Yaklaşık bir yıldır Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Dr. Buğra Gökçe'nin X (eski adıyla Twitter) hesabı üzerinden paylaşılan "20 Şubat: Silivri'de iftar" başlıklı mektup, cezaevi koşullarında tutulan bir orucun hem fiziksel hem de psikolojik zorluklarını gözler önüne serdi.
Gökçe’nin kendi kaleminden çıkan ve Ramazan ayının cezaevi duvarları ardındaki yalnızlığını yansıtan paylaşım, kısa sürede sosyal medyada geniş yankı buldu.
Mektubuna, cezaevi koşullarında oruç tutma kararını nasıl aldığını anlatarak başlayan Gökçe, 11 aydır günde iki öğün beslendiğini ve aralarındaki 7 saatlik farkın sahur-iftar düzenine uygun olduğunu belirtti. İlaçlarını da bu yeni düzene göre ayarlayan Gökçe, sahurunu sabaha karşı saat 05.00 sularında peynir, ekmek ve domatesle yaptığını aktardı.
Fiziksel olarak zorlandığını gizlemeyen Gökçe, "2 gündür tansiyonum açlıktan olsa gerek 12-11 değil, 10 civarında seyrediyor. Doğal olarak bir halsizlik ve baş ağrısı var. Birkaç gün daha dayanabilirsem vücudumun bu düzene alışacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.
PLASTİK MASADA, BUHARLA ISITILAN YEMEKLER
Gökçe’nin mektubunda en dikkat çekici bölümlerden biri, iftar hazırlıklarını anlattığı kısımlar oldu. Cezaevinde akşam yemeğinin 16.30’da dağıtıldığını belirten Gökçe, yemekleri iftar saatine kadar nasıl sıcak tutmaya çalıştığını şu sözlerle anlattı:
"Çorbayı buharın üzerine koydum, üstüne tavuk ve bulguru yerleştirip kapağını örttüm iyice ısınsın diye. Aynı küçük, kare plastik masa hem çalışma hem yemek masam. Evraklarımı ve notlarımı toplayıp yatağın üzerine koydum. Masanın ucundan televizyona kadar gazete kâğıtları serdim. Yemeğin bir o yana bir bu yana yerini değiştirerek sıcak kalmasını sağladım."
"BEREKET KALABALIKTA DEĞİL, SABIRDA SAKLIDIR"
Ramazan ayının kendisi için her zaman "kalabalık, aile ve bereket" anlamına geldiğini vurgulayan Gökçe, cezaevi hücresindeki yalnızlığını çarpıcı sözlerle ifade etti.
Sofra kurmanın ve kaldırmanın tek başına yapılmasının insanın içine "başka türlü dokunduğunu" belirten İPA Başkanı, "Sofrada eksik olan sandalyeler kadar, içimde eksik kalan sesleri de duyuyorum bu günlerde. Açlık yalnız mideye değil, hatıralara da dokunuyor. Bu yalnız sofrada öğrendiğim şey şu oldu: Bereket bazen kalabalıkta değil, sabırda saklıdır. Ve insan en çok, kimse görmezken ettiği duayla sınanır" dedi.
"HUZUR VE HÜZÜN AYNI SOFRADA"
Televizyondan İstanbul ezanını takip ettiğini, birkaç dakika sonra ise uzaktan Silivri ezanının sesini duyarak orucunu açtığını anlatan Gökçe, o anki duygularını şu cümlelerle aktardı:
"Çorbayı yudumlarken kendimi tutamadım. Manevi bir huzur ile derin bir hüzün aynı sofrada birbirine karıştı. Gözlerim doldu... İçimde hem huzur hem hüzün var; yüreğimin yarasıyla yan yana."
Gökçe, cezaevi duvarları ardından kaleme aldığı mektubunu, tüm Türkiye için bir temenniyle sonlandırdı: "Ramazan ülkemize, coğrafyamıza barış, huzur ve adalet de getirsin. Özgürlüklerle de gelsin…"
20 Şubat: Silivri'de iftar
— Doç. Dr. Buğra Gökce (@gokcebugra) February 26, 2026
Bu Ramazan, tek başıma ve herhangi bir koşuşturma olmadan, son derece rutin ve sınırlı bir hayatın içinde olunca oruç tutabileceğimi düşündüm. İlaçlarımı sahur ve iftara göre planlarsam sorun olmaz diye hesap ettim. Zaten 11 aydır günde 2 öğün… pic.twitter.com/8SVbXaO3IS
