İran savaşı olmasa ekonomi şahlanacak mıydı?

Ekonomi yönetiminin tespitine göre; şahlanmamızı Kur Korumalı Mevduat, EYT, deprem ve en son da İran savaşı engelledi.

KKM tedbirinden dış güçler, erken emeklilik getirilmesinden CHP, depremden de kader sorumlu.

Sadece İran savaşının enflasyona etkisini yüzde 7 hesaplamışlar.

Yani hedefler tutmadı ama iktidar ne yapsın, kontrol dışı faktörler bırakmıyor, yoksa enflasyonu çok güzel düşüreceklerdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bu gerçekler ışığında değerlendirmemizi isteyerek yeni Orta Vadeli Programı açıkladı.

Enflasyon bu sene yüzde 28’in üstünde bekleniyor, 2029’da da kısmetse tek haneye inecek.

Anlayacağınız, tek hane hedefi güncellenerek yine ertelendi.

3 yıllık program tutarsa sonunda milli gelirimiz 2,2 trilyon doları geçecek, ihracatımız 450 milyar dolara ulaşacak, kişi başına milli gelirimiz de 25 bin doları nihayet bulacak.

2029’a ne kaldı fakat hangi hedef, hangi program tuttu ki bu tutsun? Dış güçlerin, muhalefetin, kaderin ekonomiyi şaha kaldırmayı bir kez daha engellemeyeceğinin garantisi var mı?

Tek başlı cumhurbaşkanlığı sistemine geçtiğimiz 2018’den beri iktidarın başardıkları, başaracaklarının teminatıysa... Hedefleri revize edip şahlanma miladını sürekli ileri bir tarihe atma başarısı tekrarlanacaktır.

CHP’SİZ TÜRKİYE NASIL ŞAHLANIYOR GÖRDÜNÜZ MÜ?

Ana muhalefete yargı kararıyla butlan müdahalesinden önce, geçen yıl 9 Eylül’de ne yazdıysam bu 8 Eylül’de de aynı yerdeyiz. Alın, bugün yazılmış gibi okuyun.

2023’e geldiğimizde, hedeflerin tutmadığına aldırmayalım diye taze hedefler kondu. İktidar, 2024-26 dönemimi kapsayan yeni ekonomi programı sonunda, tarihimizde ilk kez yüksek gelir grubu ülkeler arasına gireceğimizi öngörüyordu.

Evet... 2023 için ihracat hedefi 500 milyar dolar, ekonomik büyüklük hedefi 2 trilyon dolar, kişi başı gelir hedefi de 25 bin dolardı. Yakalanamamış olabilir ama vazgeçilmemişti hamdolsun. Sadece aşağı doğru güncellenmiş, tazelenmişti hepsi. Revize etmeye de yaramayacaksa orta vadeli programlar neye yarardı.

O günkü orta vadeli programa göre; 2026’da 2023 hedeflerinin yarısını yakalarsak tarihimizde bir ilki başarmış olacaktık. Yüksek gelirli ülkeler ligine girmiş gibi öpüp başımıza koymamız isteniyordu.

Önceki orta vadeli program doğru çıksa 2025’te enflasyon tek haneye düşer, yüzde 9,9’u görürdü.

2020’deki orta vadeli programda da 2022 enflasyon tahmini yüzde 6’ydı.

Ve dün en yeni orta vadeli programı Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’la Bakan Şimşek açıkladı. 2026-28 arasındaki 3 yılın yol haritası.

Program dönemi sonunda milli gelirimiz 1,9 trilyon dolara yaklaşacak. Kişi başına gelirimiz 21 bin dolara çıkacak. İhracat 300 milyar doları aşacak. Enflasyonsa tek haneye, yüzde 10’nun altına inecek.

Yerimizde sayıyormuşuz gibi gelebilir size. Oysa değil, şahlanma miladı ileriye öteleniyor.

Gerçi yüzyıllığına ayağımıza takılan Lozan’ın gizli maddeleri uydurması, yüzyıl bitince çöktü. Ancak bu sefer Türkiye Yüzyılı başladı, hedefleri yakalamak için önümüzde koca yüzyıl var, telaşa ne gerek.

Cevdet Yılmaz’ın şu sözü, herhalde önümüzde artık bir engel kalmadığını müjdeliyordu:

“Türkiye, siyasi istikrarı ve güven ortamıyla bu hedeflere ulaşarak, hem içeride hem küresel ölçekte çok daha güçlü bir konuma yükselecek.”

Demek daha önce siyasi istikrar ve güven ortamı sağlanamamıştı. O yüzden ekonomi bir türlü şahlandırılamıyordu.

Sanırım ana muhalefetin yargı eliyle belirsizliğe sürüklenmesi, siyasete maşallah istikrar ve ortama müthiş güven yani öngörülebilirlik kazandırdı.

Son ayak bağı CHP’den de kurtulmak suretiyle şahlanmamızın önü açıldı öyleyse.Türkiye, CHP’siz nasıl şaha kalkıyor, seyredin siz şimdi.

GÖKÇEK 28 ŞUBAT’TA NASIL SIÇRAMIŞTI?

Gökçekler randevuyla savcılığa çağrılıyor, ifade verip çıkıyorlar.

Almanya’yla şüpheli para hareketleri soruşturmasında cuma günü Melih Gökçek ifade vermişti. Dün de oğluyla gelininin ifade randevusu vardı.

Gökçek, AK Parti öncesi başka parti iktidarlarında 500 kere ifade verdiğini ve hepsinden aklandığını anlatırken çekirge bir sıçrar, iki sıçrar ama kendisinin 500 kez zıpladığını söylemişti.

Bu sıçramalardan biri de 28 Şubat asker-yargı vesayeti dönemindeydi. Partisi Refah, antidemokratik bir müdahaleyle iktidardan indirilip kapatılmıştı. Artık Fazilet Partisi’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıydı ve düzene hâkim güçlerin hedefindeydi.

12 Kasım 1998’de Gökçek, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 4 günlük gözaltı kararıyla alındı, ihaleye fesat ve örgüt suçlamalarından Terörle Mücadele Şübesine götürüldü. Ancak o şartlarda bile gözaltında bir gün tutulabildi, tepkiler üzerine DGM kararından döndü.

Başka da ne gözaltı gördü ne tutuklu yargılama. Doğrusu buydu. O gün ayrıcalıklı muamele gözaltına alınmasıydı, bırakılması değil.

Bugün de yanlış olan, Gökçek’e 28 Şubat’ta dahi tanınmış gözaltısız soruşturma ve tutuksuz yargılanma hakkının muhalefet belediye başkanlarıyla ailelerine ileri demokraside tanınmamasıdır.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.