Patinaj!

Yıl 2008 : Kişi başına yurtiçi hasıla 10 bin 444 dolar

Yıl 2014 : Kişi Başına yurtiçi hasıla 10 bin 404 dolar

Tam 6 yıl sonra kişi başına hasıla dolar bazında hiç artmamış.

2002 yılında 230 milyar dolar olan GSYH 2008 yılında 742 milyar dolara ulaşıyor. Ama 2008'den sonra aradan geçen 6 yılda hasılamız 800 milyar dolar ile ancak nüfus artışı kadar artabiliyor.

Dolar bazında bakınca ekonomi son 6 yılda patinaj yapmış oluyor.

Olayın bir başka boyutu daha var. Dolar kuru çok oynak ve gerçek değeri aslında vermiyor. Gerçek değer aslında sabit fiyatlarla ölçülüyor. Gerçek değerlere gelince olayın rengi de tabii ki değişiyor.

1-Türkiye 2002-2008 yılları arasında GSYH'sını 230 milyar dolardan 742 milyar dolara çıkartırken bu artışın büyük kısmı dolar kurunun değer kaybetmesinden oluştu. Aslında GSYH 2002-2008 yılları arasında kümülatifte sabit mal fiyatlarıyla yüzde 41'lik bir büyüme sağlamıştı.Gerçek büyüme aslında bu rakamdır.

2-Türkiye 2008-2014 yılları arasında dolar bazında patinaj yapıyor görülebilir. Ama gerçek rakamlarla (sabit fiyatlarla) büyüme oranı yüzde 24 seviyesindedir. Kısaca ekonomi 2002-2008 arası yüzde 300 büyümemiştir ve 2008-2014 arası da yerinde saymamıştır.

Ama nereden bakarsak bakalım son 6 yılda ekonomide ciddi bir duraklama yaşandığı aşikar. Bir de dolar değer kazanınca kişi başına milli gelir 6 yıldır yerinde saymış görülüyor.

Krizden başka etkenler de var

Son 6 yılda neden patinaj yaptık?

Verilen cevaba baktığımızda hemen küresel kriz gerekçe olarak gösteriliyor.

Burada bir noktaya daha değinmek gerekiyor. Küresel kriz ya da aslında buhran bir gelişmiş ülkeler krizidir. Yani gelişmesini büyük oranda tamamlamış zengin ülkeler bu krizi çok daha derin yaşamıştır. Gelişmekte olan ülkeler ise çok net şekilde bu krizde ayrışmıştır.

Krizle ilgili karşılaştırma veriliyorsa emsal ülkeler, yani gelişmekte olan ülkelerle kıyaslama yapılması gerekiyor. Çünkü Türkiye gelişmiş bir ülke değil, gelişmekte olan ülkedir. Mesela borç sorunu ele alındığında hemen bir gelişmiş ülke örneği veriliyor. Bu yanıltıcı bir kıyaslamadır.

İki örnek ülkeyi karşılaştıralım:

Yıl 2008: Türkiye GSYH tam 742 milyar dolar

Yıl 2008: Endonezya GSYH 510 milyar dolar

Yani bundan 6 sene önce Endonezya'nın GSYH'sı Türkiye'nin hasılasından 232 milyar dolar daha azmış.

Yıl 2013 : Türkiye GSMH tam 822 milyar dolar

Yıl 2013 : Endonezya GSMH 870 milyar dolar

İki ülkeye baktığımızda son 5 yılda Türkiye GSYH'sı sadece 80 milyar dolar artarken (Yüzde 10,7); Endonezya'nın GSYH'sı 360 milyar dolar artmıştır (yüzde 70,5).

Küresel kriz karşılaştırması iki ülkede çok farklı sonuç vermiş.

Dünya ekonomi liginde geriledik

Arjantin, Brezilya, Endonezya, İran, Malezya, Güney Afrika, Taylan gibi gelişmekte olan ülkelerin 2008-2018 döneminde büyüme performanslarına bakıyoruz. Çin, Rusya ve Hindistan gibi büyük gelişen ülkeleri bu listeye almıyoruz ki, Türkiye'ye en yakın kategori oluşsun.

Yukarıda saydığımız 7 ülke 2008-2013 yılları arasında GSYH'larını 4 trilyon 794 milyar dolardan 6 trilyon 404 milyar dolara yükseltmiş. Yani tam Türkiye'nin emsali ülkeler 2008-2013 kriz yıllarında yüzde 34 büyüme performansı gösterirken, Türkiye yüzde 10 büyüme oranında kalıyor.

Bu sebeplerle Türkiye Dünyanın en büyük ekonomi sıralamasında iki basamak gerilerken, kişi başına milli gelirde de 3 ülke Türkiye'nin önüne geçiyor.

