İdeolojik putları kıran iki zihin

İdeolojik putları kıran iki zihin

Medeniyetler, değerli insanlar ve kalıcı kurumlar farklılıklardan oluşur; ideolojilerin ‘deligömleklerini’ çıkarıp atan İdris Küçükömer ve Sencer Divitçioğlu’nun put kırıcı serüveni de bu hakikatin en somut örneği. İkisi de Ahmed Güner Sayar imzasıyla Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nın yayımladığı biyografiler, amelelikten gelen Küçükömer ile paşazâde Divitçioğlu’nu aynı ‘sıçramada’ buluştururken, okurun algı kapılarını ardına kadar açan bir zihniyet inşasına davet ediyor.

Medeniyetler, değerli insanlar ve yaşayıp kalacak kültürel kurumlar farklılıklardan oluşur. Örneğin, İstanbul medeniyetini diğer İslâm şehirlerinden dört asır boyunca ayıran fark ahşaptı; ahşap, İstanbul üzerinden İslâm estetiğine yeni bir veche kazandırmıştı. Hadi, size bir iki de farklı değerli isim vereyim: Sabri F. Ülgener, İdris Küçükömer, Sencer Divitçioğlu, bunlar iktisatı çeşitli yöntemlerle ve diğer disiplinlere de temas ettirerek okullardaki eğitimi ders olmaktan çıkaran dehâlardı. Yayıncılık da böyle değil midir? Benim kuşağımı okur yapan farklı yayıncılar vardı, bugün de öyle, onlardan Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nı daha önce size tanıtmıştım. Şerafettin Yılmaz tek kişilik ordu, bütün imkânsızlıklara rağmen müthiş kitaplar yayınlıyor.

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’ndan geçen hafta, ‘Bir İktisat Düşünürünün Serüveni, İdris Küçükömer’ ve ‘İktisata Veda, Tarihe Yolculuk, Sencer Divitçioğlu’ kitaplarını okudum. İkisi de Ahmed Güner Sayar imzâlı, şâyet kültürel hayatımızdaki Küçükömer-Divitçioğlu sıçramasını merâk ediyorsanız, onlarının önüne yine Sayar’ın kaleme aldığı ve Ötüken Neşriyât’tan çıkan ‘Bir İktisatçının Enteleüktel Portresi, Sabri F. Ülgener’ kitabını mutlaka koymalısınız. Sayar üçünün de öğrencisi olmuş Allah’ın şanslı kullarındandır, ayrıca babası da edebiyatımızın en değerli isimlerinden Abbas Sayar’dır.

HER TÜRLÜ DELİ GÖMLEĞİNİ ÇIKARIP ATTILAR

Bir Soğuk Savaş pratiği olarak insanlar ‘60 ile ‘80 arasında ‘sağcı’ ve ‘solcu’ olarak etiketlendi, Sabri F. Ülgener’i ‘sağcı’, İdris Küçükömer’i ve Sencer Divitçioğlu’nu da ‘solcu’ yazdılar. Oysa bu etiketlemenin hakikatta yeri ve ağırlığı yoktur. Okuyanlar anımsayacaktır, ‘Edebiyatın Suriçi’ kitabımda Sabri F. Ülgener’in Nâzım Hikmet’in kuzeni olduğunu belirtmiştim, diğer kuzenleriyse Ali Fuat Cebesoy, Mehmet Ali Aybar ve Oktay Rifat. Onunki nasıl bir ‘sağcılık’ ise, en yakınında, İdris Küçükömer, Sencer Divitçioğlu ve Demir Demirgil gibi ‘azılı solcular’ vardır. Ama, Küçükömer’in ve Divitçioğlu’nun ‘solculukları’na gelirsek de, siz solculuğu sadece Bolşevikliğin ‘polis ve köleci emek rejimi’ sanıyorsanız, yok öyle bir sol, Marx’ı ve Engels’i mezarlarında ters döndürürsünüz, bir de bu isimlerin her türlü ideolojinin deli gömleklerini çıkarıp attıklarını hiç unutmayın.

Küçükömer ve Divitçiolu farklı sınıflardan geliyorlardı. Küçükömer, yoksul tabakalardan bir bahtsızdı, inşaatlarda çalışıp amelelik yaparak okumuştu. Divitçioğlu ise paşazâde bir aileye mensuptu, belki de bir Yakup Kadri kahramanı gibi ‘rantiye’ yaşadı diyebiliriz. Ama, ikisi de ezberleri bozmakta ve put kırıcılıkta buluştular, siz oğulları olsaydı İdris’in ve Sencer’in olmasını isteyen Sabri F. Ülgener’i sakın ha onlardan başka bir yere oturtmayın. Küçükömer’in ve Divitçioğlu’nun yazdıklarına katılırsınız veya katılmazsınız, ama okurun algı kapılarını açan insanlardır, onlarla mutlaka farklı sonuçlara varırsınız. Benden size bir tavsiye, önümüzdeki hafta önemli ve değerli iki kitap okumak istiyorsanız, ‘İdris Küçükömer’ ve ‘Sencer Divitçioğlu’ kitaplarından şaşmayın. Bir de kitapçılara sesleneyim: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nın biyografi dizisini mutlaka bulundurun, münevver tabaka onları görüp alsın.

GRAMSCI’Yİ NİHAYET ANLAYACAKSINIZ

08kr2-gramsciyi-okumak.jpg

Son olarak müthiş bir kitabı daha duyurayım: Selahattin Yıldırım’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Gramsci’yi Okumak’ı. Maalesef ben çok geç okudum, bu yüzden kendime de feci kızdım. Sol okumalarımda Christopher Caudwell’ın ve Antonio Gramsci’nin yerleri ayrıdır. İki büyük dehâ, ancak bizim dangalaklar kendilerini onlardan daha zeki sanıyorlar ya, üstâdların yazdıklarını hep yalan yanlış tercümelerle ve sistematik bütünlüklerini bozarak yayımladılar. Bugüne kadar çıkan tercümelerle Gramsci’yi okuyup anlamak pek mümkün değildir. Ben de Selahattin ağabeyimizin ‘Gramsci’yi Okumak’ını okuyana kadar da Gramsci’ye ilişkin bir şey bilmediğimi fark ettim. Bir defa çok iyi bir çalışmayla karşı karşıyasınız, ikincisi Selahattin Yıldırım’ın öğretici ve renkli bir üslûbu var. Bayram’ın Yeri’ndeki bir sohbette, sırf Gramsci’yi aslından okumak için İtalyanca öğrendiğini ve kitabın yazılmasının otuz yıldan fazla sürdüğünü söylemişti. Zâten kitabın sunuş yazısındaki Gramsci ile karşılaşmalarını anlattığı fasıllardan eseriyle ne kadar boğuştuğunu anlayacaksınız. Ben şimdilik daha fazla şey söylemeyeceğim, ister sağdan isterse soldan olun, Gramsci’nin dünyasını, baktığı dünyayı ve değiştirmek istediği dünyayı adam gibi öğrenmek istiyorsanız, Selahattin Yıldırım’dan ‘Gramsci’yi Okumak’ı mutlaka çantanıza koyun...

KAYBETTİĞİMİZ O ESKİ BEŞİKTAŞ

08kr2-mnssss.jpg

Bu hafta size çok önemli bir kitabı daha tanıtayım, Timaş Yayınları’nın tarih dizisinden çıkan ‘Beşiktaş’ta Saraylar ve Konaklar’, yazarı da Aynur Emer. Son yıllarda bu kadar severek okuduğum ‘akademik üslûplu’ az şehir kitabı olmuştu. Üstelik, Aynur Emer’in bu kitabının en iyi ve en doğru semt-i Beşiktaş kitabı olduğunu buradan duyurayım. Siz bugünkü Beşiktaş’ın hudûduna bakmayın, esâs olarak 16’ncı yüzyılda küçücük bir köyden inkişâf etmiştir. Ben nefs-i Beşiktaş’ın Suriçi’ndeki medeniyetin mimarisinden birazcık farklı geliştiğini de düşünenlerdenim, sicil kayıtlarındaki terimler de bunu kanıtlıyor. Tamam, Fatih Sultan’ın zorunlu iskân politikasıyla Beşiktaş bir Müslüman köyü oluyor ama Barbaros Hayreddin Paşa’nın köye yerleşmesiyle köy daha da farklılaşıyor, onların esirleriyle büyüyor, peşinden esir ve köle ahfâdından yeni yeni mahalleler meydana geliyor. Bugün elbette Aynur Emer’in anlattığı Beşiktaş yok, aptalca imar faaliyetleriyle o Beşiktaş’ı yıkıp geçtik. Ama, Aynur Emer’i okurken kaybettiğimiz o eski Beşiktaş’ı kafanızda yeniden inşâ edebilirsiniz. Benim bu müthiş kitaba tek itirazım var, o da Kauffer’in, Moltke’nin ve Pervititch’in haritalarındaki paftalar niçin kitabın sayfalarına küçük ebâdda kondu, anlamadım. Oysa, onlar kitabın arkasında, büyük boyutta ve renkli olarak verilseydi, okumaya ve anlatılan asırların binâlarını yerleştirmeye büyük faydası olacaktı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN