Gelsenkirchen’deki Sparkasse şubesinde yaşanan olayda, özel matkaplarla banka duvarı delinerek kasalara ulaşıldı. Yaklaşık 3 bin 250 kasanın açıldığı soygunda, değeri 30 milyon avro civarında olduğu tahmin edilen para ve altınların çalındığı bildirildi. Aynı bankanın Bonn şubesinde de 20 kilogram altının kaybolduğu, bu olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen bir banka çalışanının tutuklandığı açıklandı.
“ANA KASAYA DOKUNULMADI”
Mağdurlardan Ünal Mete, soygun haberini aldıklarında büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını belirterek, Almanya’da bir devlet bankasında bu ölçekte bir güvenlik zafiyetinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Mete, “Müşterilere ait kasalar boşaltıldı ama bankanın kendi ana kasasına hiçbir şey olmadı. Bu durum bile başlı başına düşündürücü” ifadelerini kullandı.
Soygunun ardından bankanın kendileriyle yeterli iletişim kurmadığını dile getiren Mete, zararlarının karşılanıp karşılanmayacağına dair net bir bilgi verilmediğini aktardı.
“BU ŞUBE BİLİNÇLİ OLARAK SEÇİLDİ”
Mete’ye göre Gelsenkirchen şubesinin hedef alınması tesadüf değil. Kasaların yaklaşık yüzde 95’inin yabancı kökenli müşterilere ait olduğunu vurgulayan Mete, “Bu şubede kasaların büyük kısmını Türk ve Araplar kiralıyor. Banka kayıtlarında da bu açıkça görülüyor. Hırsızların bu müşteri profilini bilerek burayı seçtiğini düşünüyoruz” dedi.
MAĞDURLARIN PROFİLİ DİKKAT ÇEKİYOR
Mağdurların bir platform aracılığıyla bir araya geldiğini anlatan Mete, binlerce kişilik mağdur grubunda yalnızca bir Alman vatandaşının bulunduğunu, geri kalanların büyük çoğunluğunun Türk ve Arap kökenli olduğunu söyledi. İnsanların yıllarca biriktirdikleri paraları ve altınları güvenli olduğu düşüncesiyle bankalara emanet ettiklerini hatırlattı.
SİGORTA YETERSİZ KALDI
Mağdurlar, bankanın kasa kiralama sırasında sunduğu sigortanın 10 bin avro ile sınırlı olduğunu ve kayıpların bu tutarın çok üzerinde bulunduğunu dile getiriyor. Mete, “Kasalarımızda sigorta bedelinin katbekat üzerinde değerler vardı. Banka bunu koruyamadı ama sorumluluğu da üstlenmiyor” diye konuştu.
Banka yetkililerinin, kasaların içeriğini bilmediklerini ve belge talep ettiklerini söyleyen Mete, düğünde takılan altınlar veya elden alınan ziynet eşyaları için resmi belge sunmanın mümkün olmadığını ifade etti.
“BU KADAR GÜRÜLTÜ NASIL FARK EDİLMEDİ?”
Mağdurlardan Cihat Erdem Bostancı ise soygunun son derece profesyonel ekipmanlarla yapıldığını savundu. Duvarın delinmesi sırasında yoğun gürültü, su ve elektrik kullanılmış olması gerektiğini belirten Bostancı, “Bu kadar ses, toz ve titreşim varken kimsenin duymaması akıl alır gibi değil” dedi.
Noel tatili sırasında gerçekleşen soygunun neden ihbar edilmediğini de sorgulayan Bostancı, normal bir ev tadilatında bile polisin kısa sürede müdahale ettiğini hatırlattı.
“İHMAL YA DA DAHLİ SORGULANMALI”
Güngör Kalın ise banka yetkililerinin tutumuna tepki göstererek, “Burada soyulan banka değil, insanların özel kasalarıdır. ‘Bankanın soyulmamasına seviniyoruz’ şeklindeki açıklama kabul edilemez” dedi. Bankaya çok yakın bir polis karakolu bulunduğunu hatırlatan Kalın, alarmın neden devreye girmediğinin açıklanması gerektiğini vurguladı.
Kalın ayrıca, olay yerine giriş için kullanılan özel otoparkın sadece banka kartlarıyla açılabildiğine dikkat çekerek, bu kartların nasıl temin edildiğinin yanıtlanması gereken önemli bir soru olduğunu söyledi.
“RESMİ MAKAMLAR SESSİZ”
Emre Yıldırım da ailesiyle birlikte üç kuşaktır aynı bankayı kullandıklarını belirterek, olayın ardından ne belediyeden ne de eyalet yönetiminden tatmin edici bir açıklama gelmediğini ifade etti. Yıldırım, “Bu banka devlete ve belediyeye ait. Buna rağmen hiçbir yetkilinin çıkıp kamuoyuna açıklama yapmaması büyük bir skandal” dedi.
Alarm sistemlerinin çalışmaması ve bazı alarmların çalmasına rağmen itfaiyenin müdahale etmeden geri dönmesi ise mağdurların şüphelerini daha da artıran unsurlar arasında yer alıyor.
Mağdurlar, hem Alman makamlarından hem de Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinden hukuki süreçte destek beklediklerini dile getiriyor.
