahkemesinin kendi kabulüdür hem de aleyhindeki en kuvvetli eleştiridir. Mahkeme “asıl maksat”ın açığa çıkarılamadığını kabul eder, ama iştirak halinde kasten öldürme hükmünü ayakta tutar. “Geriye dönük olarak baz istasyonundan alınan sinyal kaydıyla kişilerin bulunduğu yerin saptanması” usulüne savunma cephesinden gelen itirazlar reddedilir.

VIII. İSTİNAF: 26 MAYIS 2025

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’ne gönderir. Tutuklu sanıkların avukatları, baba Arif Güran’ın avukatları, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Diyarbakır Barosu istinafa başvurmuştur. Diyarbakır Barosu’nun istinafı yalnızca Bahtiyar yönündedir: Bahtiyar’ın delil karartmadan değil, müşterek fail olarak iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürmeden cezalandırılması talep edilir.

26 Mayıs 2025’te 1. Ceza Dairesi, dört sanık hakkında verilen hapis cezalarını oy çokluğuyla onar. Mahkeme başkanı, çoğunluğa karşı muhalefet şerhi koyar. Şerh, çoğunluğun kabul ettiği delillerin kendi başına yeterli sayılamayacağında ısrar eder: kamera kayıtları, baz raporları, DNA bulguları, kıyafetlerdeki PSA bulgusu ve kıl örnekleri yeterince incelenmemiştir; anne, ağabey ve amcanın kısa sürede birlikte cinayet işlediği yönündeki kabul hayatın olağan akışına uymamaktadır; özellikle Bahtiyar’ın hareketleri ayrıntılı bir görüntü analizinden geçirilmeliydi; dosya bu eksikleriyle Yargıtay’a değil ilk derece mahkemesine geri gönderilmeliydi. Şerhin en sert kısmı saik üzerinedir: başkana göre Yüksel ile Salim’in ilişkisinin görülüp duyulmasından daha önemli olan, “asıl maksadın” deliller eşliğinde ortaya konmamış olmasıdır; bunun yerine “soyut varsayıma dayalı niyet okuması” yapılmıştır.

Şerh, savunma cephesinin delil rejimine dair temel itirazını çoğunluk kararına yazılmış resmî bir karşı çıkış olarak yineler. Buna karşın istinaf çoğunluğu kararı onar; dosya Yargıtay’a iletilir.

IX. YARGITAY: 29 ARALIK 2025

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi cezaların onanmasını ister. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 29 Aralık 2025’te kararını verir:

  • Salim Güran, Yüksel Güran ve Enes Güran hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları oy birliğiyle onandı.
  • Nevzat Bahtiyar hakkındaki “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”den verilen 4 yıl 6 ay hapis cezası ise oy birliğiyle bozuldu; eylemin “nitelikli kasten öldürmeye yardım” olarak nitelendirilmesi gerektiği gerekçesiyle.

Bu, dosyadaki en sert tutarsızlığın resmen tescilidir. Cesedi taşıdığını itiraf eden, 38 dakika 11 saniye boyunca olay yerinde aracıyla duran, beş ayrı ifade veren, telefonundaki kayıtları silen, kardeşi Vecdi Bahtiyar üzerinden Salim Güran’la dolaylı iletişim kuran kişi — yüksek mahkeme görüşüne göre — yalnızca delil karartan değildir, cinayete iştirak eden kişidir. Bu saptama, ağırlaştırılmış müebbet hükmünün dayandığı “iştirak halinde dört kişi” çerçevesini doğrudan zorlar; ne ki diğer üç sanığa verilen müebbetler aynı kararla, oy birliğiyle onanmıştır.

X. BAHTİYAR YENİDEN YARGILAMASI: NİSAN 2026

Bozma kararının ardından dosya Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne döner. 6 Nisan 2026’da yeniden yargılama başlar. Bahtiyar Adana Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan duruşmaya getirilir.

Yeniden yargılamadaki ifadesinde Bahtiyar şunları anlatır: olay günü sabahı 06.30’da elektrik onarımı için Çarıklı’ya gitmiş, öğleden sonra eve dönmüş, eşinin “Suyumuz gelmiyor” demesi üzerine 15.00 civarında Salim Güran’ı aramıştır. Salim kendisini 50–70 metre yukarıdan çağırmış, birlikte Arif Güran’ın evine girmişler, evde Salim’den başka kimse yokmuş, sol taraftaki bir odada Narin’in cesedini görmüştür. Salim “Cesedi götüreceksin” demiş, kendisi “Götürmem” diye karşı çıkmış, Salim silah çekerek hem kendisini hem oğlunu tehdit etmiş, “Önce oğlunu sonra seni öldürürüm” demiştir. Bunun üzerine cesedi battaniyeye sarıp evden çıkarmış, kendi ahırına götürüp çuvala koymuş, aracıyla Eğertutmaz Deresi’ne taşımıştır.

