Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Belediye Başkanları Buluşması, Genel Başkan Özgür Özel’in başkanlığında Parti Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya CHP’li belediye başkanları katılırken, buluşmanın kapanış konuşmasını Özgür Özel yaptı.
Özel, konuşmasında hem partinin son dönemdeki siyasi sürecini hem de yerel yönetim politikalarını değerlendirdi.
BELEDİYE BAŞKANLARINA HİTAP: “MİLLETİN VERDİĞİ BAYRAĞI TAŞIYORSUNUZ”
Konuşmasına belediye başkanlarını selamlayarak başlayan Özel, yerel seçimlerde elde edilen başarıya dikkat çekti. Başkanlara hitaben yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
"Bugün Türkiye'nin dört bir yanından milletin verdiği bayrağı taşıyarak yürüyen ve iki yıl önce beldelerinde, ilçelerinde, illerinde, büyük şehirlerde çok yüksek oranlarla, kimsenin beklemediği büyük bir zaferin yereldeki en önemli taşıyıcısı olan; her biriyle ayrı ayrı gurur duyduğumuz, her birini insan olarak sevdiğimiz, yoldaş olarak yürüyüşümüze yaptıkları katkılardan dolayı takdir ettiğimiz değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanlarım; hepiniz hoş geldiniz"

“DÜŞTÜĞÜMÜZ YERDEN KALKMAYI GÖSTERDİK”
Özel, partinin geçmiş seçim sürecine de değinerek yaşanan kayıpların ardından yeniden yapılanma sürecini anlattı. Seçmenle yeniden bağ kurulduğunu ifade eden Özel, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Tam 2 yıl önceydi. Birkaç ay önce Cumhuriyet tarihinin en çok önem atfedilen, kazanmayı en çok istediğimiz seçiminden mağlubiyetle çıkmıştık. Yüzümüz öndeydi, moraller bozuktu. Seçmenimiz sandığa küsme noktasına gelmişti. Yapılacak yerel seçimlerde oy kullanmayacağını ifade edenler, CHP'li seçmenler için bazı anketlere göre yüzde 60’lara, yüzde 70’lere ulaşmıştı. Seçmen büyük bir duygusal kopuş yaşamaktaydı. O günlerde CHP'liler olarak zor günlerin partisi olduğumuzu, düştüğümüz yerden kalkmayı, birbirimize sarılmayı, birbirimizden güç almayı ve bu toprakları kendi kaderiyle baş başa bırakmak yerine, bu topraklarda 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra yeniden bir tarih yazmayı önce kendimize, sonra birbirimize, sonra da milletimize gösterdik; bunu yapabileceğimizi ortaya koyduk"
“CUMHURİYET TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ BİR YÖNETİM OLUŞTU”
Parti içi değişim sürecine ilişkin konuşan Özel, yeni yönetim anlayışını şu sözlerle anlattı:
"Partimiz içinde Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir olgunlukta ve görülmemiş sonucu duyuran bir seçim sonucunda yeni bir yönetim oluştu. Ama geçmişe vefa duyan, saygı gösteren, kötüyü duysa da söylemeyen, yutkunmayı bilen; dostuna güven, olmayana kaygı veren ama dost olmayanın ağzına laf vermek yerine sessiz kalmayı bilen bir yönetim anlayışıyla yola çıktık"

ÖZEL'İN AÇIKLAMALARININ TAMAMI ŞÖYLE:
“Tam iki yıl önceydi... Birkaç ay önce Cumhuriyet tarihinin en önem atfedilen, kazanmayı en çok istediğimiz seçiminden mağlubiyetle çıkmıştık. Yüzümüz öndeydi, moraller bozuktu. Seçmenimiz sandığa küsme noktasına gelmiş. Yapılacak yerel seçimlerde oy kullanmayacağını ifade edenler, Cumhuriyet Halk Partili seçmenler içinde yüzde 60’lara, bazı anketlere göre yüzde 70’lere ulaşmıştı ve seçmen büyük bir duygusal kopuş yaşamaktaydı. O günlerde Cumhuriyet Halk Partililer olarak zor günlerin partisi olduğumuzu, düştüğümüz yerden kalkmayı, birbirimizin koluna girmeyi, birbirimizden güç almayı ve bu toprakları kendi kaderiyle baş başa bırakmak yerine bu topraklarda 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra yeniden bir tarih yazabilmeyi yapabileceğimizi önce kendimize, sonra birbirimize, sonra da milletimize gösterdik. Partimiz içinde Cumhuriyet tarihinde görülmemiş olgunlukta, görülmemiş sonucu doğuran bir seçim sonucunda yeni bir yönetim oluştu. Ama geçmişe vefa duyan, saygı gösteren, kötü duysa da kötüyü söylemeyen, yutkunmayı bilen ve dostuna güven, olmayana kaygı veren ama dost olmayanın ağzına laf vermek yerine sessiz kalmayı bilen bir yönetim anlayışı ile yola çıktık.
