Back To Top
Varidat’ı okuyan var mı?

Varidat’ı okuyan var mı?

 - Son Güncelleme: 24.08.2019 Cumartesi 08:08
- A +

Şeyh Bedrettin hakkında Nazım Hikmet’in destanının öncülük ettiği sol edebiyattaki olumlu “devrimci din adamı” imgesinin de Soğuk Savaş devrinde sağ entelijansiyanın ürettiği “ihtilalci zındık şeyh” imgesinin de kökeninde birincil derecedeki kaynaklar yer almıyor.

Aslına bakarsanız, doğrudan Şeyh Bedreddin’in kendi eserlerini okuyanlar buralarda ne ihtilalcilik ne de iştirakçilik fikirlerine dair en ufak bir iz bulamazlar. Demek ki sözkonusu eserlerin okunup okunmadığı da ayrı bir mesele…

Şeyh’in yakın zamanda çevirileri ve akademik neşirleri yapılan İslam Hukuku alanındaki eserleri zaten kendi sahasının uzmanlarına hitap eden kitaplar. Bunların yaygın olarak okunması beklenemez. Ancak Varidat’ın içeriği, hacmi ve şöhreti bir istisna oluşturmalı diye düşünüyor insan. Ne var ki bir istisna görülmüyor… Adı çok bilinen, klasikleşmiş veya kanonik karakter kazanmış eserlerin çoğu gibi Varidat’ın da -cumhuriyet devrinde muhtelif çevirilerinin onca farklı baskıları yapılmasına rağmen- yeterince okunduğunu söylemek zor görünüyor.

O kadar ki konu hakkında -akademik çalışmalar dışında- yayımlanan kitap ve makalelerde bile bu küçük hacimli eser gerçek içeriğiyle değil kulaktan dolma malumatla veya ezbere hükümlerle değerlendiriliyor. Sözgelimi Varidat’ta sosyalist bir toplum anlayışının veya paylaşımcılık fikrinin savunulduğu, hatta “isyan” planının ipuçlarının olduğu vs. anlatılabiliyor.

***

Şeyh’in diğer bütün eserleri gibi Arapça kaleme alınmış olan Varidat’ı dilimize ilk defa Ahmed b. Muhammed isimli bir mütercim çevirmiş. Gölpınarlı’nın Vâridât’ın en güzel ve asla en uygun tercemesi” dediği bu metin yeni harflere çevrilmediği gibi akademik çalışmalarda da kullanılmamış görünüyor.

Varidat’ın bilinen ikinci çevirisi ise II. Meşrutiyet devrinin şeyhülislamı Musa Kazım Efendi’ye aittir. (“Safvetü’l-Beyan” müfessirinin bu çeviriyi yakın dostu Mehmet Akif’in arzusuyla yaptığı söylenir.) Çok sık olmasa da kimi yerlerde çevirmenin araya girerek orijinal metni açıklamaya giriştiği görülür bu metinde. Ama büyük ölçüde aslına sadık sayılabilecek bir çeviri bu. Abdülbaki Gölpınarlı, Cemil Yener ve Bezmi Nusret Kaygusuz’un çevirilerini saymazsak, bugünkü “Varidat” neşirleri çoğunlukla bu çeviriyi esas alıyor.

Rahmi Yananlı’nın asıl metni sedeleştirerek hazırladığı -Muhammed Nur’ul Arabi’nin şerhinin çevirisini de içeren- kitap en özenli ve günümüz okuruna en uygun neşir bence (Büyüyen Ay Y., 2013). Mehmed Serhan Tayşi de -nedense “Musa Kazım Efendi’nin şerhi” diye tanımladığı- bu çeviriyi yeni harflere birebir aktarıp eski harfli matbu nüshanın tıpkıbasımıyla birlikte neşretti (MVT Y., 2010). Eski dile hakimiyeti olanlara da bu edisyon önerilebilir.

Musa Kazım Efendi’nin tercümesinden sonra en fazla kullanılan ikinci metin olan Gölpınarlı’nın ve bir de Bezmi Nusret Kaygusuz’un çevirileri de günümüz okurlarına hitap eden metinler.

İsmet Zeki Eyuboğlu’nun “çeviri”si de aslında Gölpınarlı’nın yaptığı tercümenin kendine göre sadeleştirmesinden ibaret görünüyor. Emin değilim ama Vecihi Timuroğlu’nun yayımladığı çeviri metni de bir sadeleştirme gibi göründü bana. Cemil Yener çevirisi ise, spekülasyondan kaçınarak bir şey söylemem gerekirse, ciddi -hadi hatalar demeyeyim- karışıklıklar içeriyor. Mustafa Rahmi Balaban’ın “İzmir Salepçioğlu kütüphanesindeki Arapça elyazma nüshasından tercüme” olduğu belirtilen çalışmasını henüz göremedim.

***

1990’da Kültür Bakanlığı tarafından “Varidat (Tam Metin)” başlığıyla yayınlanan ve girişinde “Prof. Dr. Bilal Dindar’ın Tenkidli Basımından Tercüme Eden: Dr. Cengiz KETENE” ibaresini taşıyan metin zihnimde bazı ciddi soru işaretleri oluşturdu.

En başta, çevirmenin imzasını taşıyan sunuş yazısında “Yaklaşık altı yüzyıl önce Arapça olarak kaleme alınan Varidât, son derece ağır bir dil ve üslupla yazılmıştır” deniliyor. Oysa orta derecede Arapça bilgisi olan herkesin kolayca okuyup anlayabileceği bir dil ve üsluba sahiptir Şeyh Bedreddin’in eseri.

Merak edenler için Varidat’ın Arapça metninin giriş cümlesini düz transkripsiyon olarak vereyim: “İ’lem enne umure’l-ahireti leyset kema zeame’l-cühhalü. Feenneha min alemi’l-emri ve’l-gaybi ve’l-melekuti, la min alemi’ş-şehadeti kema zeame’l-avamu…”

(Ali Kozan’ın cidden emek mahsulü olan yüksek lisans tezinde edisyon kritikli Arapça metin var:

http://docs.neu.edu.tr/library/nadir_eserler_el_yazmalari/TEZLER_YOK_GOV_TR/%C5%9Eeyh%20Bedreddin%20ve%20Varidat.pdf)

***

Çevirmen sunuş yazısının devam eden satırlarında da şunu söylüyor: “Felsefî, dinî ve tasavvufî konuların ele alındığı bu eserin, Türkçe’ye tercüme edilmesi de birtakım güçlükleri beraberinde getirmiştir. Ancak, elden geldiğince güçlüklerin giderilmesine çalışılmış ve iyi bir tercüme olması için gayret sarf edilmiştir.”

Güçlükle yapılan bu çevirinin daha en başında “O işler buyruk, bilinmeyen gayb ve meleklerin dünyasıyla ilgili olup…” şeklinde başlayan tuhaf bir cümleyle karşılaşıyorsunuz. Herhalde Musa Kazım Efendi çevirisinde yer alan “Ahiret işleri emir aleminden, gayb aleminden, melekut alemindendir” ifadesinin bir çeşit “yeniden tercümesi” olmalı bu diye düşünüyorsunuz ister istemez. (Kaygusuz çevirisinde “Ahiret işleri ruhlar âlemindendir”, Gölpınarlı’da “onlar gayb ve melekût âlemindendir” diye geçiyor.)

Çünkü doğrudan orijinal metindeki “Feenneha min alemi’l-emri ve’l-gaybi ve’l-melekuti” ifadesinin tercümesi olsaydı, “melekut alemi” kavramının “meleklerin dünyası” şeklinde tercümesindeki aşırı yaratıcılık kadar “emir” (Arapçada iş, durum, olgu) kavramının “buyruk” diye çevrilmesi de sözkonusu olamazdı herhâlde. (Öyle olsaydı zaten “umure’l-ahireti” sözünü de ahiret buyrukları diye “çevirmesi” gerekirdi, oysa ahiret işleri diye çevirmiş!)

Halbuki burada Şeyh’in dediği, ahiret hayatına (ölüm sonrasına) ilişkin konuların içinde bulunduğumuz şu maddi alemin dışındaki başka bir alemde veya akıl ve duyularla kavranamayan bir varlık boyutunda geçerli olduğu. İslam düşüncesi literatüründe gayb alemi-şehadet alemi veya emr alemi-halk alemi gibi adlandırmalar esas olarak şimdiki terimlerle “duyulur varlıklar evreni-akledilir varlıklar evreni” ayrımını ifade eder. Platon’un ideler alemi-gölgeler alemi ayrımı gibi… Hatta belki biraz zorlarsak Kant’ın numen-fenomen ayrımı gibi…

