Otoriterleşmenin faturası
Ana muhalefete karşı yargı eliyle kapsamlı bir “silkeleme” operasyonu yürütülüyor. İktidara kesin destek veren MHP lideri Bahçeli’ bile “demokrasinin hırpalanması”na itiraz ediyor. “CHP üzerinde oyun oynamanın tehlikeleri” konusunda uyarıda bulunuyor. “Güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç” duyulan bu dönemde “bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya şahit olunmaktadır” diyor.
Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde görülmeyen bu vahim Silivri ve mutlak butlan tablosu, kabaca on yıldır adım adım gelişen otoriterleşmenin bir aşamasıdır.
İran savaşı da devan ederken ortaya çıkan bu tablo çok vahim ama ekonomik göstergeleri korkulduğu kadar etkilemedi. Mehmet Şimşek şöyle diyor:
Ekonomimiz, karşı karşıya kaldığı çoklu şoklara rağmen büyümesini 23 çeyrektir kesintisiz sürdürdü. Milli gelir yıllıklandırılmış olarak 1,6 trilyon doları aştı.”
Böyle düşündükleri için “silkeleme”ye tam gaz devam ediyorlar.
BİRİKİMLİ ETKİLER
Fakat ekonomide suyun üstünde gözükmeyen ciddi sorurlar var. Saygın iktisatçılarımızdan Prof. Selva Demiralp, verilerdeki bozulmanın sarsıcı büyüklükte olmamasının temelinde “denge fiyatı değil, müdahale fiyatı” olduğunu belirtiyor. Yani piyasada dengesini bularak oluşmuş reel fiyatlar değil, Merkez Bankası’nın “müdahale” ederek oluşturduğu fiyatlar…
Prof. Demiralp makalesinde önemli bir metodolojik vurgu yapıyor:
“Siyasi şokların ve politika hatalarının yarattığı ekonomik hasarı değerlendirmek için kısa vadeli finansal göstergelere değil, uzun vadeli makroekonomik göstergelere bakmak!”
Tarih-sever okurlarıma hatırlatayım, büyük tarihçi Fernand Braudel, yaşanıp geçmiş olayların birbirini izleyerek ve birikerek nasıl büyük sonuçlar doğurduğunu “uzun süreli tarihçilik” metoduyla ortaya koymuştu.
İktisatçı Demiralp de makalesinde şöyle diyor:
“Her siyasi şok, her politika hatası, ertelenmiş her reform bu göstergelere iz bırakmakta ve sürdürülebilir büyümeyi aşağı çeken, kalıcı ekonomik hasar olarak geri dönmektedir.”
Otoriterleşmenin iktisadi faturasına da böyle bakalım diyorum. Mesela ki;şi başı milli gelir…
25.000 DOLAR NEREDE?
Türkiye’de kişi başı gelir 2002 yılında 3 bin 688 dolardı. 2013 yılında 12 bin 614 dolara çıkmıştı. Kabaca yılda 900 dolar artış.
Bu ivmeye bakarak Ali Babacan ve ekibi sektörler bazından teknik çalışmalar yaparak Türkiye’nin 2023 yılında 25.000 dolara ulaşmasını öngörmüşlerdi.
İlk on yılın kurumsal ve hukuki reformlarına devam edilseydi, Türkiye 2023 yılında en azından 25 bin dolara yaklaşırdı.
Ama 2023 yılında, TÜİK’e göre 13 bin 110 dolarda kaldık! Gerimizdeki Balkan ülkeleri bizi geçtiler.
İlk on yıllık dönemde yılda 900 dolar, ikinci on yıllık dönemde yılda 200 dolar artış!
Bu vahim performans düşüklüğünün temelinde “faiz sebeptir” gibi yanlış iktisat politikaları, dış politikada gereksiz kavgalar gibi sebepler var ama temel bir sebep de otoriterleşmedir.
2026 yılının Mayıs ayında Adalet Bakanı Gürlek ne diyordu:
“Yabancı yatırımcının Türkiye’ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz. Yabancı yatırımcı Türkiye’ye gelirken, birinci olarak hukuki güvenlik, ikinci olarak tahkim istiyor…”
Hukuk güvensizliğinin itirafıdır bu.
OTORİTER NE DEMEK?
Otoriter demek, hukukla ve denetimle sınırlanması yetersiz demektir. Modern anayasal devlet kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, temel hak hürriyetler gibi değerlerle sınırlandırıldığı gibi parlamentonun, etkili muhalefetin, yargının ve hür medyanın denetimine tâbidir.
CB sisteminde bu denetimler kalktı ya da yüksek eşikler konulduğu için fiilen denetimsizlik hakim.
Merkez Bankası’nın bağımsızlığı da CB sisteminde kaldırıldı.
Oysa “hükümetin sınırlandırılması” (limited governement) hukuk devletinin birinci şartıdır.
Türkiye’de hukuk güvenliği böyle en alt seviyelere indiği içindir ki yatırım gelmiyor, Adalet Bakanı da bunu tescil ediyor.
WJP Hukuk Devleti Endeksi’nde “hükümetin sınırlandırılması” konusunda Türkiye’nin puanı 1 üzerinden 0.28 iken, Komünist Çin’de yine 1 üzerinde 0.32’dir, bizden yüksektir. Bizden kat kat fazla yatırım alıyor.
Oysa siyasi özgürlüklerde Türkiye elbette Çin’den iyidir.
Türkiye’de CB sistemi bu yapısıyla “hukuk güvenliği” yerine “idare-i şahsiye” görüntüsü yarattı ve faturası çok ağır oldu.
Özet: Hukuk ekmektir.
