Enflasyonun sebebi neymiş?
Ağustos enflasyonu açıklandı. Aylık yüzde 1.84, yıllık yüzde 31.51.
ABD’nin ve İsrail’in İran’a haydutça saldırmalarının enerji fiyatlarını yükselttiğini de hatırlayarak ‘buna da şükür’ mü diyelim?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır” sözünü hatırlayıp rahat bir nefes mi alalım?
TÜİK’e göre yüzde 31.51 olan yıllık enflasyon İSO’ya göre 34.96, ENAG’a göre 49.03’tür.
İyi yönetilen hangi ülkede bu enflasyon var?
Enflasyonun sebepleri çok derinlerde, Merkez Bankası’nın bağımsızlığına Erdoğan’ın 2014’te başladığı ağır baskılara kadar gider. CB sisteminde enflasyon şaha kalktı.
Enflasyonun geçmiş on yıldaki sebeplerini görmeden ekonomiyi doğru kavramak mümkün değildir.
DIŞ KAYNAK İHTİYACI
Türkiye yüzlerce yıldır dışarıdan kaynak almak zorunda olan bir ülkedir. İdeal çözüm, katma değeri yüksek ihracatı ve verimliliği artırmak, yatırım çekmek, makul seviyede ve düşük faizli borçlanmaktır.
Yirmi beş yılda bu başarılabilirdi, başarılamadı. Enflasyonun asıl sebebi bu.
“Faiz sebeptir, nass var” diyerek uygulanan politika, aslında ucuz kredi dağıtımı popülizmiydi, dinî zarf içinde sunulmuştu. İşte, Tump da emirle faiz indirtmek istiyor, fakat Fed “laf dinlemiyor.”
İktidarın kendi rakamlarıyla bakalım: 2011 Seçim Bildirisi’nde bizzat Erdoğan “2023 Hedefleri”ni açıklamıştı: 2023 yılında ihracatımız 500 milyar dolar olacaktı. Yıllarca bu hedefleri anlattı, seçim meydanlarında, TV ekranlarında…
Mümkündü… Çünkü 2001 yılında 31 milyar dolar ihracat, 4.3 misli artarak 2011 yılında 134.5 milyar dolar olmuştu. 2023 yılına kadarki on yılda 500 milyar dolar olabilirdi. Fakat ne oldu? Yaklaşık 274 milyarda kaldı!
Yani ihracattan beklediğimiz “dış kaynağı” alamadık.
VERİMLİKSİZ BÜYÜME
Peki, verimlilik?.. Daron Acemoğlu yıllar önce ve defalarca uyarmış, Karar’da kendisiyle yaptığım mülakatta şöyle demişti:
“Verimlilik refahın kaynağıdır, ekonomik büyümenin en güçlü kaynağıdır. Daha iyi teknolojiler, daha iyi organizasyonlar ve daha iyi fikirler, üretkenlik artışının temelini oluşturur… bir ekonomi eğer verimlilik artışına ulaşmıyorsa, bu onun derin sorunlardan mustarip olduğu anlamına gelir. Türkiye ekonomisi için bu kadar endişe verici olan şey de budur. 2006’dan bu yana esasen verimlilik artışımız olmadı. Ekonomi, en önemli hayat damarlarından birinden kesilmiş oldu.” (Karar, 4 Ağustos 2019)
Ama, diyebilirsiniz ki, zikzaklı da olsa büyüme devam etti… Evet, büyüme tüketim ve borçla sağlandı.
Kaynak, ihracat ve verimlilik artışıyla yaratılamayınca, yüksek faizli borçlar finanse edilen tüketim öncelikli büyüme politikaları uygulandı. Bugün bütçeden faize ayrılan para 2.7 trilyon liradır.
GÜVEN KAYBI
Otoriterleşme ve özellikle CB sisteminde yetkilerin tek elde toplanması, kurumları yıprattı, güveni sarstı, “hukuki güven”sizlik kronikleşti. Artık eskisi gibi dış yatırım gelmiyor, hatta dışarıya gidiş başladı. İktisatçı Özge Öner, bu konudaki rakamları veriyor, “beş yıl sonra hangi kurallarla karşılaşacağım” sorusuna güvenilir cevap verilemediğini belirtiyor. Sermaye çıkışının ne demek olduğunu şöyle anlatıyor:
“Bugün Türkiye’den çıkan yalnızca para değil. Parayla beraber burada uzun vadeli risk alma iradesi, geleceği bu memlekette kurma arzusu ve yarının bugünden daha iyi olacağına dair kanaat de çıkıyor. Asıl sermaye kaybı da belki tam olarak budur.” (Oksijen, 28 Ağustos)
Görüyor musunuz? Bir “enflasyon” kelimesinin altında neler var, nasıl dehşetli dip dalgaları var. Alkışladığımız “müjdeler”, üç beş sene sonra soframızı vuracak enflasyon tsunamilerini tetikliyormuş!
RASYONEL NE DEMEK?
Mehmet Şİmşek’in faiz ve sıkı para politikası zorunluydu, ödemeler ve hiper enflasyon felaketini önledi ama ekonomi düzelmedi.
Düzeltmek için siyasetin seçim hesaplarının bozamayacağı sağlam kurumlar, hukuki güvenlik, bağımsız yargı ve istikrarlı rasyonel politikalar şart… Ama olmuyor işte.
Rasyonel deyince… Felsefi geleneğine sahip olmadığımız bu kavramı gerçekten kavramak isteyenler, merhum Hocamız Sabri Ülgener’in bütün kitaplarını okumalılar.
