Dermanı dertte arayan ses
Bazı sözler insanın içini aşan bir yerden gelir.
Bir sır gibi iner gönle.
“Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.”
Bu ses Niyâzî-i Mısrî’nindir.
17. yüzyıl Malatya’sında başlayan bir yolculuk… Medresenin disiplinli bilgisiyle yoğrulmuş, fakat öğrendiklerinin ardında daha derin bir hakikatin peşine düşmüş bir gönül.
Bir ömür sürgün, bir ömür arayış…
Hakikatin peşinden yürüyen bir derviş.
“Ben taşrada arar idim, ol can içinde can imiş.”
Dünyanın da ukbânın da perdelerini aralamaya niyetli bir gönül…
“Mâl ü menâlin terk eder / Ehlü iyâlin terk eder
Halinle kâlin terk eder / Eğlencesi tevhîd olur”
Nasıl bir terk ediştir bu?
Hangi eğlencedir ki, bütün terk edişleri bir neşeye, bir vuslata çevirir?
“İşit Niyâzî’nin sözün / Bir nesne örtmez Hak yüzün
Hak’tan ayan bir nesne yok / Gözsüzlere pinhân imiş.”
Perde Hak’ta değildir, bizim gözümüzdedir.
Hep içeriden gelir Mısrî’nin sözü:
“Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.”