İfadenin dikkat çeken başka noktaları: Salim’in cesedi parça parça etmesini ve yok etmesini istediği; kendisinin bunu yapmadığı (“Eğer Salim’in dediğini yapsaydım bu ceset ortaya çıkmazdı, ben iyilik yaptım”); cesedi bıraktıktan sonra köye dönüp baldızının evine gidip çay içtiği; Yüksel Güran’ı Salim’in evi yakınlarında ağlarken gördüğü.

Mahkeme başkanının “Cesedi bıraktıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyorsun, ilk defa hayatında bir ceset gördün, daha sonra hiçbir şey olmamış gibi evine peynir almaya mı gittin?” sorusuna Bahtiyar “Evet” cevabını verir. “Neden itirafta bulundun?” sorusuna cevap veremez.

16 Nisan 2026 duruşmasında esas hakkında mütalaada bulunan savcı, Bahtiyar’ın “iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılmasını talep eder; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatları aynı yönde görüş bildirir; Bahtiyar’ın avukatları talebin reddini ister; Güran ailesi ise duruşmadaki gerilim sırasında salondan çıkarılır. Mahkeme, Bahtiyar’ı “nitelikli kasten öldürmeye yardım” suçundan, takdiri indirim uygulamaksızın on yedi yıl hapis cezasına çarptırır.

Gerekçeli karar Nisan 2026 sonunda açıklanır. Kararın özü şudur: PTS kayıtları, daraltılmış baz raporları, Jandarma HTS analiz raporu, Ulusal Kriminal Büro raporları ve Mehmet Sait Tek’e ait çiftlik kamera görüntüleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Bahtiyar’ın “olay yerinde olmadığı” beyanına itibar edilmemiştir; Bahtiyar Salim Güran’ın yanında bulunarak suçun işlenmesinden önce ve eylem sırasında onun suç işleme kararını pekiştirmiş, eylemin ardından yardım ederek öldürmeye “yardım eden sıfatıyla” katılmıştır.

XI. AÇIK KALAN SORULAR

Dava, ulaşılabilen belgeler birlikte okunduğunda, üst üste binmiş üç ayrı sorun çıkarır karşımıza.

İlki soruşturmanın kendi aksaklıklarıdır. Cesedin bulunduğu bölgeyi gören askerî üssün hareketli kamerasının 21 Ağustos kayıtları dosyaya girmemiştir; kamera on beş gün geriye kadarki kayıtları tuttuğu için cinayet günü kayıtları geri dönüşsüz biçimde kaybolmuştur. Bahtiyar’ın ahırı on üç gün gecikmeyle, ancak 21 Eylül’de incelenir. Enes Güran’ın kolundaki ısırık ancak beş gün sonra fark edilir; geçen sürede DNA incelemesi yapılamaz. Güran ailesinin telefonlarına dokuz-on gün sonra el konulmuş, bu sürede mesajların silinmesine vakit kalmıştır. Narin’in kıyafetlerinde bulunan PSA üzerine ayrı bir soruşturma yürütülmemiştir. Avucunda ve tırnaklarında bulunan saç örnekleri “anne soyundan birine ait” diye nitelendirilmiş, ama bireysel profillere ayrıştırılmamıştır.

İkincisi delil rejiminin sınırlarıdır. Mahkumiyetin omurgasını oluşturan daraltılmış baz analiz raporu, 21 Ağustos’tan haftalar sonra köyde yapılan ölçümlere dayanır; bu ölçümlerin yapıldığı tarihlerde köyde olan, ancak olay günü olmayan iki geçici mobil baz istasyonunun varlığı raporda hiç anılmaz. Adli bilişim uzmanı ve avukat Levent Mazılıgüney’in dile getirdiği gibi, ek bazların sinyal alışverişlerini ve sinyal gücünü etkileyebileceği teknik açıdan savunulabilir bir itirazdır; bilirkişiler bu etkiyi nasıl bertaraf ettiklerini açıklamamıştır. Salim Güran’ın aracında Narin’e ait DNA bulunmasının köy içinde sık aile ziyaretleri ve aracın aile içinde paylaşılması gibi alternatif açıklamaları, dosyada yeterince çürütülmemiştir. PSA, kıl örnekleri ve DNA bulguları üzerine istinaf başkanı muhalefet şerhinde “eksik incelendi” notunu düşmüştür.

Üçüncüsü Bahtiyar’ın hukuki konumunun dosya boyunca tutarsız tanımlanmış olmasıdır. İlk derece mahkemesi (28 Aralık 2024) Bahtiyar’ı yalnızca delil karartmadan 4 yıl 6 ay ile cezalandırmıştır — diğer üç sanığa iştirak halinde ağırlaştırılmış müebbet verirken. İstinaf (26 Mayıs 2025) bu hükmü onamış, başkan muhalefet şerhinde itiraz etmiştir. Yargıtay (29 Aralık 2025) Bahtiyar’ın cezasını oy birliğiyle bozmuş — ama aynı kararda diğer üç sanığın cezasını oy birliğiyle onamıştır. Yeniden yargılamada (16 Nisan 2026) Bahtiyar 17 yıl ile, “yardım eden” sıfatıyla cezalandırılmıştır. Yargı süreci, mahkumiyetin asıl iddiasını — dört kişinin iştirak halinde, Arif Güran’ın evinde, otuz üç dakikada cinayet işlediği — Bahtiyar’ın hukuki sıfatı yönüyle iki kez yeniden tanımlamak zorunda kalmıştır: önce yalnızca delil karartan, sonra yardım eden. İştirak halinde dört failin müşterek hakimiyet çerçevesinde işlediği bir cinayet hipotezi, bu dört failden birinin sıfatı bu kadar oynayan bir dosyada içeriden zorlanır.

