MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada gündeme ilişkin önemli mesajlar verdi. Konuşmasında hem küresel gelişmeleri hem de Türkiye’nin iç ve dış güvenlik politikalarını değerlendiren Bahçeli, 3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya yönelik operasyonu sert sözlerle eleştirdi. SDG/YPG’nin bölgedeki faaliyetlerine ve İsrail ile kurduğu ilişkilere de dikkat çeken Bahçeli, Türkiye’nin kararlı duruşunu vurguladı.
"MADURO’YA KARŞI YAPILAN HUKUK DIŞI SALDIRIYI HEPTEN LANETLİYORUM"
Bahçeli, Maduro’ya yapılan operasyonu “zorla lider transferi” olarak tanımlayarak, “Seçimle göreve gelmiş, egemen eşitliği uluslararası camiada hukuken tescillenmiş Venezuela’nın Devlet Başkanı Maduro’ya karşı yapılan gayri meşru ve hukuk dışı saldırıyı nefretle, şiddetle ve her yönüyle sadece kınamıyor, hepten lanetliyorum” ifadelerini kullandı. Bahçeli, bu operasyonun bir başka ülkenin iç işlerine zorla müdahale anlamına geldiğini vurgularken, olayın “dijital çağın yeni sürüm eşkıyalık taktiği” olduğunu söyledi.
Venezuela’daki operasyonun 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle benzerlik taşıdığına işaret eden Bahçeli, “Birisi uyumamış ve direnmiş; diğeri uyumuş ve teslim olmuştur. Şayet uyursak, uyuklarsak, uyuşursak unutmayınız ki izmihlal kaçınılmazdır” dedi. Maduro’nun suçlu olup olmadığını yargılamanın Venezuela halkına ait olduğunu ifade eden Bahçeli, ABD’nin bu operasyonla dünya genelinde yeni bir emperyalist yayılmacılık modeli izlediğini savundu.
Konuşmasında Suriye’ye ve terör örgütü SDG/YPG’ye de değinen Bahçeli, bu yapının İsrail’le kurduğu ilişkileri eleştirdi. “SDG/YPG’nin İsrail’in dümen suyuna girmesi, bu Siyonist alçaklık tarafından Mazlum Abdi’nin PKK’nın kurucu önderliği yerine hazırlanıyor görüntüsü çözümsüzlüğü ve kaosu sertleştirecektir” diyen Bahçeli, bu durumun kabul edilemez olduğunu söyledi.
Bahçeli, Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması gerektiğini vurgulayarak, Arap aşiretlerine “Şam yönetiminin önşartsız yanında durma” çağrısında bulundu. Türkiye’nin, SDG/YPG eliyle yürütülen her türlü İsrail planını bozacağını belirten Bahçeli, “Bu Siyonist şımarıklığın DEAŞ kartını masaya sürüp Türkiye üzerinde istihbarat operasyonları ve terörist faaliyetler yürütmesinin bedeli de çok ama çok ağır olacaktır” dedi.
Bahçeli ayrıca, dünya Yahudiliğine çağrıda bulunarak İsrail hükümetinin politikalarına karşı kolektif bir duruş sergilemelerini istedi. “Zulüm karşısında tarafsızlık veya tarafsız bir alan yoktur. Sessizlik suça ortaklık manasına gelecektir” ifadelerini kullanan Bahçeli, uluslararası hukuk ve insani değerler temelinde İsrail’e karşı ahlaki ve vicdani bir denge kurulması gerektiğini vurguladı.
