Zangoçluk Edenler
Yaz boyu seyrek seyreden İstanbul trafiği geçtiğimiz hafta yeniden yoğunlaşmaya başladı. Yazlıkçılar yazlık, deniz, kum ile vedalaşmaya; köylüler bağlarını, bostanlarını bozup araçlarının bagajlarına kışlık erzaklarını doldurup köylerinden ayrılmaya başladı.
Her ayrılma ve veda büyük şehirlere yol almak demek. Bundan en çok payını alan da İstanbul.
İstanbul reklam panolarında kırtasiyelik ürünler de boy vermeye başladı. Marketlerde kırtasiyelik ürünlerin rafları dolup taşmış durumda. İki alana bir bedava. Eğitim öğretim hayatından bihaber biri, kırtasiyelik raflara baksa yahu bu kadar ıvır zıvır ne işe yarayacak? Yazık değil mi çoğu ithal bu ürünlere memleketin onca parasını harcamak boşa değil mi, diyecek.
Sanayi devrimiyle başlayan süreçten beri dünya, bir yola konulmuş o yolda ilerliyor. Bizde bizi sürükledikleri bu yolda, her ne kadar kendi özgür irademizle girdik desek de, ilerlemeye mecbur kılınmışız. Günümüz dünyası; ekonominin fikir ve beden işçilerini hazırlayan okul eksenli kurulmuş. İtirazı olanlar “eğitim şart” mottosuyla gericilik, eğitim düşmanı, Orta Çağ kafası taşımakla suçlanıyor. Günümüz insanı, Orta Çağ kafası taşımakla birilerini itham edip kendini yüceltmeyi, kendisinin yüceltilmesini seviyor.
Kendini yücelten çağın insanı küresel ölçek kriterlerine uygun olmayan değerlerini aşağılamayı ve bu değerlerden kurtulmayı da seviyor. Janjanlı ve bir numara olmak. İnsan kendini değersizleştiyor. İnsan kendini yüceltmekten, değerli görmekten sömürüldüğünün farkına varamıyor.
“BEN” kelimesiyle başlayan cümlelerin en çok kurulduğu çağı da yaşıyoruz. Benim malım mülküm, arabam, evim, çoluğum çocuğum, benim kim olduğum, benim sayelerim, biricik benim, benim fikrim, benim ellerim, gözlerim, bakışım, hayalim… Ben ben ben.
Mevzumuya dönelim. Sanayi devriminde temelleri atılan yeni dünya; okul, AVM ve iş merkezli kurulmuş. Hayat, okulun, çarşının ve iş yerinin merkezinde nefes alıp veriyor. Okulların açılıp kapanmasına bağlı kurulan şehirler, yazlıklar, siteler. Okullar, günümüz dünyasının mabedi. Okul sıraları; kemalistlere, milliyetçilere, dincilere, fabrikalara eleman yetiştiriyor.
Fabrikaların bacasını, okuldan gidenler tüttürüyor. Okulda pişen fabrikaya, devlet çarklarını işleten tezgahlara düşmeli ki dünyanın ve ülkenin işleri yoluna girsin. Üretim bantları dönsün. Sermayenin çarkları tıkır tıkır işlesin.
Günümüzün aykırı birçok aydını okula ve günümüz eğitimi sistemine karşı çıksa da bunların sesi azınlıkta kalıyor.
Ivan Illich, “Okulsuz Toplum” eserinde; okulların eğitimi tekelleştirdiğini ve insanları tüketime alıştırdığını ileri sürüyor.
Amerika’da birçok kez yılın öğretmeni seçilen John Taylor Gatto, “Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı” kitabında ; zorunlu eğitimin çocukları aptallaştırdığını, okulların gerçek amacının çocukları eğitmek olmadığını, onları itaatkar birer işçi yapmak olduğunu iddia ediyor.
Okulsuzlaşma hareketinin öncülerinden John Holt, “Eğitim Yerine” eserinde çocukların doğal bir öğrenme merakı olduğunu ve okulların bu merakı yok ettiğini dile getiriyor.
Günümüzde okullar bir ihtiyaç mı, sorusunu sorsak cevap beklemeden soruyu soranı taşa tutarız. Okullarda çocukları bir baltaya sap yapmasalar hangi birimiz çocuklarımızı okula göndeririz. Bir baltaya sap olmak önemli. Ocakta kazanın kaynatılması buna bağlı. Köy hayatından kurtulup masa başı bir işe sahip olmak için onca öğretmenin, idarecinin kahrını çekmeye razı olduk. Baba mesleği olan tarlada çalışmaktan, dağda mal gütmekten kurtulmanın yolu okumaktan geçerdi. Okumayı küçümsemeyelim, dediğimde içimdeki ses abartmayalım da diyor. Okul olmasa onca çocuğa kim bakar? Bir milyondan fazla öğretmen işsiz kalır, okul için üretilen milyonlarca ürün çöpe atılacak.
Haftaya okullar açılıyor. On dokuz milyona yakın öğrenci, bir milyonu aşkın öğretmen okulla buluşuyor. Düz giden okul yolunda emeklerin boşa gitmemesi için çalışanları baş eden öğretmenler ve öğrenciler… Okul fabrikasında işlenilip şekle sokulmaya çalışılan 20 milyondan fazla insan. Modern hayatın aparatı. Bir balataya sap olmanın günümüzdeki karşılığı bir çarkın aparatı olmak.
Yaklaşık iki buçuk aydır tatildeyiz. Tatil süreci boyunca sayın Eğitim Bakanımız ve kurmaylarının yeni eğitim öğretim sürecine başlamadan eğitimimizin mevcut sorunlarını çözmeye dair herhangi bir çalışmalarının olduğunu duyanınız var mı?
Dezavantajlı çocukların eğitimini Türkiye’nin gelişmiş koşullarına uygun hale getirmeye, yapay zekanın eğitimdeki rolünü ve dijital dünyanın eğitimdeki katkısını arttırmaya, küresel şirketlerin çocuklarımızı istedikleri gibi yönlendimelerine ve sosyal medyanın çocukların dikkatini çalmalarına engel olmaya gibi birçok güncel sorunumuza çözüme yönelik bir çalışma göremedik. Gelişmiş birçok ülkenin on beş yaş altı çocuklarını küresel şebekelerin sosyal medya hesaplarından aile yapısına zarar veren uygulamalarına kadar bir çok alana kısıtlama getirdiğini okuyoruz. Okumakla yetiniyoruz. Bizde bir adım sonrası yok.
Ülkemizde her yıl ulusal çapta yapılan LGS VE TYT-AYT sınav sonuçlarını eksi ve artılarıyla masaya yatırıp gereğini yapmaya yönelik de bir çalışma göremiyoruz.
Eğitimi dizayn eden eğitim kurmaylarının “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nin konforundan çıkıp güncel sorunlarımızla yüzleşmesi gerekmez mi? Maarif dünyamızın hayati sorunlarını ne zamana kadar görmezden geleceğiz?
Sayın eğitim kurmaylarımızın eğitimimizin niteliğine katkı sağlamak adına ebeveyne, öğretmene, öğrenciye yönelik bir artısını gören var mı? Eğitim kurmaylarımız ekran karşısında eğitimin kıylükali, elbisesi, forması gibi mühim sorunlarıyla ilgilenmekten maarifin kanayan yarasına merhem olmaya vakit bulamıyorlar.
Oysa dünyanın birçok ülkesinde olmayan olmasını istediklerinde parayla dahi alamayacakları çiçeği burnunda bunca genci göz göre göre heba ediyoruz. Bunun ya farkında değiliz ya da küresel akıl heba olmalarını ülkeyi yönetenlere dayatıyor. Genç nüfusun her geçen gün azaldığı ülkemizde bir dönem sonra arasak da bulamayacağımız pırlantalıkta gençler heba oluyor.
Bir de “balık baştan kokar.” deyip kendilerini sorumluluktan muaf tutan kesim var. İki buçuk aylık tatil boyunca bir sonraki eğitim öğretim yılına daha iyi eğitim vermek için hazırlık yapan kaç öğretmen gördünüz. “İki günü eşit olan ziyandadır.” şiarıyla önümüzdeki eğitim öğretim yılına donanımlı başlamak için okuyan, yazan, çözen, izleyen kaç öğretmen tanıyorsunuz? Dijital dünyada donanımlı bir öğretmen olma kaygısını kaç kişi yaşıyor? Aynı soruyu ebeveyn, öğrenci ve eğitimle bağlantılı toplumun diğer bireylerine sorsak ne cevap alırız.
Durgun su kokar. Akan su yosun tutmaz. Alemde bir damla olan bizler suyun hangi kısmında yerimizi alıyoruz? “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Ülkenin büyük fotoğrafına bakıp bu fotoğraf ailesi içinde herkes kendi resmini nerede görüyor?
Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program'ı (OVP) açıkladı. Açıklamaya göre bu yıl hedeflenen enflasyon tahmini beklenilenden daha yüksek çıktı. 2027-2029 dönemine ilişkin üç yıllık makroekonomik hedefleri aktaran Yılmaz, belirlenen hedeflere nasıl ulaşacaklarına dair ekran karşısında bizleri bilgilendirdi. İçinde bulunduğu yılın tahmini hedefleri tutturamayan devlet büyükleri üç yıl sonrasını nasıl tutturacaklar, sorusu ister istemez insanın aklına geliyor.
Hedeflere çiçeği burnunda gençlerin okula alınıp şekillendiği nitelikli eğitimle ulaşılıyor. Eğitimimiz “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete" niteliğinde. Bu haliyle üç yıllık hedeflere nasıl ulaşacağız?
1950 yılında Demokratik Parti hükümet başına geçince Maarif Bakanı Hüseyin Avni Başman Bey: “Maarif teşkilatı Arap saçına dönmüştür. Islahı mümkün değildir.” deyip iki ay sonra istifa etti. Bu durum günümüz için de geçerli dersek çok mu abartmış olurum.
Son olarak gerek ülkemizde gerek dünya nezdinde okulların kime hizmet ettikleri sorusunu kendime sorduğumda Milli Şairimiz Mehmet Akif Bey’in Tevfik Fikret’i yataklara düşüren dizeleri aklıma geliyor.
“Şimdi Allah’a söver, sonra biraz bol para ver
Hiç utanmaz Protestanlara zangoçluk eder”
