ABD-İran savaşı nasıl sona erecek?

(Bu makale Simon Johnson ve Amir Kermani tarafından yazılmıştır.)

Geçen hafta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’ı tüm ticaret ortaklarından koparmayı amaçlayan bir ‘ekonomik D-Day’ programı başlattı. Ancak şu ana kadar yoğunlaştırılan bu ekonomik abluka, savaşı sona erdirmek yerine yalnızca ABD ile İran arasındaki çatışmanın tırmanmasına katkı sağladı.

Bunun değişmesi de pek olası görünmüyor. Çünkü Çin iş birliği yapmaya yanaşmıyor. ABD’li politika yapıcıların artık yüzleşmesi gereken gerçek şu: Kalıcı barışa giden yolların çoğu Çin’den geçiyor.

Savaşlar bir tarafın teslim olmasıyla, her iki taraftaki etkili kişilerin kayıplardan yorulup devam etmek istememesiyle ya da güçlü bir üçüncü tarafın barışı dayatmasıyla sona erer. Bu açıdan bakıldığında ABD-İran çatışmasının uzun süre devam etmesi mümkün. Her iki taraftaki şahinler artık iyice mevzilenmiş durumda. İran teslim olmaya yanaşmıyor, ABD ise topyekûn bir işgali göze almayacak. Aradaki farkı yaratabilecek güce sahip tek üçüncü taraf olan Çin ise şimdilik yalnızca izlemekle yetiniyor. Bessent’in ekonomik izolasyon kampanyasının, İran’ın en önemli ticaret ortağının desteği olmadan belirleyici olması pek mümkün görünmüyor.

Çin İran’la ticaret yapmayı sürdürürse, mevcut İran yönetiminin ayakta kalması büyük olasılık. Çin’e yönelik ABD tehditleri de inandırıcılığını korumakta zorlanıyor. Bunun temel nedeni, Çin’in ABD ve diğer büyük ülkelerde ekonomik büyümeyi sürükleyen sektörlerin ihtiyaç duyduğu kritik mineraller üzerinde sahip olduğu güçlü koz. Kritik mineraller olmazsa bilgisayar çipleri üretilemez; çipler olmazsa da ABD’nin yapay zekâ öncülüğündeki yatırım patlaması sürdürülemez.

ABD ile İran haziran ayında ateşkes konusunda anlaşmış ve bunun hemen ardından bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ancak bunların hiçbiri gerçek bir barış getirmedi. İran hâlâ Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri fiilen sınırlandırıyor, ABD ise İran’la bağlantılı gemilerin çoğunun geçişine izin vermiyor. Mutabakat kâğıt üzerinde iyi görünüyordu ancak tarafların hiçbiri anlaşmayı tam olarak uygulamadı.

ABD ve İsrail şubat ayının sonlarında İran’a saldırdığında, İran da Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verdi. Bunun üzerine bazı stratejistler, yakın zamana kadar Çin’in petrol ithalatının yüzde 60’ına varan bölümünün Hürmüz Boğazı’ndan geçmesi nedeniyle Pekin’in çatışmanın hızlı biçimde sona ermesi için devreye gireceğine inanıyordu. Ancak bu hesap yanlış çıktı. Çatışma başladığında Çin’in elinde 1,2 milyardan fazla varil petrol bulunuyordu. Bu miktar, normal rezervlerinin 200 milyon varil üzerindeydi. Çin’in bugün bile 1,15 milyardan fazla varillik rezervi bulunuyor.

Aynı zamanda küresel petrol fiyatlarındaki artış ve arzda yaşanan kesintiler, yenilenebilir enerji ile elektrikli araçlara yönelik talebi hızlandırdı. Bu gelişme Çin’in ihracatına da katkı sağladı. Üstelik söz konusu sektörler, Çin’in devasa kapasite fazlasına sahip olduğu alanların başında geliyor. Bu açıdan mevcut kriz, bu sektörlerdeki finansal kayıpları da ertelemiş oldu.

Genel olarak bakıldığında Çin, mevcut krizden en az etkilenen ülkelerden biri oldu. Bu durum, ABD’li politika yapıcıların gelecekteki hesaplamalarında önemli bir unsur olmalı. Aynı zamanda Orta Doğu’daki istikrarsızlığın Çin’i çevreleme stratejisinin bir aracı olarak kullanılabileceği fikrini de büyük ölçüde geçersiz kılıyor.

Bu savaşın asıl kaybedeni ise daha geniş anlamda Orta Doğu. Dünya ekonomisi, bölgeden yapılan petrol ve doğal gaz ihracatının savaş öncesi seviyenin yaklaşık yarısına gerilemesiyle yaşamayı öğreniyor. Elbette bu, maliyetli bir uyum süreci. Ancak kriz ne kadar uzun sürerse, küresel ekonomi Orta Doğu’daki arz kesintilerine karşı o kadar az hassas hale gelebilir. Bu durum bölgedeki petrol ihracatçısı ülkeler açısından iyi bir haber olmayabilir. Bu ülkelerin orta vadede pazar payı kaybetmesi muhtemel.

Bölge ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, ABD’nin güvenlik şemsiyesine güvenmenin düşündükleri kadar etkili olmayabileceğini de gördü. Suudi Arabistan başka bölgesel müttefiklere olan bağımlılığını artırmaya çalışırken, Katar ve BAE İran’la doğrudan görüşüyor ve kendi güvenliklerini sağlamak için ekonomik teşviklerden yararlanıyor. Bu gelişmeler, mevcut çıkmazın çözümünde bölgesel ekonomik entegrasyonun da sürecin bir parçası olması gerektiği görüşünü güçlendiriyor.

İlk bakışta, bölge ülkelerinin daha fazla diplomatik girişimde bulunması ABD’nin bu meseleden elini çekmesi ve sorunu İran’ın komşularına bırakması gerektiği fikrini güçlendirebilir. Ancak bu senaryoda nükleer meselenin nasıl çözüleceğini görmek oldukça zor. İran’a ilişkin bu endişe giderilmeden bölgede uzun vadeli planlar yapmak, hatta kısmi bir ekonomik entegrasyon sağlamak bile çok güç olabilir.

Bu krize yönelik tek istikrarlı çözüm, Çin’i sürece dahil eden, bölgesel ekonomik entegrasyonu artıran ve İran’ın nükleer meselesini de ele alan bir çözüm. Bunun yolu, İran’ın nükleer programının Çin öncülüğünde bölgesel bir sivil elektrik üretimi tedarik zincirine entegre edilmesinden geçiyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in eylül ayının sonunda Washington’ı ziyaret etmesi bekleniyor. Belki ABD-İran çatışması, ABD Başkanı Donald Trump ile yapılacak daha geniş kapsamlı görüşmeler çerçevesinde çözülebilir. Belki de Çin izleyip beklemekle yetinecek.

**Simon Johnson, 2024 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) eski başekonomistidir. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Sloan İşletme Fakültesi’nde profesördür.

**Amir Kermani, California Üniversitesi Berkeley Haas İşletme Fakültesi’nde Finans ve Gayrimenkul Profesörüdür. Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu’nda (NBER) araştırma görevlisi olarak görev yapmaktadır.

©Project Syndicate

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.