Bahçeli'nin konuşması şu şekilde:
Timur’un Anadolu’da dört nala ilerleyiş kaydedip hakimiyet alanlarını genişlettiği dönemde, Yıldırım Bayezid’in bir çoban kavalının yanık sesinden esinlenerek şunları söylediği rivayet edilmektedir: “Çal bre çoban çal! Ne canın yandı ne ciğerin dağlandı! Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Sivas gibi şehrin mi yıkıldı?”Bütüncül zaman telakkisiyle ifade ve iddia edebilirim ki, bu topraklar üzerinde görülen ve gösterime sokulan felaketlerden zaferlere kadar her ne yaşanmışsa maşeri vicdanda mahfuz ve mazbuttur.Tarihin acıklı kıvrım noktalarında canımız yansa da, ciğerimiz dağlansa da, felaketler tıpkı arı kolonisi gibi oğul verse de, milli varlığımızın ve muazzez vakarımızın minnetsiz muhafazası üstün azim ve cesaretle sağlanmıştır. Yeni yüzyılın zorlu etaplarını birer birer geçerek, geçmişin çağrısını geleceğin çehresiyle birleştirmek, ecdadımızın hükmünü evlatlarımızın haysiyet ve hürriyetiyle örtüştürmek müşterek gaye olarak önümüzdedir. MHP bu gayenin her yönüyle şuurundadır. Cumhur İttifakı bu gayenin icra ve ifa amacındadır.
21’inci yüzyılın ikinci çeyreğini Türkiye ve Türk milletinin lehine çevirmek mümkündür, bu istikametin rotasında kararlı adımların birbirini dengeli şekilde takip ve temini asıl olmalıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılının bereket vadisinde muazzam gelişmelere imza atmak, ülkemizi ve milletimizi hayal ve hedeflerimizin mutena sınırlarına taşımak elimizde ve imkanlarımız içindedir. 21’inci yüzyılın ikinci çeyreği bizi 2053’e, yani İstanbul’un fethinin 600’üncü yıldönümüne götürecektir. Bu tarihteki ulaşılabilir stratejik hedefimiz bugün atacağımız güçlü temellerle Süper Güç Türkiye’yi inşa etmek olmalıdır.
Ayakları yere basan, analitik ve gerçekçi bir fikrin tezekkürüyle diyebilirim ki, yeni yüzyıl süper güçle taçlanmış bir Türkiye’ye gebedir. Bu kutlu doğumun gerçekleşmesi Türk milleti mucizesinin beşeriyeti sarmasına yol açacak; adalet, ahlakiyet, insaniyet, merhamet, cesaret, hakkaniyet, fazilet, medeni kuvvet merkeziyetinden dünyanın saygı ve hayranlığı da kazanılmış olacaktır. Söz konusu uzun soluklu süreç sancılı olabilir. Ağır sorun ve sıkıntıların gölgesi de üzerimize düşebilir. İnsan varsa eşrefi mahlukatın bacası tütüyor diyerek, zirveler kartalsız, coğrafyalar Bozkurtsuz, gönüller kızılelmasız olmaz diyerek yürüyeceğiz, yükseleceğiz, elhak muzafferliğin mührünü bu yüzyılın alnına vuracağız.
Yüklerini atmış, bağımlılık katsayısını azaltmış; ekonomik büyüme, sosyal gelişme, milli bütünleşme mihverinde zincirlerini parçalamış kalkınma ve gelişme dinamiklerini eşzamanlı hayata geçirmiş milli ekonomimizle; Asırlara sari olmasının yanında kudret ve kifayetle harcı karılan, felsefesiyle, teamülüyle, gelenekleriyle, hepsinin öncesinde ise hukuki vasfı ve hükümran mazisiyle dünya çapında muharrik ve müteyakkız farkla sivrilen Türk devlet ve yönetim müktesebatımızla, Sanayiden tarıma, turizmden doğal kaynaklara, eğitimden sanata, enerjiden ulaştırmaya, dev bir potansiyel olan Türk gençliğinden çevremizde billurlaşıp istikrar, güven, gelecek, kardeşlik, barış, zenginlik ve huzur vadeden Türk Kuşağı’yla, dahası bir masa etrafında toplayabilen yeni yüzyıl diplomatik vaziyet ve vizyonumuzla, biliniz ki, başaramayacağımız bir şey yoktur, yapamayacağımız bir şey yoktur, süper güç Türkiye’nin engellenmesi diye bir şey de söz konusu olamayacaktır.
