Serahaten aceba…
Geçen yazımı, “Demokrasi tenhada gizli gizli yapılacak bir iş değil.” diye bitirmiştim. Bizim demokrasimize bakıyorum… Aman çaktırma, aman uyanmasınlar, bu da halka söylenir mi!..
İktidar da öyle muhalefet de öyle. Bakınız nasıl! Anayasa konusunda iktidar çevrelerinin söylemine bakalım: Anayasa değişecek. Değişti sayılır. Bu bir darbe anayasası. Milletimiz artık sivil bir anayasayı hak ediyor.
Muhalefet? Muhalefet ya hiç yorum yapmıyor yahut o da arada sırada sivil anayasa aşkını dillendiriyor. Öyle anlaşılıyor ki 100 yıldır bütün Türkiye anayasalarından postal kokusu alıyorlar. Şiddetle sivilini istiyorlar.
O zaman şu soruyu sormak hakkımız değil mi? Öyle diyorsanız lütfen bizi aydınlatınız. Anayasanın neresi, tam olarak nereleri sivil değil? Nerelerini değiştireceğinizi söylüyorsunuz?
Çıt yok. (Şşşş. Hiç böyle şeyler halkın önünde söylenir mi!)
“Bu darbe anayasası. Mutlaka değişecek.” hissi iyice kökleşince, değişinceye kadar bu darbe anayasasına çok da uymamız gerekmez, değil mi? Nasıldı: “Bir şeyle mukayyet değiliz serbestiz efendim.”
CİDDİYET İLAN ETSEK
Çok sevgili muhalefetimiz. Bari siz bir şey söyleyin. (Şşşşt. Ağzından yel alsın. Anayasayı savunursak “Kürt oyları” kaçar gider. Ne olsa “Türk oyları” söz konusu değil. Böyle şeyler açıktan konuşulmaz.)
Sayın iktidar ve sayın muhalefet, siz bulunduğunuz makamlara gelirken, milletvekili olurken, nasıl yemin ettiniz? Milletvekili yemininin son parçası şöyle: “…Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” Ant içerek çok iyi yaparsınız da andınızdan bu yana anayasayı çaktırmadan değiştirip darbe anayasası mı yaptılar? Yoksa siz darbe anayasasına sadakatten ayrılmayacağınıza mı yemin etmiştiniz? Sakallı Celal, Allah gani gani rahmet eylesin, ne demiş: “Tanzimat ilan ettik çare olmadı; Meşrûtiyet ilan ettik yine olmadı. Bir Meşrûtiyet daha ilan ettik; yine aynı. Belki Cumhuriyet dedik; yine değişen pek bir şey yok. O hâlde beyler.! Biraz da ciddiyet ilan edelim..!”,
Sonra yine hem iktidar hem muhalefet: Kürt sorunu… Çözüldü çözülecek! Peki nedir Kürt sorunu ve siz ne yapınca çözülecek? (Şşşşt. Hiç böyle şeyler sorulur mu! Çözülecek dersin herkesin hoşuna gider. Şöyle çözülecek böyle çözülecek dersen yarısı beğense yarısı kızar. Daha beteri, belki hepsi kızar. Halka söylenmez böyle şeyler. Ülkemiz elhandülillah demokratiktir demokratik olmasına da gel gör ki devlet umuru böyledir.)
Özgür Özel söyleyecek gibi oldu. Söyleye söyleye şunu söyledi: “Kürtler Kürt sorunu var diyorsa Kürt sorunu vardır.” Nefis! Top şimdi “Kürtler”de. Bir şahsı meçhule attık ve kurtulduk. Şimdi ne o kızar ne bu kızar. Hepsi de bana oy verir!
SÖYLESEM DARILMAZ MI?
Anayasa ve “Kürt sorunu”nda iktidarın ana muhalefetin – her kimse – tutumu o güzelim Tereddüt şarkısını hatırlatıyor. YouTube’da var. İster Nesrin Sipahi’den ister Münir Nurettin’den dinleyin. Ama onları dinledikten sonra bir de Metin Akpınar’dan dinleyin. Bugünkü siyasilerimize en çok onun havası uyuyor:
Sarahaten acaba söylesem darılmaz mı?/Darılmak âdeti bilmem ki seçmenin naz mı?/…/ Desem ki ben seni… Yok dinlemez ki hiddet eder.
En iyisi ben seni ne yapacağımı söylemeden yapacağımı yapayım.
Maksadını söylememek ve demokrasi. Bu iki tavır bir arada yaşayabilir mi?
ABD’nin birçok uygulamasını beğenmeyebilirsiniz ama biri var ki pek güzeldir. ABD’de başkan adayları, on yıllardan beri seçimlerden önce televizyonda halkın karşısına çıkıp yüz yüze tartışırlar. Seçildiklerinde ne yapacaklarını açıklar, birbirlerini ve birbirlerinin programını eleştirirler.
DEMOKRASİ İÇİ
Seçimden seçime de olsa televizyonda tartışmak, programlarını karşılaştırmak, anlatmak, eleştirmek. Güzel bir başlangıç ama sadece başlangıç. Henüz bundan bile mahrumuz. Devamında iktidarla muhalefetin ülke politikasının her yönü üzerinde tartışmasının devamı şart. O tartışmanın yapılabilmesi için de tarafların birbirini yok etmeye değil eleştirmeye çalışması lazım. Hem ben onu sadece tenkit etmeliyim hem de onun beni sadece tenkit ettiğine, canıma kast etmediğine inanmalıyım.
Bunlar gerek şartlar ama yeter değil. Yeter olması için iktidarın da muhalefetin de yakın, orta, uzak amaçlarını açıkça söylemesi lazım. Söylemeleri lazım ki tartışılabilsin.
Yoksa “Demokrasi tenhada gizli gizli yapılacak bir iş değil.”
Not: Tereddüt’ün güftesi Orhan Seyfi Orhon’un Beste, Ali Rif’at Çağatay’ın. Yukarıdaki “seçmenin” münasebetsizliği bana aittir. Aslın “çapkının”. Şarkı İstanbul Rumeli şivesiyle “Serahaten aceba” diye okunur.