Dosyanın kabul edilen olgu zemini bellidir: Narin, kayboluş günü olan 21 Ağustos 2024’te öldürülmüş; cesedi on dokuz gün sonra Eğertutmaz Deresi’nde, çuval içinde, üzeri 75 kg ağırlığındaki üç taşla kapatılmış halde bulunmuştur. Nevzat Bahtiyar, cesedi kendi aracıyla taşıyıp dereye götürdüğünü itiraf etmiştir. Salim Güran’ın aracında Narin’e ait DNA ve kıl örneği saptanmıştır. Olay anında dört ana sanığın Arif Güran’ın evi ve civarında bir arada bulunduğu — daraltılmış baz analizine göre — ortaya çıkmıştır.

Dosyanın açık kalan kısmı da bellidir: cinayetin neden işlendiği, Adli Tıp raporunun cinsel saldırı yönünden değerlendirme yapamamış olması, kıyafetlerdeki PSA bulgusunun üzerine gidilmemesi, Daran-2 askerî üssünün hareketli kamerasının 21 Ağustos kayıtlarının dosyaya girmemiş olması, Bahtiyar’ın hukuki konumunun iki kez yeniden tanımlanması, dosya bütününün “asıl maksat” sorusuna cevap vermemesi.

Narin Güran’ı kim, neden öldürdü — bu sorunun cevabı, mahkemelerin kabul ettiği olgular ve atladığı sorular birlikte okunduğunda, dosyada yoktur. Verilen kararlar dosyanın taşıyabildiğinden fazlasını taşımaktadır; eksiklikler ise çoktan, geri dönülmez biçimde donmuştur. Bu, Narin’e en azından olmuş olanı bilme borcu adına, ayrıca düşünülmesi gereken bir tablodur.

XII. SPEKÜLASYON

Bundan sonrası dosya değildir. Yukarıda anlatılan olgu zemininin üzerine, dosyanın açık bıraktığı maksat sorusuna bir cevap denemek için bir okuma kuruyorum. Bu okuma savunulabilir, ama spekülasyondur; sahtelenebilirdir, yani yanlışlanabilir; bir mahkeme kararı bu zincirden çıkarılamaz, bir tarihsel resim çıkarılabilir. Mahkemenin mahkeme dilinde yapamadığını, dosyayı okuyan aklın dilinde bir an deneyeyim.

Sanırım cinayet, dosyanın gizleyemediği bir zemine — cinsel nitelikli bir saldırının kötü gitmesiyle yaşanan bir ölüme — oturuyor. Salim Güran fail; Yüksel ve Enes Güran olay yerinin yakınında ya da içinde, sonradan ortak olan gizleyiciler; Nevzat Bahtiyar ölüm gerçekleştikten sonra ceset taşıma kısmını üstlenen kişi. Bahtiyar’ın beş ifadesinde sabit kalan tek nokta — “Salim cesedi bana verdi” — bu çerçevede gerçeğin ona dokunan kısmıdır; ama Bahtiyar gizleme tercihine ortak olduğu için yalnızca taşıyıcı değildir. Ailenin “asıl maksat” diye dilini tutmaya çalıştığı şey de bu cinsel zemindir; mahkemenin saiki açıkça yazamamasının sebebi, tıbbi kanıt eşiğine ulaşılamamış olmasıdır.

Bu okumanın beslendiği iplik kalın değil ama dağınık da değil. Cinsel boyut PSA üzerinden açık kalır. Adli Tıp Kurumu raporu cesedin ileri seviye çürümesini gerekçe göstererek “cinsel saldırıya uğrayıp uğramadığı tıbben değerlendirilememiştir” der; buna karşın Narin’in kıyafetlerinde PSA — yani prostat spesifik antijen — bulgusu saptanmış, soruşturmaca üzerine gidilmemiştir. PSA bir kadının vücudunda doğal olarak ortaya çıkmaz; sperm öncesi sıvının izini gösteren bir markördür. Tek başına cinsel saldırıyı kanıtlamaz, ama “olabilir” ihtimaline somut bir maddi temel verir; tıbbi tespitin yapılamamış olması, bulgunun yokluğu anlamına gelmez.

Ölüm biçimi de bu zeminle uyumludur. Adli Tıp tespitinde ölüm “ağız burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılma” olarak verilir; ayrıca bazı dişlerin yerinden ayrıldığı, çenelerin gevşek olduğu vurgulanır. Bu, planlı bir cinayetin değil, susturma teşebbüsünün dilidir; biri çocuğun çığlık atmasını engellemek isterken çocuğu öldürür. Plan değil, panik. Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren’in açıklamasına göre cinayet 15.15–15.45 arasındaki otuz dakikalık pencerede işlenmiştir — planlı bir aile içi infaz için kısa, ama dürtüsel bir saldırının bastırılmasına tam yetecek bir süre.

