New York Times, Çin’in Uygurlara yönelik baskı politikalarının uygulanmasında yıllarca görev alan eski polis memuru Zhang Yabo’nun tanıklığını yayımladı. Li Yuan imzalı habere göre Zhang, haziran ayında Almanya Federal Meclisi’nde milletvekilleri ve insan hakları savunucularına yaptığı konuşma sırasında gözyaşlarına hâkim olamadı. Dokuz yıl boyunca Sincan’daki güvenlik teşkilatında çalışan Zhang, bölgeyi “demir bir duvarla çevrili dev bir hapishane” olarak tanımladı.
Zhang’a göre bu duvar yalnızca sayısız masum Uygur’u değil, baskı politikalarını uygulamakla görevlendirilen kişilerin “ruhlarını” da hapsetti.

YOKSULLUKTAN KURTULMAK İÇİN SİNCAN’A GİTTİ
1986 yılında Çin’in Henan eyaletindeki yoksul bir Han Çinlisi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Zhang, sekiz yaşına kadar elektriğin bulunmadığı bir köyde büyüdü.
2006’da üniversite eğitimi için Sincan’a giden Zhang, mezuniyetinin ardından kırsal bir bölgede matematik öğretmenliği yaptı. Daha yüksek gelir elde etmek isteyen Zhang, 2014’te Hotan bölgesindeki bir gözaltı merkezinde gardiyan olarak çalışmaya başladı. Öğretmenlik döneminde yaklaşık 400 dolar olan aylık geliri 650 dolara yükseldi.
Zhang, gözaltı merkezindeki görevleri arasında güvenlik kamerası kayıtlarını izlemek, tutuklulara yiyecek ve ilaç dağıtmak ve haklarında suçlayıcı bilgi toplamak bulunduğunu anlattı.
Sorgu odalarından çığlıklar duyduğunu, uykusuz bırakılmış ve darbedilmiş tutuklular gördüğünü söyleyen Zhang, o dönemde Çin yönetiminin bu kişilerin “terörist” ve “ayrılıkçı” olduğu yönündeki anlatısına inandığını belirtti.
KUR’ANLARIN TOPLANDIĞI GECE BASKINLARINA KATILDI
Zhang, 2016 sonunda memurluk sınavını kazanarak resmen polis teşkilatına katıldı. Bu dönem, Pekin yönetiminin Sincan’daki kitlesel gözaltı politikasını sertleştirmeye başladığı sürece denk geldi.
New York Times’ın aktardığına göre uzun sakal bırakmak, Arapça öğrenmek veya namaz kılmak gibi davranışlar, kişilerin “dinî radikalleşme” şüphesiyle gözaltına alınmasına gerekçe yapılabiliyordu.
Zhang, Uygurların evlerine düzenlenen gece baskınlarına katıldığını ve Kur’anlar ile diğer dinî eşyaların toplandığını anlattı:
“Genellikle içeri ilk giren bendim. Onların kötü insanlar olduğuna inanıyordum.”
Bu düşüncenin kendilerine sürekli telkin edildiğini söyleyen Zhang, o dönemde verilen emirlerin doğruluğunu sorgulamadığını belirtti.

YÜZLERCE UYGUR CEZAEVLERİNE OTOBÜSLERLE TAŞINDI
Zhang, 2017’nin büyük bölümünde yüzlerce, bazı sevklerde ise binlerce Uygur tutuklunun Sincan’daki farklı cezaevlerine taşınmasında görev aldığını söyledi.
Anlatımına göre tutukluların elleri kelepçeleniyor, başlarına çuval geçiriliyor ve uzun yolculuklar sırasında tuvalet ihtiyaçlarını plastik kovalarla gidermeleri isteniyordu. Zhang’ın görevi ise otobüslerde ekmek ve su dağıtmaktı.
Eski polis, bu süreçte üstlendiği rolü “Otobüsteki yolculara hizmet etmekti” sözleriyle tanımladı.
ÜÇ BİN UYGUR İŞÇİNİN BAŞINDA GÖREVLENDİRİLDİ
Zhang, bir dönem Han Çinlisi çiftçilerin pamuk tarlalarında çalıştırılmak üzere gönderilen yaklaşık 3 bin Uygur işçiyi denetlemekle görevlendirildiğini de anlattı.
İşçilerin sabah saat 05.00’te uyandırıldığını, saatler süren yolculuğun ardından pamuk tarlalarına götürüldüğünü ve gece geç saatlere kadar kaldıkları yere dönemediklerini söyledi.
Zhang’ın temel görevi kimsenin kaçmadığından veya ibadet etmediğinden emin olmaktı. Buna rağmen bu görevi, polis merkezindeki ağır mesaiye kıyasla kendisi açısından “rahat bir dönem” olarak gördüğünü ifade etti.
Uluslararası kamuoyundaki zorunlu çalışma suçlamalarını o yıllarda Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamalarından öğrendiğini söyleyen Zhang, suçlamaların Çin’i karalamak amacıyla uydurulduğu yönündeki resmî söyleme inandığını belirtti.
NAMAZ, SPOR VE ELEKTRİK TÜKETİMİ TAKİP EDİLDİ
Zhang, 2021’de yaklaşık 1.700 Uygur’un yaşadığı bir köye atandı. Köydeki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 40’ının bir dönem kamplarda tutulduğunu, 100 kadar kişinin ise cezaevinde bulunduğunu söyledi.
Bazı evlerde yalnızca çocuklar ile büyükanne ve büyükbabaların kaldığını belirten Zhang’ın görevi, evinde namaz kıldığı ihbar edilenleri, haftalık bayrak törenine katılmayanları ve hatta koşu ya da egzersiz yapanları araştırmaktı.
