İngiltere’nin değişen İsrail politikası
İngiltere’nin yeni Başbakanı Andy Burnham’ın İşçi Partisi hükümetinin İsrail politikası nedeniyle özür dilemesi ve İsrail’e karşı daha net bir tavırdan bahsetmesi Londra’nın İsrail politikasında belirgin bir yön değişikliğine işaret ediyor. Yeni hükümette İsrail’e karşı eleştirel tutumuyla bilinen Ed Miliband’ın Dışişleri Bakanlığı’na oturması da bu eğilimin bir işareti.
Öncelikle İngiltere’deki bu değişimi tek başına değerlendirmemek gerek. İsrail küresel olarak ciddi şekilde zemin kaybediyor. 7 Ekim’den sonra Gazzelilere uyguladığı soykırım politikası 20 ülkenin Filistin’i devlet olarak tanımasını beraberinde getirdi. Fransa, Norveç, İspanya, Kanada, Portekiz gibi Batı ülkelerine İngiltere de katıldı. ABD’de İsrail yanındaki tarihsel denge hızla Filistin lehine kayıyor. Gallup’un Şubat 2026 araştırmasına göre ilk kez Filistin’e sempati duyanlar (%41) İsrail’e sempati ile bakanların (%36) önüne geçmiş durumda. Demokratlar ve 18-34 yaş arası seçmende bu fark 30 puanın üzerine çıkıyor.
Dolayısıyla İngiltere’deki tutum değişikliği Londra’nın tek başına daha adil bir pozisyon alma tercihinden kaynaklanmıyor. İsrail her yerde zemin kaybediyor. İngiltere de bunun bir parçası. Hatta Londra’nın bu konuda olması gerekenden daha zayıf hareket ettiği bile söylenebilir. Nitekim Starmer hükümeti İsrail’i ve ABD’nin tek taraflı İran operasyonunu eleştirse bile üs kullanımına ve askeri desteğe devam etmişti. İsrail’e silah meselesinde de Starmer hükümeti yaklaşık 30 lisansı askıya aldı, fakat tüm silah ihracatını durdurmadı; 2026 başında yüzlerce lisans hâlâ yürürlükte kaldı ve F-35 programı istisna tutuldu. İngiltere’nin ABD’den bağımsız pozisyon alabilmesi çok kolay değil. Burada da Trump’ın transatlantik bağları kopmanın eşiğine getiren tutumu belirleyici hale geliyor. Beyaz Saray’ın Batı ittifakını zayıflatan genel tutumu Downing Sokağı 10 numarayı da daha bağımsız hale getiriyor.
İngiltere’nin temel eleştirisinin temeli Gazze değil Batı Şeria. Daha doğrusu Siyasi kırılmayı Gazze yarattı; somut yaptırım politikasının yeni cephesini Batı Şeria tetikliyor. İsrail hükümetinin 3400 konuttan oluşan 12 kilometre karelik E1 Yerleşim Planını onaylaması fiilen iki devletli çözüm projesinin ölümü demek. Aslında İsrail bu vizyonu toprağa gömeli çok uzun zaman oldu. Ancak E1 yerleşim alanı zaten pratikte çok anlamı olmayan Batı Şeria’da bütünleşik bir Filistin devleti ihtimalini tümüyle yok ediyor. Doğu Kudüs’ü zaten işgal eden, Kudüs ile Filistin toprakları arasında kalan bölgede sürekli yeni yerleşimlerle Filistin Devletini fiilen anlamsızlaştıran İsrail Ma’ale Adumin yerleşimi ile Kudüs arasında kalan bölgede E1 adıyla yeni bir yerleşim inşa ederek Batı Şeria’yı fiilen ikiye bölmekte büyük bir adım atmış oluyor. Batı Kudüs, Doğu Kudüs yerleşimleri ile Ma’ale Adumim arasında kesintisiz bir hat oluşuyor, Ramallah-Doğu Kudüs–Beytüllahim arasındaki Filistin coğrafi devamlılığını da kesecek. Gidenler bilir. Batı Şeria’nın her köşesine yayılan İsrail yerleşimlerini birbirine bağlayan ve Filistinlilerin kullanmasının yasak olduğu yolların zaten parçaladığı Filistin toprağında büyük bir kayıp daha yaşanacak.

İngiltere de bu noktadan hareketle İsrail’in iki devletli formüle karşı hareket ettiğini belirterek yerleşimcilere yaptırım uygulamaktan, silah satışını sınırlamaya kadar önlemlere hazırlanıyor. Londra politikasında İsrail ile Batı Şeria’daki uygulamaları birbirinden ayrı görmeye çalışıyor. Ancak ne kadar tepkisini Filistin topraklarındaki kanunsuz İsrail eylemleri ile sınırlamaya çalışsa da tepki Netanyahu hükümetinden geliyor. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar “Eğer Britanya İsrail’e karşı harekete geçerse İsrail de Britanya’ya karşı hareket eder. Bunu yapacak araçlarım var.” sözleriyle cevap verdi ama detaya girmedi. Seçimler yaklaşırken Türkiye’yi yeni İran olarak gören, ABD ile sorunlar yaşayan İsrail yönetiminin İngiltere ile de bir gerilime savrulmasının kampanyada Netanyahu aleyhine kullanılması mümkün.
Tüm bu politika değişikliğine rağmen Burnham İşçi Partisi’nin klasik İsrail’e mesafeli politikasının hala çok uzağında. Manchester Belediye Başkanlığı sırasında 7 Ekim saldırıları ile başlayan İsrail politikalarında Netanyahu hükümetinin yanında yer alan, zayıf görünen Starmer’den bile daha İsrail yanlısı bir dil kullanan Burnham tabanda bu politika yüzünden Yeşiller’e kayan seçmeni tutmaya çalışıyor. İngiltere’nin İsrail karşıtı tutumuna çok büyük anlam yüklemeden Ortadoğu’daki gerilimlerde İsrail yalnızlaşmasının Ankara açısından avantaj yaratacaktır.
