Back To Top
İktidar salt kötülük müdür?

İktidar salt kötülük müdür?

 - Son Güncelleme: 12.08.2017 Cumartesi 02:24
- A +

Ağır bir önermeyle başlayacağım yazıya: Türkiye’de Sol’un, hatta CHP dahil pek çok muhalif kesimin düşünsel kibri ne kadar genişse, düşünsel sığası da o kadar dardır. Hesapta yalayıp yutmadıkları düşünsel alan, Türkçeye kazandırmadıkları düşünür yoktur. Ama iş Menderes’le DP’ye, Özal’la ANAP’a, Erbakan’la RP’ye, Erdoğan’la Ak Parti’ye gelince, varıp sığındıkları durak 19. yüzyılın “iktidar” tasarımıdır.

***

Salt olumsuzluk, salt bastırma, salt kötülük olarak iktidar. Bu söylemleri yukarıda andığım adlar ve partiler döneminde hep daha beter bir hal almıştır. “Diktatörlük özlemi içinde bir adam” olarak betimlemişlerdir Özal’ı. Düşlediğinin onda birini anca gerçekleştirmişti Özal. Çok daha fazla yol alan Erdoğan’a bunca yüklenmeleri boş yere değil tabii.

Onlara göre biz hepimiz kötüyüz, biz kötülüğün destekçisi, ortağıyız. Erdoğan’a destek veren herkesi böyle tanımlıyor, böyle de rahatlıyorlar. Bizim kurmaca kötülüğümüz üzerinden kuruyorlar meşruiyetlerini bu iyicil, demokrat, çoğulcu muhalifler. Yazılarındaki ton farkının önemi yok, hepsi iyilik ve güzelliğin savunucusu, bizler de karanlık ruhlarız, kötülüğün ortağıyız. Bu tarihdışı “iktidar okuması”na nasıl yanıt vermeli? Yanıt Foucault’da gizli belki. Fransız düşünür Michel Foucault’dan oldukça basitleştirerek aktaracağım “iktidar” tasarımına göz atmakta yarar var bugün:

İktidar aynı anda hem “olumluluk” hem “olumsuzluk” üretir. İktidarın ürettiği “olumluluklar” arttıkça, toplum gövdesi üzerinde yayıldığı alan da genişler. İktidarın ürettiği “olumsuzluklar” ağır basıyorsa, yayılım alanı sınırlanır, ortaya bir tür büzüşme hali çıkar. Kısacası iktidar, ürettiği olumluluk ve olumsuzluklar doğrultusunda daralıp genişleyen bir şeydir. Salt “olumsuzluk” üreten bir iktidar yoktur. Salt “olumluluk” üreten bir iktidar yoktur. Şimdi “Canım, bu son derece basit bir gerçek; bunu Foucault’dan duymaya, öğrenmeye ihtiyacımız yok!” dediğinizi duyar gibiyim. Ama bu basit gerçek bizim kavrayış alanımızda pek fazla yer tutmuyor. Kimileri, pay almadıklarını düşündükleri için, iktidarı “salt olumsuz” sayıyor. Kimileri de, pay aldıklarına emin olarak, “salt olumlu” bir kipte okuyorlar iktidarı. Toplumun genel eğilimi böyle bir “karşıtlık tablosu” değilse bile, onun temsilcileri ya da kendilerini onun temsilcisi sayanlar bu işe pek hevesli. Ağırlığın “olumlu” ya da “olumsuz”da olduğu bu şematik yargılamalar pek çok kişiye “kendine bir konum biçmek” açısından sayısız rahatlık sağlıyor. Gelgelelim her iki cephe de aynı yaşama alanında aynı türden kavramlarla aynı araçsallığa sığınıyor. Basit, hem de çok basit! Bu basit “çıkarsama”ya önemli bir eklemede bulunuyor Foucault:

***

İktidar “öznelerüstü bir strateji bütünü”dür, “karmaşık bir stratejik durum”dur. İktidar bir kurum, bir yapı değildir; hatta yukarıdaki “basit tanım” çerçevesinde, şunun sahip olup da bunun sahip olmadığı bir şey değildir. İktidar onu oluşturduğunu, ondan pay aldığını varsayan öznelerin tek tek “kurduğu, düşündüğü, dile getirdiği” öğelerin toplamından ibaret değildir. Dolayısıyla, sahip olduğumuz güvenli “karşıtlık konumları”na yaslanarak, uygun “günah tekeleri” icat etmek -belki kurnazca, ama- hiç de akıllıca değil. Ne kişilerin tek tek eyledikleri bütünü yansıtır, ne de bu durum bizim sorumluluk payımızı azaltır. Ayrıca bu dar çerçeveden kurtulmak için, salt kişilere yaslanmayı da bir kenara bırakmamız gerekiyor: Kişilerin asıl işlevi bir simge olmalarıdır, bir araya getirici, bütünleştirici olmalarıdır.

