Taha Akyol yeni kitabı 'Dünyayı Bölen Devrim'i Karar'a anlattı: Sovyet tecrübesinden alınacak çok ders var

Taha Akyol yeni kitabı 'Dünyayı Bölen Devrim'i Karar'a anlattı: Sovyet tecrübesinden alınacak çok ders var

Mesela kumanda ekonomisi, kuvvetler birliği, parti devleti gibi kavramlar, popülizmin yükseldiği çağımızda daha önemli hale gelmiştir’ diyen Akyol, ‘Günümüzde Sovyet tecrübesinin başarısızlığından alınacak çok ders vardır’ diye konuştu.Bolşevik Devrimini Rus siyasi kültürü bağlamında ele alan Akyol’a göre, ‘Zamanımızda otoriter akımların yükselmesi karşısında, totaliter sistemlerin incelenip ortaya konulması hem demokrasi hem hukuk fikrinin güçlenmesine önemli katkılar sağlar.'

Sovyet devriminin gerçekleşmesinin üzerinden bir asırdan fazla, çökmesinin üzerinden ise 40 yıla yakın bir zaman geçti. Sizi Bolşevik Devrimi’ni yazmaya iten sebep nedir? Sovyet tecrübesinden alınacak dersler nelerdir?

Sovyet tecrübesi insanlık tarihi içinde yetmiş yıldan ibarettir fakat fevkalade doludur. Zamanımız için alınacak dersler çoktur. Mesela kumanda ekonomisi, mesela kuvvetler birliği, mesela parti devleti gibi kavramlar popülizmin yükseldiği çağımızda daha önemli hale gelmiştir ve Sovyet tecrübesinin başarısızlığından alınacak çok ders vardır. Ayrıca köylü Rusya’yı 30-40 yılda sanayi toplumuna dönüştüren, uzaya insan gönderen ilk ülke haline getiren, ciddi bir bilimsel birikim yaratan sistemin neden çöktüğünü araştırmak, daima ufuk açıcı ve uyarıcı değerdedir. Hastalıktan sağlığın değerini anlamak gibi, totaliter rejimler de hukukun, fikir ve ifade hürriyetinin değerini öğrenmek için çok önemli tecrübelerdir.

whatsapp-image-2026-02-20-at-00-24-09.jpeg

İHTİLAL NEDEN RUSYA’DA?

Lenin de ve aslında Marx da ihtilali gelişmiş kapitalist ülkelerde olmasını bekliyordu. İhtilal neden Rusya’da oldu?

Lenin’in de söylediği gibi Bolşevik devrimi tam Rus karakterindedir. Yani kuvvetli Ortodoksi ve otokrasi geleneği, demokrasi tecrübesinin pek cılız olması, kapitalizmin ileri derecede gelişmemiş yani işçilere refah payı verecek seviyeye ulaşmamış olması Rusya’nın temel özelliğiydi. Lenin “Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi” adlı eserende bol istatistiklerle bu durumu anlatır. Bir de Dünya Savaşı’nda Rus ordusunun çözülmüş olması. Ortodoks Rusya’nın Marksist-Leninist ortodoksiye geçmesi, “demir disiplinli” totaliter bir devlet kurması mümkün oldu. Marks’ın devrim beklediği Avrupa’da ise, gelişmiş kapitalizmde işçilerin refahtan pay almasını sağladı. Demokrasi geleneği de güçlüydü, Marksizm sosyal demokrasiye dönüştü.

‘SEKÜLER DİN’

‘Batı’da ‘tartışılan bir felsefe ve siyasi hareket olan Marksizm Rusya’da neden adeta mistik bir itikada dönüştü?

