Yapay ve edebiyat ilişkisi, son yıllarda kültür sanat gündeminin en sıcak başlıklarından biri. Geçtiğimiz dönemlerde bazı popüler romanların yapay desteğiyle yazıldığının ortaya çıkması, hatta bazı yazarların bunu bir pazarlama unsuru olarak açıkça ilan etmesi edebi kamuyu ikiye bölmüştü. Bir taraf yapay zekâyı insan yaratıcılığının ve ‘yazarın ruhunun’ katili olarak görürken, diğer taraf onu yalnızca gelişmiş bir kalem, bir asistan olarak kabul ediyordu. Ancak bu tartışma bugüne kadar hep ‘ana akım’ ya da deneysel edebiyat sınırlarında dönüyordu. Polonyalı deha Olga Tokarczuk’un Pozna’da katıldığı bir etkinlikte yaptığı açıklamalar ise edebiyatın en prestijli zirvesi olan Nobel katında da bu teknolojinin kapısının çoktan aralandığını kanıtladı.
‘KARAKTERLERİMİN DİNLEYEBİLECEĞİ ŞARKILARI SORDUM’
Tokarczuk, etkinlikte yaptığı konuşmada, bir dil modelinin en gelişmiş, ücretli versiyonunu satın aldığını ve yaratıcı sürecine dahil ettiğini açıkça belirtti. Teknolojinin ufkunu açtığını söyleyen Nobel ödüllü yazar, süreci şu sözlerle aktardı: “Son romanımı yazarken bu gelişmiş modele, karakterlerimin onlarca yıl önce bir dansta ne tür şarkılar dinliyor olabileceğini sordum ve yapay zekâ bana birkaç başlık verdi. Sıklıkla makineye sadece şunu soruyorum: ‘Sevgilim, bunu nasıl güzelce geliştirebiliriz?” Yapay zekânın ‘halüsinasyonlar’ (uydurmalar) ve bilgi hataları ürettebildiğinin farkında olduğunu vurgulayan Tokarczuk, buna rağmen edebi kurgu söz konusu olduğunda bu teknolojinin ‘inanılmaz boyutta bir avantaj’ sağladığını savundu.
‘EN HIZLI YAZARLAR UYUM SAĞLAYACAK’
Korkulanın aksine, yazarların zihinsel yapısı gereği bu araçlarla en hızlı ve en yakın bağı kuracak meslek grubu olduğunu ileri süren Tokarczuk, akademik düşünce ile edebi düşünceyi kıyaslayarak ezber bozan bir analizde bulundu: “Biz yazarlar, zanaatımızın kendine özgü doğası gereği, yapay zekâ gibi araçlarla en hızlı ve en yakından ilişki kuracak kişileriz. Bizim edebi kafalarımız ve zihinlerimiz tamamen farklı bir şekilde çalışır; çalışmalarımız, akademisyenlerin dar ve son derece odaklanmış tünel düşüncesinden çok farklı olarak, gerçeklerin geniş, çok geniş bir çevresel ve çağrışımsal ortaklığına dayanır. Satın aldığım bu dil modelinin ufkumu nasıl fantastik bir şekilde genişlettiğini ve yaratıcı düşüncemi nasıl derinleştirdiğini görmek beni derinden sarsıyor.”

2018 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Olga Tokarczuk, yapay zeka itiraflarıyla gündemde. Ünlü yazar, bu sonbaharda çıkacak yeni romanında teknolojiyi sadece kütüphane taramalarını hızlandıran bir asistan olarak kullandığını belirtiyor.
OKURU SUÇLADI
Haberin edebi açıdan bir diğer çarpıcı noktası ise Tokarczuk’un geleceğe dair karamsarlığı. Ünlü yazar, şu an üzerinde çalıştığı projenin son büyük çalışması olabileceğini, çünkü artık okurların karmaşık ve derin edebi eserlerle ilgilenmediğine inandığını dile getirdi. Eski güzel yazım ve okuma günlerinin özlemini duyduğunu ancak bu dönemin geri dönülmez şekilde kapandığını kabul ettiğini ekledi.
Tokarczuk’un bu itirafları, edebi kamuda adeta bir infiale yol açtı. Kültür sanat platformlarında kaleme alan eleştirmenler, yapay zekâyı araştırmalarda kullanmanın aslında bir ‘tembellik’ itirafı olduğunu savunarak, “İnsanlık binlerce yıldır sanat yaratıyor. Bir yazarın doğuştan gelen merakını feda edip yapay zekayı kullandığını itiraf ettiği bir kitabı neden okuyalım?” sorusunu yöneltti. Bazı eleştirmenler de Nobel Komitesi’nin yazarın ödülünü geri alması gerektiğini bile yüksek sesle dile getirdi.
YAYINCISI DA DAHİL OLDU
Tokarczuk’un bu açıklamaları edebiyat dünyasında bir anda fırtına koparıp “Nobelli yazar romanını yapay zekaya mı yazdırıyor?” başlıklarıyla yankılanınca, yazarın ABD’deki yayıncısı Riverhead aracılığıyla hızlı bir netleştirme açıklaması geldi. LitHub’a iletilen açıklamada Tokarczuk’un yapay zekâyı metni yazdırmak için değil, sadece bir ‘araştırma aracı’ ve fikir geliştirme asistanı olarak kullandığını vurgulayarak, yaratıcı yazarlık pozisyonunu tamamen algoritmaya teslim etmediğinin altını çizdi.
Öte yandan edebiyat dünyasındaki tartışmayı asıl alevlendiren unsur, Tokarczuk’un bu teknolojiye sığınırken zaten tescilli bir deha olması. Polonyalı yazar, Nobel Edebiyat Ödülü’nü ‘Koşucular’ ve ‘Yakup’un Kitapları’ gibi başyapıtlarıyla 2018 yılında kazanmıştı. Yazarın en yüksek zirvesine ulaştıktan sonra, ödüllü bir yazar olarak yapay zekayı yaratım sürecine dahil ettiğini açıklaması edebi kamuda bir milat oldu.
‘KİTAPLARIMI ON YILLARDIR KENDİM YAZIYORUM’
Kamuoyunda yükselen tartışmalar üzerine Tokarczuk yeni bir açıklama yaparak, savunmasını daha da somutlaştırdı. Bu sonbaharda Lehçe olarak yayımlanacak yeni romanı da dahil olmak üzere hiçbir metninin yapay zekâ yardımıyla yazılmadığını, teknolojiyi sadece kütüphane ve arşiv taramalarını hızlandıran dijital bir asistan olarak gördüğünü yineledi: “Dünyadaki çoğu insan gibi ben de yapay zekâyı aynı prensiple kullanıyorum; onu olayların daha hızlı kaydedilmesini ve doğrulanmasını sağlayan bir araç olarak görüyorum. Bu aracı her kullandığımda, bilgileri ayrıca doğruluyorum. Tıpkı yıllardır kitap okuyarak, kütüphaneleri ve arşivleri araştırarak yaptığım gibi. Bu sonbaharda yayımlanacak olan romanım da dahil olmak üzere metinlerimin hiçbiri, ön araştırmayı hızlandırmak dışında yapay yardımıyla yazılmadı. Ben bu kitabı on yıllardır yazıyorum.”
