Görüşler

Paylikeanklar’ın kayıp kitapları

Paylikeanklar’ın kayıp kitapları

Kültür tarihi araştırmacısı Taner Ay “Paylikeanklar’dan geriye bir şey kalmadığı için onların Eski Ahit’in ve Yeni Ahit’in içinden hangilerini kabûl ettiklerini bilemiyoruz. Ama Paylikeanklar’ın kitaplarının büyük kısmı gnostik metinler olmalıdır” diyor.

Bizans İmparatorluğu’nun Ermenistan bölgesinde 654 ile 655 arasındaki bir yıldan 872 ile 878 arasındaki bir yıla kadar iki asırdan fazla bir süre faâliyet gösteren bu Hıristiyan mezhebinin isminin yazım şeklinde, Karapet Ter-Mkttrschian’ın ve Vrej Nersessian’ın Paylikeank terkibini esâs aldım. Buna karşın, Stepʻan Tigran Melikʻ-Bakhshyan ve Hratch Bartikyan Pavlikyan yazım şeklini kullanmışlardır. Arap kaynaklarında ise, Paylikeanklar için, al-Bayalika ve al-Bailikani yazım şekilleri bulunuyor.

***

Paylikeanklık, kırsal kesimdeki Hıristiyanlık öncesi pāgānus inançları üzerine, Zerdüştîliğin iyi ile kötü ve Mazdakîliğin eşitlikçilik unsurlarıyla, Süryanîler ve Yahudiler vasıtasıyla Ermenistan’da yayılan gnostik Hıristiyanlığın inşâ edilmesi sonucunda doğan senkretik bir dînî muhâlefetti. Rus Bizantologlar, Paylikeanklar’ın köylü sınıfının siyâsî ve ictimâî muhâlefeti olduğunu iddiâ etmişlerdir. Ama, doğru değildir. Çünkü, Paylikeanklar, 843 yılına kadar, Bizans İmparatorluğu’na karşı bir siyâsî ve ictimâî muhâlefeti değil, sadece Bizans Kilisesi’ne karşı dînî muhâlefeti sürdürmüşlerdir. 843 ile 872 veya 843 ile 878 yılları arasındaysa, Bizans’a karşı Melitene Emîri’nin silâhlı neferâtı olurlar.

Bizantologlar, Paylikeanklığın tarihi için bilhâssa üç kitabı birincil kaynak olarak kabûl ederler. Bunlar, Sicilyalı Petros’un, Photius’un ve George Monakhos’un kitaplarıdırlar. Bizantologların araştırmalarında birincil kaynak olarak gösterdiği bu kitaplar, Paylikeanklar’a muhâlif eserlerdir, resmî tarihin kayıtlarıdırlar. Çünkü, Paylikeanklar’ın bütün metinleri imhâ edilmişlerdir; bu metinleri ellerinde bulunduranlarsa, öldürülmüşlerdir. Bugün hiçbir Paylikeank metnine sâhip değiliz. Bununla birlikte, mezkûr resmî tarihin metinleri olmaksızın da, Paylikeanklığın tarihini yazmak mümkün değildir. Başvurudaki esâs metin elbette Sicilyalı Petros’unkidir. Kendi ifadesiyle, esîr takası için imparatorluk görevlisi olarak Tephrike’ye gitmiş ve orada 869 ile 870 yıllarında, yani Khrysokheir’in döneminde, Paylikeanklar arasında dokuz ay geçirmiştir.

***

Paylikeanklar Bizans Kilisesi’ne karşı dînî muhâlefetlerini sürdürürlerken, 821 yılında Slav Thomas İsyânı başlar. Grzegorz Leopold Seidler’in de yazdığı gibi, bu dönemde ikonoklastlar Bizans Kilisesi ile uzlaşma sağladıklarından, ikonoklast imparatorların artık ikonoklast Pavlikeanlar’a ihtiyâcı kalmamıştır. 843 yılından itibâren artan Pavlikean katliamlarının asıl nedeni bu uzlaşmadır. Pavlikeanlığı ortadan kaldırmak için artık her şey bir bahâne olabilirdi. Metrophane Vassiliéviç Levçenko, bu uzlaşmanın ardından, Paylikeanklar’ı dîne döndürmek veya ortadan kaldırmak için özel yetkili kişilerin görevlendirildiğini ve Pavyikeanklık ile mücâdelenin, 843 yılında, büyük kitlesel katliamlara dönüştüğünü yazar. 843’den sonra binlerce kişi Paylikeank oldukları iddiâsıyla öldürülür, malları müsâdere edilir. Paylikeank olup olmadıklarına bakılmaksızın, Ermeniler’den büyük kitlelerin bile Balkanlar’a tehciri yapılır. Örneğin, 961 ile 988 arasında Girit ve Makedonya’ya tehcir edilen Ermeniler’in Paylikeank olmadıkları saptanmıştır. Buna karşın, daha önce, 747 civârından itibâren Philippopolis ve çevresine iskan edilen Ermeniler’in çok büyük bir bölümüyse Paylikeanklar’dandı. 745 ve 746 yıllarında Kuzey Suriye sınır kuşağından büyük bir Monofizit nüfus Thrakia’ya sürüldü. 750 ve 751 yıllarında Melitene ve Theodosioupolis kentlerindeki Ermeniler’den bir kısmı Thrakia’ya yerleştirildi. Bunların arasında Paylikeanklar da vardı. Ancak, Patrik Nicephorus’un Breviarium’da (Carl de Boor, 1880) belirttiği gibi, bunlar zorla değil, 748 yılındaki veba salgınında boşalan yerleri doldurmak ve Bulgarlar’a karşı tahkimat maksadıyla hediyeler verilerek getirilmişlerdi. Aynı kentlerden 754 ve 755 yıllarında büyük kitleler getirilerek, yine Thrakia’da iskan edilirler. 776 yılında Philippopolis ve çevresine büyük bir Ermeni nüfusu getirilir. VI’ncı Konstantinos döneminde Thrakia’da iskan edilen yüz binden fazla Ermeni ve Süryânî’nin Paylikeank olup olmadıklarına dâir bir bilgimiz bulunmamaktadır. Ama, I’inci İoannis Çimiskes, 975 yılında Paylikeank oldukları saptanmış büyük bir kitleyi yine Philippopolis’e yerleştirecektir.

***

Paylikeanklar, baskılar karşısında sık sık yer değiştirmek zorunda kaldıklarından, nesilden nesile çiftçi değillerdi; çiftçi olmadıkları için de bir toprak sorunları yoktu. Onlar, Bizans İmparatorluğu’na karşı siyâsî ve ictimâî muhâlefet değil, sadece Bizans Kilisesi’ne karşı dînî muhâlefet yapıyorlardı. İkonoklast imparatorların Paylikeanklar’a Slav Thomas İsyanı’na kadar görece müsâmaha göstermeleri, onlarla zaman zaman uzlaşma yollarını aramaları ve siyâsetlerinin bekası için dînî cepheleşmede müttefikleri olarak değerlendirdikleri Paylikeanklar’ın bir kısmını şarktan tehcir edip, ikonoklazma muhâlif tasvir taraftararının hâkim oldukları bölgelerde iskan etmeleri bu nedenledir. İkonoklazm Devri’nin 842 yılında sona ermesi, Paylikeanklığın 843 yılındaki büyük değişimini de açıklar. Muhtemelen bu tarihte, zulüm ve katliam korkusuyla, Melitine Emîri’nin topraklarına yerleşirler ve Bizans İmparatorluğu’na karşı Melitene Emîri’nin neferâtı olmak zorunda kalırlar. Paylikeanklar, Arguvan’da dokumacılık, marangozluk, odunculuk ve çobanlık yapıyorlardı. Ama Sergios, 834 yılında, pusuya düşürülerek öldürülecektir. Sergios zamanında Paylikeanklığın büyüdüğü muhakkaktır. Bununla birlikte, kaynaklara nazaran, Paylikeank düşünüşündeki yeni ayrılıklar da 800 ile 834 arasında başlar. Cyril Mango, Sicilyalı Petros’a dayanarak, bir kısım Paylikeank’ın Bizans İmparatorluğu’na karşı Melitene Emîri’nin safında silâhlı mücâdeleyi savunduğunu, ama iyi bir aileye mensûb olan Sergios’un bu mücâdele yöntemine karşı çıktığını belirtir. Paylikeanklar’ın Neocaesare Piskoposu Thomas’ı ve Parakondakos’u öldürmeleri Sergios döneminde olmuştur. Thomas ve Parakondakos, Paylikeank takîbâtına öncülük ediyordu. Onları öldürenlere “Astatoi” dendi. Paylikeanklığın askerî tabakanın “Comitanses” ve “Limitanei” unsûrlarından önemli sayıda taraftar bulması husûsunu dikkate alırsak, bu “Astatoi” hücreleri belki onların ağırlıkları sonucunda teşekkül etmiş olabilir. Bizantologlar, Melitene Emîri’nden mezhebin “Astatoi” hücresinin sığınma istediğini ve Melitene Emîri’nin de onlara Arguvan’ı verdiği yazarlar. Ama, Sicilyalı Petros’un anlatımı biraz daha farklıdır. O, mezhebin “Astatoi” kanadının Arguvan’ı Melitene Emîri’nden aldıklarını ifâde eder. Bu da, Paylikeanlık’ta artık silâhlı mücâdele taraftarlarının söz sahibi olmaya başladıklarına işâretidir.