“GENÇLERE, KADINLARA, MİLLETİMİZE DANIŞTIK”
Bizim yaptığımızı, yani partimizdeki değişimi millet kendi beklediği özeleştiriye sayacak mıydı? Bütün merak konusu buydu. Biz o gün çıktığımız yolda, biraz önce değerli başkanlarımın vurguladığı gibi kadınlara güvenmeyi, gençlere güvenmeyi, bilime güvenmeyi, ölçme ve değerlendirme yapmayı, vatandaşın önüne sunacağımız adayın onun gönlünde olan, onu temsil eden, onun güvenebileceği iyi insanlar olmasını, o kenti temsil eden, o kentin ruhunu bilen insanlar olmasını çok önemsedik. Gençlere, kadınlara ve millete sorarak, anketler yaparak, yerinde partimizden görevlendirdiğimiz yüzlerce arkadaşımızın yaptığı mülakatlarla, kentleri anlamaya, onların sesini duymaya ve beklentilerine cevap verecek adayları belirlemeye gayret gösterdik. Yönetime geldiğimizde 1970’lerde Ecevit ve arkadaşlarının girdikleri iki yerel, iki genel seçimden partimizi birinci çıkardıklarını hatırlatıp, aynı iddiayı ortaya koyup, yapamıyorsak yönetimde kalmayacağımızı da açık bir yüreklilikle, açık sözlülükle, büyük bir cesaretle, ‘Yahu daha beş aylık yönetim, nasıl yapsın partiyi birinci parti?’ demeden, açık açık büyük bir özgüvenle ifade ettik. Bu gösterdiğimiz özgüven hem kendimize güvendendi, hem bu salona olan güvendendi. Hem de bu salonda olmayan, eşinden, evlatlarından, anasından - babasından koparılmış, 12 metrekarelik hücrelerinde Antalya’da, Bursa’da, İstanbul’da, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde duran arkadaşlarımızın iyi insanlar olduğuna, doğru adaylar olduğuna, dürüst insanlar, mert insanlar olduğuna, halk için ve ülke için çalışacaklarına, önce ülkenin sonra kentinin, sonra da partisinin hakkını ve menfaatini koruyacak, doğru insanlar olduklarına inanıyorduk.

“BİZ SİZE KEFİL OLDUK, SİZ BİZE KEFİL OLDUNUZ”
105 miting yaptık dolunun, yağmurun, rüzgarın altında ve birçok zorluklarla. Ama otobüsün üstünde her birinizle tarihin başka bir sayfasını yazdık. Yetiştiğimiz yere gittik, gidemediğimiz yere arkadaşlarımız gittiler ve sesimiz gitti, televizyondan ulaştık. Ama samimi bir gayreti karşılıklı gösterdik. Yerelde siz; genelde, Ankara’dan biz. Biz size kefil olduk, siz bize kefil oldunuz. Daha seçmenler öğle saatlerinde sandığa koştuklarında, genel haber veren televizyonlar şöyle diyorlardı; ‘Seçime katılım oranında belirgin bir düşüklük var.’ Bunu yedi - sekiz ay, 10 ay önce öngörüyorduk korkarak. Ama çok emindik o düşüklüğün bizle ilgisi olmadığına. Hemen telefonlar açtık, Türkiye’nin dört bir yanında Cumhuriyet Halk Partisi’nin çok iddialı olduğu sandıklara ve AK Parti’nin çok iddiasız olduğu sandıklara baktık. Türkiye’nin dört bir yanından şöyle haberler geldi, öğlenin 12.00’sinde - 13.00’ünde; bizimkiler ya kullanmış ya kuyrukta, AK Parti ortalarda yok. Sandıklar açılırken her sene birazcık kötü sonuçlar geldiğinde atılan, o zaruri ama yürek yakan bir mesaja inat olsun diye sandıklar açılmadan mesajı hazırladık. Açıldığı dakikalarda 150 binden fazla sandık görevlisine attık. Bu sefer mesaj şu değildi; ‘Zayıf olduğumuz sandıkları baştan açıyorlar. Her taraftan kötü haberler alıyorsunuz. Moralinizi bozmayın, sandığı bırakmayın. Islak imzalı tutanağı almadan bir yere ayrılmayın.’ Bu mesajı atmadık. O mesaja inat sandıklar açılırken, sandık görevlilerine ‘Birazdan Türkiye’nin dört bir yanından çok güzel haberler alacaksınız. Sakın sevince, kutlamalara kapılıp, görevinizi aksatmayın ve ıslak imzalı tutanağın ucunu sakın bırakmayın’ dedik. Bizim hikayemiz böyle başladı arkadaşlar. Bizim iktidara yürüyüş hikayemiz böyle başladı. Karşımızdaki kötülerin de korkuları ve kötülüklerine niyetleri böyle başladı.
“TRT'YE BİR SÜPRİZİMİZ VAR"
Biz bu kürsüye o gece çıktığımızda ‘Saat 21.00’de TRT’ye bir sürprizimiz var, 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi, TRT ekranlarında Türkiye’nin birinci partisi’ derken dönüp öbür taraftan ‘Korna çalmayın, davul çalmayın. Nispet yapmayın, kaybedeni üzmeyin, yarından itibaren iktidar yürüyüşümüz var. Çok da geçe kalmayın’ demeyi bildik. İşte o akşam buradaki konuşmada dediğimiz gibi erkeklerin cebine, kadınların çantasına milletin koyduğu anahtarın belediyenin kasasının, kapısının ya da şehrin altın anahtarı olmadığının ama 100 yıl sonra yeniden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin iktidar yolculuğunun anahtarı olduğunun altını kalın kalın çizdik. O günden sonra sizi topladığımız bu salonda her toplantıda, meselenin bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerelde ve genelde iktidar olması; şimdi toplumun yüzde 65’ine, ekonominin yüzde 80’ine sahip olduğumuz ve Türkiye’nin birinci partisi olduğumuz bu noktada asla ve asla kibre kapılmadan, çalışarak, Türkiye’yi nasıl yöneteceğimizi yerelden göstererek çalışmamız gerektiğini sizlere anlattık. Yapılar kurduk, masalar kurduk. Çalışma grupları oluşturduk, toplantılar yaptık. Sizinle birlikte bir büyük yürüyüşü; hizmet odaklı, vatandaşın sorununu gören, sesini duyan, derdini çözen bir belediyecilik anlayışını bütün Türkiye’ye, oy verene gösterdik. Oy vereni pişman etmedik, oy vermeyeni pişman ettik. ‘Keşke biz de verseydik de bizim de burada Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olsaydı’ diye. O yürüyüş, biraz önce başkanım ifade etti, bir yıl sonra meyvelerini verdi bu kararlılık. Ben de merak ettim, Tayyip Bey de. Biz de merak ettik, Adalet ve Kalkınma Partisi de. Memnuniyet anketleri yapıldı. Biz yüzde 59 ölçtük milletin sizden memnuniyetini. AK Parti de 61 ölçtü. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden halkın memnuniyetini. O güne kadar sekiz - dokuz - 10 aylık bir hizmetin ardından, sahada görülür ve rakamlara yansıyan bu memnuniyetin ardından, maalesef kadın kollarından, gençlik kollarından, ana kademesinden ümidi kalmamış olan Erdoğan, partisine hep söylediğim gibi bir yargı kolları başkanlığı kurdu.