Seçim vaatleri ve büyük sorunlar

Türkiye son 6 yıldır ekonomide patinaj yapıyor.

Büyüme yavaşlamış ve üretimde sorunlar oluşuyor.

Önümüzde seçim var ve siyasi partiler bu ekonomik sorunlardan ülkeyi nasıl çıkartacak? Kısaca seçim vaatlerine bakıyoruz: Nerede ise tüm vaatler devletin bütçesinden "dağıtmak" üzerine kurulmuş. Tıpkı 1991 seçimlerini hatırlıyoruz. "Kim ne verirse 5 lira fazlası benden" türünden vaatler ortalıkta dolaşıyor.

"Herkese iki anahtar vaadi" ve "500 günde ekonomiyi düzeltiriz söylemleri" ile Türkiye 1991-2001 yılları arasında üç büyük kriz yaşayarak hanesine kayıp 10 yıl yazdırmıştı. Bugünün seçim vaatlerine baktığımızda aslında yine eskiye dönüşü görüyoruz.

Seçim vaatleri ile aslında ekonomide karşımıza çıkan sorunlar birebir örtüşüyor. Bu örtüşme sorunları çözmek noktasında değil, tam tersine ekonomide sorunları çok daha vahim şekilde artıracak yerde örtüşüyor.

Bütçe sorunu: Vergiler tüketime gidiyor

Geçen yılın (2014) Merkezi Yönetim Bütçesine kısaca bakıyoruz. Toplam konsolide harcamalar 448,4 milyar TL. Toplam vergi gelirleri 352,4 milyar TL.

2014 bütçe harcamalarının ana yekunu:

A- 110 milyar TL kamu personel gideri

B- 162 milyar TL transfer harcamaları (SGK başta olmak üzere sosyal yardımlar dahil)

C- 19 milyar TL devletin SGK prim ödemesi

D- 48 milyar TL sermaye giderleri

E- 50 milyar TL faiz ödemeleri

Merkezi bütçeye (448 milyar TL) bir de Sosyal güvenlik Kurumunun 204 milyar TL'lik bütçesini eklediğimizde karşımıza devasa bir GİDER DEVLETİ çıkıyor.

Toplam vergi ve SGK primleri 2014 yılında 1 trilyon 750 milyar liralık GSYH'nın yüzde 33,5'ine geliyor.

Devlet bu kadar çok paranın bir kısmını üretim süreçlerinden bir maliyet oluşturarak topluyor. Evet, hemen şu savunma gelecektir: Avrupa'da da devletin topladığı vergi ve primler yüzde 40'lara ulaşıyor.

İşte Türkiye'nin sorunu da tam bu noktada:

Türkiye'de devlet vergi topluyor ama yeterince yatırım yapamıyor. Türkiye altyapı yatırımına çok muhtaç bir ülke.

Tabiri caiz ise; devlet araba sattırıyor = vergi alıyor,akaryakıt tüketimi artıyor =vergi alıyor ama yeterince yol yapamıyor.

Devlet çok vergi alıp bu vergileri altyapı gibi, yol-su elektrik gibi yatırımlara aktaramadığından sorunlar birikerek başka başka yerlerden patlak veriyor.

Mesela akaryakıt vergilerinin yüksekliği nakliye sorunu oluşturarak üretilen malların pazara çok pahalı gelmesine yol açabiliyor. Yurtiçinde bir mal transferi Çin'e transferden daha pahalı olabiliyor.

Kısaca devletin bütçe anlayışı 'vermek-harcatmak' üzerine kurulu olunca üretim ve sanayi destekleri yetersiz kalıyor. İhtiyaç duyulan altyapı yatırımları yetersiz kalınca ekonomide tıkanıklık kaçınılmaz olarak kapıya dayanmış oluyor. Ve patinaj başlıyor.

Tıpkı İspanya gibi, tıpkı kısmen Yunanistan gibi...

Oysa seçim vaatlerine baktığımızda nerede ise tüm partiler bu tabloya rağmen devletin bütçesinden 'daha ne kadar verebiliriz-dağıtabiliriz' tarzında programlar ile vatandaşın karşısına çıkıyor.

Büyüyen sektör: DEVLET

Yıl 2002 ve Bütçe:

Devlet 119,6 milyar TL bütçeden harcıyor. 51,7 milyar TL faize giderken 22 milyar TL personel ve SGK gideri ödüyor. Bütçeye de 60,3 milyar TL vergi toplanıyor.

