Ege Bölgesi’nin sismik açıdan en hareketli noktalarından biri olan Simav, son bir yıldır alışılmışın dışında bir deprem kümelenmesine ev sahipliği yapıyor. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muzaffer Özburan, bölgedeki sismik verileri analiz ederek yer altındaki termal ve magmatik aktiviteye dikkat çekti.
DEPREM FIRTINASI: SAYI 5 BİN 500’Ü AŞTI
Bölgedeki hareketliliğin tam bir yıl önce, 19 Nisan 2025’te başladığını hatırlatan Özburan, ulaşılan rakamların sismik bir "fırtınaya" işaret ettiğini belirtti:
Yıllık Bilanço: Son bir yılda bölgede yaklaşık 5 bin 500 deprem kaydedildi.
Nisan Hareketliliği: Sadece 11 Nisan 2026’dan bugüne kadar geçen kısa sürede dahi 260 dolayında sarsıntı meydana geldi.
4,8’lik Uyarı: 11 Nisan’da yaşanan 4,8 büyüklüğündeki deprem, sistemin hala enerji boşaltmaya devam ettiğinin en somut göstergesi olarak kabul edildi.
"MAGMA SİSTEMİ HENÜZ SÖNÜMLENMEDİ"
Özburan, Simav’daki depremlerin klasik tektonik hareketlerden ziyade, yer kabuğunun derinliklerindeki magmatik etkilerle ilişkili olduğunu savundu. Ege Bölgesi’nde yer kabuğunun İç ve Doğu Anadolu’ya oranla çok daha ince olduğunu belirten Özburan, "Yerin derinliklerinden gelen magma bu bölgeyi zorluyor. Simav ve Sındırgı, kabuk kalınlığının en düşük olduğu yerler arasında. Magma sokulumundan kaynaklı bu sistem henüz sönümlenmiş değil ve aktif olarak devam ediyor," dedi.
SARSINTILAR NEDEN ŞİDDETLİ HİSSEDİLİYOR?
Bölgedeki depremlerin "sığ" ve yüzeye yakın derinliklerde gerçekleştiğine dikkat çeken uzmanlar, bu durumun sarsıntıların daha geniş bir alanda ve daha şiddetli hissedilmesine yol açtığını ifade ediyor. 4,8 büyüklüğündeki son sarsıntının ardından daha büyük bir yıkıcı deprem beklenmese de, 5-5,5 bandına ulaşabilecek aktivitenin yakın gelecekte de sürebileceği öngörülüyor.
BİLİMSEL TAKİP VE SAHA ÇALIŞMASI ÇAĞRISI
Doç. Dr. Muzaffer Özburan, özellikle Simav, Emet-Gediz ve Naşa fay zonları arasındaki bu hassas bölgenin yakından takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Bilimsel saha çalışmalarının önemine değinen Özburan, yer kabuğundaki bu değişimlerin anlık izlenmesinin bölgedeki yerleşim yerlerinin güvenliği açısından kritik olduğunu belirtti.
