İslam âlemi bugün Kurban Bayramı’nın ilk gününü idrak ediyor; evlerde bayramlaşma neşesi yaşanırken, milyonlarca aile de kutsal topraklarda hac ibadetini tamamlayıp dönecek olan sevdiklerinin yolunu bekliyor. Peki, kültürümüzü şekillendiren bu iki büyük ibadet beyaz perdede kendine ne kadar yer buluyor? İslam medeniyetinin ve kültür hayatımızın en köklü iki rüknü olan kurban ve hac ibadetleri, ne yazık ki sinema tarihimizde hak ettiği felsefi, teolojik ve estetik derinlikle kendine yeterince yer bulamıyor. Türk sineması bu muazzam teslimiyet pratiklerini çoğunlukla melodramatik taşra hikayelerine, kurban pazarı hicivlerine ya da hidayet filmlerinin tövbe şablonlarına sıkıştırıyor. Kurban Bayramı’nın bu ilk gününde; beyaz perdenin bu dar koridorundan sıyrılabilmiş, kurbanın sosyolojik derinliğini, adanma psikolojisini ve haccın içsel bir dikey yolculuk olduğunu hatırlatan, bayram boyu izlenebilecek beş yapımı KARAR okurlarımız için seçtik.
İNANÇ VE İNANANIN TAŞRADAKİ AĞIR SINAVI
Atıf Yılmaz’ın gerçek bir taşra hikayesinden sinemaya aktardığı film, inanç ile cehalet arasındaki o ince çizgiyi sorguluyor. Tarık Akan’ın başrolünde olduğu yapım, adak inancını körü körüne sahiplenerek yeni doğan erkek çocuğunu Allah’a kurban etmeye kalkışan bir babanın trajedisini anlatıyor. Dini ritüellerin toplumsal psikolojideki batıl sapmalarını masaya yatıran film, ibadetin özünden uzaklaşmanın sarsıcı bir eleştirisine dönüşüyor.
COĞRAFYALARI AŞAN ENTELEKTÜEL BİR HİCRET
Fransız yönetmen Ismaël Ferroukhi’nin imzasını taşıyan film, hac ibadetini dünya sinemasında en naif şekilde işleyen yapımlardan biri olarak öne çıkıyor. Fransa’da yaşayan dindar bir baba ile seküler büyümüş oğlunun külüstür bir arabayla Mekke’ye doğru yaptıkları yolculuk anlatılıyor. Aralarındaki kuşak çatışması, Kâbe’ye yaklaştıkça yerini teslimiyete bırakıyor. Yapım, haccı insanın kendi özüne yaptığı bir dikey hicret olarak tanımlıyor.
SINIFSAL KAYGILAR VE BİR ÇOCUĞUN SAF KORKUSU
Kutluğ Ataman’ın yönettiği film, Doğu Anadolu’nun sert coğrafyasında geçen hüzünlü bir kurban anlatısı sunuyor. Hikaye, oğlunun sünnet düğününde kuzu keserek köyde yer edinmeye çalışan yoksul bir annenin çabası etrafında şekilleniyor. 5 yaşındaki Mert ise kuzu bulunamazsa kendisinin kurban edileceğine inanıyor. Ataman, kurban ritüelinin sınıfsal karşılığını bir çocuğun derin varoluşsal korkusu üzerinden kadraja alıyor.
VİCDANIN SINIRINDA BİR İBRAHİM İKİ İSMAİL
İsmail Güneş’in 2012 yapımı ödüllü filmi, sınırda askerlik yapan oğlunun terhisini bekleyen yoksul bir babanın yaşadığı vicdan sınavını odağına alıyor. Tesadüfen bulduğu yüklü miktardaki parayla baş başa kalan baba, yoksulluk ile inandığı değerler arasında büyük bir çıkmaza giriyor. Güneş, bu sarsıcı dramda kurban olgusunu; adanmışlık, helal rızık ve insanın nefsiyle olan mücadelesi üzerinden derinlemesine sorguluyor.
KENTİN ÇARKLARINDA FEDA EDİLEN MASUMİYET
Usta yönetmen Lütfi Ömer Akad’ın 1973 yapımı kült eseri, büyükşehre göç eden muhafazakar bir ailenin ticaret çarkları arasında kimliğini kaybedişini odağına alıyor. Ailenin hırsları yüzünden tedavi edilmeyen küçük çocuk, tam kurban kesildiği esnada hayatını kaybediyor. Hülya Koçyiğit’in devleştiği bu başyapıt, kurban olgusunu pazar ekseninden çıkararak; modernleşen kentin acımasız düzeninde feda edilen insani değerlerin ve masumiyetin simgesi haline getiriyor.