“Su meselesi” görüşmesinin zamanı ayrıca dikkat çekicidir. Bahtiyar Salim’i 15.08’de arar — Narin’in Kuran kursundan çıkmasından yedi dakika önce. Ardından Bahtiyar 15.27–15.35 arası Arif Güran’ın evinde, yani olay mahallinde bulunur; ardından 15.41:56’da aracıyla cesedin gömüleceği yöne hareket eder. Bu zincir tesadüfle açıklanabilse de tesadüf eşiğinin oldukça ötesinde duran bir sıralamadır.

Salim Güran’ın gece dere ziyareti bu okumanın belkemiğidir. 21 Ağustos 22.47–22.55 arasında Salim’in telefonu, cesedin gömüldüğü mısır tarlasından sinyal verir; Eğertutmaz Deresi’ni gören kameralarda da o saatlerde bir aracın bölgeye gittiği, 22.48’de durduğu, 22.55’te döndüğü kayıtlıdır. Bahtiyar cesedi üzerine yalnızca bir taş koyarak bırakmıştır (beş ifadesinde de bu nokta sabittir); buna karşılık 8 Eylül’de bulunduğunda üzerinde 30, 25 ve 20 kg ağırlığında üç taş vardır. Bu, gece bir başka müdahaleyi neredeyse zorunlu kılar. Köyün muhtarının 22.47’de mısır sulamak için cesedin kıyısına gitmesi, savunulabilir bir resim değildir.

Ailenin sonraki davranışı bu zemini örtmeye yöneliktir. Bahtiyar gözaltına alındıktan sonra Salim ile Bahtiyar arasında, Vecdi Bahtiyar — Hatay’dan sinyal veren kardeş — üzerinden köprü bir iletişim kurulmuştur. Salim’in evindeki güvenlik kamerası olay sonrası devre dışı bırakılmıştır; başka bir amca, Hüseyin Güran’ın evindeki sesli kayıt yapan sistem aynı şekilde silinmiştir; okul anahtarı Salim’dedir, olay sonrası Salim’in okula gidip kameraları izlediği soruşturmada saptanmıştır. Bu izlerin her biri tek başına köy hayatıyla açıklanabilir; üst üste konulduğunda gizleme niyeti ağır basar.

Bahtiyar’ın sabit beyanı, bu okumanın merkezindedir. Beş ifadede değişmeyen tek nokta: Narin’i ben öldürmedim, ceset bana Salim tarafından verildi. Bir adam beş kez ifade değiştirdiği halde bir noktada ısrar ediyorsa, bu sabit nokta ya gerçeğin ona dokunan kısmıdır ya da ısrarla kurduğu yalanın temel taşıdır. Buradaki okuma, sabit noktanın gerçek olduğunu varsayar — Bahtiyar gerçekten cesedi Salim’den almıştır. Ama “ben öldürmedim” sözü onu olayın dışında tutmaz; arkasından gelen kısma, gizleme operasyonuna ortak olduğu, Vecdi köprüsü, telefon silmeleri ve gece dere ziyaretinin yakınındaki dolaylı izlerle yeterince destek bulur.

Bu okumanın yumuşak karnı vardır. En önemlisi Yüksel’in saatler arası dijital izidir: telefon oyunu açık, müzik uygulaması başlatılmış, internet paylaşımı 15.42’de Enes ile. Bu, “olayı bilen biri” davranışı değildir. Açıklamak için ya “Yüksel olayı duymadı, sonradan öğrendi” ya da “telefon çocuğuna verilmiş, küçük Eren oynuyor” türünden bir argümana ihtiyaç vardır; ikisi de mümkündür, ikisi de bu okumanın zayıf yeri olarak kalır. İkincisi Enes Güran’ın kolundaki ısırıktır: Narin’e ait DNA çıkmamıştır, ısırığın kime ait olduğu da belirsizdir. Bu belirsizlik okumayı zorlamaz, ama kesinleştirmez de. Üçüncüsü savcılığın saiki açıkça yazmamış olmasıdır: bir savcılık üst suçun (cinsel saldırı + öldürme) ispat eşiğine ulaşamadığında alt suçun eşiğine geçer, saiki gizleyerek değil. Burada savcılık tercihi ile aile içi utanç ekonomisi farklı şeylerdir; bu okuma ağırlığı utanç ekonomisi tarafına yatırır, ki bu seçim de bir başka spekülasyondur.