Meşhur Filozof Platon’a atfedilen şu sözle gündemdeki mahut ve malum gelişmeleri ele alma düşüncesindeyim. Şöyle diyor Platon: “Bir insanı zorda bırakmak istiyorsanız ona bir tanım sormanız yeterlidir.” Bugünkü tablosuyla iç karartan, iflasın ve imhanın kıyısında adeta can çekişen, hatta fiilen/hukuken entübe edilen uluslararası müesses nizamı içine kaydığı feci ortamla eklemleyerek tanımlasaydık, acaba en isabetli tanımı nasıl yapardık?
Hakikatin simyasıyla kavram ve kelimelerin can evine nüfuz etsek bile, yenidünya düzeni masalını, azgınlaşan Siyonist-Emperyalist küstahlığı ahlak, adalet ve hukuk ölçeğinin evrensel parametreleriyle izah etmek kabil midir? Bal yapmayan arıların kovanı gibi uğuldayanların palavralarını bir kenara bırakırsak, gerçekten bugünkü kaotik, despotik ve dispotik dünyanın tanımı kolayca yapılacak cinsten değildir.
'KARAYİP KORSANLARI FİLMİ DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE GERÇEKLEŞMİŞTİR'
İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip küresel emperyalizmin doymak bilmeyen kursağı ne hak tanımış ne hukuk bilmiştir. İnsanlık tarihinin geneline ışıklar saldığımızda asker, silah ve teknoloji üstünü ülkelerin daha ceberut, daha tahakkümcü olduğunu sayısız misalle teyit ve teksif etmemiz mümkündür. Hukukun gücü yerine, güçlülerin hukukunun amir ve havi olması yeni bir durum değildir.
Konuşmamın başından itibaren vurguladığım 21’inci yüzyılın ikinci çeyreğinin daha ikinci gününde tarihte belki de hiç tesadüf edilmeyen bir haydutluk, bir korsanlık, bir insan kaldırma, bir insan kaçırma vakası yaşanmıştır. Beyaz perdede ya da televizyonlarda izlediğimiz Karayip Korsanları filmi resmen ve alenen tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş, film seti Venezuela’nın başkenti Karakas’ta kurulmuştur.
Öncelikle seçimle göreve gelmiş, egemen eşitliği uluslararası camiada hukuken tescillenmiş Venezuela’nın Devlet Başkanı Maduro’ya karşı yapılan gayri meşru ve hukuk dışı saldırıyı nefretle, şiddetle ve her yönüyle sadece kınamıyor, hepten lanetliyorum.Bu ayıp, bu ahlaki yıkım, bu zalimlik, bu hukuk tanımazlık, bu insan hakları karşıtlığı, bu kabalık, bu skandal eylem, bu mütehakkim zorbalık hiç kimseye hak, hiçbir ülkenin de imtiyazı değildir. Maduro’nun hataları, yanlışları ve kanunsuz iş ve işlemleri varsa bile, bunun silahlı ve zora dayalı tecziyesi bir başka ülkenin yetki sahası içinde ele alınamaz.
Muhatap Venezuela halkıdır, sorumluluk Venezuela halkınındır; seçimle gelenin seçimle gitmesi, suç işleyenin, suçu olanın kendi ülkesindeki mahkemeler önünde hesap vermesi bir demokrasi ve hukuk normudur. En azından genel geçer kabul ve kuralın meşruiyet temeli bu olmalıdır. Venezuela örneği ne ilktir, ne de son olacaktır.
Ancak bir devlet başkanının ülkesinin başkentinde, istihbarat sızmasıyla başlayan kombine bir saldırı planlamasıyla, gece yarısı yatağından eşiyle birlikte güç kullanılarak sürüklene sürüklene alınması ilk kez vuku bulmuştur. Dijital çağın yeni sürüm eşkıyalık taktiğiyle insan kaçırılmış, uluslararası literatürdeki tarifiyle, “zorla lider transferi” yapılmıştır.
Tarihte barbar kavimler Roma’yı nasıl istila etmişse, aynısı 2 Ocağı 3 Ocağa bağlayan gece yarısı Karakas’ta sahnelenmiştir. Bu müfrit ve mütehakkim tablonun ülkemizde yaşanan 15 Temmuz ihanetiyle benzerliği de dikkat çekicidir. 3 Ocak 2026 tarihinin akşam saatlerinde bir televizyon kanalına gönderdiğim mesajda vurguladığım üzere, ABD’nin Venezuela’da yapmış olduğu askeri müdahale ile Devlet Başkanı Maduro’yu iktidardan haksız ve hukuksuz şekilde uzaklaştırma girişimi bilinen ve tanıdık bir komplodur.
Türkiye’de 15 Temmuz 2026 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris’te bulunurken, doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle, bugün Maduro’yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır.15 Temmuz’da, casus ve haşhaşi örgütü maşa olarak kullanarak üzerimize salan ABD, Venezuela’da bunun yerine doğrudan müdahale etmiştir.
Türk milletinin ayağa kalkan iradesine ve kahramanca mücadelesine çapıp yerle yeksan olan FETÖ ihanetiyle Venezuela’daki gece yarısı darbesi aynı tornanın mamulü, aynı projenin mahsulüdür. Biliyoruz ki, sü uyusa da düşman uyumayacaktır; şayet uyursak, uyuklarsak, uyuşursak unutmayınız ki izmihlal kaçınılmazdır.
"TRUMP’IN YENİ HEDEFLERİ; MEKSİKA, KOLOMBİYA, PANAMA, KÜBA, KANADA VE GRÖLAND’DIR"
Venezuela meselesi dünyanın üzerine eski bir harabe gibi çökmüş, depremden sonra yıkılan çok katlı binalar gibi yıkılmıştır. Bunun altından nasıl kalkılacağı, 3’üncüsünün çatısı örülen dünya savaşının tutuşturulmak istenen kıvılcımının önüne nasıl geçileceği muammanın daniskasına dönüşmüştür. Trump’ın yeni hedefleri; Meksika, Kolombiya, Panama, Küba, Kanada ve Gröland’dır.
Tezahür eden akıl ve izan tutulmasının, tekmil halindeki egemenlik ve hukuk yarılmalarının dünyayı kademe kademe felakete taşıdığını fark ve idrak etmemek için yalnızca üç maymunu oynamak yeterlidir.
ABD Başkanı’nın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz”demesi, enerji kaynaklarına çökme mesajı yenilenmiş sömürgeciliğin, yeni baştan kurgulanan emperyalist yayılmacılığın dekoratif karanlık yüzünü deşifre etmiştir. ABD’nin asıl hedefi enerji akışının kontrolü, altın başta olmak üzere değerli maden ve mineral ticaretine hükmetme; açılan siyasi, askeri ve ekonomik cephelerle bir ülkenin neyi ver neyi yoksa aşırma ve el koymadır. Esasen tüm dünya yakın tehdit markajındadır.
Direk teslimiyet olmadan, devlet ricalinde, askeri ve güvenlik bürokrasisinde, siyasi ve stratejik makamlarda devşirilmiş insanlar bulunmadan, bir ülkenin devlet başkanını eşiyle birlikte gece yarısı yatağından almak hiç kimsenin, hiçbir muhasım gücün yapabileceği bir şey değildir. Şimdi anlaşıldı mı, iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz. Şimdi anlaşıldı mı, “Terörsüz Türkiye” hedefindeki ısrar ve irademiz. Şimdi anlaşıldı mı, Türk’ü sevmeyen Kürt, Kürt’ü sevmeyen de Türk olmaz söz ve beyanımızdaki sahicilik ve sağlamlık.
Gazze’de süregelen soykırım; Somali, Yemen, Sudan, Etiyopya ve Kızıldeniz’i içine alan, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’ni kamplaştıran egemenlik arayışları, Rusya ile Ukrayna arasında beşinci yılına giren savaş hali barış, huzur ve güvenlik arayışlarının duvara tosladığının en kısa göstergesinden başka bir şey değildir.
Bölgesel ve küresel manzaranın bozulan ve bulanan atmosferine karşı “Terörsüz Türkiye’nin oluşması ve olgunlaşması maksadıyla çalışmalarımızı sabırla devam ettiriyoruz. Büyük bir kucaklaşma ve kaynaşma seferberliğiyle çevremizde kazılan nifak çukurlarına inanıyorum ki düşmeyeceğiz.
Suriye’de geciken ve ertelenen entegrasyon sürecinin bir an evvel gerçekleşmesi, 27 Şubat İmralı çağrısına müzahir gelişmelerin ortaya çıkması lazımdır. SDG/YPG’nin müzakere edilemez talepleri gündeme taşıması akıllara evvela uzlaşmadan kaçmak için mazeret ürettiğini getirmektedir. SDG/YPG Suriye’nin Kuzeydoğusunda geniş bir alanda fiili hakimiyet kurmuştur.
"MAZLUM ABDİ’NİN PKK’NIN KURUCU ÖNDERLİĞİ YERİNE HAZIRLANIYOR GÖRÜNTÜSÜ ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ VE KAOSU SERTLEŞTİRECEKTİR"
SDG/YPG’nin İsrail’in dümen suyuna girmesi, bu Siyonist alçaklık tarafından Mazlum Abdi’nin PKK’nın kurucu önderliği yerine hazırlanıyor görüntüsü çözümsüzlüğü ve kaosu sertleştirecektir.Ya mutabakatla ya da zorla Suriye’nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğü kategorik olarak tesis edilmeli, bilhassa Arap aşiretleri Şam yönetiminin önşartsız yanında durmalıdır.Suriye’de İsrail planları bozulacaktır.
Bu Siyonist şımarıklığın DEAŞ kartını masaya sürüp Türkiye üzerinde istihbarat operasyonları ve terörist faaliyetler yürütmesinin bedeli de çok ama çok ağır olacaktır. Eninde sonunda işlenmiş soykırım suçunun siyasi ve hukuki sonuçları muhakkak olacaktır. Toplu katliam ile soykırım boyutuna ulaşan saldırıların ve saldırganlığın herhangi bir inanç sistemiyle, herhangi bir kutsal metinle veya insanlığın ahlaki kazanımlarıyla bağdaşmadığı çok açıktır.
İsrail, Filistinli mazlumlar kadar dünyadaki masum siviller için de aşırılaşmış bir tehdittir.
Bu nedenle İsrail halkı ile Yahudi inanç mensupları küresel dışlanmayla yüz yüzedir.
Netenyahu politikalarının ahlaki ve hukuki lekesi esasen bütün Yahudilere tesir etmiştir.
Dünya Yahudiliğinin temsilcilerini bu lekeyi temizlemeye, İsrail vahşetini durdurmaya, Gazze halkının insani ihtiyaçlarını karşılamaya, mazlumların dokunulmaz hakları korumaya, bölgesel düzlemde barış ve istikrarı desteklemeye, bu kapsamda da inisiyatif almaya çağırıyorum. Bu çağrım bir kimliği veya bir inancı hedef almak için değil, bilakis adalet, merhamet ve insan onurunu hatırlatmak içindir. Zulüm karşısında tarafsızlık veya tarafsız bir alan yoktur.
Dünya Yahudi cemaatini devlet politikalarıyla dini kimliği birbirinden net biçimde ayırmaya, Netenyahu yönetiminin soykırım ve yayılmacılık siyasetini kolektif bir iradeyle reddetmeye, uluslararası hukuk ve insani değerler temelinde İsrail üzerinde ahlaki ve vicdani dengeleyici rol oynamaya davet ediyorum.
Bu meyanda Dünya Yahudiliğini temsil eden çatı kuruluşlar, dini konseyler, akademik platformlar ve sivil toplum kuruluşları eşgüdüm halinde bir tutum ve eylem planı hazırlamalıdır.
Ayrıca Dünya Yahudiliğinin göstereceği ilkeli duruşun; yalnızca savunmasız ve masum Filistinlilerin değil, Yahudi inancının, küresel barışın ve insanlığın ortak değer hazinesinin müdafaası bakımından da belirleyici olmasını ümit ediyorum.Hiç kimse hesap hatası yapmasın. Hiç kimse itiyle, çakalıyla etrafımızda dolaşmasın.
Yalova’da etkisiz hale getirilen DEAŞ’lı teröristlerin akıbeti herkese de ders ve ibret olsun. Son olarak, bu DEAŞ’lı teröristlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarının söylenmesi son derece rahatsız edici ve sorunlu bir açıklamadır."