“BAŞKANLARIMIZ GÖREVLERİNDEN KOPARILDI, ÖZGÜRLÜKLERİ ALINDI”
Bu yargı kolları başkanlığı ile birlikte Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin üzerine gitmeye karar verdi. Geçmişte çok tartışmalı kararlara imza atan, tek tek saymayacağım ama her birisi Anayasa Mahkemesi’nde 15’te 15 bozulan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden tazminat doğuran, kendinden başka kimseye yaptırılamayacak siyasi kararları alan birini, bakan yardımcısı yapmışlardı ödül olarak. Onu İstanbul’a başsavcı yaptı. İstanbul’a başsavcı oldu ama ne coğrafi sınır, ne yetki, ne kanun, ne yasa, ne anayasa… Hiçbirini dinlememek, var gücüyle Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak üzere görevlendirilmişti. İlk saldırıyı, bugün şükürler olsun aramızda, Türkiye’nin milyonu aşan nüfusuyla en büyük belediyesi Esenyurt Belediyesi’ne saldırarak, Belediye Başkanı Ahmet Özer’i içeri atarak, güya terörle ilişkilendirip, kayyım atayarak, ilk kötülüğü başlattı. O günden sonra sırasıyla ve Cumhurbaşkanı adayımızı da kapsayacak şekilde Sayın Ekrem İmamoğlu’nun da özgürlüğünü elinden alarak, onu seçenlerden onu kopararak, İstanbul’da yıllardır yaka silkilen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin israf eden, yolsuzluk yapan, adam kayıran, kural tanımayan belediyeciliğine karşı yaptığı ve millet tarafından, iptal edilen seçimde oy artışıyla, beş yıllık zulmün sonunda belediye meclis çoğunluğunu da vererek geldiği görevden koparılarak cezaevlerine kondular.

"‘BU AKŞAM SANA DA GELECEK’ SÖYLENTİLERİ YAYDINIZ"
Sadece onlar değil, her biriniz ‘Silkeleyin’ diyerek AK Parti’den kalan vergi borçları, SGK borçları, onların faizleri, sayısız müfettişler, tehditler… Sürekli ‘Bu akşam sana da gelecek’ diye söylenti yaymalar… Sürekli hizmetin aksaması ve Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin oluşan memnuniyetten geriye düşmesi, bir iftiranın TRT eliyle, televizyonlar eliyle büyütülmesi, köpürtülmesi suretiyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerelden başlayan iktidar yürüyüşünün önünü kesilmesi. Bütün hesap bunun üzerine oturtuldu. Şimdi dönüp bir yere bakıyorum. İki yıl bitmiş. Yanımda 18 yol arkadaşımız yok, aramızda değil. 12 metrekarelik hücrelerde çile dolduruyorlar. Yusuf’un mektebinde terbiye oluyorlar. Günlerini bekliyorlar. Ama karşımda milletin verdiği görevi yapmak üzere 2 yıl önce mazbatasını alanlar oturuyor. Baştan aşağıya nereye baksam değişen bir şey yok ama en önem verip o günlerde söylediğimiz bir şeye bakalım beraber. Ne demişiz? ‘Zenginin çocuğu üç yaşında okula gidecek.’ Hatırlıyor musunuz o konuşmayı? ‘Eline makası verecek, sulu boyayı verecek, yeteneği gelişecek ve bir eksiği varsa görülecek. Bir harfte pelteklik yapıyorsa artikülasyon hocasına gidecek, yoksulun çocuğu öğretmen görmek için 6-7 yaşını bekleyecek.’ Dedik ki ‘Bu işi siz çözeceksiniz arkadaşlar.’ Ve bu dönemin sonuna kadar 1000 kreş hedefi koyduk. İki yıl sonra Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları karşımda, önümde yazıyor. 2 yılda 802 kreş yaptılar. Hedefin yüzde 80’ini tutturdular 2 yılda.
“ÜCRETSİZ OKUL SUYUNU BAŞKANLARIMIZ VERDİ”
Dedik ki, ‘Çocuk İstanbul’a inecek, büyükşehire inecek, Mersin’e inecek ve karşıdan onu parası olmadığı için devlet yurdu da çıkmadığı için birileri karşılayacak, cemaatine eleman devşirecek, oralarda bir işler çevirecek. Burada görev bize düşer’ dedik. ‘Bu dönem bitmeden 100 tane yurda ulaşmamız lazım, yoksulun çocuğunu başkasının eline bırakamayız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin belediye başkanları’ dedik. 78 tane yurt açtınız bu süreç içerisinde. Yüzde 78’indeyiz bu hedefin. Kent lokantası sayısı 172’ye çıkmış. Silkelenene silkelenene 173 tane Halk Market, Halk Mandıra açmışız. Eti 3’te 2 fiyatına, peyniri yarı fiyatına, üçte bir fiyatına satan mandıralarımız var. Okula giden çocuğun birinin beslenme çantası doluysa, öbürünü siz doldurdunuz. Bir tanesi şişe suyunu koyuyorsa, öbürü tuvaletteki çeşmeye doğru gidiyorsa önüne siz geçtiniz. Ücretsiz okul suyunu siz verdiniz. Okullar pislikten açılamıyordu, ‘Açın önümüzü temizliyoruz bütün okulları’ dedik. İzin verilenleri pürü pak yaptığımız. Önünüze geçenlerin de nasıl bir takım hasetlikler sonucu sizi engellediklerini millete siz gösterdiniz.