Çevirmenin de isabetle ifade ettiği üzere “Felsefî, dinî ve tasavvufî konuların ele alındığı bu eserin” çevirisi keşke bu konulara vukufiyeti olan kişilere emanet edilse…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 29 Ağustos 2019 22:24
Şeyh Bedreddin ile ilgili Bekir Yakıştıran'ın "Türkiye Tarihinde Müslüman Halk Hareketleri" isimli kitabında son derece bilimsel ve çok özgün bir bakış açısı ortaya konulmuş.
ramazan gün... 24 Ağustos 2019 12:07
'Sen bu gafil gönlünle Allah ve peygamberleri tanıdığını ve kitaplar okuyarak, ne istediklerini anladığını mı sanıyorsun? Dersle uğraştığın sürece, Hakk'ı idrak etmekten daha da uzaklaştığını bilmelisin! '(...) varidatı okuyan var mı?
Muhtefi. . 24 Ağustos 2019 13:59
0
Arifine olmuş. Eyvallah. ...Molla Kasımin biri Gaza gelmiş, Almış kefeni mezarını kazmis. Zamanın çoğunu mezarda geçiriyormuş ki kendisine Feyzler gelsin, Hikmeti anlasın 10-20 yil bişey yok. Arifler Sultanı Beyazıt ı Bistamiye gitmiş. Arz etmiş durumunu. Sen demiş Haktan uzaklaşmışsin onca seneler. !..Varidat haa...biz daha istanbulu bilmiyoruz. Ağrıyan dışımizi Doktora tariften bazen aciziz. .!..:))
Muhtefi. . 24 Ağustos 2019 11:21
**Çevirmenin de isabetle ifade ettiği üzere “Felsefî, dinî ve tasavvufî konuların ele alındığı bu eserin” çevirisi keşke bu konulara vukufiyeti olan kişilere emanet edilse…**....aynen öyle mesela Beyin Cerrahın notlarını Ehli okuyabilir ve anlamlandirir. .!..Varidatta oyle benim gibilerin okuyacağı değildir. Okusam da kendi Varidatimi okumuş olurum. Şeyh'in değil. .:))
Abi Neyi anlattınız ne fikrimiz olsun istiyorsunuz Bir tespitte bulunamadım
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 11:48
4
nazım hikmet yanlış demeye getiriyor ama daha henüz onu demeyi beceremedi.
Mehmet Gürbüz 24 Ağustos 2019 12:48
2
Beyninin sağ ön lobu sağlıklı çalışan bir kişi zaten bunu çoktan anladı. Ama ideolojik körlükle bakanlar veya ön lobu verimsiz çalışanlar için yazar her ne kadar bu seviyedeki insanlara da bir şeyleri gösterebilmek için akla kapı aralamaya çalışsana yapılabilecek bir şey yok maalesef.
hamza akyol 24 Ağustos 2019 15:28
1
mehmet gürbüz! oldum olası, okkalı çok zekice laf edenleri sevmem. "birisi ben Allahım derse, yanlış söylemiş olmaz" diyor. böylesine tartışmalı laflar eden bir islam düşünürünün, islama, cennete vb bakış açısını bırakıp,varidat adlı eserinin tercüme hatasından, bak burdan sosyalist düşünce çıkmaz" demek, belliki senin bütün loblarına uygun.
METİN P. 24 Ağustos 2019 09:26
şeyh bedrettin kabak tadı vermeye başladı.
Mutlu Yücel 24 Ağustos 2019 09:17
3) ” Hırsız Hasan da, katil Basri de de mı Allahtan eser vardır” diye döner sana sormaz mı? ruh üzerine beden giydirilirken, kişinin yetişme şekli,çevresi,zekesı vs. birçok nedenlerle bizin bildiğimiz Hasan, hırsız Hasan da olabilir, âmâ onun da atom altı veya daha altı parçacıklarında veya bu parçacıkların özü ruhtur ve bu ruhta Allah’ın saflığı vardır, o saflık bakidir ve her canlı cansız şeylerin özüdür dersen sana desdur, tehlikeli sularda dolaşıyorsun demez mi? .
Mutlu Yücel 24 Ağustos 2019 09:17
2) Vardır, ameli iyi olanlara, meleklerin hizmet etmesi, onların her türlü sefayı sürmesi hakkıdır ve Kuran da onu der” dendi ve hepsince de onaylandı. Demek ki Allah’ın sevgisi ırmaksız bahçe olmayınca eksik kalıyor, diye düşündüm. Belki on binlerce rekat namaz kılıp Allah’ı, onun, sevgisinin büyüklüğünü, sonsuzluğunu düşünmüş bir insan yine de ille ırmak ta isterim diyorsa, bundan beş yüz sene önce yaşamış Bedrettin’in “bütün kainatın özü Allah’tır, her canlı cansızda o vardır, ondan eser vardır” sözünü nasıl anlasın.
Mutlu Yücel 24 Ağustos 2019 09:12
1) Arada cuma namazlarından sonra karşıdaki kafeteryada da çay içiyor, bazen de sohbetleri dinliyorum.” Cennet cehennemden söz açıldı, oradaki kalabalığa,” bazı yorumcular cennet Allah’ın sevgisine mazhar olmanın kişiye verdiği ruhi doyumdur, cehennem ise bu sevgiye ulaşmamış kişilerin çektiği ıstıraptır, der” bundan hareketle sorarım, sizce Allah’ın sevgisini bütün benliğiyle hisseden kişilerin içinden ırmakların aktığı bahçeler, bahçelerde dolanan hurilerle de ödüllendirilmesine gerek var mıdır” dedim.
Süleyman d. 24 Ağustos 2019 12:05
1
Bahsettiğiniz ödüllere gerek yoksa da ihsan sahibi birisinin sana olan eşsiz ikramlarını geri çevirmeye ne gerek var? Yeniden dirilişe, ebedi sürecek ahiret hayatına inanıyorsak bu hayatın elbette bir formatı olacak. Cennet: tasarımı sana ait olan, genel hatlarıyl; kötü görülen, sıkıntı veren şeylerin olmadığı, iyi ve güzele ait ne varsa gerçekleşebileceğin bir dünya. Bunu uzun sürecek bir emeklilik olarak düşün. Bu süreci sen kahvede çay içerek; başka biri de dingin bir doğada balık tutmakla vs. geçirmek isteyebilir. ALLAHIN GENİŞ HAZİNESİNİN KÜÇÜK BİR KISMINI GÖRMEK İÇİN BİLİMİN ŞİMDİ
Süleyman d. Devamı... 24 Ağustos 2019 13:06
1
ALLAHIN GENİŞ HAZİNESİNİN KÜÇÜK BİR KISMINI GÖRMEK İÇİN bilimin şimdilik 2 Trilyon olduğunu söylediği galaksilere bakmanın yeterli olacağını düşünüyorum.
Takipci 24 Ağustos 2019 08:47
Agir bir konu, yine de tesekkurler.
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 08:39
Bende 1979 basımı Seyyid Muhammed Nür (?) şerhi var. Mahmut Sadettin Bilginer(?) hazırlamış. Komünist ihtilalden bahsetmiyor. Kelam tasavvuf gibi konular içeriyor.
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 11:43
1
ben de varidatta markstan alıntılar yapmış diye duymuştum. demekki rivayetmiş
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 05:39
Kıymetli bilgiler için teşekkür ederiz.
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 11:45
0
kıymeti kaç para çözemedim. nasıl bir kıymet gördün yazıda?
süleyman d. 24 Ağustos 2019 01:52
Yazık! Geçmişimizden kopmak tam da bu olsa gerek. Bir eseri ulema bile tercüme ederken anlaşmazlığa düşüyorsa; geçmişin hazinelerinden biz nasıl faydalanacağız???
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 08:42
3
Geçmişimizdeki zevat ya Farsça yazmış ya Arapça. Asıl halktan/bizden kopan onlar. Alimi (!) Türkçe yazmayı zül kabul eden Selçuklu'dan, Osmanlı'dan bize kalan miras, % 95’i okuma yazma bilmeyen halk ve içinde Türkçe ilmi kitap olmayan kütüphane.
Süleyman d. 24 Ağustos 2019 11:40
1
ESKİLERİ TÜRKÇE YAZMAMAKLA SUÇLARKEN YAPTIĞIN ÜÇ SATIR YORUMUN ,YARISI ARAPÇA, FARSÇA :) zevat. Asıl, halk, Alim, zül, kabul, miras, ilmi, kitap, KÜTÜPHANE??? Yanlış anlaşılmamak için şunu belirtmemde yarar var: Türkçe 'yi ana sütü gibi sevenlerdenim. Ama onda bulamadığım zaman Arapça veya Farsça' yı kullanmaktan gocunmam. Sadece "plaza" diline alerjim var o kadar. :)
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 13:15
3
Süleyman d. ben Türkçeye girmiş Arapça, Farsça kelimelerden şikayetle yazmadım, o yorumu. Doğrudan, ARAP ve FARS dilinde yazılmış kitaplardan bahsettim. Konumuz, VARİDAT. Şeyh Bedrettin'in, Varidat'ı da "diğer bütün eserleri gibi Arapça kaleme alınmış.". Anlatabildim mi ?
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 00:26
Konu ne için ele aldığınızı yazmanız gerekir. Gazete makalesi için ağır. Okurların çok ilgilecegini sanmıyorum.
KARAR OKURU 24 Ağustos 2019 08:36
0
Sen ilgilenmişsin ya !
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN