Kimse kızmasın Sabah’ta yazıyor

İran’da yıllardır bastırılan hoşnutsuzluklar, biriktirilen öfke sokakta patladı. Hedefteki Ruhani bile isyanı, halkın yolsuzluklardan, hayat pahalılığı ve baskı rejiminden bunalmasına bağlıyor.

Bizde bazı yayınlara bakıyorum, ‘Mesele hayat pahalılığı, yolsuzluk, baskı filan değil, bu görüntü altında düğmeye bastılar, dış güçlerin oyunu, sen hâlâ anlamadın mı’ şablonlarını zorluyorlar.

Zorla değil ya oturmuyor. Cumhurbaşkanları ısrarla “Sokağa çıkan herkesin dış güçlerce yönlendirildiğini söyleyemeyiz. İran halkı yöneticilerini protesto etmekte özgürdür, devlet eleştirilere kulak vermeli” diyor. Sokağın taleplerini yerine getirme, sıkıntılarını çözme sözü veriyor.

Devirmek istedikleri Ruhani bile halkının memnuniyetsizleriyle empati kuruyor. Fakat yok, bizim gayretkeşler baskıcı rejimle empati kurma peşinde. Sanki saldırı altında olan bizim devlet, özdeşleştirircesine savunuyorlar, ne alaka!

Sosyal patlamalar yaşandığında, bundan yararlanan dış düşmanlar muhakkak ki çıkar.

Bizim ‘dış güçlerciler’in yaklaşımı ise tam tersi. ‘Sosyal patlamayı İran’da bile olsa mutlaka dış mihraklar çıkarır, kötü yönetimler değil, onu külahıma anlat’ teorisine dayanıyorlar.

İran’a düşman mı yok oysa; Suud’u, Amerika’sı, İsrail’i aportta bekliyor, molla rejimini sokakta yıktırmak için ellerinden geleni artlarına koymayacaklarına ne şüphe.

Fakat dış müdahalecilere fırsat vermemenin yolu da kendi halkını hoş tutmak, hak ve özgürlük taleplerini karşılamak değil mi?

Bunun farkında olmasa, ‘yağmacı azınlık’ diyerek vandalları marjinalize etmekle uğraşır mıydı Ruhani! Kolaycılığa kaçmaz, alayına yapıştırmaz mıydı ajan, provokatör, uşak, maşa, satılmış yaftasını!...

Barışçıl protestoları toptan suçlaştırır, yasal eleştirileri de kriminalize eder, sokakta terör estirenlerle hak arayan meşru muhalifleri bir tutup hepsini birden yasaklar, hepsini başı ezilesi ‘rejim düşmanı’ torbasına tıkıştırırdı.

Ama alttan almaz, tepkileri anlayışla karşılama basiretini göstermezse sokaklarının körükleyeni, kızıştıranı, karıştıranı da eksik olmaz, bilmez mi Ruhani!...

GEL DE BARLAS’A HAK VERME

Halkın şurasına gelmiş, burnundan soluyor. Şii milislerin kendi paralarıyla Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de kazandığı zaferler, dalgalandırdığı bayraklar karın doyurmuyor, kayıplarını telafi etmiyor, siyasi özgürlüklerini geri vermiyor.

Onun için Hamaney’den aşağı, rejimin bütün baskı ve dikta unsurlarına ‘ölüm’ sloganları atıyor, ‘kahrolsun’ diye bağırıyorlar.

“Kanımız, canımız İran’a feda ama Irak’a, Suriye’ye değil” diyorlar.

Kendi keselerinden fetih ihtirasları peşinde koşulmasını, yayılmacı siyaset güdülmesini, ona buna kafa tutulmasını istemiyorlar.

Devletini yaşatmak için insanını feda etme pahasına girilen güç gösterileri canlarına tak etmiş. Yeterince dolmasa, yoksullaşmasalar kim, hangi emperyalist parmak bir işaretle sokağa dökebilirdi İranlıları?

Türkiye için en doğru tutumu, Sabah’ta Mehmet Barlas yazdı.

Salı günü, aynı hataya düşmeyelim diye uyardı.

Yazısındaki, Suriye’de rejim muhalifi diye terör örgütlerine destek verdiğimiz iddiasını bir kenara ayırıyorum.

Fakat ‘İran bizim iç işimiz değil, bırakalım aralarında halletsinler, ne halkını ne yönetimini karşımıza alalım’ demekte haksız mı?

YORUMLAR (49)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
49 Yorum