“CHP GELİNCE SOSYAL YARDIMLAR KESİLECEK DEDİNİZ... BAŞKANLARIMIZ BEŞ KATI YARDIM VERİYOR”
Buradan AK Partili, MHP’li seçmenlere şunu hatırlatmak isterim. Ne diyorlardı? ‘Cumhuriyet Halk Partisi gelirse sosyal yardımlar kesilecek. CHP gelirse belediyeden sosyal yardım alamazsınız artık. Ona göre oy verin, iyi düşünün.’ Cumhuriyet Halk Partili belediyeler geldi. Soruyorum AK Partili ve MHP’li seçmenlere. Geçmişte AK Partili, MHP’li belediyeden alıp da bugün sosyal yardım alamayan bir kişi var mı? Yok. Peki rakam ne diyor? Tam 4.6 kat, tam rakamı. Yani eskiden bir veriliyorsa, beş kat sosyal yardım veriyor Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları. İşte şimdi buradan Cumhuriyet Halk Partili belediyelere saldırılıyor ya. O saldırılanlar Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları değildir. Saldırılan Cumhuriyet Halk Partisi de değildir. Saldıranlar kreşteki yoksul çocuklara saldırmaktadır. Yurtlara saldırmaktadır. Kent Lokantalarına saldırmaktadır. Halk Marketlere, Halk Mandıralara, Anne Karta, beslenme çantasına, okul suyuna, kırtasiye desteklerine saldırılmaktadır. Mansur Yavaş’ın kapattırdığı veresiye defterini kapatanlara ve veresiye borcu silinenlere saldırmaktadır bu iktidar yaptığı her şeyle. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ne kendimizi ne partimizi savunuyoruz. Biz milletin hakkını, hukukunu ve bu gelecekte de bu ülkeyi halkçı bir iktidar yönetsin tercihini, bu tercihin hayata geçme ihtimalini savunuyoruz.
“BABA - KIZ 23 NİSAN’I KUTLAYACAKLARDI”
Bizimle yarışmak yerine Esenyurt’a saldıranlar, ardından Beşiktaş’a, Beykoz‘a saldıranlar 18 seçilmiş belediye başkanımızı içeride tutanlar, en son gecenin 01.00’inde hem de bakan oldukları gün verdikleri sözün tam tersine Onursal Başkan’ın evine gittiler, evine saldırdılar. Ben dün böyle bir toplantıyı yapmadan önce elbette Onursal Başkan’ı gittim ziyaret ettim. Bursa’da Mustafa Bozbey Başkan’ı ziyaret ettim. Onursal Başkan, aile görüşünden geliyordu. Ve bir gün önce de kızını görmüştü. Ama içine dokunan şuydu; Kızı Algı’yla birlikte 23 Nisan’a hazırlanıyorlardı. Baba-kız, 23 Nisan’da Ataşehir’de bayramı kutlayacaklardı. Algı’nın kıyafetleri hazır, heyecanı bir haftadır en üstteydi. Dört gün önce geldiler, 23 Nisan’dan bir gün önce Algı’nın babasını alıp götürdüler. Tutuklamaya sevk evrakını bucak bucak kaçırdılar, her yerde yazıldı.
Tutuklama sevk evrakında şöyle yazıyor Onursal hakkında: ‘Hiçbir baz kaydı vermediği, HTS kaydı olmadığı.’ Olsa da zaten bir hukuki değeri yok ama, olunca yazıyorlar ya. ‘Hiç kimseyle baz kaydı vermediği, HTS kaydı olmadığı, yapılan teknik takiplerde suç unsuruna rastlanmadığı, dinlemelerde bir şeye takılmadığı, kendisinin çok tedbirli davrandığına kanaat oluşturmuştur.’ Onursal Adıgüzel’i tutukluluğa sevk ederken suç işlememe suçundan tutuklamaya sevk ettiler. Hakime sordu, ‘Bir şey yapsam bir şüphe olsa yazacaksınız. Hiçbir şey yok’ diyor. Diyorlar ki, ‘Savcı şüpheleniyor ama bir şey bulamadım’ diyor. Ve Onursal Adıgüzel bu tutuklamadan 24 saat sonra kızıyla birlikte bir görüşme odasında 23 Nisan’ı kutlamak zorunda kalıyor. Algı’nın gözyaşlarıyla, Onursal’ın gözyaşlarıyla. Birazdan daha detay bir şey söyleyeceğim buna dair ama, daha özel bir şey söyleyeceğim. ‘Hiçbir suçun yok ama kesin işledin, ben bulamıyorum yine de seni tutukluyorum, tutuklanmanı istiyorum’ diyeni de bu tutuklamayı yapanı da gün gelecek Onursal’ın ve Algı’nın gözyaşları boğacak, gözyaşları. Dün Mustafa Bozbey’in yanındaydım. Normalde şu koltuklardan birinde oturacaktı bugün. Bütün salona selamı var. ‘Alnımız açık, başımız dik’ diyor. ‘Ne göre sürecimizde bir şey buldular’ diyor, sekiz önce verilmiş bir ifadedeki 12 yıllık iftirayla. İki tane iftiracı var. Birisi madde bağımlısı, babası özre gelmiş Bozbey’e. ‘Bu nasıl şeyler yazıyor çiziyor, bilmiyorum. Bağımlılıktan kurtulsun diye 16 milyon para buldum, tedavi ettirdim. Yine kaçtı bulaştı. Gitmiş sana karşı ifade vermiş, hakkını helal et, senden özür diliyorum’ diyor hacı babası. Öbürünün kendi yargılandığı dosya 155 yıl, tamamı Bursa’da birbirinden farklı farklı 40’tan fazla olayda, 500’den fazla kişiyi dolandırma suçu. Bunlar diyor ki, ‘Biz 12 yıl önce Bozbey’den şu vakfa bağış yap dedi, o bağışı yaptık. Bundan sonra işimizi gördü’ veya öbürü diyor ‘Yapmadım diye işimi görmedi.’ Ondan dolayı Mustafa Bozbey’i alıp içeriye koyuyorlar. Onursal’ın kendinin değil, belediyenin somut suçlaması; ‘İstediğin imarla ilgili iş olur ama belediyeye 20 tane çöp konteyneri al’ demişler. Konteyner alınmış, belediyeye sipariş edilmiş, belediye verilecek. Bunun üzerinden konuşuyorlar. Türkiye’nin dört bir yanındaki arkadaşlarımıza temel suçlama; bağış almak, vakfa bağış almak, hibe almak, dozer almak, kamyon almak, kreşe oyuncak aldırmak, mobilya aldırmak.
“BAĞIŞ ALMAK AK PARTİLİ BELEDİYELERİN ÜSTÜNE YOK”
2024 Sayıştay denetim raporu: Bütçesine göre oranlı olarak belediyelerin aldıkları bağışlar. Biz kırmızıyla yazdık, basına yollayacağız. Oran olarak en yüksek oranda gelir bütçesine göre bağış alan Malatya Belediyesi, yüzde 20,52. Samsun Belediyesi 6,21. Trabzon Büyükşehir 1,87. Ordu Büyükşehir 7,62. Kayseri 2,5. Hatay 4,71. Bursa önceki dönem 2,02. Ankara Belediyesi’nin bağış oranı yüzde 0,03. İzmir Belediyesi’nin bağış oranı yüzde 0,01. Malatya’nın yüzde 20, İzmir’in yüzde 0,01. Manisa’nın yüzde 1,31 MHP’de olduğu dönem. Tekirdağ’ın yüzde 0,24 Cumhuriyet Halk Partili dönem. Bağış almak suçsa, bu suçun daniskasını işleyenler AK Partili belediyeler. Bir tanesi bu konuda bir ifadeye çağrılmış değil. Şimdi Halfeti Belediyesi’ne operasyon.

"TUTUKLANAN AK PARTİLİ VAR MI? YOK"
İçişleri Bakanı çıktı ya, dedi ya ‘Efendim biz 677 AK Partili belediye için izin verdik. 371 de CHP’ye. CHP’ye bir kötülük yok.’ Millet kendi kendini sordu ya, kardeşim öyle de hani bir gün bir şafak operasyonu var mı? Koluna polis giren AK Partili var mı? Gözaltı dört gün var mı? Tutuklan AK Partili var mı? Yok. Bu nasıl adalet? Hem daha çok araştırılması gereken izin vereceksin, hem bir tane yok. Şaka diye diyor ya millet ‘Bir tane yok.’ O bir taneyi dün sabah yapmışlar. Ama mevcut bir belediyelerine de değil; eski Halfeti Belediye Başkanı’na. O da kayyımdı zaten. Kayyımken usulsüzlük yapmış, AK Parti aday göstermiş ve belediyeyi de kaybetmiş Halfeti Belediye Başkanı’na. Dün sabah gidip evden almışlar. Bütün basına bilgi notu geçtiler. Köşe yazarlarına bile yazdırmışlar. AK Partili belediye başkanına ki o gün AK Partili değildi, kayyımdı. ‘AK Partili belediye başkanına şafak operasyonu.’ Ne bu dönemde görevi var. Ne belediyeye bir baskın var. Ne belediyede bir arama var. Ne koluna girip götürülen şu andaki AK Partili belediye başkanı. Ama oradan bu kadar ucuz bir algı yönetimine bile tenezzül edecek kadar bir gözü dönmüşlük var. Yahu Aziz İhsan Aktaş dediğin adamın Isparta Belediyesi’ne hediye ettiği makam arası halen daha başkanı taşıyor. Trabzon Belediyesi’ne Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı her şey ortada. MHP’li Kütahya Belediyesi’ne Aziz İhsan Aktaş dosyası bizim soruşturmalar başlamadan bir gün önce ayrılıp, yollanmış. Kütahya’da kapağını kaldıran yok. Aziz İhsan Aktaş’ın önünden geçtiği belediyeye operasyon yapıyorlar. Ondan sonra da ‘Eşit davranıyoruz, doğru davranıyoruz, birlikte davranıyoruz’ diyorlar.
"YA AK PARTİ’YE KATIL. YA HAPSE ATIL."
Dün Mustafa Bozbey gözümün içine baka baka söyledi; ‘Ya AK Parti’ye katıl. Ya hapse atıl.’ Ya AK Parti’ye katılacaksın, ya hapse atılacaksın. Defalarca geldi bu binada anlattı bunu. Birlikte yaptığımız toplantılarda defalarca. Biri o tehditlere karşı topukladı, AK Parti’ye katıldı. Aydın’da sokağa çıkamıyor, sokağa. Dün yazıyor, Türkiye genelinde soru şu; ‘Operasyonlar ya da parti değiştirilen yerlerde erken yerel seçime, milletin iradesinin tazelenmesine ne dersiniz?’ Yüzde 68 diyor. Yüzde 68 ‘Verin elime o topuklayan efeyi. Verin’ diyor, ‘Ben söyleyeceğim son sözü İstanbul’da olduğu gibi iptal edilen seçimlerde.’ Biri Aydın’da sokağa çıkamıyor, öbürü Bursa’da cezaevinde ve aramızda konuşuyoruz da dışarıdan gelen tezahürattan birbirimizi duyamıyoruz. Haftanın ortasında, Mudanya’nın bir kenar mahallesinde, güneşin altında millet kapıda. O yüzden öyle şantaja, tehdite teslim olanı da tarih yazacak. Mustafa Bozbey gibi dimdik duranı da tarih yazacak.
