Dergi okur musunuz?

Elimde kesin bir veri yok ama gözlemlediğim kadarıyla pek okumuyoruz; aslında sadece dergi değil, gazete de roman da okumuyoruz. Daha doğrusu orantısal ve karşılaştırmalı olarak okumuyoruz. Belli ki daha ziyade elimizdeki akıllı telefonların, özellikle de sosyal medyanın sunduklarıyla yetiniyoruz. Sabrımız sayfalardan çok kelimelerle, hatta boşluklar da dâhil harflerle sınırlı.

Kimilerine göre bunun nedeni ekonomi, kimilerine göre kültür, kimilerine göre televizyonla başlayan, bilgisayar ve telefonla süren elektronik devrim. Okuma sevmezliğimizi matbaanın bu topraklara geç gelişine bağlayanlar da var. Buna rağmen kitapçılarda, marketlerde raflar dergilerle dolu. Ayrıca bazı romanlar onlarca baskı yapıyor. Bazı kitaplar yüz binler satıyor.

Evet, dergilerin çoğu okur yerine reklamveren için çıkıyor, onların ürünlerinin tanıtımları dışında pek bir şey içermiyor. Kâr amacı gütmeyen, hatta zararı göze alan misyon dergilerinin sayısı da az sayılmaz. Ancak kendi yağıyla kavrulan ya da aldıkları mütevazı desteklerle ayakta durmaya çalışan; içi dolu, bize bir şeyler verebilecek, zihnimizi ve ufkumuzu açacak dergiler de mevcut.

Türkiye Günlüğü bunlardan biri. Elimdeki Temmuz-Ağustos sayısı Amerika’nın kuruluşunun 250’nci yılına adanmış, analitik yazılarla ve mülakatla beslenmiş. Yeni sayısı çıkacağı için raflardan kalkmış olabilir ama bulursanız Ergun Türkcan’ın Monroe’dan Trump’a Amerika’yı anlatan analizini, Mehmet Özden’in Ahmet Emin Yalman’a odaklanan Bir Vakitler Amerika yazısını okumanızı özellikle öneririm.

Dünyaya ve Türkiye’ye farklı açılardan bakmak isteyebileceklere tavsiyem, 1975’ten bu yana raflarda olan ODTÜ yıllarından New Left Review ve Monthly Review ile birlikte göz ağrım Birikim’i ihmal etmemeleri olur. Raflarda bulamazsanız pek çok benzeri yayın gibi web üzerinden okumanız da mümkün. Fakat kâğıdı başka bir keyif veriyor. Her sayısı değilse bile çoğu, ilk yıllarının nostaljisini yaşatıyor.

Zihnini zorlamak isteyebileceklere bir başka önerim de Yapı Kredi Yayınları tarafından yılda üç kez çıkartılan, her sayısında sanattan felsefeye bir konuyu derinlemesine işleyen Cogito. Elimdeki son sayısı “Bugün, Sahne Nedir?” başlığıyla çıkmış ve bir süredir masamda okunmayı bekliyor. Kitaplığımda yer alanlar arasındaki İnsan Sonrası ve Kirlenen Çağ sayıları bugünlerde sık başvurduklarım arasında yer alıyor.

Düşünce dünyanızı, dünyamızı besleyebilecek bir başka dergi de Toplum ve Bilim. Mesela Christopher Nolan’ın Odyssey filmini seyredecek veya diyelim ki James Joyce’un Ulysses’ini cesaret edip sonuna kadar okuyacaksanız, Toplum ve Bilim’in 174’üncü sayısında Nazile Kalaycı’nın Homeros’a atfedilen bu destandan çıkarttığı otobiyografik imkânlar iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Yeni keşfettiğim Sosyologca da yine bu tür dergilerden. Geçtiğimiz yıl sonunda yayımlanan Tekinsiz Yeni Dünya sayısı bana çok ilham verdi. Eskişehir’de Uluslararası İlişkiler Derneği tarafından düzenlenen sempozyumda bu başlıkla bir panel düzenlememizi sağladı. Konu ilginizi çekerse Ertan Eğribel ve Gülistan Arslan’ın giriş yazısını okuyun derim.

Tarih severseniz Tarih Vakfı’nın Toplumsal Tarih dergisi aklınızda bulunsun. Ağustos sayısı Kadın Tarih Yazımında Arşiv ve Hafıza hakkındaydı. Eylül sayısını henüz almadım ama eminim o da ilginç bir dosya konusuyla çıkmış ya da çıkacaktır. Toplumsal Tarih ağır gelirse Atlas Tarih, BBC History’nin Türkçe baskısı ve daha pek çok tarih dergisi ilginizi, okumanızı bekliyor.

Yok, popüler tarihten hoşlanmam diyorsanız İletişim’in Tarih ve Toplum’u size göre olabilir. Edebiyata ilgi duyarsanız da Roman Kahramanları, Notos, Milliyet Sanat ve tabii ki Varlık ilk aklıma gelenler arasında. Bu yazıyı 40 küsur yıl önce yazmış olsaydım Mehmet Fuat’ın Yazko Edebiyat’ını, farklı bir mecrada da yer alsa Oğuz Aral’ın güldürürken düşündüren Gırgır’ını ihmal etmeyin derdim.

Çocukluk yıllarıma geri dönebilseydim annemin sevdiği Life taklidi Hayat’ı, bizim eve pek girmeyen Time taklidi Akis’i, dedemin okuduğu ama antisemitik karikatürlerine tepki gösterdiği Akbaba’yı önerirdim. Biraz daha geçmişe uzanabilseydim Kadro, ondan sonra da Yön’den söz eder; Türk solu üstünde etkili Devrim dergisine mutlaka bir göz atmanızı isterdim. Ercan Arıklı’nın Nokta dergisi de hatırlatacaklarım arasında olurdu.

Bugün içinse bir markete ya da ondan da iyisi bir kitapçıya gidip dergi raflarına bakmanızı, orada zevkinize uygun bir dergi bulup sayfaları arasında kaybolmanızı; gündeliğin akışından, siyasetin işleyişinden, sorunların girdabından kendinizi hafif bir müzik eşliğinde kurtarmanızı öneririm. Mutlu ve olabildiğince huzurlu bir pazar günü dileğiyle…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.