Sahtelenebilirlik şu demektir: bu okuma yanlış olabilir, ve yanlış çıkması için belirli deliller yetecektir. PSA bulgusunun ayrıştırılmış DNA analizi yapılabilseydi — örnekte Salim’in profili çıksaydı okuma kuvvetlenirdi; başka birinin profili çıksaydı zayıflar, başka bir okumanın önünü açardı; hiçbir profile bağlanamasaydı kapı kapalı kalırdı. Daran-2 askerî üssünün hareketli kamerasının 21 Ağustos kayıtları geri dönüşsüz biçimde kayıptır — bu yokluk hem lehte hem aleyhte yorumlanabilir, hangi yönde yorumlanacağı tartışmaya açıktır. Bahtiyar’ın altıncı bir ifadesi ya da Vecdi Bahtiyar’ın tanık olarak gerçekten dinlenmesi köprü iletişimin içeriğini açabilir. Yüksel’in telefonundan 15.40–16.20 arasında bir adım atılmış olduğunun bağımsız biçimde gösterilmesi (cihazın o sırada başka birinde olup olmadığı) okumanın yumuşak karnını sertleştirir; gösterilemezse okumayı çürütür.

Bu spekülasyon dosyada yazılı değildir; dosyanın boşluklarını okuma denemesidir. Dosyaya bakan başka kafalar — Sevilay Çelenk’in dile getirdiği “Bahtiyar tek başına faildir” tezi gibi — aynı boşlukları başka yönlere doldurur. İki okuma da kanıttan değil kanıt yokluğundan beslendiği için ikisi de spekülasyondur. Aralarındaki fark, hangi delil kümesinin ağır basıp tabloyu yorumladığıdır. Hiçbir spekülasyon bir mahkumiyetin yerini almaz; ama dosyanın çekildiği boşluğu adlandırmak, yargı sürecinin yapamadığını yapmak değil, yapamadığını işaretlemektir. Narin için bir hakikat borcu varsa, onun ödenebileceği yer mahkeme zaptı değildir, açık kalan kapıların önüdür.

XIII. OLABİLİRLİK EVRENİ

Dosyanın anlattığı, “ne oldu” sorusunun yanıtıdır; eksiltili ve içeriden çatlamış bir yanıttır, ama yine de bir yanıttır. Daha geniş bir soru ise dosyanın dışında durur: bu olayın olabilmesi için hangi koşullar bir aradaydı? Bu, olayı bir nedene bağlamak değildir; çünkü hiçbir koşul bir araya gelmiş olsa da olay olmayabilirdi, ve hiçbir koşulun yokluğunda da olay olmayı tamamen engelleyemezdi. Aşağıda anlatılan, olayın gerçekleşmesini “olağan” görünür kılan zemindir, yoksa onu zorunlu kılan değil.

Tavşantepe’nin yarısı kırdır, yarısı kentin içine düşmüş bir kalıntıdır. Diyarbakır’ın merkezine on üç kilometre mesafededir; 2004’te Bağlar’a, sonra 2012 büyükşehir yasasıyla resmen “mahalle”ye bağlanmıştır, ama hayatın grameri köy gramerinde kalmıştır. Dört yüz kırk beş kişiyle, akrabalık üzerine kurulu bir yerleşim — birkaç soyadlı, birbirinin ahırına, evine, müştemilatına gözlü gözüne girip çıkan bir akraba ağı; ortak su kuyusu, ortak elektrik şikâyeti, “amca evi”, “yenge halısı” gibi nesneler etrafında yürüyen bir ekonomi; jandarmanın görece uzakta, kaymakamlığın çok daha uzakta durduğu, asıl otoritenin muhtarda — bu davada amca Salim’de — toplandığı bir denge. Köyün muhtarlığı bu evren içinde küçük bir koltuk değil, bir mührün koltuğudur: nüfus kâğıdı işleten, jandarmaya rapor veren, devletle aile arasında durup hangi bilginin yukarı çıkacağına karar veren bir mevkidir. Salim Güran’ın olayın ortasında bu rolde olması, sanık olmasının ötesinde ek bir şey söyler: olayın saklanması da, ortaya çıkışının geciktirilmesi de, köy içinde ne kadarının “evin meselesi” sayılıp ne kadarının dışarı çıkarılacağı da, kısmen bu mührün altındadır. Olayın olabilirlik evreninde “ev içi”nin nereye kadar uzandığı, jandarmanın nerede başladığı, muhtarın hangi sözünün geçer akçe olduğu sorularının verdiği yanıt belirleyicidir.

Dış otoritenin köye nasıl yansıdığı bir başka katmandır. Tavşantepe’nin oy dağılımına bakıldığında — 31 Mart 2024 yerel seçiminde 154 oydan 100’ü AKP, 32’si DEM, 16’sı HÜDA-PAR; cumhurbaşkanlığı seçiminde 173 oydan 119’u Erdoğan, 50’si Kılıçdaroğlu — köyün siyasi imzası belirgindir: Bağlar ilçesi DEM Parti’nin uzun zamandır kalesi olduğu halde, bu kırsal mahalle çoğunlukla iktidar partisine, ikinci sırada DEM’e, üçüncü sırada Hizbullah çizgisindeki HÜDA-PAR’a oy vermiştir. Bu üç-başlı dağılım, Diyarbakır kırsalında siyasal Kürtlüğün, AKP’nin ekonomi-himaye ağının ve Kürt İslamcılığının köy düzleminde yan yana yaşadığı bir bölgeye işaret eder; ne tek bir aktörün hâkim olduğu ne de ayrımların temiz olduğu bir dengedir. Sonradan gelen “Tavşantepe Hizbullah köyüdür” iddiası bu dengede bir gerilim noktasını basıyor olsa da olayla doğrudan bağlantısı dosyada gösterilememiştir; baba Arif Güran “köyde namaz kılan yok” diyerek bu çerçeveyi reddetmiş, eski HÜDA-PAR il başkanı Tavşantepe’de partilerinin tek bir üyesi bile olmadığını söylemiştir. Yine de iddianın bir kez dolaşıma girmesi, basının ve siyasi söylemin olayı hangi rafa kaldırmaya hevesli olduğunu gösterir: aile içi cinayet rafından çıkarılıp “Kürt İslamcılığının suçu” rafına yerleştirilmek istenen bir olay, hem aileyi tek başına suç içinde tutmaktan kaçınmış hem de daha büyük bir siyasi hesabın aracı olabilmiştir. Bahtiyar’ın hilafet sancağı önündeki fotoğrafı bu rafa malzeme olmuş, dava tutanaklarına ise girmemiştir.

