Savaşların beklenmedik sonuçları…

Savaşlar bazen beklenmedik sonuçlar doğurur. Kazanacağınızı zannettiğiniz bir savaşı kaybedebilir ya da George Washington Üniversitesi’nden Rachel Metz’in Foreign Affairs’de yazdığı gibi müttefiklerinizden olabilirsiniz. Mesela İran; BAE, Katar, Kuveyt, Ürdün, Umman ve Suudi Arabistan’daki üslerinize saldırır, hatta onların sivil altyapılarına zarar verir ama siz onları koruyamaz, bırakın süpersonik füzeleri bir kenara motosiklet motoru tahrikli dronlar karşısında bile çaresiz kalırsınız.

Belki içlerinden biri İran’a kızar, ondan intikam almak için Amerika ve İsrail’le olan ilişkilerini derinleştirir ama bazıları da başka bir çağın modeli olan kayıtsız şartsız Amerika bağımlılığından kendini kurtarmaya niyetlenir, siyasi istikrarını ve güvenliğini farklı biçimlerde korumayı düşünmeye başlar. Bunun Amerika açısından anlamı ise normal şartlar altında menzilinin, dolayısıyla da gücünün yetmediği coğrafyalara ulaşmasının zorlaşması olur.

Körfez bölgesinde bu gerçekleşir mi kestirebilmek zor. Muhtemelen onlar güvenlikleri kadar meşruiyetlerini de dikkate alıp İran savaşı bittikten sonra Amerika ile olan ilişkilerini yeniden kurgulamaktan yana tavır takınıp, bir daha başımıza bu tür şeyler gelmesin demektense Trump Amerika’sı ile iyi geçinmeyi tercih eder, İsrail’le yakınlaşmayı bıraktıkları yerden sürdürürler. Kim bilir belki de Türkiye ve Pakistan iş birliğinde frene basmayı kendileri açısından daha makul bulurlar.

Doğrusunu isterseniz ben Amerika ile olan “köklü” bağlarını kopartıp Suudilerin Prens Sultan Hava Üssünü, Kuveytlilerin Ali Al Salem, Camp Arifjan’ı ve Camp Buehring’i, Katarlıların El Udeyd’i, BAE’nin El Dafra’yı, Bahreyn ve Umman’ın da limanlarını kapatabileceklerini, siz artık ülkemizden çıkın veya en azından güç kullanmadan önce bize sorun demeye cesaret edebileceklerini pek sanmıyorum. Onlar çok olasıdır ki, otonom hareket eden Türkiye örneğinden ziyade İngiltere’den ilham alacaklar, Starmer bile Trump’a direnemiyorsa biz ne yaparız diyeceklerdir.

Ancak aynı şeyi Japonya, Avusturalya ve Güney Kore’den beklemek, Çin ile Tayvan arasında çıkacak bir savaşta onların Amerika’nın yanında üs sağlayarak, sıçrama noktası olarak yer almasını ummak çok olasıdır ki zorlaşacaktır. İran karşısında bu kadar çaresiz kalan Amerika’nın Çin karşısında kendilerini çok daha savunmasız durumda bırakacağını düşüneceklerdir. Bu akıl yürütme tarzı da Metz’e göre Amerika’ya erişim, ulaşım zorluğu çıkartacağı için daha az savaş açmasına yol açacaktır.

Metz kadar iyimser olmasam da en Amerika perver ülkelerin dahi bu son savaştan sonuç çıkartacaklarını, bundan sonraki çatışmaların sözde güvenlik şemsiyelerine dayanılarak atlatılamayacağını hiç olmazsa idrak edeceklerini, üs angajmanlarının ev sahibi ülkeyi ikilemde bıraktığını, karşılık vermesi halinde Amerika ve İsrail’in kurduğu tuzağa düşeceklerini, karşılık vermemeleri halinde de acz içinde kaldıklarını göreceklerini zannediyorum.

Yeter ki bu durumda olan ülkeler, en azından belli başlıları, dünyanın sadece teknolojik açıdan değiştiğini, bir teknolojinin diğeriyle nasılsa pasifize edilebileceğini varsayarak hareket etmesinler. İran’la Amerika’nın ve İsrail’in savaşından taktik sonuçlar çıkartmakla, hangi silah sisteminin daha etkili olacağını tartışmakla yetinmesinler. Amerika’nın da değiştiğini, eskisinden farklı olarak müttefiklerini ikna etmeyi aklına getirmediğini anlasınlar.

Venezuela’da başlayan İran’da süren yakında bir şekilde Küba’ya sıçraması beklenen meşruiyeti her açıdan tartışmalı saldırganlığın bitmeyeceğini, Amerika’nın Grönland’da şaka yapmadığını, en yakınlarını ilhak etmeyi, daha da yakınlarını ticari yaptırımlarla tehdit etmeyi normal gören bir anlayışla hareket ettiğini görsünler. Belki o zaman başının çaresine kendileri bakmaya çalışırlar, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzen ve dengelerin sona erdiğini fark ederler.

Ama yine de bizim itidali elden bırakmamamızda, Amerika kadar ona üs verenlere, onların stratejik akıllarına da güvenmememizde yarar var. Bir de galiba artık kimlik politikalarının çıkmaza girdiğini, etnik köken ya da dini inanç üstünden siyaset yapmanın imkansızlaştığını anlamanın zamanı geldi. Bana Kazakistan’ın GKRY’ne gösterdiği orantısız ilgi, Gazze sorunu karşısında Müslüman “dünyanın” takındığı tutum ve son İran savaşı bunun ispatı niteliğinde gibi geliyor…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.