Muhsin Mete ya da Muhsin Mete...
Bazı insanlar hayatın ve kalplerin gizli kahramanıdırlar. Biz onların varlığında aradıklarımız kadar bulduklarımızın da şuuruna ereriz. Hiç şüphesiz Muhsin Mete ihtirassız fakat kelimenin tam manasıyla sakin bir idealistti. Nahif mizacı kişiliğini inceden örerken savunma hallerinde kendiliğinden sertleşir ve onda aşılması zor bir sur yüksekliğine evrilirdi. Sevdiğini karşılıksız ve hasbi olarak çok sevmekle kalmaz Muhsin Mete mizaçlı adamlar. Aynı kuşak ve çizgiden yürüyen Mustafa Ruhi Şirin benzeri şahsiyetlerle ve sonraki nesilden Can Soysal’da görüldüğü gibi TRT içinde bir odak- mizaç karakterine de bürünürler. Muhsin Mete ile fiili tanışıklığımızı ateşleyen de Muhakkak M. Ruhi Şiirin olmalı. Henüz TRT İstanbul Televizyonu Kültür Programları yöneticiliğini üstlenmemiştim. Ankara, Oran’da biraz da altlara, ayak altı bölgelere itilmiş Arşiv Dairesi’nin bir odasında buluşmuştuk kendisiyle. Bülent Ata ve Mehmet Aycı da bir vesileyle oradaydı. Muhsin Mete özenle arşivlediği dosyalarda sizden önce sizin esaslı izleyiciniz olmuştu çoktan. O buluşmada beni etkileyen Muhsin Mete’nin sevme yöntemiydi. Belli bir ideolojik kalıp veya sosyal çevreden ziyade yaratılan değerler ve bunların kişiliklerle örtüşmesi üzerinden bakıyordu size. Ben, mesleki olarak bir büyüğümden önce derin okurumla karşılaşmıştım. Mevlana bir yerde ‘kumaş daha ilk metresinden belli olur’ mealinde bir söz söyler. Tam da böyle oldu. Muhsin Mete bir okurum olarak yazar sıfatıyla beni eğitti. Neyi, nerede niçin yazdığımı gözleyerek neyi, nereye kadar yazabileceğimi de gösterdi. Bu bağlamda Muhsin Mete benim hayat kadar yazı kalbimin de kahramanı oldu.
Büyük bir kurumda aynı zaman diliminde sadece hiyerarşik bir çalışma süreci yaşamadık Muhsin Mete ile. TRT Genel Müdür Yardımcılığını üstlendiği kaygan ve güvensiz ortamda önceliğin yayın ve iş olması gerektiği ölçüsünü hiç kaybetmedi. Yayıncılık açısından haklı bir içerik ve mantıkla geliştirilen her projenin destekçisi oldu. Eğer o dönemde TRT2’de bir takım kültür sanat programları yapılabilmişse onun bu tavrının katkısı yadsınamaz. Çalıştığı kurumu ve bulunduğu konumu bir takım gelip geçici hesaplara basamak yapmadan kendi merkezini oluşturmak hele Ankara gibi bir yerde hiç kolay değildir. Muhsin Mete’yi yakın göründüğü çevreden ayrıştıran ise ancak tek tek herkes bir değer olursa kolektif bir iş yapmanın mümkün olacağına inanmış olmasıdır. Dahası o, genç televizyoncular kadar genç kültür adamlarının önünün açılması için çaba harcamıştır. Kendisine teklif edilen bazı kamu görevlerini yayıncılık tutkusu gerekçesiyle de nazikçe geri çevirmiştir.
Muhsin Mete insan sabrını zorlayan uzun ve zorlu sağlık sorunlarıyla pençeleşti son yıllarında. Ömrünün sağlık ve enerji dolu zamanlarında ise ‘kültür-çevre’ kavramı etrafında emek harcadı. Nurettin Topçu’ya duyduğu bağlılık sır değil fakat Mete bir taassup adamı hiç olmadı. Kültür- çevre onda daha salınımlı, duyguları kadar düşünceleri de açık bir kavramdı. Bir işin yapılması kadar o iş boyunca insanın her bakımdan eğitilmesini de önemsiyordu. Sözgelimi kendi yetki alanı içinde her fırsatta yurtdışına gitmemi önceledi. Hep şöyle söylerdi; ‘tamam bir yapımcının, yönetmenin, televizyoncunun dışarıya gitmesi önemlidir. Fakat bir şairin gitmesi ayrıca önemlidir. Sen orada bizim hiç dikkat etmeyeceğimiz bir ayrıntıya takılarak bambaşka düşler ve düşünceler taşırsın. Bu bazen bir yazı bazen de bakarsın şiir olur. Böylece o seyahat bir iş olmanın ötesine geçer.’
Muhsin Mete ayrıca sinemaya da düşkündü. Türk Sineması özellikle Metin Erksan çizgisi onun için önemliydi. Metin Erksan’ın ömrünün son zamanlarında maddi darlığa düştüğünü öğrenince beni aramış, İstanbul Televizyonundaki kültür programlarından biri vasıtasıyla desteklenip desteklenemeyeceğini sormuştu. Bu nazik soru bir talimat değil paylaşımdı. Erksan’ı hemen aramıştım. Yarım saati aşan konuşmamız içinde Metin Erksan ‘ sizi çok iyi anlıyorum Ömer Bey, bana destek olmak istiyorsunuz. Fakat benim ilkelerim bunu kabule imkan vermiyor’ demişti. Bu görüşmeyi Muhsin Mete’ye aktardığımda yine de hatırımızda bulunsun başka bir yol bulunabilir, diyerek konuyu açık bırakmıştı.
Muhsin Mete’nin arşivi kadar kütüphanesi onun hayat ve ideal ülküsünün bir karşılığıdır. O kitaplıkta edebiyat, kültür ve sanat tarihimizin seçkin zevki akışkanlık gösterir. Arşiv ise kültürel sahiplenişin somut karşılığıdır. Mustafa İsen gibi yakın dostları Muhsin Mete’nin bu birikimi kurarken emek, niyet ve insan meselesini nasıl ayakta tuttuğunun şahitidir. Son sekiz yıldır benim için boğaz düğümlenmeleri, yakın, dürüst, bilgili ve yol gösterici bir dost, ağabey, okur, yoldaş ve sırdaşın eksikliğiyle geçti. Çünkü o vardı ama konuşamıyordu. Bu dönemde temiz ve titiz varlığının yaşadığı ızdırabı sezmek hiç zor değildi. Bir yazı, kültür, sanat, sinema ve televizyon adamı olarak Muhsin Mete, şu fani dünyada varlık referansı değeri taşıyan üç beş ölümsüz dosttan birisiydi. Onu yazıda ve kültürde yaşatmak ayrıca borç ve sorumluluk. En azından benim için. Mekanı cennet olsun.