“ONLAR NASIL DURMUYORSA BİZ DE DURMAYACAĞIZ”
Bugün beş ayrı salonda toplandık. Burada büyükşehirin ilçe belediyeleri vardı. İkinci katta belde belediye başkanlarımız vardı başımızın, gözümüzün üstüne. Dördüncü katta illerin ilçe belediyeleri, yedinci katta il belediyeleri, 12’nci katta da büyükşehir belediyeleri vardı. Her bir masa tartıştı, önerdi. Çünkü kötülük durmuyor, plan yapıyor, saldırıyor. Elbette stratejimiz, mitinglerimiz, mücadelemiz, hukuk mücadelemiz devam edecek. Ama onlar nasıl durmuyorlarsa biz de durmayacağız. Her birinizi teker teker dinledik. Raportör arkadaşlarımız raporlarını tuttular, siyasi arkadaşlarımız notlarını aldılar. Hızlı bir birleştirme toplantısında ilk verileri birleştirdik. Bu akşam, yarın, yarın akşam, pazartesi günkü Parti Meclisi’ne yerel yönetimlerden, sizin her birinizin önerileri, talepleri, parlak fikirleri, gördüğü varsa aksaklıklar, düzeltilmesi gereken hususlar hepsi alınıp, Parti Meclisi’nde ve MYK’da çalışılacak. Ama çok daha keskin bir hukuki mücadele verileceğini Mansur Başkan ifade etti. Bunun yanında yeni ve büyük bir hukukçu heyetiyle yepyeni bir iş yapıyoruz. Bunu hukuk tanımayanlara, kanun tanımayanlara, vicdanı olmayanlara, ipten - kazıktan kopmuş ve insanların üzerine haksızca gelen, saldıran herkese müjdelerim. Bir sandığımız olacak. Hukukçular yazıp yazıp sandığa atacaklar. Çünkü bizim şimdi hukukçular yazıp yazıp savcılığa götürüyorlar, mahkemelere veriyorlar. Diyorlar ki ‘Şu yalan. Bu iftira. Bu manşet tamamen haysiyet cellatlığı. Burada söylenen lafın şeyi yok. Tazminat, düzeltme, tekzip, bilmem ne…’ Sonra; ‘Kovuşturmaya gerek yoktur.’ ‘Tamam ben biraz bakarım.’ ‘Aradım bulamadım.’ ‘Tebligat yapamadım.’ Bunlar da diyor ki ‘Yanıma kalacak.’
Şimdi bir kuvvetli hukukçu heyeti yazacak, sandığa atacak. Yazacak, sandığa atacak. Sandık en geç 2028’in haziranında açılacak. Ne zaman seçim sandığı açılacak; trollerin, haksız tutuklama isteyen savcıların, 200 üniversite öğrencisini vizesinden edenin ve iki bayramı içeride geçirtenin, bütün yaz onları Silivri’de aileleriyle bir perişan edenin bugün ‘Tutuklanmalarına gerek yoktu. Tutuklayan yanlış yapmış’ deniyor ya. O tutuklamayı isteyen savcıya, o tutuklamayı veren hakime, o çocukları hedef gösteren trollere, o günden bugüne Ekrem Başkan ya da tüm belediye başkanlarımız hakkında, partimiz hakkında yalandan tweetleri atanlara, akşam televizyonlarda o yalanları tartışanlar, paçavralara basıp hepimize iftira atanlara müjde ederim ki önce seçim sandığı açılacak, sonra sizin çeyiz sandığınız açılacak. Haydi bakalım. Verilecek onlar savcılıklara, iki yıl kaldı maksimum. İki yılda hiçbirinizi ne zaman aşımı kurtarır, ne bir şey. Ama şuna güveniyorsunuzdur; ‘Ya bunlar iyi insanlar. Biz ettik, onlar etmezler. Bizi unuturlar.’ Normal vatandaş; AK Parti’ye oy veren, MHP’ye oy veren hiç korkmasın. Ne devri sabık yaratırız, ne kin güderiz. İyi olsun diye oy verdiniz. Yerel seçimde vazgeçtiniz. Genel seçimde hep beraberiz. Ama bu haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz.
“PİS KOKUNUN HEPSİ MAJESTELERİNİN EKİBİNDEN ÇIKIYOR”
Değerli arkadaşlar bir tarafta bu kadar haksızlığı yapıp, bu kadar haksızlık karşısında aferini alıp, bakanlık koltuğuna kurulup, 18 tane tapusu ortaya çıkıp, ID numaraları verilirken, bir bakanın çıkıp yalan söylüyor. ‘O malı hiçbir zaman edinmemiş, almamış. O tarafa satmamış. 190 yıl çalışarak kazanacağı maaşla, bu kadar şeyi almamış’ diyen bir bakan arkadaşları yok. Savunan bir kişi çıkmadı, bir kişi savunamıyor. Bir kişi alkışlamıyor yaptığını, bir kişi sahip çıkamıyor. ‘Bunlar yanlarına kalmayacak’ deyince dakikalarca ayakta alkışlıyor birileri. Burası mı eziliyor, orası mı eziliyor? Kim kimi eziyor görelim bakalım? Milletin vicdan terazisinde siz eziliyorsunuz. Biz dimdik ayaktayız. Punduna getirip ezseler de mühim olan güzel kokmak, ıtır gibi güzel kokmak, ıtır gibi. Eziyorlar, eziliyoruz. Ama hiçbir pis koku çıkmıyor bu salondan, o 12 metrekarelik zindanlardan. Pis kokunun hepsi zaatalillerinin, majestelerinin ekibinden çıkıyor. İBB davası görülüyor. Ne diyorlardı? ‘Bir ay sonra birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. İnsan içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Her hafta sonu bir şehirdeyiz. Nereye gitsek, daha şehirden çıkış tabelası gelmeden il başkanı arıyor; ‘Herkes yolumu çeviriyor. Bu kadar büyük mitingi 1970’te Ecevit yapmıştı, 1968’de Demirel yapmıştı. Bilmem ne zamandır bu şehrin en büyük mitingini yaptık.’ Çorum da onu söylüyor, Konya da onu söylüyor. Yozgat da onu söylüyor. O mitingleri biz yapmıyoruz arkadaşlar, o mitingleri biz yapmıyoruz. O meydanı dolduran biz değiliz, o meydanı dolduran milletin adalete susamışlığı, bu haksızlıklara isyanı. Millet sizin arkanızda, millet sizin arkanızda.
‘Canlı yayınlansın’ dedik, ilk başta bir sürü ‘Vay efendim canlı yayın istemeyin istediği yeri verirler. Orasında keserler.’ Ya kardeşim biz kendimize güveniyoruz. Tamamı canlı yayınlansın. Ben biliyorum ki o salondan dışarıya bize dair bir mahcubiyet çıkmaz. Kimin mahcup olacağını biliyorum ben. Ben inandığım, güvendiğim arkadaşın arkasında duruyorum. İnanamadığıma zaten bir şey yapmıyorum. İnanmadığımıza, güvenmediğimize zaten bir şey yapmıyorum. Ama ne oldu? Önce savcıya güvenenler ‘Canlı yayın olsun’ dedi. ‘Hay hay bence de olsun’ dedi. Öbürü ‘O öyle diyorsa münasiptir’ dedi. Bir çıktı iddianame tel tel dökülüyor. Oyladık, ‘Canlı yayın olsun’ diyenler ‘Olmasın’a oy kaldırdılar.
“SİLİVRİ'DE BASININIZ YOK, NEREDE A HABER, NEREDE TRT?”
Şimdi dava görülüyor. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum, bütün Türkiye’ye. 12 aydır yalan yanlış beyanlar üzerinde tepinenlerin o söylediklerinin hiçbirisi iddianamede çıkmadı. Ne İmamoğlu’nun araçları, ne bin 200 cep telefonu, ne parke altından çıkan paralar, ne Gaziosmanpaşa Belediyesinden çıkan dolarlar, hiçbir şey çıkmadı. Hiçbir şey de iddianamede yer almadı. O konuşanlar, bir tanesi geliyor mu Silivri’ye? Hani asrın yolsuzluğuydu bu, asrın yolsuzluğu? Hani ilk gün TRT iki tane canlı yayın aracını getirdi. İki gün izlediler, anons bile çekmeden gittiler. Nerede A Haber? Silivri’nin önünde çeksene anonsu arkanda asrın yolsuzluğu. İçeriden iki satır bilgi ver. Neredesiniz o bütün yandaş kanallar? Akşam yeni haysiyet cellatlığına soyunanlar, bir yıldır söylediğiniz lafların haberini yapsanıza Silivri’nin önünde. Silivri’nin önünde yine SZC var, yine Halk TV var, yine BirGün gazetesi var, yine Evrensel gazetesi var, Cumhuriyet gazetesi var. İşlerinden edilmiş cesur gazeteciler var. Onlar içeride bir iddianamenin tel tel döküldüğünü haber yaparken, neredesin be A Haber, neredesin TGRT? Gitsene Silivri’ye ‘İçeride şu iddiam ispatlandı, yanıt veremediler’ desene. Bir tane yok arkadaşlar. Bir tane yok. Ne var biliyor musunuz? ‘Baskı altında söyledim’ var. ‘Ailemi korumak için bu ifadeye mecburdum, geri çekiyorum’ var. ‘Savcının tahliye talebine kandım’ var. ‘Ben hiçbir ifademde gördüm demedim, gördüm yazmışlar, uykusuzdum imza atarken dikkat etmedim’ var. ‘Para verildiğini görmedim, duydum’ var. ‘Kimden duydun?’ ‘Onu da unuttum’ var. O yüzden gidin şimdi bakalım o mahkemeye. ‘Bu dava siyasidir’ derken ‘Hukuki değildir’ derken, bu davada ‘Biz iddianameyi yargılanmak değil, yargılamak için istiyoruz’ derken tam da bunları görerek, bilerek, size güvendiğimiz gibi o arkadaşlarımıza güvenerek söyledik bunların hepsini. O yüzden tüm havuz medyasını Silivri’ye davet ediyorum. Stüdyolarından yeni iftiralar atmaya, yeni yalanları konuşmaya değil; bir yıldır söylediklerinin ispatını yapmaya bekliyorum oraya varsa cesaretleri. İlk gün bir dolaşıp da kuyruğu kıstırıp gidenler, gördüler içerideki meselenin yaratılan algının yüzde 1’i bile olmadığını.
“KAMU ZARARININ OLMADIĞI RAPORLARLA İSPATLANDI”
Dahasını söyleyeyim. Bedava bedava konuşanlara, işte Başkanvekili burada. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koca bir kamu kurumu. Kamu zararı yaratıldığı ileri sürülüyordu. İç Denetim Birim Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı, Mali Hizmetler Daire Başkanlığı, 30 iştirak şirketinin kendi denetim birimleri denetimlerini bitirdi. Böyle dönemde yalan bir beyana, rapora imza atacak babayiğit var mı Türkiye’de? Kamu zararı çıkacak da ‘Yok’ diyecek. Tüm bu raporlarda tek bir kuruş bile kamu zararının olmadığı raporlara bağlandı. Ve net olarak 30 iştirak şirketinde kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. Sadece İBB’nin İç Denetim, Rehberlik, Mali Hizmetler Daire Başkanlıkları değil ki, bunların da personelinin çoğu bizden önceki dönemden olan devlet memurları. Devam ediyorum. İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde Hazine Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve MASAK uzmanları tarafından özel teftiş, ayrı olarak da bir genel teftiş yapılmış. İBB’de tek bir kuruş kamu zararı olmadığı üç bakanlığın özel ve genel teftişlerinin sonucunda tamamen çökmüş oldu. Bunlar yargılamanın olduğu dosyaya, ilgili sayfalara teker teker giriyorlar. Biz de yaz boyunca, kış boyunca atılan bütün bu iftiralara karşı bunları teker teker dile getirmeye devam edeceğiz. Yargılamanın özeti; İBB’nin liyakatli kadrolarla yönetildiğini, hizmette herkese eşit ve adil davranıldığını ve bir kamu kurumu olarak geçmişte eleştiriye konu pek çok hususun CHP döneminde terk edildiğini, tertemiz bir icraat yapıldığını, bir kuruş kamu zararı olmadığını ortaya koyuyor. Ne diyordu Tayyip Erdoğan, ayakkabı kutularından paralar çıkarken, elbise torbalarından paralar çıkarken. Diyordu ki ‘Devletin kasasından çıkmadıktan sonra yolsuzluktan bahsedilemez.’ Bizde kör kuruş bulmadılar, kör delikli kuruş yok. Ne onlar gibi dolarlar, eurolar ne kasalar ne başka bir şey. Sadece buldukları: ‘Efendim kamyon aldırmışsın, kreş yaptırmışsın, yurda sandalye aldırmışsın, bilmem ne yaptırmışsın.’ Bunların üzerinden arkadaşlarımıza olur olmaz iftiralar atıyorlar.
“MÜCADELEDEN BİR ADIM GERİ ATMAYACAĞIZ”
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nerede olduğumuzu, nerede durduğumuzu, bundan sonra nasıl duracağımızı biliyoruz. FETÖ’nün yargılamalarında yapılan haksız tutuklulukları, o kararlara imza atanların hepsi kişiyi hürriyetinden mahrum etme suçundan ceza aldılar. Başta üniversite öğrencileri olmak üzere içeride boşu boşuna tutulan Kadir burada, Ahmet Özer burada. Çok sayıda arkadaşımızla ilgili alınan bu kararların eninde sonunda, günü geldiğinde yargı eliyle yeniden ve bu sefer bu haksız kararları, delilsiz yere, hukuksuz yere… Tweet atıyor, tweet‘ten tutuklama yapıyor. Hangi delili karartacak? Ceza alsa, yatarı yok. İçeride altı ay yatırıyor iddianame yazmıyor. Bunların tamamının hesaplarının teker teker sorulacağı bir sürecin içinde olacağız. Ha Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, mücadele eden bir adım geri atmayacağız. Biraz önce söylediğimiz gibi işimize odaklıyız. Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez. En zor dönemde verdi. Ve herkes şunu bilsin. Öyle bir coğrafyadayız ki; sistemin tamamı bunun için de artık ne varsa, ama gözleyen de millet sonunda. Bu coğrafyanın kendisi belki de coğrafya kader ya. Sistemin tamamı devletin bütün yerleşik gelenekleri, genleri ve milletin ta kendisi, partimizi bir stres ve direnç testine tabi tutmaktadır. Öyle ya, ‘100 yıl önce kovdunuz düşmanı, kurtardınız ülkeyi, kurdunuz Cumhuriyeti. Ama üç çeyrek sonra verdiniz birinin eline. Şimdi görev sırası yeniden sizde, ama bir görelim sizi. Siz bu İran’a komşu, bu Suriye’ye komşu, bu Rusya’ya komşu, Kıbrıs’ın hakkını savunacak, Yunanistan ile kıta sağlığı konusunda karşı karşıya olacak, NATO’nun en büyük ikinci ordusunu kumanda edecek ve her türlü zorluğa karşı dimdik ayakta duracak, elinde milletin verdiği büyük bayrağı taşıyacak güçte misiniz?’ diye soruyor. Ekrem Başkan oradan bağırıyor, Mansur Başkan buradan sesleniyor. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz.
Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız. Kötülükle geri adım atmayız. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları olarak milletin verdiği görevi nasıl alnımızın akıyla hep birlikte yapıyorsak en geç iki yıl sonra bu salondaki herkes ya daha önemli görevlerde ya da iktidar partisinin belediye başkanı olarak görevde olacak. Bana diyorlar, Murat Kurum ‘Bir baş başa kahve içebilir miyiz?’ ‘İçelim.’ ‘Efendim oraya battık, buraya baktık siz çok millisiniz. Milli bir duruş göstermelisiniz, sizi iktidar partisinin belediye başkanı olmaya davet ediyorum, şu imkanlarla bu imkanlarla.’ Murat Kurum sen çok çok o götürebildiğin birkaçını, topuklayanı muhalefete taşırsın kendinle birlikte. İktidarın belediye başkanları bu salonda, benimle birlikte. Siz sadece partinin değil, ülkenin umudusunuz. Sadece ülkenin değil bütün mazlum milletlerin umudusunuz. 100 yıl önce olduğu gibi, örnek olacağız, tek adamı da yeneceğiz, baskıları kıracağız, hep birlikte iktidara yürüyeceğiz. Bu mücadele bugünün değil, yarının mücadelesidir. Yolunuz açık olsun, hepinizi seviyorum, hepinize güveniyorum. Hepinize sonuna kadar inanıyorum. İyi ki sizinle aynı partideyim, iyi ki sizinle aynı yolda yürüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gurur kaynakları, hepinizi alnınızdan öpüyorum.”