Samimi olalım mı artık? Derdiniz sadece Erdoğan değil, derdiniz Erdoğan’da kendi özneliğini de bulan ve toplumun yarıdan fazlasını oluşturan geniş bir kesim. Bütün bunları da bir yıl kadar önce dünyanın en kötücül kültlerinden birinin darbe girişiminin toplumun pek çok kesiminin sokağa inmesiyle engellendiği, o gece 250 şehidin verildiği bir ülkede yazmak zorunda kalıyor olmak fazlasıyla ironik değil mi? Ortak gerçekliğimiz ne zaman bu kadar ayrıştı bizim? Ya da hiç ortak gerçekliğimiz oldu mu? Siz kendi gerçekliğinizi toplumun tamamına dikte ederken, bu toprağı yurt tutmuş garipler neredeydi? Vallahi ve billahi göz eriminizdeydi. Göz ardı ettiniz, yine de gözünüze battılar. “Öznelerüstü bir strateji bütünü” olarak hem de! Biliyoruz, çok fena ettiler!

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
KARAR OKURU 15 Ağustos 2017 01:05
kişi kendi gibi bilir herkesi
Fer 13 Ağustos 2017 05:52
Siz kötü müsünüz bilmiyorum çok önemli değil. Kötü bir yazarsınız.
Hulusi demirkan 12 Ağustos 2017 22:54
Bide bu gazteye pelikanci muhalif derler ..adam ultra reisci ve kararda yaziyor
fatma 12 Ağustos 2017 14:59
ideolojik bir yazı. Kınıyorum. Bir köşe yazarından da bu beklenir. derinlik yok. Sığ. Kapsayıcılık, analiz, çok taraflılık, çoğulculuk yok... yok oğlu yok... Korkular var. Acaba şöyle yazsam ne derler. Korkular...yazarken korkular...
HACI CAVCAV 12 Ağustos 2017 07:22
Sayın yazar,"...Derdiniz sadece Erdoğan değil, derdiniz Erdoğan’da kendi özneliğini de bulan ve toplumun yarıdan fazlasını oluşturan geniş bir kesim."demekle çok önemli bir noktaya dikkat çekmiş.Aynen katılıyorum. "AKP" diye söze başlayanlar,"AKP"nin toplumun en az yarısı anlamına geldiğini göz ardı ediyorlar. "AKP",partiyi temsil eden ve görünürlüğü olan,3-5,8-10,50-100,300-500 kişiden ibaret değil ki."AKP" dediğinizde, halkın yarısından bahsettiğinizi bileceksiniz ve ne söyleyecekseniz ona göre söyleyeceksiniz. "AKP"nin bir tüzel kişilik olması bu gerçeği değiştirmiyor. Yazarımız Erdoğan'la halkın yarısı arasındaki özdeşliğe dikkat çekerken ben işin içine "AKP" yi de kattım.Çünkü Erdoğan ike Ak Parti arasında da bir özdeşlik var.Evet bir çok değerli ismin katkısı var ama Erdoğan'ın yeri ayrı.
Kaan 12 Ağustos 2017 12:39
3
Demokrasi teorisine taban tabana zıt bir önerme. İnsanlar oy verdikleri şeye dönüşmezler. 55 milyon seçmenin önüne fiiliyatta 3-4 siyasi temsilcinin kondugu düşünüldüğünde, insanlarin oy verirken %100 görüşlerinin temsiline değil, mevcutları arasındaki en iyi seçeneğe oy vereceği ortada. Dolayısıyla oy veren de oy verdigini eleştirebilir. Dahası bir hususun elestirilebilirligi fikirdaş sayısıyla değil nesnel kriterlerle belirlenir. Bu tip totalitaryan fikirler hamdolsun ki gelişmişlik seviyenizi çok altında ve ülkemizde yeri yok.
HACI CAVCAV 12 Ağustos 2017 14:48
3
