Türkiye'de artan hayat pahalılığı ve toplumsal kutuplaşma, vatandaşların psikolojik dayanıklılığını test ediyor. Bir yanda CHP'nin açıkladığı rekor antidepresan kullanım verileri, diğer yanda MetroPOLL Araştırma'nın "Toplumsal Tükenmişlik ve Güven" raporu, ülkedeki "duygu ikliminin" vahametini gözler önüne serdi. İki ayrı veri setinin birleşimi, sorunları çözülmeyen, güven duygusu zedelenen ve çareyi ilaçlarda arayan bir toplum tablosu çiziyor.
ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA 10 YILDA YÜZDE 60'A YAKIN ARTIŞ
CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut’un paylaştığı 2025 yılı verileri, mutsuzluğun somut göstergesi olan ilaç kullanımındaki patlamayı belgeledi. Verilere göre, 2016 yılında 45 milyon 132 bin kutu olan antidepresan kullanımı, son 10 yılda yüzde 58,5’lik rekor bir artış gösterdi.
2025 yılı itibarıyla Türkiye’de tüketilen antidepresan miktarı 71 milyon 527 bin 690 kutuya ulaştı. Sadece son bir yılda, vatandaşların dertlerini unutabilmek için tükettiği ilaç miktarı, bir önceki yıla göre yüzde 9 artarak yaklaşık 6 milyon kutu daha fazla oldu. Bu artışın kamu bütçesine maliyeti ise 2025 yılında 6 milyar 480 milyon TL olarak kayıtlara geçti.
Bulut, bu tabloyu "İnsanlar ay sonunu değil, yarını düşünmekten uyuyamaz hale geldi. İktidar sorunları çözmek yerine, toplumu antidepresanlarla ayakta tutmaya çalışıyor" sözleriyle eleştirdi.

TOPLUMUN YÜZDE 61'İ 'TÜKENMİŞ' HİSSEDİYOR
İlaç kullanımındaki bu artışın sosyolojik arka planını ise MetroPOLL Araştırma’nın "Türkiye'nin Nabzı Aralık 2025" çalışması doğruladı. Araştırmaya göre Türkiye, 100 üzerinden 59 puanla "yüksek tükenmişlik" bandında yer alıyor. Katılımcıların yüzde 61’i, günlük yaşamını belirgin bir duygusal yorgunluk ve baskı altında sürdürdüğünü ifade ediyor.
Tükenmişliğin en yoğun hissedildiği gruplar kadınlar, gençler ve işsizler olarak öne çıkarken; kadınların üçte ikisinin (%66) yüksek tükenmişlik yaşaması dikkat çekti. Ayrıca vatandaşların yüzde 55'i, ülke gündemini takip etmenin kendilerini "fazla bunalttığını" belirterek, haberleri artık bir bilgi değil, "stres kaynağı" olarak gördüğünü kaydetti.
PSİKOLOJİK DESTEK İHTİYACI VAR, DOKTORA GİDEN YOK
Raporun en çarpıcı sonuçlarından biri de ihtiyaç ve erişim arasındaki uçurum oldu. Son bir yıl içinde her iki kişiden biri (%44,3) psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtse de, profesyonel yardım alanların oranı oldukça düşük kaldı. Vatandaşların yüzde 70'i zor zamanlarında ailesine sığınırken, psikolog veya psikiyatriste başvuranların oranı sadece yüzde 2'de kaldı. Bu veri, milyonlarca kişinin profesyonel tedavi yerine ilaçla günü kurtarmaya çalıştığı tezini güçlendiriyor.
GÜVEN KRİZİ VE GENÇLERDE 'GİTME' İSTEĞİ
Ekonomik ve psikolojik darboğaz, toplumsal güveni de zedeledi. Araştırmaya göre seçmenlerin yüzde 45'i "hiçbir yere güvenmeyenler" sınıfında yer alıyor. Bu grup ne devlete, ne kurumlara ne de tanımadığı insanlara güven duyuyor.
Öte yandan aidiyet duygusundaki erozyon, özellikle genç nüfusta belirginleşti. 18-34 yaş grubunda ve eğitimli kesimde "Fırsat olsa başka ülkede yaşamak isterim" diyenlerin oranı, ülkede kalmak isteyenlerle başa baş noktasına geldi. Rapor, gençlerdeki bu eğilimin artık marjinal bir düşünce olmaktan çıkıp "ana akım bir seçeneğe" dönüştüğünü vurguluyor.
