Macaristan, Türkiye... Magyar, İmamoğlu...
Macaristan seçiminden genç muhalefet lideri Peter Magyar’ın ezici bir üstünlükle galip gelmesi, en zor zamanda bile sandıkta mümkün olabilecek bir şeyi gösterdi. Demokrasinin bir zaferi olarak umut yarattı.
Macarlar, yenilmez sanılan bir lideri 16 yıl sonra iktidardan indirdi. Değişim güçlü ve şaşırtıcı oldu. Bu da aynı değişimin Türkiye dahil benzer siyasi denkleme sahip diğer ülkelerde de tekrarlanıp tekrarlanamayacağı sorusunu akıllara getirdi. Özellikle, Macaristan’ın 2022 seçimlerinde kurulan Altılı Masa’nın sonradan 2023’te Türkiye’de de tekrarlandığı gibi kaybetmiş olması da son seçim sonucunun ürettiği değişimi daha fazla konuşulabilir hale getirdi.
Avrupa’daki siyasi gelişmeler bazen başka ülkelerde de tekrarlanır. Ama bunun özellikle Türkiye’yi etkileyen bir trende dönüşmesi yakın gelecekte hiç gerçekleşmedi. Bu yönüyle Magyar’ın zaferi Türkiye için akla ilk geldiği kadar benzerlik içermiyor.
Ama asıl mesele akla nedense hiç gelmeyen başka bir noktada duruyor.
Bugüne bakmaya gerek yok. Türkiye zaten Macaristan’da yaşanan şeyi büyük ölçüde 2024 yerel seçimlerinde yaşamıştı. Ana muhalefet partisi CHP, 2024’te hem yerel yönetimlerde iktidara geldi hem de ülkenin birinci partisi seviyesine yükseldi. 2023 seçim yenilgisi sonrası kendi içinde gösterdiği değişim cesaretinin ödülünü ilk seçimde aldı. Birçoğu kazanması tahmin bile edilemeyecek büyük şehirlerdeki belediyeleri kazanmak dahil, ülkenin siyasi haritasını değiştirecek bir başarı elde etti. Ardından da bu siyasi zaferin doğal sonucu olarak Cumhurbaşkanlığı hedefine odaklandı. İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını ilan etme kararı bu ivmenin sonucuydu. O an; yani İmamoğlu’nun adaylığının açıklandığı dönemde de anketler güçlü bir değişim sinyali veriyordu. Bugün de anketlerde hala devam eden bir sinyali…
Yerel seçimle adaylık ilanı arasındaki parantez bir Cumhurbaşkanlığı Seçimi değildi ama seçimde ortaya çıkabilecek tablonu n işaretiydi.
19 Mart, bu siyasi zeminde geldi…
İmamoğlu ve arkadaşlarına karşı büyük bir operasyon yapıldı ve sonrası malum. Sadece halen duruşmaları devam eden İBB Davası değil, başta diploma iptali dahil olmak üzere sayısını muhtemelen İmamoğlu’nun bile bilmediği kadar çok dava açıldı. Büyükşehirler dahil birçok CHP’li Belediye Başkanı, siyasetçi ve bürokrat hapse atıldı. Meclislerdeki sandalye imkanı sayesinde bazı belediyeler de iktidar partisinin yönetimine geçti. Bazılarına da kayyum atandı.
Siyasi davalar ve hamleler, 19 Mart’ta üstünlüğü ele geçirmiş olan İmamoğlu’nun ulaştığı siyasi noktayı baskıladı. Oysa Türkiye, Macaristan’da şimdi konuşulan sonucu değilse de potansiyeli o tarihte yakalamıştı. Açık ki İmamoğlu ve arkadaşlarının başına gelenler bu yüzdendir. Operasyonlar olmasa ve tabii mecrasında ilerleseydi bugün konuşacağımız şeylerin şimdikinden çok farlı olacağı da açıktır.
Macaristan’da olan şeyin potansiyeli burada bir yıl önce görünmüştü ama yeterli değil. Çünkü, Türkiye’nin kendine has şartları var! Çoğu zaman demokrasinin, hukukun ve millet iradesinin hilafına gelişen bu şartlar siyasi dengeleri ve adil yarışma zeminini tahrip ediyor. Geçmişte yaşanan kötü örneklerden sonra artık bir daha tekrarlanmaz diye düşünülmesine rağmen o şartlar yine siyasal ortamı kuşatıyor. Macaristan’la veya başka bir demokrasiyle Türkiye’yi kıyaslamak da bu yüzden zorlaşıyor.
Yarışma şartları aynı değil ve iktidarı talep eden bir liderin hedefine ulaşması için iktidardan daha güçlü kondisyona sahip olması gerekiyor.