Kaan bey,siz teoriden bahsediyorsunuz,ben vâkıadan.Bahsettiğim hissiyat ve fikriyat beraberliği olmasaydı insanları 15 Temmuz'da gece yarısı sokaklara dökemezdiniz.Evet o gece belki başka partilerden de insanlar vardı ama,ağırlık Ak Partililerdeydi. Fikrî ve hissî bir beraberlik olmasa,insanlara,"Allah'ım benim ömrümden al,da O'nun ömrüne kat " dedirtemezsiniz.Bu söylediklerimle bir faniyi putlaştırmadığım gibi, eleştirilmesin de demiyorum.Yerinde bir eleştiri,eleştirilen kişiye pohpohlanmasından daha yararlıdır. Şahsen,kendi çocuklarımda gördüğüm eksikliğe,başkalarının çocuklarında gördüğüm hatalardan daha çok üzülürüm.Ve düzeltmenin çaresine bakarım.İnsan desteklediği partinin veya şahsın hatalarını söylemekten,yani eleştirmekten imtina etmemelidir.Benim yukarıdaki yorumumda eleştiriye değil,karalamaya dikkat çekilmiştir.Niyet halis olmadığı için partinin adı bile Ak Parti değil,AKP olarak yazılmaktadır(Her AKP diyen kötü niyetli olmayabilir,ama çoğunluk iyi niyetli değil bu konuda).Dünkü bir yorumumda da değindiğim gibi,adı Ahmet olan adama,hayır ben sana Mehmet diyeceğim denilmektedir adeta.
yorumcu 12 Ağustos 2017 17:30
1
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kısaltılmış hali AKP dir. Tıpkı Cumhuriyet Halk Partisi'nin CHP, Milliyetci Hareket Partisi'nin MHP ve diğer partilerde olduğu gibi. Bu kadar basit ve net...
Kaan 12 Ağustos 2017 18:18
1
Buradaki temel anlayış problemi partiyi seçmenlerine değil seçmenlerini partiye irad yazmak. Mesela AKP'ye laf söyleyen %50'ye laf söylemiş olur anlamındaki söylemleriniz demokrasilerde değil totaliter düzenlerde karşılık bulur. Bu anlayış son dönemde çok yaygın ve özünde seçmeni partiye asker saymak var. Halbuki seçmen aralarındaki bütün renk tonlarıyla, farklı beklenti ve gerekçelerle bir partiye diğerlerinden daha yakın hissettiği sürece oy verir, takip eder, hissi kaybettiğinde oy vermez. İnsanlar blok blok değildir, partilerin neferleri değildir, hizmet etmek değil hizmet almak pozisyonundadır. Demokrasiyi böyle görmeyen anlayış yayıldıkça toplumsal birlikteliğin, ülke olma vasfının altını oyar. Bu kadar net.
HACI CAVCAV 12 Ağustos 2017 21:01
0
1.Sayın yorumcu,nasıl Anavatan Partisi'nin kısaltımış hali AP değil, de ANAP ise,Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kısaltılmışı da Ak Parti'dir.Çünkü tüzüklerinde öyle yazılıdır.Keyfinize göre kısaltamazsınız. 2.Sayın Kaan bey,bana göre partilerin sahibi,patronu seçmendir.Sizin ifadenizle söyleyecek olursak,seçmen partinin askeri değildir,parti görevlileri seçmen kitlesinin emrindedir.Seçmeninden soyutladığınız bir partinin toplum nezdinde bir ağırlığı yoktur.Yanılmıyorsam Türkiye'de 30 kadar parti var.Bazılarının adını bile bilmememizin nedeni seçmeni olmamasıdır.Sosyolojik olarak bu böyledir. Hukuken partilerin bir tüzel kişilik olması bu durumu değiştirmemektedir.
Mert 14 Ağustos 2017 05:40
0
Haci CAVCAV bey, Sn. Erdogan'in da bizzat meydanlardan yaptigi gibi herhangi birisi "CeHaPe Zihniyeti" diyerek konusmaya basladigi zaman da Turkiye'nin AK partili olmayan %50sine saygisizlik etmiyor mu?
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN