Edip Cansever’in sıkıntısı

Mektuplar, özellikle sanatçıların mektupları, onların müphem, çekingen mizaçlarına açılan bir kapı bence. Hele de içe kapanıklarsa…

İkinci Yeni’nin en içe kapanık şairleri Turgut Uyar’la Edip Cansever gibi gelir bana hep. Sıkıntı evet, varoluşsal bir bunaltı, kasvet bir arı oğulu gibi başlarının üstünde uğuldar durur. En çok da Edip Cansever’de.

Mektuplar, sanatçının mizacına dair ipuçları verir demiştim ya! Edip Cansever’in Alev Ebüzziya’ya yazdığı mektuplarda da görüyoruz bunu. Garip, boğucu bir sıkıntı, bir mektuptan diğerine konuyor, satırlar arasında gezinip duruyor. Bir mektubunda “sıkılsam, bu sıkıntı mektuplarıma da siniyor.” (s. 235) dediği gibi, siniyor evet!.

“İki Satır, İki Satırdır” (YKY, 2021) adını taşıyan kitapta, Cansever’in Alev Ebüzziya’ya 1962-76 yılları arasında yazdığı 123 mektup var. İnişli çıkışlı, yer yer mütereddit bir ilişki onlarınki. Şair, yazarak hayata tutunuyor âdeta. Şiir, mektuplar ve aşk -ama korkuyor kaybetmekten- yalnızlığın karanlık kuyusunda bir ışık gibi. Hep yazıyor belli ki Ebüzziya’ya ve daima cevap bekliyor. Karşıdan cevap gecikince panikliyor ve her mektubun sonunda mutlaka “Yaz!” tembihi. Burada bir parantez açıp şunu söylemeliyim: Yazmak bir tür arınma, ferahlamadır sıkıntılı şairler için. Cansever için de öyleydi eminim; “en büyük sığınağı…” (s. 225)ydı şiir. Nitekim bir mektubundaki “Şiir bir dengeydi benim için, katlanmayı başarmak, ama yenilgilere karşı çıkmaktı bir bakıma.” (s. 150) cümlesi önemli bir ipucu. Şiirle sıkıntısını unutuyor, yorulup şiir yazamadığındaysa mektup imdadına yetişiyordu. “Onlar da olmasa” dünyada “bir sancı gibi” kalakalırdı.

Neden bilinmez, Alev Ebüzziya genelde cevap vermekte gecikiyor anlaşılan. Ve her defasında şairin sitemi: “Beş kere yağmur, bir kere de kar yağdı sen yazmayalı.” (s. 227) Bu gecikmelerde müphemiyetin kıyılarında tedirgin dolaşıyor Cansever. Zamanla yoruluyor parmakları, kelimeler canlılığını yitiriyor. Bir öfke ya da karamsarlıkla belki, Alev Ebüzziya’nın mektuplarını yırtıyor. 28.11.1975 tarihli mektubunda yazmış bunu.

Yukarıda söylemiştim; bu mektuplara en çok da şairin o dönemdeki ruh hâli yansıtıyor; “İçimde hiçbir zenginlik yok” (s. 31), “turuncu peşimi bırakmıyor. Turuncu bir intihar, turuncu bir ölüm.” (s. 35), “bilinçli bir karamsarım” (s. 39, “anlamsızlığın, sıkıntının çağdaş bir yüküyüm” (s. 43), “sıkıntının ta kendisiyim” (s. 52) gibi cümleler mektuplarda o kadar çok ki! Bu sıkıntı onu alkole, meyhanelere savuruyor, her mektubunda sığındığı şey içki! Nedeni belirsiz bir sıkıntı içinde devinip duran.

Bunları bilince şiirlerini anlamak daha kolay! Yazdığı “Canım sıkılır kahveye çıksam/ Eve girsem bir baş ağrısı” (Sonrası Kalır I, s. 45), “Ben omuzlarımı alıp sıkıntıya giderim” (s. 146), “Bir kişi bile değilim yalnızlıktan” (s. 213), “Ben burda bir sıkıntıyım…” (s. 230), “Ya alkol olmasaydı”, “Bardaklar, o uzun bardaklar, dişi alkoller yani/ çiftleşip bırakırlardı sesimizi” (s. 307) gibi mısralar böylece yerli yerine oturuyor.

Bunaltı ve alkol, Cansever’in şiirini kuşatan iki tema ve psikolojik yumağı çözecek iki ilmek. Yazmaksa nefes almak gibi. Bir mektubundaki “Yazmak, sonsuz yazmak istiyorum” (s. 28) cümlesinde bunalan bir şairin ferahlama arzusunu buluyoruz.

Bir de şiire dair söyledikleri var. Meselâ “şiir, sessizlikte mayalanır” (s. 49), diyor, “her şiirin ancak yazıldığı dilde okunursa ” anlaşılabileceğini, şiirin “kavramlarla değil, imajlarla kurulduğu[nu]” (s. 116) söylüyor.

Ve bir okurun “Öyle karamsarsın ki, insan senin şiirlerini okuyunca, âşıksa aşka boş verebilir.” (s. 174) cümlesinin altını çiziyoruz. Değişebilir miydi şair? Umut ve neşe dolu şiirler yazabilir miydi? “Yapamam galiba” (s. 174) diyor. Yapamazdı.

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum