Geçtiğimiz günlerde küresel sanat piyasasının dinamiklerini temelden sarsacak, ancak geleneksel sanat çevrelerinin pek de yüksek sesle konuşmak istemediği, hatta içten içe burun kıvırdığı bir gelişme yaşandı. Dünyanın en köklü, en prestijli müzayede evlerinden biri olan, 258 yıllık tarihiyle adeta ‘yüksek sanatın’ mabedi sayılan Christie’s, bünyesinde resmen bir ‘Popüler Kültür Departmanı’ kurduğunu açıkladı. Yüzyıllardır Rembrandt’ları, Picasso’ları, Monet’leri çekiç altına süren bu devasa kurumun; Heritage Auctions’ın eski strateji şefi Josh Benesh’i transfer ederek müzik, sinema, spor, tarih ve bilim gibi çok geniş bir yelpazeyi kapsayan bu yeni bölümün başına getirmesi sıradan bir haber değil. Kurumun artık Kurt Cobain’in sigara yanığı izleri taşıyan darmadağınık hırkasını, Michael Jordan’ın efsanevi formasını veya ‘Star Wars’ setinden kalma bir ışın kılıcını tıpkı bir Rönesans başyapıtıymış gibi kurumsal bir çatı altında pazarlayacak olması basbayağı bir kültürel ihtilal. Sanatın o dokunulmaz kabul edilen sınırlarının, popüler kültürün bitmek bilmeyen enerjisi karşısında nasıl esnediğinin en somut göstergesi.
FİLDİŞİ KULELERDE SARSILAN ELİTİST TAHTLAR
Biz kültür sanat editörleri, sayfalarımızda bu tür uçuk fiyatlı anı eşyalarının satışlarına sık sık yer veririz. ‘Cobain’in hırkası rekor fiyata satıldı’ türünden haberler her zaman ilgi çeker. Ancak düne kadar bu satışlar, klasik sanat piyasasının o elitist gözlüğünden bakıldığında biraz ‘magazin’, biraz da ‘yeni zenginlerin tuhaf hobileri’ olarak görülüp küçümsenirdi. Aslında elitist çevrelerin bu ‘burun kıvırma’ refleksi hiç de yeni değil. Hatırlayın; 2016’da İsveç Akademisi, Nobel Edebiyat Ödülü’nü Bob Dylan’a verdiğinde kopan fırtınayı... Geleneksel edebiyat çevreleri ve yüksek sanatın bekçileri, ‘Bir popüler müzik şarkıcısı nasıl olur da Tolstoy’ların, Marquez’lerin oturduğu o kutsal tahta layık görülür?’ diyerek isyan bayrağını çekmişti. Hatta Andy Warhol, 1960’larda o meşhur konserve çorba kutularını sergilediğinde de dönemin kalburüstü sanat eleştirmenleri bunun bir ‘sanat cinayeti’ olduğunu haykırmıştı. Çok daha yakın bir tarihe, 2019’a gidelim; Maurizio Cattelan’ın Art Basel fuarında duvara koli bandıyla yapıştırdığı meşhur ‘muz’unu hatırlayın. 120 bin dolara alıcı bulan ve bir başka performans sanatçısı tarafından duvardan sökülüp yenilen o sıradan manav ürünü, yüksek sanatın aslında çoktan sosyal medyanın viral panayırına dönüştüğünün en acımasız itirafıydı. Yüksek kültürün bekçileri ne kadar direnirse dirensin, popüler kültür o fildişi kulelerin kapılarını çoktan kırdı. İşte Christie’s gibi bir kurumun bu alanı başlı başına bir departman haline getirmesi de, popüler kültürün yüksek sanatın tahtına resmen ortak olduğunu ilan ediyor.
Peki ne oldu da yüzyıllık müzayede evleri bu ‘avam’ kültüre kurumsal düzeyde teslim oldu? Bunun arkasında son derece rasyonel ve ekonomik bir gerçek yatıyor. Görünen o ki dünya değişirken servet de el değiştiriyor. Silikon Vadisi’nin teknoloji milyarderleri veya Y kuşağının genç patronları, duvarlarına artık 18. yüzyıldan kalma karanlık bir doğa manzarası asmak istemiyorlar. Onlar, kendi gençliklerini ve kendi mitolojilerini satın almak niyetindeler. Onlar için Nirvana’nın klibinde çalınan bir gitar, paha biçilmez bir antikadan çok daha fazla şey ifade ediyor. Christie’s’in bu büyük hamlesinin ardındaki asıl tetikleyici ise merhum milyarder Jim Irsay’in eşsiz koleksiyonunun ulaştığı o devasa rakam oldu. Sözkonusu satışta; Ringo Starr’ın Beatles ile çaldığı ilk davul seti, Abraham Lincoln’ün suikasta uğradığı geceden kalan tiyatro biletleri, 1971 yapımı ‘Willy Wonka’ filmindeki efsanevi Altın Bilet ve Muhammed Ali’nin ikonik bornozu gibi parçalar yer alıyordu. Tam beş ayrı müzayedede toplam 105 milyon doları aşarak kurum tarihinin en çok hasılat yapan hatıra eşyası satışı olan bu olay, popüler kültür nesnelerinin artık klasik sanat departmanlarına sıkıştırılamayacak kadar devasa bir pazar yarattığını kanıtladı.
MİRAS KAVGALARINA KURBAN GİDEN YEREL HAFIZAMIZ
Konuyu biraz da kendi coğrafyamıza getirelim. Bizde bu tür satışlar neden hep cılız kalıyor? Zaman zaman Kayahan’ın eşyaları, Barış Manço’nun takıları veya Zeki Müren’in sahne kostümleri müzayedelere düşüyor. Sayfalarımızda bunlara yer veriyoruz ancak açık artırmalardaki rakamlar, Batı’daki o devasa endüstrinin yanından bile geçemiyor. Neden? Çünkü bizde popüler kültürün hafızası, Batı’daki gibi kurumsal bir titizlikle korunmuyor. Zaten genel anlamda arşivcilik ve koleksiyonerlik geleneğimiz hâlâ çok zayıf. Bir sanatçımızın paha biçilmez eşyası, genellikle yıkıcı aile miras kavgaları arasında heba oluyor ya da depolarda çürümeye terk ediliyor. Bizde ‘koleksiyon’ denilince akla yalnızca fermanlar, klasik tablolar veya antikalar geliyor. O da yurt dışına çoktan kaçırılmamış olanlardan bu topraklarda ne kaldıysa... Popüler kültür objelerine hak ettiği değeri verecek, o eşyanın taşıdığı sosyolojik hikâyeyi satın alacak ‘yeni nesil’ koleksiyoner sınıfımız ise henüz tam anlamıyla oluşmadı.
Ama küresel gidişat belli. Klasik sanatın o geçilmez zannedilen duvarları sarsılıyor. Popüler kültür, sanatın ulaşılmaz kulesine sadece girmekle kalmadı; adeta içeriden büyük bir dönüşümün fitilini ateşledi. Peki ama bu gelişme bizi nereye götürüyor? Bir kültür sanat editörü olarak şunu sormadan edemiyorum: Gelecek kuşaklar, bir boksörün ring bornozunu ya da bir sinema biletini bir Rönesans ustasının fırça darbeleriyle aynı müzayede kataloğunda yan yana gördüklerinde, bunu kültürel bir zenginleşme olarak mı okuyacaklar, yoksa sanatın içini boşaltan vahşi bir tüketim şöleni olarak mı? Sanat tarihi artık sadece estetik kaygılarla değil, kitleleri peşinden sürükleyen o ‘pop’ anlarla da yazılıyor, evet. Ancak bu yeni tarihin içinde ‘sanat’ın kadim, dönüştürücü ruhuna ne kadar yer kalacak? Belki de bu devasa rakamlarla asıl açık artırmaya çıkan; bir gitar ya da bir hırka değil, yüzyılların süzgecinden damıtılarak gelmiş o köklü estetik algımızın ta kendisidir. Sahiden, koleksiyonerler bugün devasa bütçelerle neyi satın alıyor; kültürel hafızamızı zenginleştiren bir değeri mi, yoksa geçici bir heyecanın fahiş fiyatlı etiketini mi? Ne dersiniz?