Gözetim sisteminin “olağan dışı” kabul edilen hareketler için otomatik alarm ürettiğini anlatan Zhang, bir evin elektrik tüketimi yükseldiğinde polisin eve giderek aile üyelerine neden gece uyanık kaldıklarını sorduğunu belirtti.
HAFTADA BİR GÖZALTI GEREKÇESİ BULMA KOTASI
Zhang’ın anlatımına göre güvenlik birimlerinde yalnızca gözetim değil, gözaltı kotası da uygulanıyordu.
2023’ten itibaren kendisinden her hafta bir kişinin gözaltına alınmasını sağlayabilecek bir “istihbarat bilgisi” üretmesi istendi. Kotayı dolduramadığında özeleştiri raporu yazmak ve 24 saatlik vardiyalarla çalışmak zorunda bırakıldığını söyledi.
Köylülerle daha yakından temas kurdukça Uygurlara ilişkin kendisine öğretilen kalıp yargıları sorgulamaya başladığını ifade eden Zhang, buna rağmen özel hayatın gözetlenmesi ve evlerin aranması yönündeki görevlerini sürdürdüğünü kabul etti.
İNTERNET SANSÜRÜNÜ AŞINCA GÖRDÜKLERİYLE YÜZLEŞTİ
Zhang, Eylül 2023’te görevinden ayrılarak Çin’in güneyindeki Guangzhou’ya taşındı ve yurt dışında eğitim alabilmek amacıyla İngilizce öğrenmeye başladı.
VPN kullanarak Çin’in internet sansürünü aşan Zhang’ın aradığı ilk kelimeler “Sincan” ve bölgenin eski Komünist Parti Sekreteri “Chen Quanguo” oldu.
Çalıştığı tesislerin uluslararası kaynaklarda “toplama kampı” olarak tanımlandığını gördüğünde büyük bir zihinsel çatışma yaşadığını söyleyen Zhang, farklı anlatımlar nedeniyle geceleri uyuyamadığını belirtti.
OĞLUYLA ALMANYA’YA KAÇTI
2024’te polislikten resmen istifa eden Zhang, bir süre sonra Katolik oldu. Ağustos 2025’te 14 yaşındaki oğluyla katıldığı Avrupa turu sırasında gruptan ayrılarak Münih’e gitti ve Dünya Uygur Kurultayı’na başvurdu.
Almanya’da iltica başvurusu yapan Zhang, ülkenin güneyindeki bir sığınmacı merkezinde yaşamaya başladı. Oğlu ise yakınlardaki bir koruyucu bakım tesisine yerleştirildi. Zhang’ın eşi Sincan’da kaldı; çift boşanma sürecine girdi.
Çin makamlarının banka hesaplarını dondurduğunu, kendisini “hain” ilan ettiğini ve ailesi üzerinde baskı kurduğunu savunan Zhang, yaşadıklarını akademisyenlere, gazetecilere ve insan hakları kuruluşlarına anlatıyor.
BELGELERİ ANLATIMINI DESTEKLİYOR, KİŞİSEL ROLÜ TARTIŞMALI
New York Times, Zhang’ın polis kimliği, maaş ve sosyal güvenlik kayıtları ile sorgu ve propaganda toplantılarından fotoğraflar sunduğunu yazdı.
Bununla birlikte gazete, Zhang’ın Sincan’da tam olarak hangi eylemlerde bulunduğunu bağımsız biçimde doğrulayamadığını ve anlatmadığı olaylar olabileceğini vurguladı. Çin yönetimi ise Sincan’da insan hakları ihlalleri yapıldığı suçlamalarını reddediyor; kampların terör ve dinî aşırılıkla mücadele amacı taşıyan mesleki eğitim merkezleri olduğunu ve 2019’da kapatıldığını savunuyor.
Uzmanlar, Zhang’ın anlatımının baskı sisteminin köylerde günlük hayatın parçası hâline nasıl getirildiğine ilişkin ayrıntılı bir içeriden tanıklık sunduğunu belirtti. Ancak Zhang’ın kendi sorumluluğunu ne ölçüde kabul ettiği tartışma konusu oldu.
“BEN DE MAĞDURDUM” SAVUNMASI TEPKİ ÇEKTİ
Zhang, polis teşkilatında ağır çalışma koşulları, sürekli mesai, hakaret ve cezalandırmayla karşı karşıya kaldığını belirterek kendisinin de sistemin mağduru olarak tanınmasını istiyor.
Hatta bazı konuşmalarında çektiği acının Uygurların yaşadıklarıyla eşit veya daha ağır olduğunu ileri sürdü. Ancak Uygur aktivistler, Han Çinlisi polislerin dilleri ve kültürleri nedeniyle cezalandırılmadığını, keyfî biçimde kamplara gönderilmediğini ve istedikleri zaman meslekten ya da bölgeden ayrılabildiğini hatırlattı.
Zhang, hiçbir Uygur’a bizzat işkence veya kötü muamele yapmadığını, devlet mekanizmasında evrak, güvenlik ve lojistik işleri yürüten küçük bir çark olduğunu savundu.
NYT’nin haberinde ise Zhang’ın kendi rolünü daha geniş adaletsizlik sistemi içinde görmekte zorlandığı değerlendirmesine yer verildi. Sistemin küçük bir parçası olmak veya en ağır ihlalleri doğrudan gerçekleştirmemek, bireysel sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmıyor.
Zhang, bugün sorumluluğunun konuşmak olduğunu belirterek Almanya Federal Meclisi’ndeki sözlerini şu cümleyle tamamladı:
“Sessiz kalırsanız, sorunun bir parçası olursunuz.”
