Arkadaşlıklar çoğu zaman kendiliğinden gelişir gibi görünse de uzun vadede ayakta kalabilmeleri için yalnızca iyi anlaşmak yeterli olmuyor.
Washington Post’ta yayımlanan bir makalede, güçlü arkadaşlıkların küçük ama anlamlı çabalarla sürdüğü belirtildi. Yoğun bir iş haftasında mesaja dönmek, önemli bir doktor randevusunun ardından hal hatır sormak ya da uzak mesafeye rağmen buluşmak için zaman ayırmak, sağlıklı ilişkilerin devamını sağlayan davranışlar arasında gösterildi.
Ancak uzmanlara göre bazı arkadaşlıklar, zamanla destek veren bir bağ olmaktan çıkıp kişiyi duygusal olarak tüketen bir ilişkiye dönüşebiliyor.
“ARKADAŞLIKLAR SEÇİLMİŞ İLİŞKİLERDİR”
Northern Illinois Üniversitesi Eğitim Fakültesi Danışmanlık ve Yükseköğretim Bölümü Başkanı Suzanne Degges-White, arkadaşlıkların inşa edilen ve gönüllülük esasına dayanan ilişkiler olduğunu belirtti.
Uzmanlara göre bu durum, arkadaşlıkların emek gerektirdiği anlamına geliyor. Ancak kişi, kendisini sürekli yoran, tek taraflı ilerleyen ve duygusal kaynaklarını tüketen bir ilişkiyi sürdürmek zorunda değil.
Psikolog ve çift terapisti Patrice Le Goy da uzun süreli ilişkilerde dönemsel dengesizliklerin kaçınılmaz olabileceğini belirtiyor. İnsanların yaş aldıkça, iş değiştirdikçe, evlendikçe, çocuk sahibi oldukça ya da tükenmişlik yaşadıkça arkadaşlıklarına ayırabildikleri enerji değişebiliyor.
Buna rağmen uzmanlar, kronik tek taraflılığı ve sürekli duygusal yorgunluğu “yakın kalmanın bedeli” olarak görmemek gerektiğini vurguluyor.
1. KENDİNİZ GİBİ DAVRANAMIYORSANIZ
Makalede bir arkadaşlığı yeniden değerlendirmeyi gerektiren ilk işaret, kişinin o ilişkinin içinde kendisi gibi davranamaması olarak gösterildi.
Uzmanlara göre arkadaşlık, kişinin yargılanma korkusu olmadan var olabildiği bir alan olmalı. Bu, herkesle en derin sırların paylaşılması gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak kişinin düşüncelerini, sevinçlerini, başarılarını ya da kırılganlıklarını sürekli saklamak zorunda hissetmesi sağlıklı bir işaret değil.
Bir arkadaşınızın yanında iyi haberlerinizi paylaşmaktan kaçınıyorsanız, başarılarınızı küçültüyor, fikirlerinizi yumuşatıyor ya da yalnızca onay görmek için olduğunuzdan farklı davranıyorsanız, bu ilişkinin temelinde kabul görme duygusu zayıflamış olabilir.
Uzmanlara göre sağlıklı arkadaşlığın asgari koşulu, kişinin anlaşıldığını ve olduğu haliyle kabul edildiğini hissedebilmesidir.
2. İLİŞKİYİ HEP SİZ AYAKTA TUTUYORSANIZ
Makalede öne çıkan ikinci işaret, arkadaşlığın bütün yükünün tek bir kişinin omzunda olması.
İnsanlar genellikle arkadaşlığın gücünü ne kadar sık mesajlaşıldığı ya da ne kadar sık görüşüldüğüyle ölçüyor. Ancak uzmanlara göre asıl belirleyici olan temas sıklığı değil, karşılıklı özen.
Klinik psikolog Christie Ferrari’ye göre yoğun bir hayat temposu içinde olan bir arkadaş bile, değer verdiği kişiye bunu hissettirebilir. Her zaman uzun buluşmalar mümkün olmayabilir; ancak kısa bir mesaj, ses kaydı, önemli bir gelişmeden sonra hatırlamak ya da “Şu an çok yoğunum ama aklımdasın” demek bile ilişkinin karşılıklı olduğunu gösterir.
Daha kaygı verici olan ise ilişkinin yalnızca bir tarafın çabasıyla sürmesidir.
Uzmanlar, birkaç haftalık geçici bir aksaklıktan çok, aylar ve yıllar içindeki genel tabloya bakılması gerektiğini belirtiyor. Planları kim yapıyor, kim takip ediyor, doğum günlerini kim hatırlıyor, önemli anlardan sonra kim arıyor, konuşmayı kim canlı tutuyor?