Bütçe açığı 40 milyar TL

Yıl 2014 ve Bütçe:

Devlet 448,4 milyar TL bütçeden harcıyor. 49,9 milyar TL faize giderken 129,2 milyar TL personel ve SGK gideri ödemiş. Buna karşılık 352,4 milyar TL vergi toplanmış

İki bütçeyi karşılaştırınca Türkiye'nin İÇ FAİZ belasından kurtulduğunu görüyoruz. Fakat personel gideri yani devletin istihdamdaki payı ve verdiği maaşa bakınca karşımıza daha farklı bir tablo çıkıyor:

2002 yılında milli gelirin yüzde 6,3'ü kamu personeline (memur-işçi) giderken, 2014 yılında devletin personel giderinin GSYH'daki payı yüzde 7,4'e yükselmiş. Burada milli gelir büyümesi ve bu büyüyen milli gelirden devletin personel giderindeki artan payını bir arada görmemiz gerekiyor.

Maaşlar devlette artıyor özelde düşüyor

Devletçiliğin en olumsuz yansıması belki de ücretlerde ortaya çıkıyor. Kamuda ücretler 2002 yılından bu yana yüzde 30'un üzerinde reel olarak artış gösterirken özel sektörde tam tersi bir seyir yaşanarak maaşlar yüzde 16'nın üzerinde reel olarak geriledi.

2002 yılında devlette 100 lira maaş alan kişi artık 130 liranın üzerinde maaş alıyor.

2002 yılında özel sektörde 100 lira maaş alan kişi artık 84 lira civarında maaş alıyor.

Kamu-Özel ücret makasının açılması toplumda yeniden "kapağı devlete atma" anlayışını getirerek özel sektör odaklı büyümenin önünde en önemli pranga oluşturuyor.

Özel sektörde sorun sadece ücretlerin düşüklüğü değil, aynı zamanda çalışma şartlarının da ağırlaşmış olmasıdır. OECD ülkeleri arasında en uzun çalışma süresine sahip olan ama verimliliği en altlarda seyreden ülke maalesef Türkiye.

Uzun çalışma süreleri yanında bir de zamanında alınamayan maaş gibi ve iş kazaları gibi unsurlar eklendiğinde özel sektörün karşı karşıya kaldığı açmaz daha net görülebilir.

Nerede ise herkesin emekli olduğu ülke olduk

Küresel buhran sonrası gelişmiş ülkelerde emeklilik yaşı 65'den 67'ye yükseltildi. Gelelim Türkiye'ye;

Aralık 2014 SGK verileri:

19 milyon 821 bin kayıtlı çalışan kişi var.

ama;

10 milyon 920 bin kişi emekli maaşı alıyor.

19 milyon 821 bin çalışandan toplanan sosyal güvenlik prim geliri 134 milyar TL

10 milyon 920 bin kişiye ödenen emekli maaşları 134,4 milyar TL.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) sağlık giderleri de eklendiğinde toplam harcama 204,4 milyar TL'ye ulaşıyor. Bu harcamanın 51 milyar TL'si merkezi bütçeden aktarılırken, geri kalanı çalışanlar üzerinden karşılanıyor.

Tablo aslında çok net: Yeni iş imkanları ve yeni istihdam olmadan bu kadar sosyal güvenlik gideri bile taşınabilir noktada değil.

Türkiye'de halen 47 yaşında emekli olunabiliyor ve emeklilerin yaş ortalaması 44. Ülkemizin 77 milyonluk nüfusunun yaş ortalaması ise 29,6.

Emeklilerin ve kamu personelinin gider toplamı: 333 milyar lira. 2014 GSYH'sı olan 1 trilyon 750 milyar TL'nin yüzde 19,1 ediyor.

Kısaca, GSYH'nın bu kadar büyük bir oranının memur ve emeklilik sistemine akışı çalışan üzerindeki prim yüküne yansımakta ve işçi çalıştırmanın maliyeti çok ağır olmaktadır. İşverenler 10 kişinin yapacağı işe 8 kişi alarak maliyeti kapatmaya çalışıyor.

Kısaca uzun çalışma süresinin ortaya çıkışı istihdam vergilerinin yüksekliğine de bağlanabilir.

Seçim vaatleri sorunları krize dönüştürecek türden

Partilerin seçim vaatlerinin kamu personeli ve emekli maaşları üzerine odaklanışına bakıldığında aslında ülkemizin kronik sorunlarının çok daha derinleşerek büyük krizlere yol açabileceğini görebiliriz. Çözüm bekleyen sorunların daha da ağırlaştırılarak ekonomide üretimi, çalışanın ağır yükünü ve işsizliği daha da çıkılmaz noktaya taşıyacağı görülmektedir.

Kısaca bu seçim vaatleri 1991 seçimlerine benzer şekilde sorunları çözmek yerine, sorunları daha da artırıcı bir yolda vatandaşa sunulmaktadır.

Şimdi sormak lazım:

Toplumun başka seçimi var mı?

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum