1.7 milyon kişi KPSS’ye girdi: Bu bir rekor

1 milyon 708 bin kişi KPSS sınavına girdi.

İnsanların, çocukluktan itibaren hayatlarının en verimli dönemlerinde yıllarını vererek hazırlandıkları sınav maratonları dizisinin şimdilik son aşaması…

Bu sınava girenler 5-10 yıl önce üniversite adayı gençler olarak üniversite giriş sınavına, ondan dört yıl önce de ortaokul çağında gençler olarak liselere giriş sınavına girmişlerdi. Bu defa, sınav yarışından umudunu henüz kesmemiş “kıdemli gençler” kategorisinde KPSS’ye girdiler.

Ailelerinin, bin bir umutla ve büyük harcamalarla üniversiteye soktukları ve tarifsiz bir sevinçle mezuniyetlerini kutladıkları çocuklarının aldığı diplomanın, işgücü piyasasına çıktıkları anda bir kâğıt parçasından başka bir şey olmadığını anlamaları son derece hayal kırıcı oldu. Bununla birlikte, yüzlerce saat kurs, onlarca test kitabı ve binlerce soru çözerek kazandıkları ve büyük masraflarla tamamladıkları üniversite döneminin, hayatlarını garanti edecekleri bir işe girmenin anahtarı değil; aslında “umutsuz ev gençleri” kitlesine katılmaya giden sürecin bir alt basamağı olduğunu da gördüler.

Üniversiteyi bitirip Türkiye’nin sayılı kurumsal firmalarında nitelikli bir iş bulabilme bahtına erişemeyenlerin önünde iki seçenek var: Ya üç harfli marketlerde veya kargo şirketlerinde niteliksiz eleman olarak haftada 6 gün, 10-12 saate kadar varabilen ağır çalışma şartlarına katlanarak asgari ücret civarında bir maaşa talim edecekler; ya ailelerinin sağladığı imkanlarla evlerinde bekleme modunda günlerini tüketerek strese girecekler.

KPSS’ye girerek devlet memuriyetine geçme şansını denemek, milyonlarca kişiye; iş piyasasının acımasız çalışma ortamı ve boşta gezmenin dayanılmaz stresinin oluşturduğu ikili sarmaldan kurtuluş için başlı başına bir umut kapısı oldu.

KPSS, yine her kitlesel merkezi sınavda olduğu gibi tüm toplumun, kamuoyunun ve sosyal medyanın odaklandığı önemli bir olay haline geldi. Neden olmasın? Çünkü ülkede neredeyse her 1-2 evden bu sınavda şansını deneyecek bir aday var.

Sınava son anda yetişememe hikâyeleri, polislerin geç kalan adayları ucu ucuna sınava yetiştirmeleri, kapıların kapanmasına saniyeler kala içeri girenlerin görüntüleri, dışarıda çocuklarını bekleyen anne babalar…

Sınavdan çıkanlar, soruların branş profesörlerinin bile üstesinden gelemeyecekleri kadar zor olduğunu belirttiler.

Burada asıl odaklanılması gereken nokta, sınavın kendisi değil; milyonlarca genci eğitim hayatları boyunca sonu gelmeyen bir sınav maratonuna katılmak zorunda bırakan ve üniversiteyi bitirdikten sonra da KPSS kapısında buluşturan sorunlu eğitim, istihdam ve üretim sistemi…

Amansız bir çekişmenin yaşandığı bu sınav, objektif bir çerçevede bakacak olursak, devletin; nüfus artışıyla ve kamunun hizmet talebiyle bire bir orantılı biçimde büyüyen bir kamu personeli sisteminin gerçek ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir seçme sınavı değil. Gerçekte, giderek büyüyen “işsizler” kitlesinin bir bölümünü; devletin sosyal yardım, bakım, gözetim ve himaye şemsiyesi altına almak üzere görece müreffeh ve daimi güvenceli kamu çalışanları kitlesine taşıyan bir geçiş prosedürü niteliğinde…

Bu bakış açısı, zaten piyasanın olağanüstü zor şartlarında, günde 10-12 saate varabilen çalışma süreleriyle ve kamudakilerin üçte biri düzeyine kadar inebilen ücretlerle istihdam edilen geniş çalışan kitlesinin devlete ve memuriyete ilişkin yerleşik algısını da temsil ediyor.

Onların gözünde memuriyet, ağır çalışma şartlarına ve düşük ücrete rağmen piyasadaki işlerini kaybetme riskinin karşısında, devletin korunaklı istihdam şemsiyesi altına girebilmelerini sağlayan; düzenli gelir, rahat çalışma şartları ömür boyu iş güvencesi sağlayan tam bir hayat sigortası….Hatta bu doğrultuda medyada KPSS’nin açılımının zaman zaman “Kamuya Postu Serme Sınavı” şeklinde yapılması da, kaba ve ironik bir ifade olmakla birlikte, toplumda yerleşmiş bu algının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

KPSS sınavının ardından, konuya dair yapılan ve bu algıyı pek çok yönden teyid eden paylaşım ve yorumlara göz atmakta fayda var:

-İnsanlar daha çok rahatlık için memur olmak istiyor. Bugün tüm memurların maaşlarını asgari ücret yap, KPSS’ye yine rekor başvuru olur. Düşünsene işe saat 10’da git, 16’da çık; mesai süresince İnternette takıl. Kovulma derdin yok. Her ay maaşını al, her yıl fazladan bayram tatili…

-Katılımcı sayısı 2 milyona dayanmış. Millet kapağı devlete atmanın dışında bir çıkış yolu göremiyor ki; ‘memur olsam hayatımı düzene oturturum’ diyor.

-KPSS, bir ümit kapısı ve toplumda statü, evlilik ve çocuk kararının dahi merkezi haline gelmiştir. İnsanlar bu süreçte antidepresana bağımlı oluyur, çocuk yapmıyor, boşanmalar ve ilişkiler bitiyor. KPSS toplumun temelini bozmuştur. Derhal memurluğun cazibesi bitirilmelidir.

-KPSS hocalarının hesaplarına girin bakın. Adamlar her şehirde binlerce insan tarafından süperstar gibi karşılanıyor. Etkinlikleri, birçok parti mitinginden, maçtan kalabalık. Adamlar, binlerce kişiye salonda akarsu, dağ ova isimleri filan ezberletiyor.

-Bu kadar memura gerek olmadığını devlet de biliyor. Ama özel sektörün istihdam piyasası ekonomiyi kurtaramıyor. Memuriyet, devletin vergilerimizi milyonlarca aileye sosyal yardım olarak dağıtmasının diğer adı…

-Özel sektördeki işçinin, memurdan çok daha fazla çalıştığı gibi, ‘acaba maaş zamanında yatacak mı’ gibi bir derdi var. Sermaye bulup iş kursa, sattığı mal ya da hizmet karşılığında tahsilat yapabilecek mi?

-Özel sektörde, “kölelik şartlarında çalışma” olduğu sürece böyle olur.

-……Belediyesinin plajında, lavaboların başında duran adam 90 bin lira maaş alıyor. Adam bütün gün TikTok izliyor.

-Özel sektörde mühendise asgari ücret önerildiği için, millet memur olmaya çalışıyor, işin özü bu…

-Maaş aynı olsa bile, devlette çalışmak daha mantıklı. Performans baskısı yok, işten atılma korkusu yok. Pandemi çıktığında herkes işinden kovuldu, memurlar evde yatarak maaş aldı. Benim devlette bir tanıdığım var; halı sahada bacağını kırdı, 2 ay işe gidememesine rağmen maaşı yattı.

…

Türkiye’de üniversite mezunlarının kamuya yönelmesinde asıl mesele, yükseköğretim mezunu işgücü arzının; ekonominin nitelikli iş imkanı oluşturma kapasitesinden çok daha hızlı büyümesidir. Yani, özel sektörün yükseköğretim mezunu arzındaki olağanüstü artışı, mezunların eğitimlerine uygun yüksek verimli ve yüksek katma değerli üretim pozisyonları oluşturarak absorbe etme kapasitesi yeterince gelişmemiştir. Sonuçta giderek büyüyen bir kitle, kamu kadrolarını güçlü bir çıkış ve güvence alanı olarak görmeye başlamıştır.

Bu asimetrinin temel dinamiklerini anlamak için, önce nüfus ile eğitimli işgücü arzındaki değişimi birbirinden ayırmamız gerekiyor. Türkiye’nin nüfusu 2012’de 75.6 milyon kişiydi. 2026 başında 86.1 milyona ulaştı; yani 13-14 yılda yalnızca yaklaşık yüzde 14 düzeyinde arttı. Buna karşılık yükseköğretim mezunu nüfus çok daha hızlı büyüdü. TÜİK verilerine göre 25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunlarının oranı 2012’de %20 civarında iken, Anadoluda açılan üniversitelerin de çok sayıda mezun vermesiyle 2025’te yüzde 45,6’ya yükseldi. Başka bir ifade ile genç nüfus içinde yükseköğretim mezunlarının oranı yaklaşık 2.25 katına çıktı. Görüldüğü üzere 13-14 yıl içinde Türkiye’nin nüfusu sınırlı ölçüde büyürken; üniversite diplomalı işgücü stoku olağanüstü büyümüştür.

Bu artış doğrultusunda, KPSS’ye giren aday sayısı da yıllar itibariyle şöyle olmuştur:

2012: 931.065 kişi, 2014: 1.117.697 kişi, 2016: 1.221.592 kişi, 2018: 1.175.027 kişi, 2020: 1.305.544 kişi, 2022: 1.180.552 kişi, 2024: 1.357.098 kişi, 2026: 1.708.329 kişi.

Mevcut eğilimle, başvuru sayısının önümüzdeki yıl daha da artacağını tahmin etmek hiç de zor değildir.

-Kamu personeli, kamu bütçesinden gelen kaynağı tüketir.

-Piyasa değer üretir ve kamuya kaynak sağlar.

Milyonlarca insanın piyasadan kaçıp memuriyete girmek için kıyasıya yarıştığı bir sistemde bir sorun var demektir.

Bu demektir ki, piyasa;

-Yeterince değer üretemiyor,

-Değer üretemediğinden, çalışanları için yeterince ödüllendirici ve cezbedici olamıyor,

-Buna rağmen, çalışanlarına daimi iş güvencesi ve yüksek maaş veren kamu bütçesine sürekli kaynak sağlıyor.

-Üreten kesim, daha yüksek değerde üretemediği ve nitelikli personele daha çok ödeyemediği için giderek zayıflıyor.

-Üretmeyen, kaynak tüketen kamu ise, giderek büyüyor ve daha fazla kaynak tüketiyor.

Bu uzun süre sürdürülemez.

KPSS ile nitelikli insan gücünün üretken alanlardan kamu kesimine yöneltilmesi, sıradan bir tercih değil; ülkenin gelişmesi ve ilerlemesi açısından olumsuz bir kaynak tahsisi ve istihdam politikası sorunudur.

Bu bağlamda, toplumun en eğitimli, donanımlı ve üretkenlik potansiyeli yüksek insanlarını zorlu bir sınavla seçip, bilgi ve becerilerini üretim, teknoloji ve katma değere dönüştürebilecekleri özel sektör yerine kamu kadrolarında toplamak, ekonomik büyümeyi ve ülkenin kalkınma potansiyelini zayıflatır.

Milyonlarca genci devlet kapısında kıyasıya yarıştıran bu tabloyu değiştirmek için yapılması gereken, kamu kadrolarının kapısını daraltmaktan önce; gençlerin gelecek için “devlete kapağı atmayı” yegane çıkış yolu olarak görmeyecekleri, üniversite mezununun bilgi ve niteliğini gerçek bir ekonomik değere dönüştürebileceği, yüksek katma değerli, yenilikçi ve rekabetçi bir özel sektör yapısını oluşturmaktır.

YORUMLAR (36)
36 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.