Eğer siz tamamen geri çekildiğinizde ortada bir arkadaşlık kalmayacaksa, bu ilişki artık tek taraflı hale gelmiş olabilir.
3. SORUNLARI BİRLİKTE ÇÖZEMİYORSANIZ
Bir arkadaşlığın sürdürülebilir olup olmadığını gösteren en önemli başlıklardan biri de sorunlar karşısındaki tutum.
Uzmanlara göre ilişkiyi önemseyen insanlar, gerginlik yaşandığında bunu yok saymak yerine bir şekilde onarmaya çalışır. Özür dilemek, rahatsız edici de olsa konuşmaya açık olmak ya da karşı tarafı kıran davranışı değiştirmek, arkadaşlığı sürdürme isteğinin göstergesidir.
Buna karşılık, sorunları sürekli küçümseyen, konuşmaktan kaçınan ya da ilk anlaşmazlıkta ilişkiyi gözden çıkaran kişiler, arkadaşlığa aynı düzeyde yatırım yapmıyor olabilir.
Bir kırıcı sözden bahsettiğinizde karşı taraf sizi “fazla hassas” olmakla suçluyorsa, daha fazla tutarlılık istediğinizde sürekli bahane üretiyorsa, bu tablo zamanla ilişkinin ne kadar tek taraflı yürüdüğünü ortaya koyabilir.
ARKADAŞLIK ARTIK İYİ GELMİYORSA NE YAPILMALI?
Makalede, romantik ilişkilerden farklı olarak arkadaşlıkların çoğu zaman belirgin bir “ayrılık konuşmasıyla” sona ermediğine dikkat çekildi.
Sosyolojik araştırmalara göre arkadaşlıklar çoğu zaman yavaş yavaş çözülüyor. Daha az görüşmek, daha az paylaşmak, beklentileri azaltmak ve ilişkinin doğal akışında sönmesine izin vermek, özellikle yeni, yüzeysel ya da zaten tek taraflı hale gelmiş arkadaşlıklarda uygun bir yöntem olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre burada temel mesele, karşı taraftan yüzde 10 çaba gelirken ilişkiye yüzde 90 enerji vermemek.
Sürekli plan iptal eden biri için hayatınızı yeniden düzenlemek, ilginizi ve kırılganlıklarınızı sürekli ilgisiz kalan birine açmak ya da her defasında yalnızca sizin aramanız, ilişkiyi daha da yorucu hale getirebilir.
BAZI ARKADAŞLIKLARDA AÇIK KONUŞMA GEREKEBİLİR
Buna karşın uzun yıllara dayanan, derin bağların olduğu ya da karşı tarafın hâlâ yakınlığı sürdürmek istediği arkadaşlıklarda tamamen sessizce uzaklaşmak yerine konuşmak daha doğru olabilir.
Uzmanlar, böyle durumlarda karşı tarafı suçlamadan, ilişkiyi artık aynı şekilde sürdüremeyeceğinizi anlatmanın daha sağlıklı olduğunu belirtiyor.
Bu tür bir konuşmada bütün kırgınlıkları tek tek sıralamak yerine, kişinin kendi hayatındaki değişimi ve kapasitesini anlatması öneriliyor. Örneğin, “Hayatımda büyük değişiklikler yaşıyorum ve eskisi gibi bir arkadaş olabileceğimden emin değilim” gibi bir ifade, ilişkiyi gereksiz çatışmaya sürüklemeden mesafe koymanın yolu olabilir.
HER ARKADAŞLIK ÖMÜR BOYU SÜRMEK ZORUNDA DEĞİL
Uzmanlara göre yaş almak, bazı arkadaşlıkların doğal olarak geride kalmasını da beraberinde getiriyor.
İnsanlar değiştikçe beklentileri, sınırları ve ilişki ihtiyaçları da değişiyor. Bu nedenle her arkadaşlığın ömür boyu sürmesi gerekmiyor.
Makalede, kişiyi tüketen ilişkileri geride bırakmanın yalnızca bir kayıp olmadığı, aynı zamanda daha sağlıklı ve karşılıklı bağlara alan açtığı vurgulanıyor.
Uzmanlara göre yakınlık, sürekli yorgunluk ve duygusal yük anlamına gelmemeli. Gerçek dostluk, kişinin kendini sürekli ispatlamak zorunda kalmadığı, karşılıklı emek ve kabul üzerine kurulan bir bağ olmalı.
