İslam değişmiş olabilir mi?

Arap aklı” ne demek? Bunun bizimle veya Arap olmayanların aklıyla alakası var mı?

Cabiri’nin kendisi Arap. Aslında bir Berberi, ama kendisini Arap kültürünün içinde sayıyor.

Öncelikle Araplara hitap ediyor.

Fakat Cabiri’nin Arap Aklı dediği şey hangi kavimden/ulustan olursa olsun ‘Müslümanım’ diyen herkesi ilgilendiriyor.

Mesela Türklerin aklı Arapların aklından farklı mıdır? Veya Kürtlerin, Farsların, Uzak Doğu’daki Müslümanların, Arnavutların, Boşnakların, Kafkasyalıların?

Her topluluğun yaşam tarzları, örfleri, adetleri, dilleri, yaşadığı bölgelerin iklimi, topografyası, bitki örtüsü, geçimini sağlama yolları ve tabii ki dilleri bazı farklara sebep olur.

Fakat İslam bu ulusların ulusal niteliklerini de kuşatan bir inanç sistemi.

Yüzyıllar içinde hem bu ulusal nitelikler İslam’la iç içe geçiyor hem de İslam bu ulusal niteliklere nüfuz ediyor.

Tabii bu etkileşim süreçlerinde İslam başat unsur.

Mamafih arka planda İslam’ı da etkileyen düşünce sistemleri var.

Yani İslam bu sistemlerle de etkileşime giriyor, onlardan bir şeyler alıyor, onlara bir şeyler veriyor.

Hem onları değiştiriyor hem kendisi değişiyor.

Şu anda “İslam değişmez” diyenleri işitir gibiyim.

İslam, değişmemiş haliyle levh-i mahfuz gibi bir yerde mahfuz olabilir.

Fakat insanların anladığı, yaşadığı, inandığı şekli maalesef değişti. Herkes kendi İslam telakkisini kontrol etse faydalı olur.

Muhammed Abid el- Cabiri bir dizi kitabında işte bu etkileşimlerin röntgenini çekiyor.

Kitaplarını ‘Arap aklı’ diye adlandırıyor. Fakat bahsettiği akıl bütün Müslümanların düşüncesini şekillendiren akıl.

Bu yüzden bazı kitaplarının Türkçeye “Arap-İslam” diye tercüme edilmesini kendisi de onaylıyor.

Daha önce bahsini etmiştim. Cabiri, Arap aklının eleştirisi ana başlığı altında Arap Aklının yapısını ve oluşumunu tetkik ettiği kitaplarında ‘Arap aklı’ dediği olguyu “Beyan, İrfan ve Burhan” bilgi sistemleri şeklinde üç kısımda ele alıyor.

“Beyan” dediği, anlaşılacağı gibi lafızlar.

Kur’an-ı Kerim’in ve hadislerin lafızları ve onların nasıl anlaşılması gerektiği. Tefsir, kelam, fıkıh gibi ilimler yer yer diğer alanlara taşmakla birlikte ‘beyan’ bilgi sistemi içinde yer alıyor.

İrfan başka bir boyut.

Lafızlarla ilgisi var.

Lafızlardan tam kopmadan, lafzı, lafzın delalet etmesini istediğin ya da lüzumlu gördüğün ‘batıni’ anlamlara doğru çekiyorsun.

Te’vil tabiri kullanılıyor ama batıni anlamlara işaret etmek için yeterli olmayabilir. Beyan alanındaki te’vil lafzın civarında dolaşırken ‘irfani’ bilgi sisteminde lafzın çok uzağına gidiyor.

‘Burhan’ ise Arap dilinde açık ve kesin delil anlamına geliyor.

Cabiri kitabın sonlarına doğru (Arap Aklının Yapısı, Mana Yayınları) bu üç bilgi sistemini kısaca tarif ediyor.

“Beyani sistem İslam inancına veya daha doğrusu bu akidenin belli bir şekilde anlaşılan şekline hizmet eden bir alem tasavvuru oluşturmak hedefiyle nass, icma ve içtihadı temel kaynak otoriteler kabul ederken irfan, velayeti ve genel anlamda ‘keşf’i irfani bilginin biricik yolu olarak kabul edip Allah ile bir çeşit birliğe gitmeyi -ki bilginin konusu mutasavvıflara göre aslında budur- hedefler. Burhan ise sadece duyular, deney ve akli muhakeme gibi insan aklının tabii bilgi kaynaklarına dayanarak kainatın bütününün ve parçalarının bilgisini elde etmeye çalışır. Bu güçleri ayrıca farklı fenomenlere bir birlik ve nizam getirmek ve yakini bilgiye ulaşmak için gayret eden aklın arzularını tatmin edecek bir insicam ve tutarlılığı temin eden bir dünya görüşü inşa etmek için kullanır.”

İbn Manzur’un Lisanu’l Arab lügatını bilirsiniz. Yani bu lugatın mevcudiyetini bilirsiniz.

Bende yok. Cabiri’yi okurken bu lügatten bir tane edinme ihtiyacı hissettim.

Cabiri Lisanul Arab’dan hareketle ‘Beyan’ kelimesinin anlamlarını irdeliyor. Daha sonra ‘Beyan’ı kelime düzeyinden kavram düzeyine yükselten ve kanunlarını koyan alimin Muhammed İbn İdris eş-Şafii (Vefatı H. 204) olduğunu söylüyor.

Daha sonra tedvin döneminin dahilerinden Cahız’ın beyanla ilgili beyanlarına geçiyor.

Cahız’ın şu cümlesi belagati beliğ bir şekilde anlatıyor:

“Bir sözün lafzı ile manası sürekli bir şekilde atbaşı beraber gitmedikçe ve bu şekilde lafız kulakta duyulduğunda mana da aynı anda kalpte oluşmadıkça bu söz belagatlı olma vasfını hak edecek beliğ bir söz olmaz!”

Bugünlük burada bırakalım.

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.