***

Bathys Ryax muhârebesinin ardından, Bizans ordusu Khristophoros komutasında Tephrike’ye girer. Muhtemelen o an Tephrike’de daha çok yaşlılar, kadınlar ve çocuklar bulunuyordu. Khristophoros, Tephrike’de tarihin en kanlı katliamlarından birini yapar. Sağ kalanlar tehcir edilirler. Çok az sayıdaki Paylikeank ise, Tephrike’den ordunun giremeyeceği dağlık ve ormanlık bölgelere kaçmayı başarabilir. Bazı Ermeniler’in ve Paylikeanklar’ın 9’uncu yüzyıldan sonra Pontos’taki Hemşin ile Maçaheli arasındaki bölgeye ve Dersim’e sığınmış veya yerleşmiş olabileceği iddiâsı mevcûttur. Ama, Bizans ve Ermeni kaynaklarında, Pontos bölgesindeki Ermeniler’in Paylikeank bekayâ olup olmadıkları belirtilmiyor ve bunların Pontos’a yerleşimlerinin de 9’uncu yüzyıl ile 10’uncu yüzyıla tekabül edecek şekilde bir tarihlendirilmesi bulunmuyor. Bugün Homşetsi denen ve eski Ermenice ile ilişkili olan bir dili konuşan Hemşinliler ise, muhtemelen 9’uncu yüzyıldan daha önceki bir dönemde buraya yerleşen ve 15’inci yüzyıl ile 18’inci yüzyıl arasında da İslâmlaştırılan Ermeniler’dir. Buna karşın, Johann Heinrich Hübschmann, Ermenistan’dan sürülen Paylikeanklar’ın Pontos yöresine yerleştirilmiş olabileceğini belirtir. Ama, iddiâsının kayıt manâsında tarihî bir dayanağı yoktur. Kaldı ki, Pontos bölgesine bir Paylikeank bekayânın sığınıp sığınmadığını, nüfus değişimleri nedeniyle saptamak da mümkün değildir. Dêrsim’in kadîm halkının etnik kökeni ise, esâsen bölgenin eski halklarına, daha ziyâde de Hıristiyanlık öncesindeki Zerdüştî Ermeniler’e dayanıyordu. Bu nedenle, Tephrike sonrasında bazı Ermeniler’in Dêrsim’e sığınmış olmaları düşünülebilir. Ancak, asırlar boyunca Dêrsim hep kayıt dışı kaldığından, Paylikeank bekayânın bir kesiminin Dêrsim’e sığınıp sığınmadıklarının veya sığındılarsa bile özellikle günümüzdeki Dêrsim halkının senkretik inançlarının oluşumundaki etkilerinin kayıtlara dayalı takîbi mümkün değildir. Bazı Paylikeanklar Dêrsim’e sığınmış olsalar bile, bunların birkaç asır içerisinde, tıpkı kendilerinden sonraki diğer sığınmacı Ermeniler gibi, Kürt ve Zaza etnisitelerinin içinde kendi etnik ve dînî hâfızalarını kaybettikleri muhakkaktır.

***

Paylikeanklar’dan geriye bir şey kalmadığı için, onların Eski Ahit’in ve Yeni Ahit’in içinden hangilerini kabûl ettiklerini bilemiyoruz. Ama, Paylikeanklar’ın kitaplarının büyük kısmı gnostik metinler olmalıdır. Şüphesiz Paylikeanklar’ın hiyerarşik yapılanmasında, muallimlerin ve yol arkadaşlarının dışında “Astatoi” tabakası da okur yazardı. Bu üç tabaka muhtemelen 845 yılından itibâren Tephrike’de yaşamışlardı. Tephrike yakılıp yıkıldığı ve halkı da kılıçtan geçirildiği için buradan geriye bir Paylikeank Kütüphânesi’nin kalmaması olağandır. Ama, Paylikeanklığın asıl insan kaynağıysa, Karapet Ter-Mkttrschian’ın da belirttiği gibi, oduncular ve yarı göçebe çobanlardı. Bunların câhil değil ama ümmî olduklarını düşünüyorum. Ümmî ile câhil arasında çok fark var; ümmî sadece okuma yazma bilmeyendir, câhil ise okuyup yazma bilse de bir şey bilmeyen kimsedir. Paylikeanklar’ın ümmî kitlesi daha ziyâde Tephrike dışındaki dağlarda veya Melitene, Arguvan, Sper, Samósata, Kibossa ve Theodosioupolis civârında olmalıydı. Tephrike’den sonra Melitene ve Theodosioupolis bölgelerinden yapılan tehcirler de bu görüşü teyid ederler. Ümmî Paylikeanklar okuma yazma bilmedikleri için, onların bir kütüphânelerinin olması zâten mümkün değildi.

İlgili Haberler
YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum
Bunlar da İlginizi Çekebilir