Ailenin kendi içindeki sözcük dağarcığına dönüldüğünde, olayın olabilirlik evreninin başka bir katmanı çıkar. Salim Güran’ın amcası Ali Rıza Güran ifadesinde, basında “Salim ile Yüksel arasında ilişki” iddialarının çıkması üzerine kardeşi Hüseyin Güran’ın kendisine “Namusumuzla uğraşıyorlar. Git Nevzat’ın karısına söyle, bu konuyu dile getirip bizi daha fazla rezil etmesinler” dediğini aktarır. Ali Rıza Güran da Bahtiyar’ın eşinin akrabalarına “namusumuz konusuna bir daha girmesinler, bu konuyu ortadan kaldırsınlar” dediğini söyler. Aynı tanıklıklar üzerinden Bahtiyar’ın oğullarının Salim’in başka bir amcası tarafından “Nevzat suçu üstlensin, biz onlara bakarız” türünden bir teklifi taşıdıkları iddiası da dosyaya girer. Bu iki ayrı eksen — basında dolaşan ilişki söylentilerini “namusla uğraşma” diye yorumlamak, suçu komşuya yıkmayı bir akraba pazarlığı içinde örgütlemek — birlikte okunduğunda bir manzara çıkar: olayın bilgisini, sözcüğünü, hatta failini akrabalık içinde dağıtıp seyreltmeye yatkın bir ekonomi. Bu ekonomide failin “tekleşmesi” — tek başına bir Bahtiyar’a yıkılması — ailenin kendi hayatta kalma stratejisidir; ailenin “asıl maksat” sorusuna cevap vermemek istemesinin de sebebi muhtemelen budur. Bu, suçluluğun kanıtı değildir; bir hayat tarzının sözcükle ilişkisinin kanıtıdır.

Kurumların olaya nasıl bastığı, olabilirlik evreninin başka bir katmanını oluşturur. İlk haftada jandarma, Narin’in kaçırıldığı varsayımıyla hareket etmiştir; ailenin köy içinden kuşkulu olabileceği ihtimalini ancak Enes Güran’ın koluna dikkat ettikten sonra sorgulamaya başlamıştır; bu beş gün içinde köy kameralarının diskleri silinmiş, halılar yıkanmış, bazı banyolar yapılmıştır. Bu zaman aralığı, soruşturmanın “geç başladığı” anlamına gelmez yalnızca; zamanı bir kaynak olarak gören, geç gelen kuruma karşı önceden alınmış önlemlerin işlediği bir alan açar. Adli Tıp Kurumu, çürüme nedeniyle cinsel saldırıya uğranıp uğranılmadığını söyleyemez; ama PSA’yı bulur ve üzerine gidilmez. Mahkeme, üç sanığa müebbet vermeden saik bulamadığını kendisi söyler; istinaf başkanı bunun bir “soyut niyet okuması” olduğunu çoğunluğa karşı yazar; Yargıtay üç müebbeti onar ama Bahtiyar’ın hukuki sıfatını oynatır; yeniden yargılama bu sıfatı bir kez daha tanımlar. Kurumların her biri farklı bir ağırlıkla bastırır: jandarma erken günleri kaybeder, Adli Tıp eşiği aşamaz, mahkeme delili tutar ama maksat sorusunu boşaltır, baro mahkemenin saik fukaralığına itiraz eder, üst mahkeme kendi kararlarının iç tutarlılığını yeniden kurmak zorunda kalır. Hiçbiri tek başına yetmez, hiçbiri öbürünün yerine geçmez; üst üste konulduklarında — bir kurumun durduğu yerde başka bir kurumun başlamamasıyla ortaya çıkan boşluk — olayın “böyle olabilmesinin” en yapısal koşuludur.

Bu sahnede medyanın oynadığı rol bağımsız bir katman değil, bütün öbür katmanların seslenmesini sağlayan zemindir. Cesedin bulunmasından önce, “benzin istasyonu çalışanı” olduğu sonradan sahte çıkan bir hesabın paylaşımıyla “amcanın aracında battaniyeye sarılı yatan Narin” haberi ulusal kanallarda günlerce dönmüştür. Show TV, Sözcü TV, Sabah, Halk TV, Tele1, A Haber, Hürriyet — birbirinden çok farklı yayın çizgilerine sahip kanallar — aile içi cinayet olarak kabul ettikleri olayı “Hizbullah köyü”, “yasak ilişki”, “korkunç sırlar”, “karanlık aile”, “imamın telefonunda uygunsuz görüntüler”, “ablasının da öldürüldüğü”, “Enes uyuşturucu kullanıyor”, “Salim Kürtçe ’daha ölmemiş’ demiş” gibi her biri sonradan çürütülen çerçevelerle paketlemişlerdir. Ana akım yayın bu olayı ulusal seyirciye, “Doğu’nun karanlığı” ve “tarikat düzeninin ürünü” çerçevelerini birleştirerek, doğrudan bir Kürt-İslamcı bileşkesi olarak servis etmiştir. Sosyal medyanın tek tek paylaşımları bu çerçeveyi yığarak güçlendirmiş, DEM Parti’nin protestosunda atılan “Katil Hizbullah, işbirlikçi AKP” sloganı bu çerçeveye karşı kurulmuş bir karşı-çerçeve olarak öne çıkmıştır. Bu noktada medya, mahkemenin önünde değil mahkemeyle birlikte konuşan bir aktördür: gerekçeli kararın sonradan reddetmek zorunda kaldığı pek çok iddiayı ana akım haber dolaşıma sokmuş, mahkeme bu dolaşımdan etkilendiğini açıkça söylemese de kararının eksiklik noktaları (saik, PSA, askerî üs kamerası) tam da medya çerçevelerinin doğrulanmaktan çekildiği yerlerle örtüşmüştür. Dava, yargı ile medya arasında, birbirlerini hem besleyen hem zorlayan bir ortak yapımdır.

HÜDA-PAR Genel İdare Kurulu üyesi Vedat Turgut, Adli Tıp Kurumu önünde yaptığı açıklamada çocuk cinayetlerini “Avrupa, Amerika, İsrail kültürü” olarak tanımlamış, “bu kültürü kimler ne amaçla aramıza koydu, onu araştırmak lazım” demiştir. Bu cümle, başka bir tartışmaya bakıyor gibi görünür; aslında olayın olabilirlik evrenine doğrudan bir yan ışık tutar. Türkiye’de — özellikle Kürt bölgesinde — kadına ve çocuğa yönelik şiddetin “ithal” edilmiş bir patoloji olarak çerçevelenmesi, bu şiddetin kendi tarihinden, kendi akrabalık ekonomisinden, kendi köy yapısından, kendi sessizleştirme tekniklerinden gelmesini düşünülemez kılar. “Bu bizim kültürümüzde yok” cümlesi, hem koruyucu bir kalkan hem de bir gözlem körlüğüdür; ne olduğunun açıklanmasını “dış”a havale ederek, “iç”in bilgisini ve sorumluluğunu durdurur. Aynı kalkan ulusal medyanın Kürt köyünü “tarikatın ürünü” diye çerçeveleyişinde simetrik biçimde işler: orada da olay, “iç”in bilgisinden çıkarılır, “öteki”nin patolojisi olarak yerleştirilir. İki ayrı yöne çekilen iki ayrı eldiven, aynı eli — olayın kendi koşullarına temas etmemiş bir eli — örter. Bu örtünün altında çocuğun bedeniyle ne olmuş olduğu ise, dosyada kaldığı kadarıyla, hâlâ söylenmemiştir.

Olayın olabilirlik evreni şudur, demek ki: dağılmakta olan bir köy yapısının içinde, akrabalık ağına dayalı bir iç otoritenin (muhtar) hâlâ etkin olduğu, dış kurumların (jandarma, adli tıp, mahkeme) zamanında ve yeterli ağırlıkla erişemediği, üç farklı siyasi çerçevenin (Kürt siyaseti, AKP-himaye, Kürt İslamcılığı) yan yana yaşadığı, ailenin “namus” gramerini her olay anlatımına önceleyen bir dil ekonomisinde tuttuğu, ulusal medyanın olayı “aile içi cinayet” + “Kürt-İslamcı patoloji” bileşkesinde paketlediği, ve siyasi-kültürel her aktörün olayın kendi koşullarına temas etmemiş bir açıklamayı tercih ettiği bir manzara. Bu manzaranın içinde bir küçük kız çocuğu — 8 yaşında, ölmüş, çürümüş, çuvallanmış, üzerine yetmiş beş kilo taş konmuş halde, on dokuz gün boyunca kayıp olarak kalmış — sürekli kaybolmaya devam eder. Onu kim öldürdüyse, onu öldüren tek kişi değildir; onun bedeninin etrafında oluşan suskunluğun her bir katmanında onu daha az görünür kılan bir ortak suç vardır. Ne mahkemenin verdiği üç müebbet, ne Yargıtay’ın oynattığı sıfatlar, ne Bahtiyar’ın aldığı on yedi yıl, ne de bu metin gibi metinler, o suskunluğu kaldırmaya yetmez. En fazla, olabilirlik evrenine bir el feneri tutar; ışığın altında çıkanın çoğu yine gölgede kalır.