Bu, çok önemli bir ve ufuk açıcı bir mesele. Batı’da Marksizm’den önce siyaset ve hukuk kültürü çok gelişmiş ve çeşitlenmişti. Güçlü bir liberal düşünce geleneği demokrasi tecrübesi vardı. Batı’da muhafazakârlık teokrasiden de mutlakiyetten de arınmıştı. Özellikle Batı Avrupa’da demokrasi fikir olarak da kurumlar alarak da kökleşmişti. Marksizm, fikir akımlarından biri, ama işçi sınıfınca desteklenen bir akımdı. Tartışılıyor, eleştiriliyordu. Rusya’da ise muhafazakârlık kilise hakimiyeti ve “İsa’nın yeryüzündeki temsilcisi Çar”a mutlak itaat demekti. Bu yüzden, sanayileşmenin sorunlarına çözüm üretemeyecekti. Liberal fikirler çok zayıftı, sosyolojik zemini de yok gibiydi. Raymond Aron, Marksizm gibi totaliter fikirlere “seküler din” diyor. Aynen öyle oldu. Fikir çeşitliliği ve demokrasi geleneği çok cılız Rusya’da Ortodoks iman biçimi, Marksizm-Leninizm’e imana dönüştü.

DAS KAPİTAL VE SANSÜR

Kitapta beni gülümseten olay ise Çar rejiminin ihtilalci ve batılı fikirlerini yasaklayan ‘Sansür Dairesi’ndeki uzmanların çarlığı asıl devirecek kitabı ‘Das Kapital’i akademik ve anlaşılması zor buldukları için yasaklamamaları…Bu kısmı yazarken neler düşündünüz?

Ben de tebessüm ettim. Aslında Rusya’da Marksizm’i bir iman gibi benimseyenler bile onu bir modernleşme yolu olarak görüyordu. Das Kapital’in bir ihtilal rehberi olduğunu ilk kavrayan ve uygulayan Lenin oldu. Çar’ın adamları, Das Kapital’i sıkıcı bir akademik kitap gibi göndüler. Çar’a suikasttan falan da bahsetmiyordu. Zararsız dediler. Zararlı deseydiler bile sonuç değişmezdi, ayrı konu.

LENİN NASIL BAŞARDI?

Lenin’in akıllara gelmeyecek kadar yükselmesinin, iktidarda kalmayı başarmasının olmasının sebebi nedir?

Lenin Marksizm’e itikat etmiş, hayatını adamış, silah, bomba, barikat, ajitasyon eğitimi almış ve “demir disiplinli” bir parti, bir yeraltı teşkilatı kurmuştu. Karşısındakiler hem dağınıktı hem programsızdı. Birinci Dünya Savaşı Rus da ordusunu çözmüştü. Cephelerden elinde silah kaçanların bir kısmı köylerine dönüp eşkıyalık yaptı, bir kısmı demir disiplinli Bolşevik örgütüne, bir kısmı da dağınık Beyaz ordulara katıldı. İç Savaş sırasında da dağınık Beyaz ordular karşısında demir disiplinli ve iyi donatılmış Kızıl Ordu vardı. 1917 Şubat-Ekim döneminde Rusya’daki demokratik hükümeti Lenin 30-40 bin silahlı militanla devirirken, başkent Petrograd’da hükümeti savunacak askeri kuvvet yoktu. Sonuç malum.

PARTİ DİKTATÖRLÜĞÜ

Lenin neden proletarya diktatörlüğü değil de parti diktatörlüğü kurdu?

Marksizm’de temel siyasi kavram proletaryadır. Lenin, proletaryanın en fazla sendikacılık yapabileceğini, ücret artışı isteyeceğini, devrim yapamayacağını ülke yönetemeyeceğini söyledi. Bu işi “öncü” dediği, devrimci aydınlardan oluşan Parti yapacaktı. Rejim de parti diktatörlüğü olacaktı. Parti diktatörlüğünü eleştiren “İşçi muhalefeti”ni ezen de Lenin’dir. Bizde Merhum Mehmet Ali Aybar, Lenin’in bu “öncü” teorisini eleştirmiş, totalitarizmin buradan geldiğini göstermiştir. Alman Marksizm’inden de Roza Luxemburg da daha o zaman Bolşevizm’in parti diktatörlüğünü eleştirmişti.

NEDEN YÜKSELDİ, NEDEN ÇÖKTÜ?

Kitabınızda Sovyet Bilimler Akademisi’nden, bilimsel gelişmelerden, uzaya ilk insan gönderen sistem olmasından bahsediyorsunuz. Öyleyse neden çöktü?

Kitabıma da aldım, Daron Acemoğlu’nun çok veciz bir izahı var. “İnsanları zorla çalıştırabilirsiniz ama zorla düşündüremezsiniz.” Stalin zamanında, ‘ekstansif’ denilen ekonomi aşamasında “zorla çalışma” yoluyla sanayileşme yapıldı. Korkunç insani maliyetle tabii. Fakat ekonomi ‘entansif’ denilen aşamaya gelince verimlilik, inovasyon, girdi tasarrufu, maliyet, pazarlama, müşteri tercihi gibi değerler esas haline geldi. Hür düşünce ve girişimcilik gerektiren bu aşamada “demir disiplin”le bu başarılamadı, çöktü. Kitapta bu aşamaların rakamlarını da verdim. Hâlâ Marksist sosyalizmi savunanlara, bu konuda Korkut Boratav’ın 1973 tarihli “Sosyalist Planlama Gelişmeler” adlı değerli eserini tavsiye ederim.

İKİ DEVRİMİN FARKI

Fransız Devrimi de dünyanın en kanlı devrimlerinden biridir ancak aynı zamanda, özgürlük ve eşitlik fikirlerinin yayılması, insan hakları anlayışının gelişmesi, laiklik ve insan özgürlüğü gibi alanlarda modern dünyanın şekillenmesindeki en etkili olaylardan biridir. Bu bağlamda Bolşevik Devrimin dünyaya etkileri, sonuçları neler oldu?

Fransız devrimi, tabii bence daha anlamlı olan İskoç Aydınlanması insanların hürriyetini, hukukun üstünlüğünü, vatandaş haklarını, seçimli parlamentoyu, bunun arkasındaki Aydınlanma felsefesini temsil ediyordu. Bunlar bugün de önemli değerlerdir. Sovyet devrimi ise dogmatik bir ideoloji, kumanda ekonomisini ve proletarya adına totaliter diktatörlüğü savunuyordu; işlevi kalmayarak çöktü tabii.

HUKUK SİSTEMİ?

Kitapta hukuk sistemi önemli bir yer tutuyor. Bütün otoriter rejimlerin kuvvetler ayrılığı ilkesiyle problemi var. Kuvvetler birliğini savunuyorlar. Bolşevik hukukçulara göre kuvvetler ayrılığı ilkesi burjuvazinin oyunu… Biraz Sovyet hukuk sistemini anlatır mısınız?

Bence kitabın en önemli bölümlerinden biri bu. Evvela Lenin, kuracağı rejimi şöyle tarif etti: “Diktatörlük, doğrudan doğruya zora ve herhangi bir yasa ile sınırlandırılmamaya dayanan yöntemdir. Proletaryanın devrimci diktatörlüğü, proletarya tarafından burjuvaziye karşı şiddet kullanarak kazanılan ve sürdürülen yönetimdir, herhangi bir yasa ile sınırlandırılmayan yönetimdir.” Tarihçi Carr, Lenin’in kitap, yazı ve konuşmalarında “anayasa” kavramının bulunmadığına dikkat çeker. Stalin’in savcısı hukuk profesörü Vişinski, Sovyet hukuk teorisyeni Prof. Mikhail Reisney kuvvetler ayrılığı ilkesine “burjuva” diye hücum ettiler. Yargının görevini “hukukla sınırlanmayan ve kuvvete dayanan proletarya diktatörlüğüne destek vermek” ve “sömürücü sınıfların direnişini ezmek” olarak tanımladılar. Resmi Sovyet yayınlarında 1980’lerde bile yargının görevi “proletarya iktidarını desteklemek” olarak tanımlanır. Faşizmde de hukukun ve yargının görevi, diktatörlüğe hizmet etmektir.

YENİ SOĞUK SAVAŞ?

Bugünün dünyasında yeni bir “ideolojik bölünme” yaşandığını düşünüyor musunuz? Yeni bir Soğuk Savaş mümkün mü?

Tarihte benzerlikler vardır ama aynen tekerrür etmez. Bugünkü dünya 1930’lara benziyor, demokrasiler zaafta, otokrasiler güçleniyor. Ama demokrasinin çözemediği göçmenler ve teknolojik işsizlik sorunlarını otokrasiler de çözemeyecek, daha kötü hale getirerek. Görülmeye başlandı bile. Bugün de dünyada bir kutuplaşma var. Değerlerin demokratik veya otoriter olması bu yeni kutuplaşmada da önem arz ediyor. Fakat yeni kutuplaşma hem çok odaklı, hem ideolojilerden ziyade güç coğrafyaları halinde ortaya çıkıyor. Bakar mısınız, küreselleşmeyi Komünist Çin savunuyor, kapitalist Amerika engellemek istiyor.

Otoriter liderlerin ‘demokratik anayasa’ merakını nasıl değerlendiriyorsunuz? Lenin demokratik anayasa yapması için seçilen Kurucu Meclis’i dağıtıyor ama ardından yeni bir anayasa heyeti oluşturuyor. Anayasa kavramını ağzına almasa da.

Diktatörlerin kendilerinde güven hissi yaratacak, propaganda alanında da işe yarayacak göstermelik anayasalara ihtiyacı vardır. Oysa anayasa demek, iktidarın hukukla ve özgürlüklerle sınırlanması demektir. Totaliter ideolojiler bunu kabul etmezler. Diktatörler kendi yaptıkları anayasaya da uymazlar. Sovyetler bu konuda da çok öğretici bir örnektir.

BOLŞEVİK DEVRİM OLMASAYDI?

Komünist rejim kurulamamış olsaydı, Rusya’nın gidişatı nasıl olurdu? Bugün ne durumda olurdu?

Buna benzer bir soru, BBC muhabiri Clive Anderson’un programında son Sovyet lideri Gorbaçov’a sorulmuştu. Rus tarihinin nasıl cereyan etmesini isterdi? Gorbaçov “Şubat devriminin devam etmesini isterdim” diye cevap vermişti. Yani 1917 Şubat-Ekim dönemindeki anayasal parlamenter rejim. Bunu Lenin’in iktidarı ele getirmesi engelledi. Devam etseydi ve Rusya, mesela Çarlık dönemindeki sanayileşme performansıyla parlamenter cumhuriyet halinde devam etseydi, bugün girişimci sınıfa ve dinamik bir ekonomiye sahip parlamenter bir rejim olurdu. Daha iyi durumda olurdu. Oysa bugün Rusya’da iktisadi sistem oligarklar ekonomisi, siyasi sistem de otokrasi.

OTORİTER POPÜLİST AKIMLAR

Türkiye’de ve dünyada popülist otoriter akımlar güçleniyor. Merak ettiğim, siz bu kitabı yazarken Türkiye de sizin için bir motivasyon oldu mu?

Evet, zamanımızda otoriter akımların yükselmesi karşısında, totaliter ideolojiler ve sistemlerin incelenip ortaya konulması hem demokrasi hem hukuk fikrinin güçlenmesine önemli katkılar sağlar. Zaten bu sebepten mesela Nazi hukuk sistemine katkıları bulunan hukukçu Karl Schmitt gündemde.

Sovyetler Birliği’nin çöküşü sizce daha çok ekonomik mi, siyasal mı, yoksa ahlaki bir iflas mıydı?

Bunların hepsi bir arada. Ekonomi tıkanmıştı, reforme edilemiyordu. Siyasi sistemin kendisi reforma muhtaçtı, reforme edilemiyordu. Rejim kitleler nazarında ahlaki meşruiyetini kaybetmişti, nitekim geri dönelim diyen çıkmadı.

Şu anda bildiğim kadarıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini yazıyorsunuz, sistem devam ederken yazdığınız bir kitap olacak. Tanığı olduğunuz bir dönem araştırırken sizi şaşırtan, dikkatinizden kaçan bilgilere rastlıyor musunuz?

Çok tarih okumamdan geliyor; gazeteci olarak izlediğim olaylara, yarın yazılacak tarih diye bakarım ve önemli olanları not ederim. CB sistemini de gazeteci olarak böyle izledim, izliyorum. Tanıklık ettiğim halde şimdi beni hâlâ şaşırtan, sistem değiştirmek gibi fevkalade karmaşık bir konunun enine boyuna tartışılmadan, AK Parti cenahından bir tek değişiklik önergesi verilmeden, hatta metnini dahi görmeden imzalar verilerek desteklenmiş olmasıdır.

Devrimler devri kapandı mı?

Ufukta işaretleri gözüken bir devrim yok. Uzun vade hakkında konuşmak ise kehanet olur.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN