Gönüllerin sükûnete, ellerin tesbihe niyet ettiği o mübarek Ramazan ayındayız. Dün, Yıldız Holding’in Çamlıca Kampüsü’ne doğru yola çıktığımda sadece bir sergiye değil, zamana karşı direnen bir sabır disiplinine şahit olacağımı biliyordum. ‘Sabrın Nakşı’ ismiyle müsemma karşıladı bizi; tezhibin altını ve katı‘nın titiz kesikleriyle örülü, vakur bir manifesto gibi...

Dürdane Ünver, Şemse (2020-2021)
Küratörlüğünü Esra Göncüoğlu’nun üstlendiği sergi; Dürdane Ünver, Mamure Öz, M. Semih İrteş, Safiye Morçay ve Sevgi İrteş gibi kutup yıldızı isimleri buluşturuyor. Atölye ekollerini yansıtan 52 eser, modern dünyanın hızına karşı bize durmayı ve ‘beklemeyi’ öğretiyor. Ancak bu bekleyiş sadece fırçanın kâğıtla buluşma anı değil; koca bir ekolün on yıllarca süren sabır sınavı aslında. İtiraf edelim; Türk-İslam sanatları bu topraklarda uzun süre politik bariyerlerin ardında ‘eski’ etiketiyle yok sayıldı. Fakat sanatın hakikati ideolojilerden daha uzun ömürlü çıktı. Bugün bu eserlerin modern bir kampüsün göbeğinde zirve günlerini yaşıyor olması, kesinlikle küllerinden doğan bir sanatkar direncinin hikâyesi. Semih Bey’in kaleminde, Dürdane Hanım’ın kâğıdında atan nabız; ilk gününü idrak ettiğimiz Ramazan’ın en önemli öğretisi nefis terbiyesinin sanat dilindeki tam karşılığı. Elbette bu iade-i itibarda, bu mirası henüz ‘popüler’ olmadığı zamanlarda dahi büyük bir sadakatle himaye eden Yıldız Holding’in ve vizyonun mimarı Murat Ülker’in hakkını teslim etmemiz şart.
MEHMET TÜTÜNCÜ: TOPLUMA MANEVİ İZLER BIRAKMAK SORUMLULUĞUMUZ

Serginin ev sahipliğini üstlenen Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü’nün açılışta yaptığı konuşması da bu bu sanatsal sürekliliğin ardındaki vizyona ışık tutuyordu. Tütüncü, Yıldız Holding’in kampüsteki sürekli sergisini de hatırlatarak, sanata verdikleri önemi şu sözlerle dile getirdi: “Yıldız Holding olarak faaliyet gösterdiğimiz her alanda ekonomik gelişmeyi bir bütün olarak ele alıyor, topluma manevi izler bırakmayı sorumluluğumuzun asli bir parçası olarak görüyoruz. Ramazan ayının o derin atmosferine Türk-İslam sanatının nadide örneklerini taşımak, bizim için artık çok kıymetli bir geleneğe dönüştü. Bizlere sabrı, paylaşmayı ve tefekkürü hatırlatan bu mübarek ayda; acele etmeden, dikkatle ve iyi niyetle üretmenin önemini hatırlatan geleneksel sanatlarımızı gönüllere ulaştırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sergi salonumuzun duvarlarını süsleyen her bir eserde, sanatkarlarımızın o meşakkatli sabrını derinlemesine hissediyoruz.” Tütüncü son olarak, sergiye katkı sunan sanatçılara, sergi küratörüne ve eserlerini kendileriyle paylaşan koleksiyonerlere teşekkür ederek, sözlerini “Tüm sanatseverleri bu sabır disiplinine şahitlik etmeye bekliyoruz” davetiyle noktaladı.
KÜRATÖR ESRA GÖNCÜOĞLU: 52 ESERLİK BİR SABIR YOLCULUĞU

Kendisi de bir hattat olan sergi küratörü Esra Göncüoğlu ise serginin kurgusunu şu sözlerle ifade ediyor:“Bu yıl Ramazan ayını, sabırla vücut bulan geleneksel sanatlarımızdan ilhamla ‘Sabrın Nakşı’ sergisiyle karşılamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Sergide; tezhip, katı‘ ve kalemişi sanatlarının zarif örneklerinden oluşan 52 eser yer alıyor. Sanatseverlere ait bu kıymetli eserleri 19 Mart’a kadar Yıldız Holding Sergi Salonu’nda görebilir.”
YAŞAYAN İNSAN HAZİNESİ SEMİH İRTEŞ: BİZ BU İŞİN MÜSEBBİBİYİZ

Semih İrteş ile 1994 tarihinde nakşettiği eserinin önünde.
Türk sanatının yaşayan çınarı, kalemkar Semih İrteş ile 1994 yılında nakşettiği, minyatürle harmanlanmış öncü bir eserinin önünde sohbet ediyoruz. İrteş, bugün bu sanatlara olan ilginin bir tesadüf olmadığını hatırlatıyor: “Doksanlı yıllarda bu işe başladığımızda on senede bir sergi açılırdı. 1993-94 yılında Mamure Öz ile birlikte bir senede sekiz sergi yaptık ve güçlü bir kitle oluşturduk. Bugün insanlar bu işleri seviyorsa bunun müsebbibi biziz diyebilirim. Bizim yolumuzu ve ufkumuzu açan, vefatının 40. yılında andığımız Süheyl Ünver hocamızdır. O, ‘Benden öğrendiğini öğretirsen ödeşiriz’ derdi. Ben de nakkaş bir babanın rahle-i tedrisatından geçip Süheyl hocamıza intisab ettim. Hayatımı hep bu işi severek, fırçanın ucundan para kazanarak idame ettirdim. Artık yaşayan en yaşlı kalemkar ustasıyım, nefesi dengeli kullanıyorum. Ancak sanatçının sadece plaketle değil, maddi olarak da desteklenmesi lazım. Yıldız Holding’in bu atmosferi hem tanıtım hem destek açısından çok kıymetli.”
BU İŞİN BİRAZ ENFLASYONU ÇIKTI
İrteş, icra ettiği sanatın son yıllardaki gelişimini sorduğumda ise bir usta uyarısı yapmaktan geri durmuyor: “Açık konuşmam gerekirse, bugün bu işin biraz enflasyonu çıkmış durumda; her yerde ileri derecede kopyalar dolaşıyor. Her zaman söylerim; tezhip kopyayla öğrenilir ama kopyayla devam etmez. Sanatkar, kendi şahsına münhasır tasarımlar geliştirmek zorundadır.”
DÜRDANE ÜNVER: BU KÖPRÜDE BİZİM DE BİR TAŞIMIZ OLSUN

Katı‘ sanatının yarım asırlık çınarı Dürdane Ünver ile sohbet etmek ise, bir medeniyet tarihini dinlemek gibi. 1976’da Süheyl Ünver’in dördüncü öğrencisi olarak başladığı sanat yolculuğunda bugün 500’den fazla talebeye ilham olmuş bir hoca o. Ünver, katı‘ sanatının 15. yüzyılda bu topraklara gelişini ve dünyaya buradan yayıldığını anlatırken Yıldız Holding gibi kurumların desteğinin hayatiyetine dikkat çekiyor: “Bizler sadece sanatçıyız, üretiriz; ancak tanıtım ve temsil konusunda bizden daha yetenekli kurumlara ihtiyacımız var. Yıldız Holding’in bizi bu jenerasyon buluşmasında bir araya getirmesi bir onur vesilesi. Süheyl hocamız geçmişten geleceğe devasa bir köprü kurdu; o olmasaydı biz bugün çok eksik kalırdık. Bizim tek derdimiz, o sağlam köprüye birer taş daha ilave edebilmek. Bu sanatın dünyaya açılan merkezi biziz ve bunu yaşatmak zorundayız.”