KAYNAKLAR

Birincil kaynaklar. Diyarbakır Barosu istinaf dilekçesi (kamuoyuna açık PDF, diyarbakirbarosu.org.tr): HTS dakika dakika kayıt, çiftlik kamerası analizi, koordinat bilgileri, Bahtiyar’ın beş ifadesinin tarihleri, Vecdi Bahtiyar’ın Hatay üzerinden köprü iletişimi, Daran-2 kamera kayıtlarının dosyaya giriş tarihleri için omurga niteliğindeki kaynak. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 21 Ekim 2024 tarih ve 2024/3653 sayılı iddianamesi, Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28 Aralık 2024 tarihli kararı (2024/396 E. 2024/529 K.), 23 Ocak 2025 tarihli gerekçeli kararı, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nin 26 Mayıs 2025 tarihli istinaf kararı ve başkan muhalefet şerhi, Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 29 Aralık 2025 tarihli kararı, yeniden yargılama sonucu 16 Nisan 2026 tarihli karar.

Adli ve teknik raporlar. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 19 Eylül 2024 tarihli raporu (kamuya yansıyan kısımlar). Van Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nın 16 Eylül 2024 tarihli toprak örneği raporu. Daraltılmış baz analiz raporu (29-30 Ağustos 2024 ölçümleri). Ulusal Kriminal Büro’nun mahkemeye sunulan kamera ve görüntü analizi raporları.

Haber kaynakları. Anadolu Ajansı, Demirören Haber Ajansı, Hürriyet, Cumhuriyet, NTV, Diken, Halk TV, T24, Bianet, Serbestiyet, Euronews Türkçe, Amida Haber, Mücadele Gazetesi, Mynet, Yenicag, Odatv’nin Ağustos 2024 – Mayıs 2026 arasındaki davaya ilişkin kayıtları. Kayboluş günü Vali Murat Zorluoğlu’nun açıklamaları. Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren’in ölüm zamanı ve soruşturma ihmalleri üzerine açıklamaları.

Tanıklık ve röportajlar. İsmail Saymaz’ın baba Arif Güran ile yaptığı röportaj (Malabadi Haber, Amida Haber). Gökçer Tahincioğlu’nun Sevilay Çelenk ile yaptığı söyleşiler (T24, Şubat 2025 ve Nisan 2026). Faruk Bildirici’nin “Narin cinayetinde medyanın yargıyı etkileyen 12 yanlışı” başlıklı dosyası (TV5, Serbestiyet, farukbildirici.com, Ağustos 2025). Sevilay Çelenk’in “Narin: Hayatın Olağan Akışında Kaybedilen Hakikat” başlıklı yazısı (Bianet). Gamze Elvan ve Rojda Altıntaş’ın Çelenk ile söyleşileri (Medyascope, T24).

Avukat beyanları ve dilekçeleri. Yüksel Güran’ın avukatı Yılmaz Demiroğlu’nun cinayet günü telefon ve internet kayıtlarına ilişkin paylaşımı. Enes Güran’ın avukatları Mahir Akbilek ve Ali Eryılmaz’ın 28 Aralık 2024 esas hakkında savunmaları (Bianet aktarımı). Bahtiyar’ın avukatı Adnan Ataş’ın savunmaları. Adli bilişim uzmanı ve avukat Levent Mazılıgüney’in baz raporu üzerine teknik itirazı (Serbestiyet’in özel haberlerinde aktarıldığı şekliyle).

Bağlam kaynakları. 31 Mart 2024 Yerel Seçim sonuçları (YSK; CNN Türk, Hürriyet, NTV, Sözcü, Odatv aktarımları). 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi sonuçları. Bağlar Belediyesi’nin tarihçesi (baglar.bel.tr). Bağlar ilçesi ve Tavşantepe mahallesi için 5216 sayılı yasa (10 Temmuz 2004) ve büyükşehir yasası (2012) ile gelen idari geçişler. Tavşantepe nüfus verileri (TÜİK, 2007–2023). HÜDA-PAR milletvekili Faruk Dinç’in Serbestiyet röportajı (Eylül 2024); HÜDA-PAR Genel İdare Kurulu üyesi Vedat Turgut’un Adli Tıp Kurumu önündeki açıklaması; DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve milletvekili Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın açıklamaları.

Yöntemsel kaynaklar. Carlo Ginzburg, Il formaggio e i vermi (1976) ve “Spie. Radici di un paradigma indiziario” (1979). Reinhart Koselleck, Vergangene Zukunft (1979); Begriffsgeschichten (2006); Zeitschichten (2000), İng. Sediments of Time (2018). Quentin Skinner, “Meaning and Understanding in the History of Ideas” (History and Theory, 1969); Visions of Politics, c. 1: Regarding Method (2002). Levent Yılmaz, Le Temps moderne (Gallimard, 2004; Modern Zamanın Tarihi, Metis, 2010) ve “Tectonic Semantics: A Protocol for the History of Concepts” (History and Theory, yayınlanacak, Güz, 2026).

*Prof. Dr. Levent Yılmaz, tarihçi ve yazar.


YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir