Okurun hakkı yazarın hakkı…
Her yazı muhatabına gönülden açılıştır. Kimdir o muhatap? Nedir gönülün ölçüsü ve açılışı? Belli bir yüzü kimliği veya hayatı var mıdır muhatabın? Yazı adamı her konuya her muhataba gönül düşürebilir mi? Yazıyı bir dilekçe hükmüne indirgeyenlere rastlansa bile yazarın kendi benliğinden çıkarak sonsuz benliklere açılma hedefidir muhatap. Zaman ve zemin ötesinde bir yerde durur. Kimi yazarlar işin kolayını keşfedip daha yazının başında tasavvur ettikleri ‘yakın’ insanlara seslenirler. Onların yoldaşları, dindaşları, ülküdaş ve duygudaşları olurlar. Okurla aynı hizada dururlar. Kavramları kullanırken, düşüncelerini açarken nerede ve ne türden etkiler yaratacaklarını karşılıklı bilirler. Gönül uzayı bilerek daraltılır, duygusal çerçeveye, bizbize ölçüsüne oturtulur. Gönül gökkubbedir oysa. Alçaldıkça basıncı artar. Büyük yazar sürekli ufuk çizgisi bulurken nitelikli okur o hedefe yönelir. Ötesi kitle yazarlığıdır.
Kitle yazarlığı günlük zihin ve duygu hesaplarından doğar ve popülerliğin iklimi ile kitlenin istekleriyle şekillenir. Dil zevki, estetik bilinç ve engin insanlık meseleleriyle ilgilenmeyen okurlar yazarın dolaylı yönlendiricisi olurlar. Politika, spor dünyası, sosyal sınıflar ve ideolojik katmanlar rezerv alanlarıdır ve orada etki- tepkiye bağlı bir tabiat oluşur. Varlık biricikliğini kollamayan yazı adamı da bir süre sonra dışarının etkisine hepten açılır. Sonunda yazı aktörleri değişir, temalar ve kitlenin beklentileri tekrar eder. Bir dönem çok popüler olan isimler hızla silinip giderler. Bir dağın dibinden çıkan su yıllara göre coşkusunu kaybedebilir ama niteliği değişmez. Hakiki bir yazar da böyledir. Bazı dönem verimleri azalsa bile seviyesi kaybolmaz. Onun çıkışı ‘su’ tüketimine ayarlı değildir çünkü.
Etkileşimsiz bir yazı dünyasından söz edilemez elbette. Yazıyı yaratırken herhangi bir somut muhatap gözetmeyen, insanların duygu ve düşünce hassasiyetlerini köpürtmeden biricikliğin evreninde var olmaya çalışan yazarlara az da olsa rastlanır. Bir dil yaratmak üslubun hizasından ayrılmadan sabırla yazmak onların şiarıdır. Konu, amaç, güncellik, azlık, çokluk ölçü değildir. Onlar yazacakları konunun bilgi, birikim ve yaşantısı yanında yazma anının belirleyici hakkına bağlı kalırlar. Arada bir içlerinde kımıldanan dürtülere kulak asmazlar. Sağdan soldan gelecek alkış ve homurtulara yüz vermezler. Kendi amatörlüklerinin çırağı olmanın hüznüyle yol almaya çalışırlar. Eğer bir etkileşim, yazı yoluyla ‘gönülden’ bir hat kurulacaksa bunun kendiliğinden oluşmasını dilerler.
Özgünlük, yaratıcılık, özgürlük ve mizaç. Bu bileşimle yazar hem sürekliliğini hem de bağımsızlığını koruyabilir. Okur dediğimiz kitlenin sınırı ile yazar sorumluluğunun birleştiği altın bir noktadan söz edilebilir ayrıca. Yazar, kitlenin derleyip toparlayamadığı, tutarlı bir bütünlüğe kavuşturamadığı, beklentilerini, acı ve arzuları yanında öfkelerini dile döken kişi değildir onlar üzerine eleştirel düşünce ve estetik akt yaratabilen varlıktır. Haklılık haksızlık zaviyesinden bakmaz konulara. Soru, sorgulama, yaratıcılık esastır. Yazar ‘gerçeğin kitle sözcülüğüne’ soyunmaz büyük kahramanlık edası takınmaz. Bilinmedik yollara sapmak ve özgünlüğün başdönmesiyle insanın ve hayatın arka yüzünü aramak heyecan olarak yeter ona. Sahneyle değil eserle ilgilenir. Bilir ki esaslı bir eser farklı aktör, dekor ve yönetmenlerle biteviye sahnelenebilir. Yazar okurun rolüne göz dikmediği gibi okur da yazar pozuna bürünmez.
Günümüz dünyasında yazar ile okur arasındaki sınırlar neredeyse kalkmış durumda. Yazarı yazar yapan değerlerle okuru okur kılan sınırlar içiçe geçiyor. Yazma ve paylaşma kolaylığı, yazı üzerinden kurulan etkileşim hızı daha da silik bir ortam yaratıyor. Söz gelimi bir gazetede yazıyorsa yazar, hem basılı hem de elektronik ortamda okurun karşısına çıkıyorsa tıklamadan tutun yorum sayısına değin pek çok veri devreye giriyor demektir. Sanki iyi yazı ve yazarın ölçütünün tıklama ve yorum sayısı olduğu yanılsaması doğuyor. Yetmedi eser bir edebi eser söz konusuysa, yazar, şair veya denemeci bir telif eser ortaya koyuyorsa onun niteliğini belirleyen temel etkenin satış rakamı, baskı sayısı, sosyal medya etkileşim oranı olduğu yanılsaması dayatılıyor. Yazar, eğer, özgürlük, özgünlük ve yaratıcılık bilincine sahip değilse bu basınca dayanması beklenebilir mi? Her gün her yönden bir radyasyon dalgası gibi yazarın dünyasına yayılan bu durum görmezden gelinebilir mi?
Yazar için kritik eşik kendisini nerede gördüğüdür. O, kitlenin iştahına göre hareket eden ve her gün tekrar eden heveslerin güdümünde, çok satan, çok tıklanan hatta çok tanınan birisi mi olmanın derdindedir yoksa biricikliğin yalın ve kimsesiz bahçesinde oturmanın zevkiyle mi dolu olacaktır? Günümüzde etki- tepki sarmalından korunmak hatta kurtulmak pek mümkün değilmiş gibi gözükse de imkansız değildir. Has yazarlar okur denilen oynak ve muğlak kitlenin karşısında uyanık kalırlar. Nitelikli ve gerçek okur genellikle tepkisizdir. Yazıyı, yazarı emanet alır, onun hayatının ve varlığının kimyasına katar. Zihinsel refleksleri politika ve farklı sosyal tortularla katmanlaşmış okur ise her platforma tepki vermenin derdindedir. Yazarı kendi mülkü saymak kadar eşiti sanmak da büyük bir çözülmedir.
